Yıkımın Efendisi birgün yıldırımlarıyla yakıp kül ettiği ormanlardan geçerken daha önce hiç karşılaşmadığı, girişindeki taşları hafif yıkık bir mağara fark eder ve içeri girmeye karar verir mağaranın içerisinde ağlamakta olan bir karga görünce şaşırmaz aksine gazabıyla herkesin yüzleştiğini düşünür ve böbürlenir. Ama olaya daha yakından baktığında karganın yerde yatan başka karga için ağladığını fark eder. Usulca yanına yaklaşıp neden ağlıyorsun der. Karga ağlamaktan şişmiş yaşlı gözleriyle sevgilim için ağıt yakıyorum diye yanıtlar sesi titreyek. O an Yıkımın Efendisi içinde bulunduğu durumu sorgular o da kardeşini kaybetmiştir, bütün öfkeside bu yüzden değil midir zaten. hayatla kavgası tüm yaptıklarını aklamadığını biliyordu, pişmanlık duymanın sırası mıydı. Ama şimdi eşi için ağlayan kargaya baktı içinde birşeyler cız etmişti. Sakin bir şekilde diğer kargayı korkutmadan cansız kargaya yaklaştı ve nefesini karganın üstüne üfledi. İşte şimdi sihirli bir şekilde karga hiç çizik almamış gibi canlanmıştı. Dişi karga son kez ağlamıştı bu sefer üzüntüden değil mutluluktandı. Yıkımın efendisi artık Yaşamın efendisi olmuştu. Dirilen karga gak dedi ve konuşmaya başladı bana ne yaptın sana teşekkür etmek istiyorum dedi. Yaşamın efendisi soruyu şöyle yanıtladı içimdeki çok sevdiğim birinin ölümü beni kahretmişti o üzüntü canımdan bir parça aldı o parça benden hiç ayrılmadı içimde öylece kanayan bir yara bıraktı bende sana o canın nefesinden bir parça verdim, kendi nefesimden, seni dirilten şey buydu dedi. İki kargada başlarını salladılar çok mutlu olmuşlardı. Dirilen karga öksürerek dikkatleri üzerine çekti. Mağaranın ilerisinde kocaman bir yılan var beni zehirleyen oydu dedi ve sözüne şöyle devam etti dilekleri gerçekleştiren bir taş var belki onu bulup dilek dilersen sevdiğini diriltebilirsin dedi ve eşinin kaş göz yapmasıyla uçup gittiler./
Yaşamın efendisi mağaranın derinliklerine doğru ilerken ölmüş insan iskeletlerini farketti ama bu onu korkutmamıştı çünkü o daha acımasızlarını yapmıştı bundan pişmanlık duydu. Birden uzun birşeyin onu sarmaladığını hissetti sesi çıkmıyordu o an ne yapıcağını bilemeyen Yaşamın Efendisi sırtında bir kılıcın olduğunu hatırladı o şey gevşeyince ona bıçağı sapladı bu yılandı. Yılan acı içinde yere yığıldı ve bir erkek çocuğuna dönüştü. Çocuğun beni lanetten kurtardın demesini bekliyordu ama hayır, küçük oğlan çocuğu tıslayarak çığlık attı bana ne yaptın beni çirkin başkalarına muhtaç bir bedene nasıl soktun diyerek inleyip mağaranın girişine koştu uzaklaştı kaçmıştı. Görünen o ki mağaradaki yılandan kurtulmuştu daha derinlerde bir taş keşfetti ve o taşa dokunduğunda onun dilek dilenen taş olduğunu anladı. Ve içinden o kaybettiği sevdiğini küçük kardeşinin geri dirilmesini diledi. Ve o anda taşın ışıldamısıyla dilek kabul oldu ve mağaranın yukarısından biri süzülerek indi bu küçük kardeşiydi gözleri yaşlarla doldu bir zamanlar kısada olsa nefretinin sebebi bugün ise sevincinin şimdi ona iyice sarılarak sıkıştırdı, nasılsın dedi. Kardeşi soğuk bir şekilde neredeyim bana ne oldu demişti./ Yaşamın efendisi ona tüm geçmişlerini anlattı ve son olarak nasıl öldüğünü anlattı ikisi oyun oynarlatken bir anda küçük kardeşin aklına bir fikir gelmişti taşları sapanla birbirlerine fırlatıcaklardı ve saklanmaya çalışarak taşlardan kaçıcaklardı ama yanlışlıkla gelen taşla küçük kardeş yaralanmıştı hemen anne çağrıldı küçük çocuk köye götürülüyordu köyde bi yatakta hasta bir şekilde dinleniyordu bu sırada köyde de veba çıkınca çocuk dayanamamış ölmüştü. İkisi bu yaşananları tekrar hatırlayınca çok üzülmüştü. Küçük kardeş konuyu dağıtmak ve fikrini söylemek için şunu dedi bu taşı köyümüze götürelim orada insanlara yardım eder dedi. Taşı iki kişi taşıyamazlardı o yüzden taşı kırıp götürmeye karar verdiler Yaşamın efendisi kılıcını çıkardı ve taşı kırdı taş üç parçaya bölündü üçüde farklı renklere büründü mavi, yeşil, kırmızı bu kırılan parçaları büyük bir zorlukla köylerine götürdüler. Köydeki salgın hala devam ediyordu. Taşlardan mavi olan taşı alıp vebanın bitmesini dilediler ama tam o anda köyü sel bastı su herşeyi alıp götürüyordu kardeşler en yakın taşa uzandılar bu sefer bu taş yeşildi belki sel baskınını önler diye dilek dilediler birden yerin altından sihirli bitkiler ağaçlar çıkmaya başladı kocaman ağaçlar suyu emdi kardeşler bu sefer kırmızı taşın ne işe yaradığını merak ettiler ikiside ağaçların arkasına saklanıp ağaçların iki katı daha fazla meyve vermesini istediler o anda köyde bir yangın çıktı her yer yanıyordu yaşamın efendisi bu sefer ne yapacağını şaşırmıştı. O sırada küçük kardeş bu mistik durumu çözmüştü ve mavi taşı alıp bir dilek diledi ve sel tekrardan geldi bu sefer ateşi söndürmek içindi. Tüm ateşi söndürdükten sonra selden akan su dereye ulaştı ve dereyi doldurdu iki su birleşince her şey normala döndü. Küçük kardeş büyük kardeşine dönerek Kırmızı taş ateşi çağırıyor mavi taş suyu ve yeşil taşta toprağı diyor böylece taşların gücünü öğrenmiş oluyorlar bunu vebalı köye fayda sağlamak için şu şekilde kullanıyorlar. Bitkileri daha verimli hala getirmek için toprağın gücünü, onları sulayıp büyütmek için suyun gücünü ve son olarakta ısınmak içinde ateşin gücünü kullanıyorlar./ İki kardeş köye bu şekilde yardım ederlerken köyün şamanları ve şifacıları vebadan korunmanın yollarını neredeyse bulmuşlardı. Bu süreçte küçük kardeşinin gizemli kayboluşlarından sonra gelişini garipsiyor ama ne yaptığına anlam veremediği için susuyordu. Bir gün bu küçük kardeş gizemli kayboluşunun ardından Yaşamın efendisine şu cümleyi kuruyor. Büyük kardeşim ben bu taşların gücünün biticeğinden korkuyorum soluklaşmaya başladılar, bu yüzden antik çağlardan kalan kitapları inceledim kayboluşumun sebebi buydu, bu taşların eritilerek mühür haline getirildiği ve insan tenine bu mühür olarak basıldığında dövme oluştuğunu bu dövme ile de üç ana elementin güçlerine sahip olunabilindiğini öğrendim. Fakat herkese üç ana elementen sadece bir mühürle dövme yapılması gerektiğini yoksa ikinciye yapılan kişinin başının döneceği ve ardından yorgunluktan güçsüzleşip öleceği yazılıydı. Eğer bu taşları böyle kullanırsak hem bu taşları bizim kontrolümüzden çıkarmak köyün güvenini kazandırır, hemde artık köylüler kendi işlerini birlik içinde halletmesine sebebiyet verir der. Yaşamın efendisi bu fikri onaylar teklikeli bir yoldur ama taşların gittikçe soluklaştığını düşününce kabul eder. Halkı bir şekilde şamanların onayını da alarak kabul ettirirler. O büyük gün gelmiştir herkes istediği elementin gücüne ait mühürü basmışlardır bu süreç iki kardeşin gözetimi altında olmuştur. Bir tek iki kardeş mührü kendilerine vurmazlar bunun sebebini gün gelir de ihtiyaç duyulursa ona göre element seçiceklerini söyleyerek açıklarlar. Herkes yeni güçlerinden memnundur fakat küçük kardeş halkın bu gücü kullanmakta zorlandığını fark eder, ve büyük kardeşinin yolculuğunda hayatını değiştiren kargaya atıfta bulunarak simgesini karga seçtiği bir okul kurmaya karar verir bu fikri kardeşine ortak eder. Okul başta küçük bir yer olarak inşa edilir fakat zamanla genişletilir ve öğrencilere ayrı birer yurt vericek kadar büyür. Bu süreçte küçük kardeş tekrar garip davranmaya başlar. Yaşamın efendisi onu gece vakti biriyle konuşurken duyar ama o yöne baktığında sadece kanat uçma sesi gelir ve kimse yoktur. Birgün okulun ormanından Lilith gelir sert hatlı uzun siyah saçlara sahiptir saçlarını kırmızı bir taç süslüyordur. Yaşamın efendisi hafif bitkin gözüken Lilith'e dikkatle yaklaşır Lilith o anda onun kucağına bayılır. Lilith uyandığında uzun yoldan geldiğini söyler ve bir bardak su ister ve onu tek hamlede bitirir. Kendisi kutsal bölge diye bir yerden geldiğini ve orada sihirli karga gözü küresini koruduğunu söyler. Ve yırtık pelerinin altından küreyi çıkartır iki kardeş birbirlerine bakarlarken Lilith bunun kurdukları okulda saklarsa okulu güçlendireceğini söyler. İki kardeş Lilith'in bu saf tavırlarına inanır ve okullarında onu saklamaya karar verirler. Bunun için okulda iki kardeş kendi heykellerini yaptırır ve ellerinin birleştiği noktaya küreyi sıkıştırırlar aynı zamanda bu heykellere ruhlarından bir parça koyarlar ki çalmaya çalışan kişiyi görsünler. Bu küre okula cidden de çok güçlendirir artık büyü yapan öğrenciler yorulmuyor güçlerini rahatlıkla kullanıyorlardır. Lilith birgün okulda öğretmen olma şartıyla gizli bir bilgi verebileceğini söyler kardeşlerin güvenini kazanan Lilith için öğretmen olmak o kadar zor olmamıştır. Bu gizli bilgi şuymuş her bir element başka bir element ile birleştiğinde başka bir güç ortaya çıkıyormuş bu güçler su ile ateş birleşmesiyle ilizyon, ateş ile toprağın birleşmesiyle ışık, toprak ilede suyun birleşmesiyle de buz Lilith bu güç birleştirme olayını öğrencilere öğretebileceğini çünkü bir tek kendisinin bunu bildiğini söylemiş. Neredeyse karşılıksız olarak bunu yapması Yaşamın efendisinde şüphe uyandırsada Lilith'in iyi niyetine güvenmiş. Bundan sonra Lilith de okulda öğretmen olarak okula katılarak derslere girmeye başlamış ve başka bir öğretmen olan yaşamın efendisinin küçük kardeşiyle iyice samimi olmuştur. Küçük kardeş iyice büyük kardeşinden uzaklaşıp Lilith ile takılmaya başlamış ve birgün ikiside ortadan kaybolmuştur. Bu kayboluş o kadar uzun sürmüş ki Yaşamın efendisi Başka bir müdür yardımcısı bulmuş okula. Ardından soğuk bir kış akşamı Lilith ve küçük kardeş okula gelmiş ama o eski kişilikleri yokmuş onlar artık Kraliçe Lilith ve Kaosun bekçisiymiş. Kraliçe Lilith yaşamın efendisiyle yüzleşmek yerine öğrenci yurdunu basmış ve mühürleri kontrol etmek için herkesin mühür basılı yere acı büyüsü göndermeye başlamış bu dövmenin kendisinden gelen bir acı veren karanlık bir büyüymüş karanlık ardından onlara itaat etmeleri gerektiği yoksa hepsini öldüreceğini söylemiş. Lilith meğersem bu kutsal bölgeden kovulmuş ve asker yetiştirmek için bu elementlerin gücünü kullanmaya karar vermiş bu yüzden Kaosun bekçisiyle güçlerini birleştirmeye karar vermiş ve bu sihirli mühür olayını planlamışlardır. Kraliçe Lilith bu okulu askeri eğitim aldırmak için kurmalarını istiyormuş ve buradaki aldıkları eğitim ile kutsal bölgedeki kişilerle savaş açabilecekmiş. Kraliçe Lilith öğrencileri alıp okuldan ayrılırken yaşamın efendisi bunu farketmiş ve öğrencileri durdurmaysa çalışmış ama nafile Kaosun bekçisi ve Kraliçe Lilithi elinden kaçırmış öğrencileriyle beraber. Kara kara düşünürken Yaşamın efendisi Kraliçe Lilith'in kovulduğu bu kutsal bölgeyi araştırmaya karar vermiş meğersem buradaki insanlarda üç ana elementi kullanıyormuş. Üçünün de gücünü birleştirerek bu güce infinity yani sonsuzluk adı veriyorlarmış her türlü gücü ve bilgiye sahiplermiş bu sonsuzluk gücü sayesinde ama bir farkla bu gücü sonradan değil doğuştan sahipmişler o yüzden kendilerini kutsal gördükleri için yaşadıkları yere kutsal bölge demişler. Ve şu bilgiyide öğrenmiş Kraliçe Lilith meğersem ortalığı karıştırıp taşkınlık çıkarıyormuş o yüzden bu bölgeden sürgün edilmiş şimdi niye Kraliçe Lilith'in bu kadar güçlü olduğunu anlamış. Burada olaylar biraz karışıyor savaşı durdurmak için mi yoksa kutsal bölgeyi uyarmak için mi oraya gittiği bilinmez ama o savaşta kutsal bölgedeki savaşa dahil olan herkesle beraber yok olmuş. Müdür yardımcısı olaylardan habersiz müdürün yokluğunda kendini müdür ilan etmiş ve onun ardından müdürlüğünü başkasına ve oda bir başkasına bırakmış böylece bu olaylar unutulup gitmiş. Şimdi Tina adında yeni bir müdür buradaki olayları çözüme kavuşturabilecekler mi o savaşta neler oldı ve daha başka kaç tane aydınlatılmayı bekleyen gizemli olay kaldı...