Chan'ın ağzından
Hyunjin bir süre yüzüme boş bakışlar attı. Sanki bakışların arkasında düşünceli bir ifade vardı.
Sanırım benim gibi o da bir süre bunu sorguladığı en sonunda vazgeçip omuz silkti "nerden bileyim. Git Minho'ya sor"
Bende kimden cevap bekliyorum zaten.. çok geçmeden İçicek şişelerini çöpe attık. Geri dönmeye başladık.
"Diğerlerine almıyor muyuz?" Diye sordum. Hyunjin ise umursamaz bir tavır ile "ben sadece bebek tilkime aldım. Diğerleri beni ilgilendirmiyor."
Bu çocuğun Jeongin ile derdi ne? Çok takmadım. Onlarla samimi oldukça çözerim aralarındaki ilişkiyi zaten.
Çok geçmeden daireye geri döndük. Kapı zaten açıktı. Kapıyı açıp girdik. Girdiğimizde herkes yerlere, yastıkların veya armut koltukların üstüne oturmuş Uno oynuyordu.
Han elindeki kartı başarı edâsı ile ortaya koymuş ve "Uno!" Demişti sevinçli bir ses tonu ile.
Changbin göz devirdi. "7. Oldun niye bu kadar mutlusun?" Dedi. Han ise "en azından Seungmin'i yendim!" Dedi.
Seungmin sinirli bir tavır ile.. ama bence çok sevimli duruyordu "sevmiyorum ben bu oyunu! Kumara teşvik!" Diyip kollarını kavuşturdu.
Felix yanındaki arkadaşına Seungmin'e sarılırken.. daha doğrusu sarılmaya çalışırken "ya Seungmin üzülme. Şans oyunu bu kazanmakta var kaybetmekte."
Seungmin ondan ayrılmaya çalışırken "sana söylemesi kolay. Kaç aydır oynuyoruz. Bir kere bile birinciliği bırakmadın!" Dedi. Felix bu söylediği ile sevimli bir sırıtış attı. Seungmin ise hala Felix'den kaçmaya çalışıyor.
Hyunjin'in anlattıklarından sonra özellikle Seungmin'e bakış açım değişmişti.. teması cidden sevmiyordu.
En sonunda kafamı hafif sağa sola oynatarak bu düşüncelerden uyandım. Seungmin'in yanına oturup. "Kardeşlerimle hep bu oyunu oynardık.. vs'ye var mısın Felix?" Dedim kendini beğenmiş bir sırıtış ile.
Felix'de az önceki sevimli gülümsemenin farklı olarak bana egolu gülümseme ile karşılık verdi. "Peki Chan Hyung teke tek."
....
Felix "sende 2 kart al." Diyerek +2 attı.
Bende sakin bir tavırla "4 kart al" diyip+2 daha koydum.
Felix garip (!) Minik bir çığlığın ardından "8 kart al!" Diyerek +4 attı.
Sanırım ilk defa biri ona kart kitlemeye çalışıyordu. Felix Uno'da şanslı gibiydi ama bu turluk değil.
Felix heyecandan dizine vurarak gülüyordu hafif hafif.
Bende yakında gülmeye başlicakmış gibi bir ses tonu ile "al.. 12 kart!" Dedim ve +4 daha attım.
Ben artık kendimi serbest bırakmış gülerken Felix masaya vura vura kartları almaya başladı
Diğerlerine ne yapıyordu? Derseniz de herkes bizim uzun soluklu oyunumuzdan sıkılıp kendi işlerine veya farklı oyunlara yönelmişlerdi.
Han ,Changbin ile bilgisayar başında birşeyler yapıyor. Seungmin ve Hyunjin masa tenisi oynuyor. Minho, Jeongin Playstation oynuyordu.
...
En sonunda Felix'i yendim. Arada bir diğerleri onunla bu konu ile dalga geçti. Ama aramızda bu konu hakkında konuşmadık.
Montlarımızı alıp hazırlandık.. Güney Kore cidden soğuk. Beraber daireden çıktık. Hepimiz ayrılıp farklılık yollardan gittik. Ben Minho ile dönüyordum. Şu soru hakkında konuşabiliceğimiz en uygun an gibiydi.
"Hey Minho.. neden beni bu gruba aldın?" Dedim. Arada gözüm ona kayıyordu.
"Yetim gibi kalmıştın grupsuz. Kıyamadım aldım işte nasıl soru bu?" Dedi. Çok sıradan ve komik bir olaymış gibi ama aynı zamanda gerici bir ortam oluştu.
"Hyunjin bana grubun eski olaylarından bahsetti.. eski üye hakkında şeyler. Belki bende kötü biriyim? Beni daha bir haftadır tanıyorsun. Bana nasıl bu kadar çabuk güvendin?" Dedim. Şuan gereksiz drama kasıyormuş gibi hissettim.
Ama duyduklarımı dile getirmem lazımdı. Minho bir süre sessiz kaldı. Bana bakmadı. Önüne dönüp hiçbir şey demedi. En sonunda sessiz ve gerici ortamı bozdu. "Çünkü.." dedi.
Geri susup başka bir sokağa girerken bana el salladı. "Benim evim bu tarafta. Hadi sana iyi yürümeler."
Bir anlık yerimde durdum. Minho ilerkerken arkasından baktım. En sonunda iç çekip yoluma devam ettim.
Kafam karışmıştı.. ama eminim sorumun cevabını öğrenicektim.
Ertesi gün okulda
Okulda ilk tenefüslerde ne Minho yanıma geldi ne ben onun yanına gittim.
Zaten çok dersleri dinliyormuş gibi durmuyordu. Ya uyuyor yada dalgın dalgın tahtaya bakıyordu. Şimdi siz dersiniz sorunu ne bunun? Sizi biraz fazla gerdim sanırım çünkü bu Minho'nun normal hali.
Nasıl lise üç (son sınıf Güney Kore'de) sayısalcı oldu bu ya?
Öğle arası tenefüste tam kantine gidicekken içeriye Changbin ve Felix girdi.
Changbin Minho'nun yanına gidip onu uyandırmaya çalışırken Felix benim yanıma geldi.
Avusturalya aksanı İngilizce ile "Hyung (bro) bizimle yemek yemeye gelir misin?" Dedi.
Bende dünden razı gibi kabul edip onlarla kantine indim. Minho'nun saçı dağılmış ve Changbin bıraksa düşücekmiş gibi yürüyordu.
Aşağı indiğimizde tüm grup ordaydı. Kendi aralarında şakalaşırken Han ayağa kalkıp Minho'ya yaklaştı. Han Minho'nun saçını düzelttikten sonra kıravatını düzeltti. "Gören kavgadan yeni çıkmış sanar. Bir öğretmen seni böyle görse eminim tutanak yerdin." Diye Minho'yu azarladı.
Minho ses çıkarmayınca masaya oturduk. Şuan tüm ekip bir arada oturup sohbet ediyorduk.
Minho bile kendine gelmiş Seungmin ile uğraşıyordu.
Herkes gayet neşeli duruyordu.. Hyunjin dışında.
Hyunjin elinde telefonu ile sessizce ona bakarken aniden "Naene yeni grubundan atılmış.." dedi. Ortamda ölüm sessizliğini varken gözler ona dönmüstü.
Bunu fark eden Hyunjin bize bakıp "ne var? Tüm dedikodu ve itiraf gruplarında varım?"dedi.
Biz bir süre sessiz kalmışken Jeongin "neden atılmış?" Dedi. Ona döndüğümde kısık gözlerinden alev atıyordu.
Hyunjin iç çekip "taciz ve zorbalık iddialarından." Diyiverdi.
Herkes sessizleşmişken onları süzdüm.
Jeongin gözlerinden alev atıyordu.
Seung hiçbir şey olmamış gibi kahvesinin pipeti ile oynuyordu.
Minho sinirden ellerini yumruk yapmış ve gözlerini kapatıp dilini çiğnemeye başladı.
Han endişe ile Minho'ya bakıyordu.
Hyunjin, Changbin ve Felix Seungmin ile Minho'ya bakıyorlardı.
En sonunda zilin çalması ile hiçbir şey demeden sınıflara çıktık. Okulun devamında diğerleri ile konuşmadım.
....
Dersler bitti. Minho ve ben Daireye doğru ilerledik. Vardığımızda kapıdan girdik. Yine herkes neşeli sohbet ediyordu.
Bende alt ekibim olan 3racha yani Changbin ve Han'ın yanına geçtim kendi aralarında gülerek birşeyler konuşuyorlardı.
Yanlarına oturup dinlerken Changbin "benimkini yemeğe çıkarmak istiyorum. Ailemin şirketinin dostu bir şirketin restoranında özel bir yer ayarladım. Dükkanın çoğunu kısa süreliğine bana ayırıcaklar."
Anlamamıştım. Benimki kim? Hem Changbin ne zamandır bu kadar zengin? Eh ikinci soruyu es geçin.
Chan "seninki kim?" dediğimde başta Changbin ve Han kısa süreliğine bakıştık ardından Han 'haa' tarzı bir ses çıkardı.
Kısık sesle bana dönüp "bizim Felix'i diyoruz."
Ağzım şok içinde aralandı. "peki bunu kimler biliyor." Changbin mutsuz bir tonda "Sadece siz ikiniz.." ardından dudağını kıvırdı. Bu adam cidden göründüğü gibi biri değil.
Changbin sonradan düzelip "birde Hyunjin biliyor." Han omuz silkti "dedikodu diye ölüyor. Bilmese şaşırırdık"
Han bana dönüp devam etti. "Hyunjin ile içicek almaya giderken sana birşey dedi mi?" bir süre duraksadım ve bana dediklerini düşündüm.
"kimi beğendiğimi sordu. Bende yetenekli ve sevimli gördüğüm için Seungmin dedim. Ardından bana işin zor o fazla temas etmez dedi. Sonraa.. Geçmişteki 8. Üyeyi anlattı. Ha birde Jeongin'i beğendiğini söyledi."
Dediğimde Han kafasını olumlu anlamda salladı. "onun Jeongin'den hoşlandığını Jeongin dışında tüm ekip biliyor zaten" dedi.
Yine şaşkın bir ifade ile "nasıl ya? Hoşlanma anlamında mı sormuştu?" dedim. Normalde saf biri değilim ama cidden tahmin etmemiştim.
Changbin göz devirdi. "tabiki o anlamda sordu. Başka ne için sorucak?"
Cidden saf gibi hissediyordum.. "e ama Seungmin, Hyunjin ile samimi değil mi? Seungmin'e söylerse yüzüne bakamam..." dedim endişeli bir tonda. En azından bu konuda saflık yapamam.
Han bu endişemi fark ettiğinde "o zaman şey yap... Erkeklerden hoşlanmadığın konusunda Hyunjin'i ikna et?" o an çok mantıklı görmüştüm.
Keşke mantıklı görmeseydim.. Hiç yapmasaydım..
Ve aramızda plan yaptık.
İşte planın gerçekleşme zamanı! Ertesi gün..








