Odama girdiğimde hissettiğim heyecan yavaş yavaş sıkıntıya dönüşüyordu. Yatağımın üstünde yığınla duran bir sürü kıyafet vardı ve birkaçıyla vedalaşmam gerekecekti çünkü inatla valize sığmıyorlardı.
Sıkıntıyla oflayıp yatağımın kenarına oturduğumda odamın kapısı açıldı. Annem başını içeriye uzatıp bakışlarını etrafta gezdirdi. Ardından gözlerini devirdi. "Birce, iki aylığına gidiyoruz kızım. Bütün dolabını götürmene gerek yok. Hem orada eşyaların var zaten."
"Anne..."diye mırıldandım bıkkın bir tonda. O elbiseler valize sığmalıydı! "Zaten çok bir şey götürmüyorum ki!"
Valizimin etrafına bakıp "Emin misin?"diye sordu. İmâlı sesiyle ben de başımı çevirip her yere dağılan kıyafetlerime baktım. Sanırım emin değildim.
"Her neyse,"dedi annem. "Bir saat sonra çıkıyoruz, acele et."
Annem odadan çıkınca hızlıca ayaklandım. Bir saat içinde hazır olmak benim için çok zordu ama deneyecektim. Kıyafetlerimden bazılarını yeniden dolabıma yerleştirerek işe başladım. Hangisininden vazgeçeceğimi düşünürken biraz vakit kaybetmiştim ama yapacak bir şey yoktu.
Zorlukla kapattığım valizimi kapının kenarına bırakıp üstümü değiştirdim. Saçlarımı sıkıca toplayıp bağladım. Kalan son dakikalarımda yetiştirebileceğim şekilde iyi sayılabilecek bir makyaj yapmıştım.
Odamın kapısını açıp adımımı dışarı attığımda annemin sesi kulaklarıma ulaştı. "Birce! Hadi kızım." Valizimi çekiştirirken cevap verdim. "Geliyorum anne." Valizin ağırlığıyla yeniden yüzleştiğimde içimden aslında gelmeye çalışıyorum diye geçirdim. Evden çıktığımda herkes kapıda beni bekliyordu.
Gerçekten herkes.
Bakışlarım ilk olarak Kerem'e ulaştı. Telefonunda bir şeylerle uğraşıyordu, ilgisinin burada olduğunu hiç sanmıyordum. İstemsizce yüzüm düşerken babam yanıma gelip valizimi aldı. Arabaya doğru ilerlerken Ceyda gelip koluma girdi. Kulağıma doğru yaklaşıp kısık sesle fısıldadı. "Sıkma canını, abimin her zamanki halleri. Bedeni burada ama kafasını telefonundan kaldırmıyor, ruhen burada değil yani."
Sözlerinin gerçekliği beni daha fazla üzmüştü. Kerem hiçbir şey umurunda değil gibi davranıyordu, beni asla görmüyordu.
Ceyda yanımda ilerlerken Engin amcaya seslendi. "Baba ben Bircelerle geleceğim!" Engin amca başıyla onayladığında arabaya bindik. Onlar da kendi arabalarına bindiklerinde hep birlikte yola koyulmuştuk.
Ceydalarla evimiz yan yanaydı. Babam ve Engin amcanın çok iyi anlaştığı gibi annelerimizin de arasından su sızmıyordu. Ceyda da benim en yakın arkadaşım olmuştu. Burada komşu olduğumuz gibi bir de aynı yerden yazlık almıştık. Böylece yazın da birlikte tatil yapıyorduk.
Kerem ise...benim için komşudan çok daha fazlasıydı. Hem de yıllardır. Fakat o bunu hiç fark etmemişti. Tabi ben de fark etmesi için çok çabalamamıştım. Onu kaybetmekten korkuyordum. Zaten çok iyi anlaştığımız söylenemezdi, şimdi ona olan hislerimi öğrenirse benden daha fazla uzaklaşabilirdi. Bunu asla istemiyordum.
Ceyda uzun zamandır abisine olan hislerimi biliyordu. Ona da ben söylememiştim fakat görmek isteyen birisi için duygularım yeterince belirgindi. Kerem'in yanındayken istemsizce heyecanlanıyor ve farklı davranıyordum. Ceyda da şüphelenince inkâr etmemiştim.
Yol boyunca annemle babam kendi aralarında sohbet etmişlerdi. Ceyda ise bir şeyler anlatıp moralimi yerine getirmeye çalışmıştı. Sanırım Kerem'in bu tavırlarına yıllar içinde bağışıklık kazanmıştım. Gülümsemeye çalıştım. İnanıyordum, bu tatil bize iyi gelecekti.
Babam arabayı park ettiğinde dışarı çıktık. Engin amcalar da arabadan iniyorlardı. Yan yana olan yazlıklarımıza kısa bir bakış attım. Burayı gerçekten özlemiştim.
Ceyda ailesinin yanına doğru giderken babam da valizleri çıkarmaya başlamıştı. O bir valizi götürürken ben de kendi valizimi bagajdan çıkarmak için arabaya yöneldim. Valizi tutup zorlukla çıkarmaya çalışırken acaba içinden biraz daha mı elbise çıkarsaydım diye düşünmeye başlamıştım. Bu ne ağırlıktı böyle?!
Tam çıkardım diye sevinirken valiz birdenbire ellerimin arasından kaydı. Korkuyla istemsizce gözlerimi kapattım. Muhtemelen ayağımın üstüne düşecek diye düşünmüştüm ama saniyeler geçmesine rağmen hiçbir acı hissetmiyordum. Korkunun yerini merak alırken gözlerimi açıp başımı çevirdim. Görüş alanıma ilk giren şey hafif dalgalı kahverengi saçlardı. Düşmesine ramak kalan valizimi tam olarak kaldırıp doğruldu. Onu takip eden bakışlarımın yeni durağı gözleri oldu. Saçları gibi kahverengi olan gözleri. Fakat aklıma takılan başka bir detay vardı.
Bu adamın boyu kaçtı?!
Ona bakmaya çalışırken resmen boynum ağrımıştı. Çok kısa bir an bakışları yüzümde dolaştıktan sonra dengede duran valizimi bırakıp arkasını döndü. Gitmek için birkaç adım atmıştı ki seslenerek onu durdurdum. "Hey!" Ona nasıl hitap edeceğimi hiç kestiremiyordum. Dursa da arkasına dönmedi. Yine de "Teşekkür ederim,"diye seslendim. Cevap vermedi, adımlarını hızlandırdı ve uzaklaştı.
O, sanırım biraz tuhaftı.
Beni yarı yolda bırakan valizime kızgın bakışlar atarken mecburen tutup sürüklemeye başladım. Fermuarı patlamıştı. Eve girerken annemin ben demiştim temalı bakışlarına maruz kalmıştım. Ama kadın haklıydı, hiçbir şey diyemiyordum.
Odama girip valizimi kenara koyunca derin bir nefes aldım. Tatile birazcık şanssız başlamış olabilirdim ama bu hep böyle geçeceği anlamına gelmezdi sonuçta değil mi? Yani, umarım gelmezdi...
Yorgunlukla kendimi yatağıma atıp gözlerimi kapattım. En fazla on dakika boyunca rahat bir şekilde uzandığımı düşünüyordum ardından odamın kapısı çalınmıştı. Annem yavaşça içeriye girip gülümsedi. "Kızım,"dedi yumuşak bir tonda. "Hadi bir markete git de gel."
Hızla doğruldum yatağımdan. "Anne daha yeni geldik!"
"Sorun da bu ya kızım. Yeni geldik, dolapta hiçbir şey yok. Gelirken almayı akıl etmemişiz. Bir koşu al da gel!" Sonlara doğru kararlı çıkan sesiyle reddetmek gibi bir şansımın olmadığını fark etmiştim. Gönülsüz bir şekilde "Tamam,"diye mırıldandım. Annem dışarı çıkınca ben de kalkıp çantamdan telefonumu aldım. Aynadan görünüşüme göz atıp gayet güzel olduğuma ikna olduktan sonra odamdan çıktım. Annemden alınacak şeyleri öğrenip evden dışarıya adımımı attığımda yan taraftaki evin de kapısı açıldı. Yani Keremlerin evi...
Ceyda ve Kerem dışarıya çıkıyorlardı. Ceyda bur şeyler anlatırken Kerem öylece etrafı süzüyordu. Gözleri bana değince hızla kaçırdım bakışlarımı. Kendime içimden sakin olmam gerektiğini anlatırken aramızdaki mesafe azalıyordu. Yan yana geldiğimizde Ceyda "Nereye gidiyorsun?"diye sordu. Kerem'e bakmamaya çalışıyordum. "Markete,"dedim kısaca.
"Biz de markete gidiyoruz, birlikte gidelim o zaman." Abisinin yanından ayrılıp yanıma geldi ve koluma girdi. "Zaten abimle gitme fikri hiç eğlenceli gelmiyordu."
Birlikte küçük adımlarla yürürken Kerem arkamızdan geliyordu. Ceyda bir şeyler anlatsa da ona odaklanamıyor sadece arada onaylayan mırıltılar çıkarıyordum.
Markete geldiğimizde içeri girip reyonlara dağıldık. Onlar kendi alışverişini yaparken ben de kendi alacaklarımı alıyordum. Yoksa bu alışveriş çok uzun sürerdi.
Neyseki annemin çok da uzun olmayan alışveriş listesini kısa sürede tamamlamıştım. Sadece yumurta eksik kalmıştı. Onu da alırsam işim bitecekti.
Yumurtaların olduğu reyona geldiğimde yüzümü buruşturdum. Ne kadar düzensiz dizmişlerdi kutuları. Elimi atsam düşmek üzereydi. Dikkat ederek en sağlam duran kutuya uzandım. Ama ne yazık ki şanssızlığım devam ediyordu. Kutu parmaklarımın arasından kayıp yeri boylamak üzereyken önümden bir kol uzanıp kutuyu tuttu. Rahat bir nefes verirken teşekkür etmek amacıyla kutuyu tutan kişiye döndüm. Düz bakışların hakim olduğu kahverengi hareler bugün ikinci kez karşımdaydı. Teşekkür ettiğimde bana cevap vermediği için duyamadığım sesi şimdi kulaklarıma ulaşmıştı.
"Daha dikkatli olmalısın, sakar."
•••






