Burnumu sesli sakince üzerimde olan göz sayısı arttı. Ee normal olarak insanlar metroda ağlayan birini gördüğünde garipsiyordu. Ne olmuştu canım içinden geldiğü gibi ağlasam. Neden insanlar bu kadar ön yargılı asla anlamıyorum. Zaten ağlamamın sebebi de bu ön yargı. Uğruna günlerimin haftalara, haftalarımın aylara karıştığı bir tasarım “bu kız daha okulunu bile bitirmemiş yapamaz” diyerek red yemişti. Hem de kapağı bile açılmadan. Uykusuz onca gecemin boşa gittiği yetmemiş gibi zaten zar zor ikna ettiğim ailem de bu haberi duyunca telefonu yüzüne kapatmıştı.
Ben Umay Öztekin, zengin bir ailede büyüyen herkesin mutlu ve her istediğinin olduğunu düşünen o şımarık zengin kızı. Kimsenin hayatının dışarıdan görüldüğü gibi olmadığını çok küçük yaşlarda anlamıştım. Hayalim olan moda tasarım bölümünü kazanmış ama ailem istemediği için bir yıl boyunca okulumu dondırmak zorunda kaldım. Babama göre yaptığım çizimler saçmaydı, çizim yapmak yerine gidip onun şirketinde güzel bir iş kadını olarak çalışmam gerekiyordu. Şirkette bilerek bir dolu sorun çıkardım ve sonunda ailemi okulumu yeniden açmaya ikna edebildim. Yaklaşık 10 ay önce Ankara’ya taşındım kendi başıma ve bir dolu iş başardım. Bir markaya model oldum ve çizimlerimin bir kaçı da beğenildi. Benim için asla kolay olmamıştı ama asıl beni yoran ailemdi. Sürekli beni darlamaları ve sırf hayallerimi yapıyorum diye beni küçük görmeleri abartısız çok koyuyordu.
Özellikle de bugün o tasarımın reddedilmesi ile beni yeniden İstanbul’a getireceklerini söyleyip yüzüme kapatmışlardı. Tabii ki gitmeyecektim ama ailem bir daha yüzüme bakar mı bilmiyordum. Evime geldiğimi anladığım dırakta indim ve midem bulana bulana da olsa eve kadar yürüdüm ve kapısa sabah heyecanla anahtarını unutup geç kaldığım için metroya binmek zorunda kaldığım güzelim arabam ile karşılaştım. Şu an onun bile yüzüne bakacak halim yoktu. Binaya girip asansörde 3 numaralı tuşa bastım. Kendimi eve zar zor attım. Üzerimi değiştirip kendimi yatağa atacakken kahretsin ki makine bitti. Ve şimdi kalkıp o çamaşırları sermezsem içinde kokacaklardı ve içinde benim çamaşırlarım değil tasarımların mini taslaklarını çıkardığım kıyafetler vardı. Ağzımdan bir kaç küfür çıktı ama ayağa kalkıp yarı uyanık makineyi boşalttım. Aynı şekilde balkona çıktım ve kırışacak olmalarını umursamadan gelişi güzel serdim kıyafetleri. Ankara’nım müthiş rüzgarı daha gece çökmeden esmeye başlamıştı. Hızlıca içeri girip balkon kapısını da örttüm. Kendimi nasıl yatağa attığımı ve horul horul uyuduğumu hatırlamıyorum ama çalan kapı ile gözlerimin nasıl sinirle açıldığını biliyorum.
“Bir uyutmadınız kim gecenin bu saatinde amına koyayım ya” ağzımdan çıkanlara kusura bakmayınız guys ama maalesef benim de bir sabrım vardı ve bugün taşmıştı. Bir hınçla kapıyı açtığımda normalde olsa üzerine atlayacağım ama şu an pek de umurumda olmayan bir yakışıklı çıktı.
“Buyurun?” Dedim nazik olmaya özen göstermeden.
“Merhaba diyebilmek isterdim hanımefendi ama neden kendi evimin balkonunda huzurla oturamıyorum ben?” Adam da nazik olmaya çalışsa da baya sinirliydi. Gözlerimi ovuştururken kaşlarımı çattım.
“Ben nereden bileyim beyefendi?” Dedim salak gibi ve bir şeyleri yedim. Adam elinde tutup yüzüme ban diye yapıştırdığı şey benim sümüğümü karıştırırcasına astığım çamaşırlardan biriydi. Daha kötü olanı ise o benim tangamdı. Hem de kırmızı.
Sen şimdi naneyi yemedin mi? Dedi iç sesim Allah onun da canını almasın.
“Kusura bakmayın çok pardon, uçmuş o” aldım elinden.
“Yani ben de diyorum komşularım ne güzel insanlar hiç rahatsız edecek ses seda yok. Başıma gelene bakın, bu ne biçim rezillik. Sizin kurutma makineniz yok mu? Hadi yok, bu rüzgarda çamaşır mı asılır. Hadi onu da geçtim. Bu asılır mı hanımefendi Allah aşkına ya!” Adam sinir küpüydü.
“Siz yeni mi taşındınız?” Dedim ortamı yumuşatmak için “Ay çok çok özür dilerim. Bir daha olmayacağı konusunda temin edebilirim sizi” adam göz devirdi.
“Bir daha kitap okurken gökten kafama tanga düşeceğini sanmıyorum” koydu lafı. Bir de kafasına düşmüş. Hay ben senin don asacağın yeri Umay!
Elimi uzattım.
“Umay ben bu arada” ters ters baktı ve elimi sıkmadı bile.
“Deniz” ve gitti. Ben de arkasından bön bön baktım.
