
BÖLÜM 13 — AY KAPISI
Gece ilerliyordu.
Sarayın büyük salonlarında kutlamalar hâlâ devam ediyordu.
Müzik sesleri koridorlarda yankılanıyor, kristal avizelerin ışıkları mermer zeminlerde dans ediyordu.
Fakat sarayın en üst katındaki bir odada kutlamaların neşesinden eser yoktu.
Alaric masasına oturmuştu.
Önünde açılmış kitaplar, eski parşömenler ve siyah tüy duruyordu.
Mortharyn.
Ölümün Habercisi.
Tahtın çevresinde doğan ihanet.
Saatlerdir aynı satırları okuyordu.
Ama zihni kitaplarda değildi.
Jade’deydi.
Küçük kızın yüzündeki korku gözlerinin önünden gitmiyordu.
Yıllar boyunca Victor’u korumuştu.
Krallığı korumuştu.
Ama son yıllarda Jade onun için çok daha fazlası olmuştu.
Çünkü kız yalnızca bir prenses değildi.
Kehanetin merkezindeydi.
Ve Alaric bunu herkesten önce öğrenmişti.
“Güneşin Kraliçesi…”
Sözler dudaklarından fısıltı halinde döküldü.
İçini derin bir keder kapladı.
Eğer Jade’in gördüğü görü doğruysa…
Yakında ölebilirdi.
Ölümden korkmuyordu.
Fakat Victor ve Jade’i yalnız bırakmaktan korkuyordu.
Özellikle de şimdi.
Özellikle Liz sarayın yeni kraliçesi olmuşken.
Alaric yıllardır Liz’e güvenememişti.
Elinde kanıt yoktu.
Fakat içgüdüleri hiç susmuyordu.
Kadınla ilgili bir şey yanlıştı.
Çok yanlış.
Ve şimdi bu yanlışlık bütün krallığın üzerine çöken bir gölgeye dönüşüyordu.
Alaric önündeki kitabı çevirmeye devam etti.
Bir süre sonra farklı bir sembol dikkatini çekti.
Yuvarlak bir daire.
İçinde hilal.
Etrafında eski runeler.
Yaşlı adam bir anda dondu.
Bu sembolü daha önce görmüştü.
Nerede gördüğünü hatırlamaya çalıştı.
Sonra aklına geldi.
Jade’in yıllar önce anlattığı görü.
Ay sembollü devasa taş kapı.
Alaric’in yüzü gerildi.
Sayfaları hızla çevirmeye başladı.
Kalbi her geçen saniye daha hızlı atıyordu.
Sonunda aradığı bölümü buldu.
Başlığın üstünde eski dilde tek bir ifade yazıyordu:
“Noctis Porta.”
Altında ise ortak dilde çevirisi vardı.
Ay Kapısı.
Alaric’in elleri titredi.
Yıllardır kayıp olduğu düşünülen bir efsane…
Gerçek miydi?
Metni okumaya başladı.
“İlk çağlarda mühürlenen geçit…”
“İki dünya arasındaki sınır…”
“Kapının ardındaki varlıkların isimleri unutulmuştur.”
Alaric’in nefesi ağırlaştı.
Sayfalar ilerledikçe satırlar daha korkutucu hale geliyordu.
“Kapı açıldığında gökyüzü kararır.”
“Toprak kanla beslenir.”
“Ve mühürlenenler geri döner.”
Oda bir anda daha soğuk hissedildi.
Tam o sırada başka bir sayfada bir çizim gördü.
Çizimde bir kadın vardı.
Yüzü net değildi.
Fakat elini Ay Kapısı’nın üzerine koymuştu.
Ve kapının çevresindeki semboller kırmızı ışıkla parlıyordu.
Alaric’in gözleri büyüdü.
Çünkü bu sahne…
Jade’in yıllar önce anlattığı görüyle neredeyse aynıydı.
Aynı dakikalarda Liz odasında yalnız değildi.
Gizli odanın içinde duran haritaya bakıyordu.
Masanın üzerinde onlarca eski belge bulunuyordu.
Bazıları insanlık tarihinden bile eski görünüyordu.
Liz yavaşça çekmecelerden birini açtı.
İçinden küçük bir metal anahtar çıkardı.
Anahtarın üzerinde hilal sembolü vardı.
Tam Ay Kapısı’nın üzerindeki sembol gibi.
Kadının gözlerinde karanlık bir parıltı oluştu.
“Çok yaklaştık.”
Karanlığın içinden tanıdık ses yükseldi.
“Henüz değil.”
Liz anahtara baktı.
“On iki yıl bekledim.”
“Yüzyıllar bekledin.”
Ses hafifçe güldü.
“Birkaç yıl daha bekleyebilirsin.”
Liz’in yüzü sertleşti.
“Hayır.”
“Kapı açılacak.”
“Ve bu kez hiçbir şey beni durduramayacak.”
Sessizlik çöktü.
Sonra karanlıktaki ses tekrar konuştu.
“Peki ya çocuk?”
Liz’in yüzündeki ifade değişti.
Bu soruyu duymaktan hoşlanmıyordu.
“Jade.”
“Onun gücü büyüyor.”
Liz pencereye yöneldi.
Aşağıda karlarla kaplı saray bahçesi görünüyordu.
“Bu yüzden acele etmeliyiz.”
O sırada sarayın başka bir bölümünde Jade yatağında oturuyordu.
Uyuyamıyordu.
İçindeki huzursuzluk büyüyordu.
Bir anda odanın içindeki hava değişti.
Rüzgâr durdu.
Mumların alevi titredi.
Ve görüler yeniden başladı.
Bu kez çok daha netti.
Taş bir mağara.
Yüzlerce mum.
Ay sembolleri.
Devasa bir kapı.
Kapının önünde Liz.
Fakat bu kez yalnız değildi.
Arkasında yüzlerce gölge vardı.
İnsan olmayan gölgeler.
Ve kapının diğer tarafından gelen derin bir ses…
“ANAHTAR…”
Jade korkuyla geri çekildi.
Ses yeniden yankılandı.
“ANAHTAR BULUNDU…”
Kapının taşları sarsılmaya başladı.
Liz gülümsedi.
Ve yavaşça elini kapıya uzattı.
Tam o anda görüntü parçalandı.
Jade nefes nefese gözlerini açtı.
Kalbi çılgınca atıyordu.
Bu kez emindi.
Kapı gerçekti.
Ve Liz onu açmaya çalışıyordu.
Ama neden?
Kapının ardında ne vardı?
Ve en önemlisi…
Jade neden bu kadar önemliydi?
Soruların cevapları henüz karanlığın içindeydi.
Fakat kaderin çarkları dönmeye başlamıştı.
Ve artık hiç kimse onları durduramayacaktı.