"Adını öğrendim, ama sana dair bildiğim tek şey gözlerin ve arkasındaki yaşama sevinciydi."
İlk günün üzerinden birkaç hafta geçmişti ama ben hâlâ o gözleri unutamamıştım.
Hatta unutmak bir yana, sanki her geçen gün daha da fazla aklıma yerleşiyordu.
Ve en kötüsü de şuydu...
Ben onu istemeden her yerde görüyordum.
Koridorda.
Merdivenlerde.
Kantinin önünde.
Bahçede.
Sanki okulun her köşesinde bir ihtimal vardı.
Bazen sadece uzaktan görüyordum, bazen kalabalığın içinde kaybolup gidiyordu.
Ama her seferinde içimde aynı şey oluyordu.
Kalbim... gereksiz yere hızlanıyordu.
Oysa ben onunla konuşmamıştım bile.
Adını bile bilmiyordum.
Sadece gözlerini biliyordum.
Ve o bakışın bana ne hissettirdiğini.
Okula her sabah istemeye istemeye geliyordum.
Daha doğrusu... okula gelmeyi sevmiyordum.
Yeni okul, yeni insanlar, yeni bir sınıf...
Ve hiçbirinin bana ait gibi hissettirmemesi.
Sınıfta herkesin kendi grubu vardı.
Herkesin bir en yakın arkadaşım dediği vardı.
Herkes bir şeylere gülüyordu.
Ben sadece oturuyordum.
Ders dinliyor gibi yapıyordum.
Sude bazen "alışırsın" diyordu ama ben alışamıyordum.
Çünkü ben zaten buraya isteyerek gelmemiştim.
Her sabah aynı yolu yürümek bile sinirimi bozuyordu.
Okul yolu bile bana yabancı geliyordu.
Sanki her gün aynı sokaktan geçmiyor da aynı hatayı tekrar tekrar yapıyordum.
Ama buna rağmen...
Okula geliyordum.
Çünkü bazen insan sadece bir kişiyi görmek için bile bir yere gider.
Ben de gidiyordum.
⸻
Yine aynı dalgınlıkla bahçede yürüyordum.
Sude kantine gitmişti, ben de arkasından gitmek istememiştim.
Kalabalığın arasında yürürken bir ses duydum.
"Yarkın!"
Bir anda durdum.
Sanki o ses benim beynime çarpıp geri dönmüştü.
Yarkın...
Tekrar duydum.
"Yarkın, buraya gelsene!"
Başımı çevirdim.
Ve onu gördüm.
Evet.
O çocuktu.
O yeşil gözler.
O aynı yürüyüş.
O aynı umursamaz ifade.
Arkadaşlarının yanına doğru giderken yüzünde küçücük bir gülümseme belirdi.
Sanki sadece onlarlayken farklı biri oluyordu.
Ben ise orada donup kalmıştım.
Çünkü artık biliyordum.
Onun adı...
Yarkın'dı.
İçimden defalarca tekrar ettim.
Yarkın.
Yarkın.
Yarkın.
İnsan bir ismi bu kadar hızlı nasıl ezberlerdi?
Bilmiyorum.
Ama ben ezberlemiştim.
Ve o an sanki her şey daha da gerçek olmuştu.
Çünkü artık "o çocuk" değildi.
Artık bir adı vardı.
Ve ben o adı bilmek için günlerdir kafayı yemiştim.
Sude'yi bulur bulmaz yanına koştum.
Nefes nefese kalmıştım.
Sanki maraton koşmuş gibi.
Sude kaşlarını kaldırdı.
"Ne oldu sana?"
Ben de hiç düşünmeden söyledim.
"Adını öğrendim."
Sude önce anlamadı.
"Kim?"
Bir saniye duraksadım.
Sonra sessizce fısıldadım.
"Yarkın."
"Sorsaydın söylerdim sana ya" dedi
Sonra bana baktı, öyle bir baktı ki sanki ben yanlış bir şey yapmışım gibi.
"Ilgın... sen neden bu çocuğu bu kadar merak ediyorsun?"
"Etmiyorum ya."
Sude resmen güldü.
"Etmiyorsun tabii. Adını öğrenip nefes nefese yanıma geliyorsun ama etmiyorsun."
Ben bir şey diyemedim.
Çünkü haklıydı.
Sude ciddileşti.
"Bak ben seni üzmek istemiyorum ama..."
Durdu.
Sonra devam etti.
"O çocuk bu okulun en popüler çocuğu. Herkes onun peşinde."
İçimde bir şey sıkıştı.
Sude konuşmaya devam etti.
"Cidden herkes. Kızlar resmen yarışıyor."
"Tamam."
Sude başını salladı.
"Hayır tamam değil Ilgın. Daha bitmedi."
Ben gözlerimi kaçırdım.
Sude fısıltıyla konuşur gibi devam etti.
"Yarkın'ın eski sevgilisi var ya... belalı biri. Gerçekten belalı."
"Ne demek belalı?"
Sude bana doğru yaklaştı.
"Yani şöyle... çocuğa bakan kızları bile rahat bırakmıyor. Saçma sapan şeyler yapıyor. Okulu zehir ediyor resmen."
Kalbim hızlandı.
"Abartıyorsun."
"Abartmıyorum."
Sude o kadar net konuşuyordu ki bir an inanmak zorunda kaldım.
"Bak ben senin üzülmeni istemiyorum. Sen zaten yeni geldin buraya. Zaten alışamamışsın. Bir de kendini böyle bir şeye sokma."
Ben sustum.
Çünkü içimde bir yer zaten biliyordu.
Bu okulda bir şeylerin beni beklediğini.
Ve bu şeyin güzel bir şey olmayabileceğini.
Sude'nin söyledikleri canımı sıkmıştı.
Ama aynı zamanda gerçek gibiydi.
Çünkü Yarkın'ın yürüyüşü bile "ulaşılmaz" gibiydi.
Ben kimdim ki?
Sıradan bir kız.
Daha sınıfımda bile doğru düzgün konuşacak birini bulamamışken...
Okulun en popüler çocuğuna kafayı takmıştım.
Sude haklıydı.
Bu aşkı içimde yaşamam gerekiyordu.
Sessizce.
Kimseye belli etmeden.
⸻
Ama sorun şuydu...
Ben zaten bu okulda kendim olamıyordum.
Sınıfım desen ayrı bir dünya.
İlk günler biraz konuşmayı denemiştim.
Ama kimse gerçekten beni tanımaya çalışmıyordu.
Bir şey söylediğimde ya duymazdan geliyorlardı ya da sırf cevap vermiş olmak için "hıı" diyorlardı.
Kızlar kendi aralarında gruplaşmıştı.
Erkekler zaten ayrı bir evrende yaşıyordu.
Ben arada kalmıştım.
Derslerde bile kendimi yalnız hissediyordum.
Tenefüste herkes gülüp eğlenirken ben sırama oturup camdan dışarı bakıyordum.
Bazen okulun bahçesine bakıyordum.
Bazen de sadece hiçbir şeye bakmadan dalıyordum.
Okul yolundan nefret ediyordum.
Sınıftan nefret ediyordum.
Bu okulun kokusundan bile nefret ediyordum.
Ama her sabah yine geliyordum.
Çünkü belki bir ihtimal...
Yarkın'ı görürüm diye.
Bu düşünce bile beni sinirlendiriyordu.
Ama engelleyemiyordum.
⸻
Hoca girmeden yerime geçmek için koştura koştura sırama geçmiştim.
Önümdeki kızlar fısıldaşıyordu.
Arkamdaki çocuklar birbirine kalem atıyordu.
Öğretmen konuşuyordu ama kimse dinlemiyordu.
Ben de defterime boş boş çizgiler çiziyordum.
Tam o sırada yan sıradan bir ses geldi.
"Sen niye hep tek takılıyorsun?"
Başımı çevirdim.
Sınıftaki çocuklardan biriydi.
Adı Emir'di.
Çok konuşkan biri değildi ama garip bir şekilde sakin duruyordu.
"Kimseyle konuşmak istemiyorum ,"dedim.
Emir hafifçe güldü.
"Bence istemediğinden değil. Sen insanlara alışamıyorsun."
Bu kadar doğru bir şeyi bu kadar rahat söylemesi sinirime gitmişti.
"Belki de insanlar bana alışamıyordur."
Emir bir şey demedi.
Sadece başını salladı.
Sonra çantasından bir sakız çıkarıp uzattı.
"Al."
"İstemem."
"Niye?"
"Sevmiyorum."
"Yalan."
Bir an istemsizce güldüm.
Sonra hemen yüzümü toparladım.
Çünkü gülmek bile burada yabancı geliyordu.
Emir o günden sonra benimle konuşmaya başladı.
Ben konuşmak istemedikçe o daha çok konuşuyordu.
Sanki beni yalnız bırakmamaya kararlıydı.
Ve ben bunu anlamıyordum.
Çünkü kimse beni böyle zorlamamıştı.
⸻
Günler geçti.
Emir benimle kantine inmeye başladı.
Bazen ders notu istiyordu.
Bazen sadece saçma bir şey anlatıyordu.
Ben de istemeden alışıyordum.
Ama sınıf bunu yanlış anladı.
Zaten bu okulda herkes her şeyi yanlış anlıyordu.
Bir gün tenefüste sınıfın en "dedikoducu" kızı, bana bakarak gülmeye başladı.
Yanındaki kız da ona eşlik etti.
Sonra biri fısıldadı.
"Emir, Ilgın'a yazıyormuş."
O an beynim durdu.
Ne?
Ben yanlış duymuş olmalıydım.
Ama fısıltılar çoğaldı.
"Kesin hoşlanıyor."
"Baksana hep yanında."
"Ilgın da naz yapıyor ama bence o da hoşlanıyor."
O an midem bulandı.
Sanki herkes bana bakıyordu.
Sanki herkes beni izliyordu.
Emir yanımdaydı.
Hiçbir şeyden haberi yok gibiydi.
Ben ise donmuştum.
Sonra Emir bir anda yanıma yaklaştı.
"Ne oldu?"
Sesim çıkmadı.
Emir yüzüme baktı.
"Niye rengin attı?"
Tam o sırada sınıftan biri yüksek sesle güldü.
"Emir, kız seni istemiyor galiba."
Sınıf kahkaha attı.
Benim içimden bir şey koptu.
Emir'in yüzü kıpkırmızı oldu.
Ben ayağa kalktım.
"Yeter ya."
Sesim titremişti.
Ama durmadım.
"Beni rahat bırakın."
Sonra çantamı aldım ve sınıfın en arkasına yürüdüm.
Kimse bir şey demedi.
Ama herkes bakıyordu.
O bakışlar var ya...
İnsanı öldürmeden öldürüyordu.
Sıranın en arkasına oturdum.
Başımı masaya koydum.
Ve o an içimden sadece şunu geçirdim:
Ben buraya ait değilim.
⸻
O günden sonra her şey daha kötü oldu.
Emir benimle konuşmaya çalıştı.
Ama ben konuşmadım.
Çünkü sınıfın bakışlarını kaldıramıyordum.
Zaten zor dayandığım bu okulda bir de dedikodu olmak istemiyordum.
Ben artık sadece en arkada oturuyordum.
Ders boyunca uyuyordum.
Ya da uyuyor gibi yapıyordum.
Çünkü gözlerimi kapattığımda daha az acıyordu.
Tenefüslerde dışarı çıkmıyordum.
Sadece camdan bakıyordum.
Ve bazen bahçede onu görüyordum.
Yarkın'ı.
Arkadaşlarıyla.
Gülerek.
Rahat.
Umursamaz.
Benim aksime.
Ben burada içten içe parçalanırken o sanki hiçbir şey olmuyormuş gibi yaşıyordu.
Ve ben kendime şunu söyledim:
Bu aşk...
benim içimde kalmalı.
Kimse bilmemeli.
Kimse duymamalı.
Çünkü ben daha kendi sınıfımla bile baş edemiyordum.
Onun dünyasına yaklaşmak...
zaten imkânsızdı.
⸻
O gün dersin ortasında başımı kaldırıp pencereden dışarı baktım.
Aslında bakmak bile istemiyordum ama gözlerim istemsizce bahçeye kayıyordu.
Çünkü ben artık ders dinlemiyordum.
Ben artık hiçbir şeyi gerçekten yapmıyordum.
Sadece günleri bitiriyordum.
Sanki zaman geçiyordu da ben aynı yerde kalıyordum.
Bahçeye baktığımda ilk başta kalabalık gördüm.
Sonra gözlerim onu aradı.
Ve buldu.
Yarkın.
Arkadaşlarının yanındaydı ama bu sefer farklıydı.
Çünkü yanında bir kız vardı.
Sude'nin bahsettiği kız olmalıydı.
Duruşu bile "ben buradayım" diye bağırıyordu.
Saçları düzgün, bakışları keskin, yüzünde garip bir özgüven vardı.
Yarkın'ın yanında yürürken sanki okulun sahibi oymuş gibi davranıyordu.
Bir şeyler konuşuyorlardı.
Kızın yüzü sinirli gibiydi.
Yarkın ise sakindi.
Hatta o kadar sakindi ki, sanki hiçbir şey umursamıyordu.
Kız bir ara Yarkın'ın koluna dokundu.
Sonra daha da yaklaştı.
Ve Yarkın onu dinlemeye devam etti.
O an içimde bir şey kırıldı.
Gerçekten kırıldı.
Gözlerim doldu.
Nefesim sıkıştı.
Boğazıma bir yumru oturdu.
Kalbim acıdı.
Böyle... fiziksel olarak acıdı.
Sanki biri göğsümün ortasına bastırıyordu.
"Ne bekliyordun Ilgın?" dedim içimden.
"Ne sanıyordun?"
Okulun en popüler çocuğu.
Herkesin peşinden koştuğu çocuk.
Elbette yanında biri olacaktı.
Elbette biriyle konuşacaktı.
Elbette benim gibi birini fark etmeyecekti.
Ama yine de...
Gözlerimden yaş aktı.
Bir damla.
Sonra bir tane daha.
Ben hemen silmeye çalıştım ama olmadı.
Sanki içimde tuttuğum her şey o an dışarı taşmak istemişti.
O sırada öğretmenin sesi kulağımda uğultuya dönüştü.
Sınıfın gürültüsü bile uzaktan geliyordu.
Ben sadece bahçeyi izliyordum.
Yarkın'ı.
O kızı.
Onların arasındaki yakınlığı.
Ve benim aramda olan o devasa mesafeyi.
Dayanamadım.
Elimi kaldırdım.
Sesim titriyordu.
"Hocam... çıkabilir miyim? İyi değilim."
Öğretmen yüzüme baktı.
Bir şey demedi.
Sadece başını salladı.
Ben de hızlıca ayağa kalktım.
Çantamı bile almadım.
Sınıftan çıktım.
Koridora adım attığım an gözlerim daha çok doldu.
Hızlı hızlı yürüdüm.
Merdivenleri indim.
Sanki nefes alamazsam boğulacakmışım gibi.
Bahçeye çıktım.
Hava yüzüme vurdu.
Soğuktu.
Ama umurumda değildi.
Ben sadece yürümek istedim.
Biraz uzaklaşmak.
Biraz kaybolmak.
Tam birkaç adım atmıştım ki...
Birine çarptım.
Yine.
Aynı şekilde.
Aynı sertlikle.
Sanki kader benimle dalga geçiyordu.
Başımı kaldırdım.
Ve...
o gözler.
Yeşil.
Aynı yeşil.
Yarkın.
O an beynim resmen durdu.
Bir saniye bile düşünemedim.
Gözlerimdeki yaşlar artık tutulacak gibi değildi.
İstemeden yanaklarımdan akmaya başladı.
Yüzüm kızardı.
Utandım.
Kendimden nefret ettim.
Ama engelleyemedim.
Çünkü onun karşısında durunca...
içimde ne varsa dışarı dökülüyordu.
Yarkın bir an bana baktı.
Ama o bakış...
hiçbir şey ifade etmiyordu.
Sanki beni tanımıyordu.
Sanki ben sıradan biriydim.
Sanki az önce çarptığı kişi bir insan değil de boşluktu.
Sonra gözlerini başka tarafa çevirdi.
Hiçbir şey demedi.
"İyi misin?" bile demedi.
Sadece yürüyüp gitti.
Omzunun üzerinden bile bakmadı.
Bir saniye bile durmadı.
Ben ise olduğum yerde kalakaldım.
Yaşlar yüzümden akıyordu.
Ellerim titriyordu.
Kalbim paramparçaydı.
Ve o an...
her şeyin ne kadar boş olduğunu anladım.
Ben kendimi ne sanıyordum?
Ben kimdim?
Sınıfta bile adı doğru düzgün bilinmeyen bir kızdım.
Silik.
Sıradan.
Kimsenin dönüp ikinci kez bakmayacağı biri.
Yarkın gibi birinin dünyasında benim var olmam bile komikti.
O an başımı eğdim.
Kendime bile bakamadım.
Çünkü ben bile kendimi önemsemiyordum artık.
Sadece şunu düşündüm:
Ben pes ediyorum.
Ben artık bu okulda görünmemeyi seçeceğim.
Ben artık kimseye hissettirmeyeceğim.
Ben artık...
hiç kimse olacağım.
Ve o an anladım.
Bu aşk benim içimde kalacaktı.
Benimle birlikte.
Sessizce.
Kimse duymadan.
Kimse bilmeden.
⸻