İçeriğe geç

it's you

Bölüm 1 · 20 dk okuma

it's you

Bölüm 1

1/1

taehyung üzerindeki kısa kollu gömleğinin yakasına parmağını takıp biraz da olsa boğazına dayanan kumaşı gevşetmeye çalışırken yeni, yeni diyordu ama geçici bir yenilikti bu, okulunu görüş açışısına sokan köşeyi dönmüş, sıcaktan alnına yapışmaya yeminli saçlarını geriye doğru itmişti nazikçe. yeni perma yaptırdığı siyah saçlarına bu günlerde her şeyden çok önem veriyordu ama havalar o kadar sıcaktı ki hoş görünmesi için gözlerinin üzerine örttüğü kakülleri boğuyordu onu.

eskisine kıyasla evine bir hayli uzak olan yeni okulu normalde uyandığı saatten birkaç saat erken uyanmasına neden olmuş, alışık olmadığı ama bir süreliğine rutin olarak yapması gereken şey baş ağrısı olarak saçlarının diplerinden belli etmişti kendini.

ruhen de fiziken de yorgundu. bütün gece bu yeniliğe alışıp alışamayacağını düşünmüş, daha sonra ise gecenin zifiri karanlığı çöküp de kardeşinin yan odada oyun oynarken çıkardığı kıkırtılar kesildiğinde karanlıkla ve sessizlikle arası iyi olmadığından korkudan uyuyamamıştı. başını rahatça yastığına koyabildiğinde güneş yeni yeni doğmuş, iki yana gerilmiş perdelerinden içeri korkusunu dindiren bir parlaklık yansımıştı fakat hesaba katmadığı tek şey olan alarmı huzurla daldığı uykudan onu tam bir saat sonra uyandırmış, yeni okulu için hazırlanması gerektiğini bildirmişti.

kendi fakültesine asık bir suratla yürürken berbat göründüğünün farkındaydı fakat neyse ki saçları uykusuzluktan kısılmış gözlerini biraz da olsa kapatabiliyordu. buraya geçiçi olarak gelmiş olsa bile kimsenin kafasında pasaklı çocuk imajını yaratıp geri dönmek istemiyordu. kıyafetlerine önem vermişti bu yüzden. bordo gömleğini sabah güzelce ütülemiş, nefesini biraz da olsa kesmesine neden olacak şekilde en ucuna kadar iliklemişti. gömleğin uçlarını dakikalar süren uğraşlar sonucu siyah, dar pantolonunun içine hiçbir iz bırakmadan sıkıştırmış, üzerine giydiği ince siyah hırkasını omuzlarına güzelce oturtmuştu. demişti ya, imajına dikkat etmeliydi.

fakat belli ki herkes onun gibi düşünmüyordu.

"taehyungie!" diye neşeli bir ses gelmişti arkasından. o kadar yüksek sesliydi ki taehyung arasından geçtiği iki fakültenin öğrencilerinin hepsinin bakışlarının tek tek üzerine döndüğünü hissetmişti.

bir an sonra sırtındaki hafif çantasının üzerine atlayan bedenle öne doğru savrulmuş, arkasındaki ayaklarını yere basıp ağırlığını üzerinden biraz da olsa çektiğinde düşmekten son anda kurtulmuştu. şimdi öncekinden daha berbat bir haldeydi.

sinirle nefesini tuttu birkaç saniye.

"bu ne surat hayatım, gülümse biraz bak aynı yerde okuyacağız artık!" dedi jimin kollarını nihayet omuzlarından çekip önüne adımladığında.

gömleği pantolonun içerisinden çıkmış uykularına sarkıyordu.

nefesini yavaşça bıraktı.

başını kaldırıp çocukluk arkadaşının pırıl pırıl parlayan gözlerine baktığında ise sinirini bozan her şey bir kenara savrulmuş, yüzüne tatlı bir gülümseme oturmuştu.

uzanıp kendisinden bir kafa küçük çocuğun omzuna kolunu atarken yürümeye başlamışlardı. taehyung neden suratının asık olduğunu ve neden bütün gece uyuyamadığını anlatıyordu binalarına giriş yaptıklarında ve jimin de yanında dudaklarını büzmüş, tatlı suratındaki üzgün ifadeyle onu dinliyor, bazen de yorum yapıp onu uyumadığı için azarlıyordu.

"...ve bence artık şu karanlık korkunu yenmen gerek. her gece böyle- günaydın jeongguk! ne diyordum-"

taehyung kafası karışmış bir şekilde arkadaşına baktı. "her gece böyle günaydın jeongguk mu? bunun ne anlama gelmesi gerekiyor anlamadım."

"off, salak, sana demedim onu." dedi jimin kıkır kıkır gülerek omzuna doğru başını yatırdığında. "bir arkadaşımı gördüm kurstan. el salladı bana görmedin mi? yanımızdan geçti. ona günaydın dedim."

"görmedim." dedi taehyung omzunun arkasından geriye bakmaya çalışarak fakat koridor o kadar kalabalıktı ki jimin'in bahsettiği kişiyi göremeyeceğini düşünüp tekrar önüne döndü. "benden çok sevmiyorsun onu değil mi? aynı üniversitelere gitmedik diye benden daha iyi arkadaşlıklar edinemezsin, jimin."

jimin uzanıp arkadaşının yanağını sıktı. bahsettiği imaj vardı ya, bugün sayamadığı kez yıkılmıştı. "hayır bebeğim, dedim ya kurstan bir tanıdığım. başka tanıdığımız yok, ilk gün yan yana oturmuştuk. yalnız kalmamak için takılıyoruz. çıkar ilişkisi gibi düşün."

"peki o da böyle mi düşünüyor senin hakkında?"

jimin yüzündeki donuk ifadeyle duraksayarak ikisinin de koridorun ortasında dikilmesine neden olduğunda taehyung omzuna çarpıp geçen birkaç kişiye hiçbir şey diyemedi.

tekrar yürümeye başladıklarında, "ah... sanırım hayır. jeongguk beni sever. tatlı biri. onu kullanıyormuşum gibi geldi kulağa sana öyle söyleyince." dedi. sesi gerçekten kötü hissediyormuş gibi mi çıkıyordu, taehyung tam olarak kestirememişti. "öğle arası bir şeyler içmek için gelip gelemeyeceğini soracağım. sorun olur mu? "

taehyung başını iki yana sallayarak herhangi bir sorun olmayacağı belirtti. jimin gülümseyerek telefonunu çıkardı cebinden ve kayıtlı olan jeongguk❤️❤️ adlı kişiye yazmaya başladı.

sorun olmazdı herhalde... değil mi?

~

dersten çıkmıştı taehyung ve elinde jimin'in çizdiği krokiyle bahsettiği kafeyi bulmaya çalışıyordu. buraları bilmediği için bunu yapmak pek de kolay olmuyordu tabii. eski okulu olsaydı... her yer ezberindeydi ama ilk günden burada tek başına kalmak tatmak istemediği bir deneyimdi.

başını kağıttan kaldırıp etrafına bakınırken yolun ortasında öylece dikildiğini fark etti. jimin'i arayıp onu gelip almasını isteyecekti çünkü daha fazla sıcak altında kalırsa olduğu yerde bayılıp kalacaktı.

elindeki kağıdı cebine sıkıştırmak için hareketlendi fakat bir anda vuran rüzgar onu elinden uçuruverdi. boyunu aşarak havada süzülen kağıt parçasını gözleriyle takip ederken arkasından gelen birine doğru düştüğünü fark etti. dudaklarını endişeyle ısırdı çünkü çocuk tamamen telefonuna odaklanmıştı ve kağıt da yüzüne çarpmak üzereydi ama taehyung o an hareket edemedi ve çocuğun kafasını kaldırıp onunla bir saniyelik bir göz teması kurmasından sonra yüzüne çarpan kağıtla dengesini kaybedip yanındaki duvara çarpmasını izledi.

elleri panikle dudaklarına kapandı. bir iki adımla koyu kahve saçlı çocuğa ulaşıp başını ovalamasını izlerken telefonu çaldığında özür dilemek ve kağıdını almak için uzanmak üzereydi.

"şu an müsait değilim." dedi telefondakine ithafen. sonra sesini kısıp çocuğa uzandı. "çok üzgünüm, iyi misin?" çocuk neden üzgünsün ki der gibi bakıyordu suratına. hatta konuşmak için dudaklarını aralamıştı fakat taehyung jimin'e cevap vermek için konuştuğunda sustu.

"taehyungie, birbirimizle tuvaletteyken hep konuşuyoruz. hatırlıyor musun bir kere görüntülü aramıştım-"

"tuvalette değilim tanrı aşkına! olsam telefonunu neden açayım?"

çocuk duyduklarıyla arkasındaki duvara yaslanıp gülmeye başladığında taehyung yanaklarına toplanan sıcaklıkla yerin dibine girmek istedi. gülümseyerek yüzünü izleyen çocuk rahatsız olduğunu fark etmiş gibiydi. taehyung'un göz atıp durduğu kağıdı uzanıp araladığı parmaklarının arasına koyduğunda taehyung kağıdı bu kez sıkıca tuttu ve jimin arkaplanda konuşurken çocuğun önemli değil diye dudaklarını oynatıp yanından sıyrılıp gitmesini izledi.

"senin yüzünden-" dedi yerini öğrendiği kafeye doğru adımlarken. yanakları hala sıcacıktı. "senin yüzünden az önce dünya üzerindeki en tatlı çocuğa rezil oldum."

sonra telefonu kapatıp, çünkü jimin onu tatlı çocuk hakkında uzunca bir sorguya çekmek istiyordu, kapısına geldiği kafeden içeri adımını attı. başının üzerinde öten sinir bozucu zil okula adım attığında olduğu gibi bütün gözlerin üzerine çevrilmesine neden oldu. yabancı gözlerden kaçınmaya çalışarak jimin'in olduğu masadaki boş kalan koltuğa kendini attığında telefonunu cebinden çıkartıp masaya bıraktı.

"gelmedi mi arkadaşın?" dedi geriye doğru yaslanarak.

jimin elini kaldırıp garsonu çağırırken yüzünde garip bir ifade vardı. "geldi ama hemen tuvalete gitti. sırıtıp duruyordu anlamadım ne olduğunu."

omuz silkerek çantasından aldığı su şişesini dikti kafasına taehyung. yanakları kızarıklığını kaybetmiş olmalıydı yoksa jimin anında yorum yapardı onlar hakkında. ya da kısaca sıcaktan olduğunu düşünüp boşvermiş de olabilirdi.

suyunu bitirip boş şişeyi yanındaki çöp kutusuna attı. o sırada oturdukları yerdeki koltuklardan biri çekilmiş, kısık bir selam sesi gelmişti karşısından.

taehyung kafasını kaldırıp baktığında karşılaştığı kahverengi saçlar irkilmesine neden oldu. az önce dolaylı yoldan duvara çarpmasına neden olduğu çocuktu bu.

"merhaba." dedi taehyung jimin onlara birbirlerine garip bir şekilde baktıkları için kaşlarını çatarken. "ben taehyung. jimin'in çocukluk arkadaşı."

uzanıp elimi sıktığında dudaklarının arasında parlayan şekeri yeni fark etmişti taehyung. "jeongguk. memnun oldum."

ben de öyle, diye mırıldandı taehyung jeongguk'un ağzındaki küçük yuvarlak şekeri yanağına itişini izlerken. daha önceden vakti olmamıştı bu yüzden gözlerini çocuğun bedeninde gezdirdi belli etmemeye çalışarak. çocuğun üzerinde basit bir beyaz tişört vardı fakat tişörtün yakası öyle genişti ki jeongguk'un omuzlarından birinden sarkıyordu ve taehyung nasıl fark etmemişti bilmiyordu fakat jeongguk ufacık bile eğilse bütün göğsünü görebileceğini fark etmişti. boğazını hafifçe kurulduğunu hissetti. çocuğun omzu yüzünün geri kalanıyla birlikte o kadar pürüzsüz ve beyaz görünüyordu ki taehyung gözlerinin üzerindeki farı anında yakaladı. tatlı bir pembe rengiydi fakat çok fazla da sürülmemişti. kirpikleri öyle sıralı ve güzel duruyordu ki taehyung jeongguk'un onlara da bir şeyler sürüp sürmediğini merak etti. dudakları sürekli diliyle ıslattığı için parlıyordu, onların altına kondurulmuş ben ise pürüzsüz tenine renk katmış gibiydi.

dudakları tam o benin üzerinde nasıl görünürdü?

"ee," diyerek istemediği yönlere kayan düşüncelerini böldü jimin. taehyung jeongguk tarafından yakalandığını fark etmeden arkadaşına döndü. "şu rezil olduğun tatlı çocuktan bahsetsene taehyung, telefonu suratıma kapattığın için ne olduğunu anlamayadım."

gözleri irice açıldığında taehyung ne yapacağını bilmeyerek jeongguk'a kaçamak bir bakış attı. çocuğun kaşlarından biri havaya kalkmıştı fakat yüzünde sevimli bir gülümseme vardı. "tatlı çocuk?" diye sordu jeongguk koltuğunda geriye yaslanırken.

taehyung bir şekilde bu işten sıyrılabileceğini düşündü. "ah, önemli değil aslında-"

"nasıl önemli değil? sen bana asla müsait değilim şimdi demezsin önemli olmasa! biliyor musun jeongguk, taehyung tuvaletteyken bile açar telefonlarımı-"

taehyung şiddetli bir şekilde öksürüp jimin'i böldüğünde jeongguk'un yüzüne yerleşen şaşkınlık ve daha sonrasında kızaran yanakları taehyung'un oradan koşarak kaçmak istemesine neden oldu. anlamıştı kimden bahsedildiğini! daha fazla ne olabilirdi ki yerin dibine girmek istemesine neden olacak?

taehyung jimin'in önündeki suya uzanıp büyük bir yudum alırken jimin'in ilgisi bu kez şükürler olsun ki jeongguk'a dönmüştü. dudakları hafifçe büzülmüştü alamadığı yanıt karşısında. "taehyung anlatmıyor. sen söyle o zaman jeongguk buraya gelirken karşılaştığın senin tatlı çocuğun kimdi?"

taehyung içtiği iki yudum suda boğulduğunu hissetti.

az öncekinden daha şiddetli öksürürken bu kez kendini koltuğuna gömen jeongguk idi. ikisi de jimin'e birbirlerinden mi bahsetmişlerdi? tatlı çocuk olarak?

jimin jeongguk'a dönüp birkaç şey mırıldanırken taehyung sonunda derin bir nefes alarak arkasına yaslanmış, kıpkırmızı suratıyla jimin'e dönerken sıcakladığını fark edip üzerindeki hırkayı sıyırmıştı kollarından. "konuyu değiştirsek iyi olur, canım. değil mi jeongguk?"

birkaç saniye cevap alamadığında taehyung kafasını kaldırıp çocuğa dikti bakışlarını. kollarıma mı bakıyor? diye düşündü. jeongguk gözlerini dikmiş ona bakıyordu. siktir, baştan aşağı süzdü beni!

"a-aynen." dedi daha sonra başını eğerek ellerini kucağında birleştirirken. "jimin buraya geçici olarak geldiğini söyledi fakat nedenini bilmiyorum. sakıncası yoksa...?"

"hayır, hayır yok." dedi taehyung sonunda normal bir şey konuştuklarına şükrederek. "iki hafta önce okuduğum fakültede yangın çıktı. çoğu derslik zarar gördü bu yüzden uzun bir süre tadilat yapılacak fakat bu senenin sonunda dönerim diye düşünüyorum yani... evet, geçici olarak burdayım."

jeongguk oturduğu yerde rahatsızca kıpırdandığında taehyung masanın üzerindeki ellerinin birbirlerine ne kadar yakın olduğunu fark etti. "neden geçen hafta gelmedin? yangının iki hafta önce çıktığını söyledin."

taehyung dudaklarını araladıysa da kısa bir süreliğine burada olduğunu unuttuğu jimin elini masanın altından dizine yasladığında sustu. "yangın olduğunda taehyung da fakültedeydi. bu yüzden bir hafta izinliydi, doktor kontrolleri falan..."

"ah, çok üzgünüm," derken jeongguk uzanıp elini tuttuğunda taehyung öyle bir titredi ki jimin dizindeki elinin parmaklarını sıkarak şaşkın şaşkın ona baktı. "kalıcı bir zarar almamışsındır umuyorum ki..."

"hyung diyebilirsin ve hayır, gayet iyiyim jeongguk. endişelenme." dedi taehyung çocuğun durakladığını gördüğünde. jimin jeongguk'un ikinci sınıf olduğundan bahsetmişti, aralarında dört yaş vardı. taehyung dördüncü sınıftaydı fakat girdiği üniversiteye kabul edilebilmek için birkaç yıl fazladan hazırlanmıştı.

"hyung." dedi jeongguk gülümserken. sonra gözleri birleşik ellerine kaydı, öyle şiddetle çekti ki kendini geriye jimin yanında kıkırdadı.

"bence siz çok iyi anlaşacaksınız." dedi ikisinin de bakışlarını üzerine çekerken sarışın olan. "çok iyi hem de."

~

taehyung jeongguk'u tekrar gördüğünde yeni okulunda üçüncü günüydü. çocuk ilk gün olduğu gibi yanlarından geçerken bu kez taehyung'a da el sallamış, kollarının arasına sıkıştırığı kitaplarla acelesi varmış gibi yanlarından geçerken ağzındaki sakızı şişirip patlatmıştı.

"taehyung, yere düştü!" demişti yanından jimin panikle. fark etmeden çocuğun sırtına diktiği bakışlarını çekerek arkadaşına dönmüş, ne? diye mırıldanmıştı. "dibin diyorum, taehyung, düştü. yerlerde şu an. çenenle birlikte."

günlerdir yaptığı tek eylem buymuş gibi kızarıp bozarırken uzanıp jimin'in kafasının arkasına vurmuş, diğerinin söylenmelerine aldırmadan konuşmuştu. "fark etmiş midir baktığımı? çok mu belli ettim?"

jimin yanında kafasını ovuştururken omuz silkmiş, "o kadar insanın arasında seni dert edeceğini sanmıyorum." demişti.

"nasıl yani?"

"bak, jeongguk okulda çok iyi tanınır, neredeyse bütün kampüste. sadece kendi fakültesinde değil." demişti jimin sessizce fakat onun duyacağı şekilde. "ona herkes bakar, her zaman."

"evet yani... bakılmayacak gibi değil." demişti taehyung mırıldanarak. jimin duymamış gibi ona döndüğünde de boğazını temizlemiş, "neden?" diye sormuştu kısaca.

jimin kollarını göğsünde bağlamış, adımlarını yavaşlatarak onu kolonlardan birinin arkasına çekmişti. "bunu sana söylerim ama bir şartla. jeongguk'a bildiğini belli etmeyeceksin." demişti. taehyung aceleyle başını salladı. "jeongguk'un her zaman sakız çiğnediğini ya da şeker yediğini görmüştün değil mi?" taehyung bu kez meraklanarak kafasını daha şiddetli sağladı. jimin sesini iyice kıstı. "onları çok sevdiği için yemiyor. oral fiksasyonu var. alkol kullanmamak, tırnaklarını yememek ya da ne bileyim... giydiği şeylerin yakasına zarar vermemek için ağzını başka şeylerle meşgul ediyor. anladın mı?"

"oh..."

"ve okulda herkes onu tanıyor çünkü... şeyde çok iyi olduğunu söylüyorlar... şeyde..."

"neyde?"

"birine ağız işi vermekte... çünkü fiksasyonu var ve- iyiymiş yani!" demişti jimin utana sıkıla.

"jimin!" dedi taehyung kaşları çatılırken. "o senin arkadaşın!"

"ben söylemiyorum! ne duyduysam o. ama jeongguk bunu konuşmaktan hoşlanmıyor tamam mı? yani sakın... taehyung sakın ona bunun konusunu açma tamam mı? sakın."

"tamam." demişti taehyung öğrendikleriyle şaşkın şaşkın etrafına bakarken. "tamam söylemem." demişti tekrar. jimin ikna olmuş gibiydi, uzanıp koluna girdi ve az önce hiçbir şey konuşmamışlar gibi koridorda yürümeye devam etti.

onu bulmam gerek, diye düşündü taehyung. hem de hemen.

~

"ağzınla ilgili bir problemin olduğunu duydum. belki yardım edebilirim sana."

taehyung jeongguk'a bu kelimeleri söylediğinde öğle arasındaydılar. taehyung onu tuvaletlerden birinde yakalamıştı.

"anlamadım?" dedi jeongguk ellerini yıkadığı musluğu kapatıp ona dönerken. yine sakız çiğniyordu.

taehyung uzanıp çocuğun kolunu tutup onu kenara çekerken arkasına dönüp kapıya bir bakış attı. "jimin anlattı. ben sordum ama yanlış anlama! şeyin varmış sanırım...şey-"

"fiksasyon."

"aynen." dedi taehyung heyecanlı bir sesle ikisinin de irkilmesini sağlayarak. "sana yardım edebilirim diye düşündüm. bu sakızlar çeneni ağrıtmıyor mu?"

jeongguk bir süre şaşkın şaşkın ona baktı. dediklerini algılamaya çalışıyor gibi görünüyordu. "eh... ne öneriyorsun?"

"ağzını oyalamak için başka bir şey!" dedi taehyung gülümseyerek.

jeongguk'un yüzünde garip bir gülüş belirdi. "benden bunu isteyeceğini düşünmemiştim, tae hyung."

taehyung göğsünü gere gere kıkırdadı. "eh, ne diyebilirim ki, yardımsever biriyim."

"pekala." dedi jeongguk ağzındaki sakızı çıkartıp yanlarındaki çöp kutusuna atarken. "zaten sıkılmıştım ondan." sonra taehyung'u çekip kabinlerden birine itekledi ve kapıyı arkalarından kilitledi.

taehyung sendeleyip kapalı klozet kapağının üzerine oturduğunda kaşları çatılmıştı. "jeongguk?" dedi şaşkınca. buraya neden girmişlerdi ve... siktir, jeongguk neden dizleri üzerine çökmüştü?

jeongguk ne yaptığını bilir gibi taehyung'un bacaklarını iki yana ayırdı. kuru zeminde öne kayarken elleri iki yanda buz tutmuş çocuktan yararlanarak pantolonunun düğmesini çözdü, fermuarını aşağı indirdi. "üzgünüm, daha müsait bir yer bulana kadar burasıyla idare ediyorum."

"aa... jeongguk... aynı şeyden bahsettiğimize emin... değilim..." demeye çalışırken yerinden kalkmak için hareketlendi taehyung fakat bacakları jeongguk tarafından tutulduğunda ve hafifçe ayaklanmasından dolayı ona kolaylık sağlayarak pantolonunu ve iç çamaşırını aşağı indirmesine yardımcı olduğunda, yanlışlıkla, yerine sertçe geri oturtuldu.

"sakızımı atalı birkaç dakika olmak üzere, hyung. lütfen beni oyalama yoksa seni ısırmak zorunda kalacağım." taehyung penisinin ne zaman açığa çıktığını fark etmemişti bile. ona doğru uzanan saçları fark ettiği gibi uzanıp onları yakaladığında jeongguk kıkırdayarak dudaklarını yaladı. "pekala... her zaman izin vermem buna ama saçlarıma dokunabilirsin."

"h-hayır jeongguk! öyle değil!" demeye çalışırken kalbinin attığı yer hiç de hoşuna gitmedi taehyung'un.

jeongguk tekrar kıkırdadı. sonra uzanıp dudaklarını penisinin üzerine kapattı.

taehyung'un yaptığı ilk şey seslice inlerken kafasını geriye atıp arkasındaki duvara çarpmak oldu. ortaya çıkan ses jeongguk'un umrunda değilmiş gibiydi, sıcacık ağzıyla ve hayalarını sıyırıp geçen parmaklarıyla sanki günlerdir bunu bekliyormuş gibi onu emmeye başladığında taehyung kötü hissetse de dedikoduların aslında gerçekten de öyle olmadığımı fark etti. bu çocuk emme işini öyle iyi yapıyordu ki... öyle odaklanmıştı ki taehyung onun bunu yaparken kendinden daha çok zevk aldığını düşündü ve sonra fiksasyonu hatırladı. tabii ki jeongguk ondan fazla zevk alıyordu...

"seni ilk gördüğümden beri önünde dizlerimin üzerine çökmek istiyordum." dedi çocuk nefes almak için geri çekildiğinde ve taehyung'un bir şey demesine vakit bırakmadan onu tekrar ağzına aldı.

taehyung'un dudakları en başından beri aralıktı. jeongguk ne zaman dilini belirginleşmiş damarlarına bastırsa yerinde sıçrayarak çocuğun saçlarını çekiştiriyor, bacaklarını kapatmak için büyük bir istek duyuyordu fakat jeongguk'un boşta kalan elinin tırnakları uyluklarına öyle bir geçmişti ki taehyung orada uzun bir süre iz kalacağından emindi.

göğsü hızlıca inip kalkarken, "nngh, jeongguk," diye inledi taehyung kendine engel olamadan çocuğu saçlarındaki parmaklarıyla yönlendirirken. "bebeğim- guk!"

jeongguk üzerine doğru mırıldanarak onu daha derine aldı. burnu neredeyse kasıklarına değiyordu. başı aşağı yukarı hızlıca hareket ediyordu ve taehyung bayılacağını düşünüyordu. jeongguk uzanıp kasıklarının birazını örten gömleğini yukarı ittiğinde taehyung boşta kalan eliyle gömleği yakalayıp boynuna kadar sıyırdı.

jeongguk elini uzatıp karnına bastırdığında ve göğsüne doğru okşadığında taehyung kafasını tekrar arkasındaki duvara vurdu fakat jeongguk dudaklarını çabucak ondan çekti duyduğu sesle. "canını acıtacaksın." dedi sık nefesleri arasından. taehyung gördüğü kırmızı ve ıslak dudaklarla tekrar inledi. ne olacağını düşünmeden eğilip dudaklara kocaman bir öpücük bıraktıktan sonra saçlarından çekmediği elleriyle şaşkın çocuğun başını tekrar penisine itti.

buraya gelme amacı bu değildi. kesinlikle bu değildi. jeongguk gibi tatlı birinden nasıl böyle bir istekte bulunabilirdi? taehyung bunu yapacak cesarete sahip değildi.

olan oldu, dedi içinden. bittiğinde ne yapacağını düşünürsün.

ve bitişi taehyung'un düşündüğünden de hızlı geldi. jeongguk dudaklarını içe çekerek onu öyle güzel emiyordu ki bütün kanının erkekliğinde toplandığına emindi. patlamak üzereydi. göğüs ucunu sıkıştıran parmakların üzerine elini kapatarak onu tutmuş, sıkarak jeongguk'u uyarmaya çalışmıştı fakat jeongguk başını iki yana sallayarak dudaklarını hafifçe geri çekmiş, dudaklarını yalnızca ucuna sararak orayla ilgilenmeye başlamıştı.

taehyung yutkunarak boğazından çıkan hırlamaya engel olamadı. birkaç saniye sonra jeongguk'un ateşler gibi yanan ağzına geldiğinde kendini çığlık atmamak için öyle sıkıyordu ki kanı bu kez de boynunda ve yanaklarında toplanmıştı.

rahat bir nefes vererek başını bu kez yavaşça yasladı duvara. jeongguk iyice temizlediğinden emin olmak istermiş gibi dilini üzerinde gezdirip duruyordu. taehyung oturduğu yerden çocuğun gözlerine düşmüş dağınık saçlarını, ıslak dudaklarını ve yaşarmış gözlerini izledi. jeongguk yutkunarak geri çekildi. sonra uzanıp uyluğuna yatmış olan erkekliğine ufak bir öpücük kondurdu. taehyung bitti sanıyordu fakat jeongguk birkaç saniye arayla uzanıp dilini ona sürtmeye devam etti. parmakları kendi bacaklarının sıkıca kavramıştı ve taehyung onun kocaman açtığı gözleriyle penisine baktığını görebiliyordu.

"jeongguk," dedi taehyung doğrulup çocuğa uzanırken. jeongguk daldığı yerden gözlerini ayırıp sirkelenmiş, başını kaldırıp dağılmış haline bakmıştı.

"bir şey söylemene gerek yok, hyung." dedi jeongguk fakat sesi hırıltılı çıkmıştı. taehyung bunun nedenini hatırladığında istemsizce titredi. jeongguk ayağı kalkıp sızlayan dizlerini ovuştururken birkaç kez öksürdü.

taehyung aceleyle toparlanarak onun gibi ayaklandı. "jeongguk." dedi tekrar. feci halde başı dönüyordu.

"hyung, beni düşündüğün için teşekkür ederim." dedi çocuk gülümseyerek. hala ıslak dudaklarıyla uzanıp yanağını öptüğünde taehyung nefesinin kesildiğini hissetti. jeongguk arkasını dönüp kabinden çıkmadan önce mırıldandı, yanakları kıpkırmızıydı. "ve lütfen... her zaman adımla seslenme."

ne? diye düşündü taehyung çocuk ellerini yıkayıp ağzına bir şeker attıktan sonra tuvaletten çıkarken. sonra hatırladı. jeongguk'a bebeğim demişti.

taehyung kalktığı yere tekrar yığıldı. az önce ne olmuştu burada?

~

taehyung dakikalarca oturup kendine gelmeyi beklediği kabinden birilerinin seslenmesiyle çıkmak zorunda kaldı. aynaya bakma ihtiyacı duymuyordu çünkü ne halde olduğunun farkındaydı. kıvırcık saçlarını hafifçe düzelterek ellerini yıkadı, gömleğini pantolonunun içine sıkıştırdı ve belini iyice sarıp ortaya çıkartmasına izin verdi. diğer dersine yarım saat daha vardı. telefonunu çıkartıp jimin'i aradıktan sonra nerede olduğunu öğrendi ve yanına gittiğinde kendini sarışının yanına bıraktı.

jimin anında ona döndü. "tae... üstünden tır mı geçti bu halin ne?"

taehyung utanarak başını kucağına eğdi. jimin ona kızar mıydı olanları söylese? ama onlar aralarında sır tutmazlardı ki, söylemesi gerekiyordu.

"jeongguk'un yanından geliyorum." dedi sadece anlamasını umarak.

"ee?" dedi jimin yüzüne boş boş bakarken. taehyung gözlerini devirip başka yere bakarken işaret parmağıyla kasıklarını işaret etti. jimin'in boş bakan gözleri iri iri açıldı. "hadi canım! şey mi yaptı sana?"

"herkes öğrensin isteseydim jeongguk beni emerken sesimi kısmaya çalışmazdım, jimin!" dedi. sonra kendi dediklerine biraz daha kızardı. jimin ellerini dudakları üstüne kapatıp kıkırdadı. yanında öyle bir heyecanla kıpırdanıp anlatmasını istiyordu ki taehyung oflayarak kulağına uzandı. "yaşadığı sorunla alakalı konuşmak için gittim. yanlış anladı beni ve oldu bir şekilde tamam mı? lütfen sorgulama daha fazla."

"tamam, sadece-" jimin tekrar kıkırdadı. "iyi miydi? söyledikleri gibi?"

taehyung başını eğip kakülleriyle yüzünü örterken başını salladı. jimin bütün bahçeyi ayağı kaldıracak bir kahkaha attığında taehyung sonraki dersi için oturduğu yerden kalkmış, sınıfına yürümeye başlamıştı.

ders boyunca hiçbir şey dinleyemeyeceğini, dinlese bile anlamayacağını bilerek ses kaydını açtı ve öylece hayallere daldı.

her birinde jeongguk'un gülümseyerek onu öptüğü hayallere.

~

jeongguk, jimin'in dediğine göre, eskisinden daha çok onlarla takılmaya başlamıştı. tuvalette olanların üzerinden iki gün geçmişti ve taehyung, jeongguk her anlarında yanlarında olsa bile onu tek yakalayıp düşündüğü şeyi, o gün oraya gitme amacını söyleyemiyordu. aslında yalnız kaldıkları birkaç an olmuştu. jimin ne zaman fırsat bulsa tuvalete kaçıyor, telefon görüşmesi bahanesiyle yanlarından kaçıyor ve ikisini baş başa bırakıyordu. taehyung için o dakikalar eziyet gibiydi. jeongguk'la karşılıklı kızararak oturuyorlar, arada sırada masanın altından parmaklarını birbirine sürtüyorlardı. aralarında ismi konulmuş hiçbir şey yoktu fakat taehyung onu ne zaman görse kalp atışlarının hızlandığını asla inkar edemezdi.

"bugün bize gelmek ister misin?" dedi yine o baş başa kaldıkları anlardan birinde. serçe parmakları masanın altından birbirlerine bağlanmıştı ve taehyung bunu sorarken ikisi de bakışlarını kaldırıp göz göze gelmişlerdi.

jeongguk dişlerini alt dudağına geçirirken gülümsedi. "çok hızlısın, hyung. beni eve atmaya mı çalışıyorsun?"

"aslında evet." dedi taehyung. jeongguk gözlerini kocaman açarak ona baktı, bugünkü sakızı çilekliydi ve ufak pembelik şaşkınlıkla aralanan dudaklarının arasından sırıtıyordu. "geçende sana yardım etmek istediğimden bahsetmiştim, hatırlıyor musun?"

jeongguk birbirine bağlı parmaklarını hafifçe sıktı. "bir saniye olsun çıkmadı ki aklımdan." sonra hafifçe sakızını çiğnemeye devam etti. "ama bana çoktan yardım ettin. etmedin mi?"

"ah, hayır." dedi taehyung. "daha fazlasından bahsediyorum."

jeongguk gözlerini açtı yine iri iri. taehyung onların nasıl böyle güzel gözüktüklerini merak etti. jimin'in söylediğine göre jeongguk ona bakarken gözleri daha da parlıyordu.

"tamam." dedi kahverengi saçlı başını gevşekçe sallayarak. "gelirim. evine. seninle yani. gelirim. kesinlikle."

taehyung onun bu heyecanlanmış haline gülerken yan sandalyeden çantasını aldı. "o zaman jimin gelmeden gidelim. yalnız olmamız gerek. jimin gelirse ortalığı birbirine katar."

jeongguk tereddüt bile etmeyip kalktığında taehyung fark etmeden uzanıp elini tuttu. yanlarından geçtikleri garsona hesabı jimin'in ödeyeceğini söyledikten sonra kafeden dışarı çıktıklarında taehyung hala jeongguk'un elini tutuyordu. ikisi de bundan şikayetçi değildi, bir gariplik olduğunu anlamamışlardı bile. birkaç dakika bekledikten sonra gelen otobüse bindiler. kalabalık olduğu için ikisi de ayaktaydı. jeongguk sırtını cama yaslamıştı ve taehyung da önündeydi, jeongguk'un kalça hizasındaki demirlere tutunuyordu ve ikisi de kalplerinin hızlı hızlı attığının farkındaydılar.

otobüs inecekleri durağa geldiğinde bu kez jeongguk uzanıp elini tuttu. ufak sohbetlerle evin bahçesine girdiler. taehyung cebinden çıkardığı anahtarlarla kapıyı açarken jeongguk yanında kıpır kıpırdı. içeri girip de çantalarını bıraktıkların an taehyung jeongguk'u salona doğru çekti. beklemediği şey jeongguk'un oturdukları an onu öpmesiydi. taehyung öyle şaşırdı ki karşılık veremedi ve bu jeongguk'un geri çekilip ters ters ona bakmasına neden oldu.

"neden öpmüyorsun beni?" dedi. dudakları kızgınmış gibi bükülmüştü aşağı doğru.

taehyung anlamayarak kaşlarını çattı. öpüşmeleri mi gerekiyordu? anlamaya çalışarak jeongguk'a döndü fakat arkalarından gelen ses ikisinin de oturdukları yerde irkilmelerine neden oldu.

adam elindeki gazeteyle gelip karşılarına oturdu. "hey,"

taehyung jeongguk'a dönerken gülümsüyordu. "ah... kore'nin en iyi dişçilerinden biriyle, babamla tanış jeongguk."

jeongguk başını oturduğu koltuğa bastırıp çığlık atmak istedi.

~

kendi odasında beklediği yarım saat boyunca taehyung telefonuyla uğraştı. jeongguk babasıyla çalışma odasındaydı ve birazdan işleri bitmiş olurdu.

kapısı hafifçe tıklatılıp açıldığında jimin'den gelen küfür içerikli mesajlara bakıyordu. başını kaldırıp çekingence içeri giren çocuğa baktığında taehyung gülümseyerek yatağın ucuna geçti ve jeongguk'un da oturması için yanındaki yeri pat patladı.

jeongguk yanına oturduğunda sessizdi. bakışları kucağındaydı ve parmaklarıyla oynayıp duruyordu.

"hey," dedi taehyung kendine engel olamadan uzanıp çocuğun çenesine yasladığı parmaklarıyla başını kaldırırken. "sorun ne? canın mı yanıyor?"

"hayır," dedi jeongguk. "sadece kontrol yaptı baban."

"o zaman sorun ne, canım?"

jeongguk ona bakarken içeri girdiği zamanki gihi çekingendi. "gerçekten en başından beri beni mi düşünüyordun?" taehyung anlamamış gibi kaşlarını çattığında jeongguk açıkladı. "tuvaletteyken bahsettiğin yardım..."

"evet, babamdan bahsediyordum."

"of, inanamıyorum!" dedi jeongguk inleyerek başını omzuna yaslarken. "ben sandım ki-" diye başladı fakat başka bir şey gelmiş gibi aklına tekrar taehyung'a baktı. "ama yalnız olmamız gerekiyor dedin. jimin gelmesin dedin."

taehyung parmaklarını geriye atıp ensesiyle oynarken mırıldandı. "evet, o konuya gelirsek... jimin dişçilerden korkuyor. bayağı. geleceğimizi duysaydı gelmek isterdi ama babamdan rahatsız olurdu. bu yüzden o gelmeden gidelim dedim."

jeongguk bir an inanamıyormuş gibi yüzüne bakakaldı. sonra dudakları yavaşça kıvrıldı, kendini geriye atıp kahkaha atarken yatağa dağıldı saçları. karnı şiddetle titriyordu ve elleri yüzünü kapatırken gülmeye devam ediyordu jeongguk.

taehyung da onunla beraber uzanıp ellerini yüzünden çektiğinde gülüyordu. çocuğu kendine çevirip bir kolunu boynunun altından geçirirken jeongguk kızarmış bir halde gözleriyle gözlerini birleştirmemeye çalışıyordu.

"utanınca öyle güzel oluyorsun ki..." dedi farkında olmadan. sesi kısılmış ve kalınlaşmıştı. sonra aklına gelen şeyle sırıttı. "bebeğim..."

jeongguk gözlerini irice açarak yüzünü göğsüne sakladığında bu kez taehyung gülüyordu. jeongguk uzunca bir süre orada saklı kaldı. taehyung anın tadını çıkarırken çocuğun saçlarından gelen şampuan kokusunu soluyordu.

"hyung." dedi bir an sonra jeongguk doğrularak. dirsekleri üzerinde yüz üstü dururken yukarıdan ona bakıyordu. "benimle randevuya çıkmak ister misin, bu kez hiçbir yanlış anlaşılma olmadan?"

taehyung gülümseyerek çocuğun dudaklarına uzanmadan önce keyifle gülümsedi. "seve seve, jeongguk."

randevularından sonra taehyung gidip jimin'e kocaman bir öpücük vermeyi ve kaydını yeni okuluna aldırmak için uğraşmayı aklının bir kenarına yazdı.

hayatının geri kalanında bu tatlı çocuktan ayrı kalabileceğini düşünmüyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.