Kalktığımda çok güzel bir yağmur kokusu odamın içini dolduruyordu. Hava minik minik kararmaya başlamıştı, önce pencereme sonra da penceremin önündeki küçük ve eski olmasına rağmen hala tatlı kalmayı başarabilen masama baktım. Üstünde bir sürü kitap, tonlarca yazı denemeleriyle dolu kağıtlar, şarkı sözleri yazılı küçük, süslü, renkli kağıtlarım vardı. Ve tabii ki bunlara ek bir sürü renkli kalem ve kokulu silgi de vardı.
Hemen, siyah çarşaflı olmasının aksine aşırı tatlı duran yatağımdan kalktım. Yatağım siyah örtüyle kaplı olmasına rağmen onu beyaz pembe başlığı tatlılığı ile ele veriyordu. Tavşanlı terliklerimi ayağıma geçirip Mutfağa doğru ilerledim. Koridorda annem ile küçüklük fotoğraflarım vardı. Tatlılardı. Çünkü annem vardı. Mutfağın kapısının önünde durdum ve biraz mutfağı inceledim. Hala aynıydı, eski ahşap döşemelerin üstüne yeşil, pembe, mor , turuncu kısacası her renkte çiçek ve çiçeklerle tam zıt olan saksılar. Annem eşyaların zıt olmasını severdi, onların güzel durduğunu çünkü birbirlerine hiç benzemediklerini söylerdi. Haklıydı. Her kelimesinde haklıydı, uzaktan bakıldığında o zıtlık o kadar güzel duruyordu ki. Herşey birbirini tamamlıyor gibiydi. Çiçeklerin, o insanı mayhoş eden kokusu ve birbirini tamamlayan güzel zıtlığını bir kenara bırakıp biraz kendime gelmek için çay yapmaya koyuldum. Küçükken anneme zorla aldırdığım o dinazorlu kupayı aldım.Suyu ısıttım ve çayı koydum. İçine biraz da şeker attım. Meyveli çaylara bayılırdım ama bu sefer adaçayı yapmıştım sanırım o fotoğrafları gördükten sonra biraz sakinleşmem gerekicekti ve adaçayı bunu için ideal. Çayımı alıp odama geçiyordum ki koridorda, fotoğrafların tam yanında duran aynaya takıldı gözüm. Bir fotoğraflara bir de aynadaki yansımama baktım. Büyümüştüm gerçekten büyümüştüm. Hayır, hayır büyümüş olamam. Sadece o fotoğraflarda fazla küçüğüm. Büyümeyi asla istemiyorum. Ama sanırım bunu kabullenmem gerekicek. Bı ara kabullenirim ya diyip odama geçtim-erteleme hastalığım yine baş gösteriyor- Odama girdim. Saate baktım gün neredeyse bitmişti. Sanırım gün batımını izlemek için güzel bir zaman yakalayabilirdim. Masamdaki kalemleri biraz kenara ittirip kupamı masaya koydum. Şirin duruyordu. Özellikle de anneme o kupayı alması için ne kadar çok yalvardığımı hatırladıktan sonra çok daha fazla şirin gözüküyordu gözüme. Camı açtım ve aldığım kokuyla dodum kaldım. Gerçekten mükemmel bir yağmur kokusu vardı ve tabii bu güzel kokuya eşlik eden de bir rüzgar.
Rüzgarı seviyordum. Bana her zaman için özgürlük duygusunu hatırlatmıştır. Rüzgarı gerçekten seviyorum. Tenime soğuk soğuk gelmesi çok hoşuma gidiyor. Ama üşümüştüm . Arkama tam dolabıma baktım içinde küçük de olsa bir battaniye olduğunu hatırlıyorum. sanırım babannem benim için örmüştü. Evet, evet babannem benim için örmüştü.
Dolabıma gidip baktım ve evet işte tam oradaydı doğru hatırlıyordum. Ayrıca sadece battaniye değil birkaç tane de küçüklük kıyafetim vardı. Onlardan birini alıp üstüme tuttum. Ve yine o korkunç şeyi hatırladım ben sanırım gerçekten büyümüştüm. Ya da bu kıyafet çok minikti. Evet, evet ben büyümedim kıyafet küçük -gercekten büyüdüğümü kabullenmem biraz fazla zaman alıcak- daha fazla dolabın önünde dikilmeden battaniyeyi üstüme atıp masamın önündeki sandalyeme oturdum. Çayımdan bir Yudum aldım. Bugün çok fazla eskiyi anmıştım. Korkuyordum. Eskilerimden . Gelecekte tekrarlanmasından çok korkuyordum. Bir daha o duyguları yaşamaktan. Düşüncesi bile yeterince korkutucu. Kalbim çok hızlı atmaya başladı bunları düşünmek beni gerçekten yoruyordu. Hemen kafamdaki düşünceleri silip sadece yağmur sesine odaklandım ve çayımı yudumladım. Adaçayı, yağmur sesi ve rüzgarın tenime verdiği soğukluk. Beni rahatlatmak için gerçekten güzel ve yeterli bir kombinasyon. Masamın üzerinde duran kağıtlara tekardan baktım. Bir kurguyu yazıp yazıp olmadı diye kenara atıp tekardan yazmaya çalışmışım . Ama sanırım o da olmamış ki tekrar yazmışım. Şimdi bakınca çok tatlı geldi gözüme ama hatırlıyorum da çok sinir olmuştum bu duruma. Tam oldu derken bir yere takılıp tekrar baştan yazmaya başlıyordum -biraz mükemmelliyetçiyimdir de- gerçi hala öyleyim. Eski halimden çok da bı farkım yok. Kağıtları okumaya devam ederken aklıma bir şarkı geldi . (------------). çok severim. Önceden de çok severdim. Benim için her zaman özel bı yanı oldu. Kendimi çok rahat hissetmeme sebep oluyor bu şarkı. Çok tuhaf ama güzel bi havası var. Telefonumu elime alıp şarkıyı açtım . Bayadır dinlemiyordum. Gerçekten de çok güzeldi. Söyleyen kişinin ses tonu, şarkının melodisi , sözlerinin anlamı hepsi, hepsi çok güzeldi. sözlerin verdiği hüzün, melodinin verdiği tatlılık ve ses tonunun verdiği huzur karışınca ortaya şarkının çok tuhaf bı havası çıkıyordu. Tuhaftı. Ama çok büyüleyiciydi. Kesinlikle bu çok hoştu. Kağıtları okumaya devam ederken fark ettim de gerçekten çok geniş bir hayal gücüne sahibim. Birbiriyle çok alakasız kurgularım varmış. Esnedim çok fazla esnedim uykudan yeni uyanmış olmama rağmen üstüme bi ağırlık çökmüştü. Tatlı bir ağırlık. Gözlerim kapanıcak gibi oluyor. Ama inatla gözlerimi açık tutuyorum. Annemi özlemiştim. Yarın güzel bir çiçek buketiyle mezarını ziyaret etmem lazımdı. Ona anlatacak bir sürü şeyim vardı. Hem onları anlatır hem de onu ziyaret etmiş olurdum. Evet yarın erkenden en taze çiçekleri alıp onun yanına, mezarlığına gidicem. Ben bunları düşünürken şarkı da çayım da çoktan bitmişti. Yağmur hala devam ediyordu. Sadece yağmurun kokusu değil camın önündeki lavantaların ve güllerin de kokusu geliyordu. Gerçekten odam çok hoş kokuyordu. Kokulu mum yaksam bu kadar güzel kokamazdı. Uykum bastırıyor. ama daha yeni uyanmıştım. Maksimum 3 veya 4 saat olmuştu, nasıl hemen uykum gelebiliyordu ki. Bazen kendime çok şaşırıyordum. Daha fazla inat etmeyip kendimi yağmurun , çiçeklerin kokusu ve bunun yanında rüzgarın tenime çarpan soğukluğuna eşlik eden mükemmel hissin etkisiyle kendimi uykuya teslim ettim.