16 mart 2026 pazartesi
inci.
ne basit bi isimdi kucuk bir istiridyenin kendini korumak uğruna sarıp sarmaladığı kum tanesinin dönüşümü, evrim.
kısacık isminde binbir acıya kucak açmış 17 yaşındaki silik kız
bendim
ne şanslıydım ne şanssız kaza kurşunu olarak hayata gelmiştim yıllarca kendini öfkeden korumaya çalışmış ancak maçın sonunda öfkeyle yıkanmış bambaşka bi kızla bakışıyordum her aynayla denk geldiğimde kendimi asla sığdıramadığım kalıplarım hareketlerim düşüncelerim vardı kimi zaman kaskatıydım dunyaya kafa tutardım ama kimi zaman ufak bi sesle bile ağlıyor titriyordum kendimi anlamayı 15 yaşımda bırakmıştım nedenler arasında cevaplar bulamayışlarım 15 yaşında tükenmişti
küçük bi kızın kafasında neler dönebilirdi?
akşam eve gittiğinde annesini babasından nasıl koruyacağı yemek yerken düğümlenmiş boğazı uyku üzerinde karabasan gibi otururken ayakta kalmaya çalışması kapı dinleyip durum kötüleşir babası çıldırırsa annesinin önüne kendini atması mı annesinin yerine kardeşine göz kulak olması mı benim dönüyordu sadece 8 yaşındayken.
hayal kurardım kendimi annemi kurtarmayı düşünürdüm çok uzaklarda olucaz ve kötülük pençesini kumral saçlarıma geçiremeyecekti kötülük beni balkondan atmaya çalışmayacaktı ben çığlık atarak annemden yardım istemeyecektim
o kız bi gün büyüdü önünde yolları vardı birçok yolun başında oturmuş sigarasını iciyor yanından geçen insanların yüzüne bir kez olsun dönüp bakmıyor insanlar ona bakıp garipsiyor her zamanki gibi çocukluğunda öğretmeninin bile ötekileştirdiği o çocuk büyükse nolmuş hala aynıydı maskelerini insanlara göre değiştirebilen nabız ölçen nabza göre şekil alan biri olmuştu ama suçlayacak kimsesi yoktu yolun başında otururken vakti daralıyor sigarası sönüyor çakmağının gazı sonlara yaklaşıyordu kalkıp gitse arkasında annesi kalıp baş etse gençliği zamanı hayalleri sahipsiz kalıyordu ‘oda sahipsizdi’
belki bi babası vardı /varlığı yokluğu bir/
belki bi evi vardı /bir gün ait hissedemediği/
belki akrabaları vardı /yargıyla acımayla bakan/
zamanla herkes sırtını dönmüştü ona
ilk andan beri bu günü bekliyordu sırtlarını dönsünler ki giderken üzülmeyeyim çünkü ben en çok evime ait olmak babamın saçlarımı tararken güzel kızım gibi basit sözlerini duymak annemin babamla mutlu olduğunu görmek istemiştim. gece yarısı kırılan bardak sesleriyle atılan çığlıkla odamın kapısı kırılarak ve sabahı karakolda alarak değil.
ilk evi terk edişim 14 yaşındaydı telefonsuz cebimdeki 600 tl ile kimsesiz
hayat tokadını suratıma yapıştırmadan herşeyi halledebileceğimi düşünerek
ev.
ev nedir?
sıcak yatak sıcak yemek biraz para mı
evi ne ev yapar
içindeki insanlar
ev bazen 4 duvar çatıdan ibaret değildi ev insanlardı benim hiç evim olmamıştı 17 yaşıma kadar
her mutlulukta gözyaşı hüzün aramıştım annemi her mutlu gördüğümde hüzünlenirdim akşam ne olacak da mutluluğu bozulacak diye bozulmasın isterdim annemle mutlu geçirdiğimiz her günün bedeli olurdu sanki babam.
bundandı belkide yanlızca mutluluktan 17 yaşında ağlayabilmem gitme zamanın yaklaşmıştı yanımda götüreceklerimi bilmeden bi ekim sabahına uyanmıştım kasımın getireceklerini bilmeden
belirsizlikten hâlâ nefret ederdim hep etmiştim ne olacağını bilmek isterdim ki ona göre siper alayım belkide bu yüzden karamsardım ve beni suçlayamazlardı
suç
bir babanın kızına yeterince baba olamaması da suç değil miydi kötülükten koruması gerekirken kapıdan her girişinde kötülükle gelmesi 8 yaşında bi çocuğa karşı işlenen ilk suç olmamalıydı
küçük bir çocuğun intikamını 17. yaşı alamazdı
küçük çocuğun gözyaşlarını 17. yaşı silmemeliydi baba
korkularımı eve getirmemen gerekirdi
her evden çıkışında akşam biyerlerde ölü bulunmanı istememeliydim
sinirden titrerken elimden hiçbirşey gelmiyorken uykunda nasıl öldürebilirim nasıl gidersin diye düşünerek ağlamamalıydım
eli dikiş gören adamların elleri yeterince uzağa uzanamazdı ama ben hep bir el görmek istedim
güçlü şefkatli bir el
iğne iplikle kendi yaralarımı kendim dikmemeliydim
acı
herşeyi atlatırdım
kendime olan güvenim hep vardı küçük bi çocukken bile öyle güvenirdim ki kurtulabileceğimizi düşünürdüm
yaş büyürken farklı dertlerimde olmuştu bir tanesini gelip anlatamadığım sana
aşk
aşk neydi
birine duydugun kimya çekim miydi ettiğin 2 çift laf mı bi öpücük mü sarıldığında hissettiklerin mi kendimle aynı ruhu bulduğumda bitecekti savaşım 17 me kısmetmiş
sarılmayı severdim
ama kimseye sarılmazdım kolay kolay
beni güvende hissettiren tek şeydi belkide ait hissediyordum sarılmaktan çekiniyordum çünkü sarıldığım herkes bir gün gittiğinde insanlara ait olmaktan uzaklaşıyordum bir parçamı kırıp giderken götürdüklerini sanan bir ton isim ama zaten ben paramparçaydım parça parça vardım sadece yapıştırmam gerekiyordu ama bi tını hoşuma gitmişti 17. yaşımda
mustafacan
ilk mesajı dün gibi hatırlıuorum öğle saatlerine gelirken anlık yazılmış sıradan bi olaydı artık bu defterleri kapattığımı kalbimin başına 2 bekçi dikerek koruduğumu sandığım anları yıkacağını bilmeden
aşk tesadüf olabilir miydi yoksa başından sonuna kadar herşey kader miydi eğer bu kaderse kaderi bile sevebilirdim
kader
kader anlayışım hep zayıftı zayıf olmalıydı kader böyleymiş diyip susmak başını öne eğmek bana uymuyordu hep durumu tartan değerlendiren çözüm sunan şifacılığım yüzünden dinlerle de pek aram yoktu
neredeydiniz diye hesap sormak istediğim isimler vardı küçüktüm anlamamıştım ama hiçkimse bize el uzatmamıştı
kendi elimi kendim uzatır yine minnet etmem anlayışımın temelleri atılmış farkedememiştim
belkide bağlanmak istemememin nedeni buydu bağlılık sorumluluktu bağlılık acıyı da tatlılığı da kabul etmekti
acısız da bağ gelişirmiş
mustafacanın hayatıma attığı ufak bi başlık altında topladıklarımı sayamazdım
sevgi acıtmadan da var olabilirmiş
sorumluluk yük değilmiş
ask kural değilmis
doğru yada yanlıs yokmuş
biz varmışız sadece
o hırçın deniz yok artık içimde
ellerim eskisi kadar üşümüyor
ağladığımda gözyaşımı silen ve sormayan anlayan yanımda kalan biri var
hayat benden istediği herşeyi alabilirdi bundan önce kaybedecek neyimiz vardı?
artık var ve ben korkmuyorum
ince bir kalpte olmanın verdiği hissi hiçbir zaman anlayamayacaklar onlar sığ insanlar derinlikten korkarlar hayat yıllar sonra mustafacanı hayatıma vererek özür dilemeye mı çalışıyordu yoksa gitme vaktim gelirken yollamasıyla taşak mı geçiyordu belkide sınavımız buydu ama biz çoktan birlikte bi yola baş koymuştuk
unutmak
cok iyi bildigimi idda ettiğim tek şeydi belki umursuzdum kalkıp yerdeki bir kalemi kaldıramazdım umrumda değildi çünkü
herşeyi unutabilirdim herkesi yaptıkları herşeyi diyorum ya ben babamı bile affetmek istemiştim ama her seferinde gözüme batmayı başarıyordu
aile
ben kimseye ailemsin diyememiştim yıllarca ev hep yabancıydı bana kendi evime bile yabancıyken bi başkasına evim diyemezdim ev bana kaos getirmişti korku şiddet panik çaresizlik hüzün ihanet daha sayamadığım biçok şey ev çok farklı bıyermıs
çatısı olmadan kan bağı olmadan da ev olabilirmiş sen benim evimsin sevgilim ve ben evime asla ihanet edemem
bi ailemiz olucak kucuk ama sıcak bi aile bir gün seslerin yükselmediği mutfagında her zaman kurabiyelerin olduğu akşamları salonda birlikte mutlu oturabileceğimiz sevgi dolu bir aile başarana kadar ölmiycem
hassas bi kalbîm vardi katı olmaya zorladıkları babamın yaptıklarını affetmem hakaretlerını görmezden gelebilmem icin
geçicek az kaldı bitti biticek az daha dayan diye 5 seneden fazlasını devirmiştim sona yaklaşırken aklımda yıne aynı sorular arkada bırakacaklarım vardı hep olmustu gittiğimde bile arkamı kontrol etmem lazımdı çünkü herşey benim bakmadığım bakamadığım zamanlarda oluyordu kontrolcülüğüm burdandı belki herşeyi bilir kontroledersem yolunda mı değilmi diye hasar almazdım hep arkamdan vurulmuştum çünkü kendi ailemde bile
tüm yasam enerjimi sömüren sevdiklerimdi en başta ben en çok babamı sevmek istemiştim en çokta o nefret ettirmişti kendinden
alkol
ilk alkolü kaç yaşında içmiştim
ilk sigaramı kaç yaşında dudaklarıma koyup ilk intiharı etmiştim 14 mü 15 mi
15 .yaşımın getireceklerini sezmiş miydim ki ondandı belkide sigaradan alkolden hep nefret edip korktuğumda üzüldüğümde onlara sarılıp biraz daha erken ölebilmeyi isteyişim
intihar edecek cesaretim yoktu yavas yavas yapsam kendimde korkmaz anlamazdım belki bir sigara daha yaktım ölüme bir adım yaklaşmak için sonra bir daha bir daha bir daha
babasının her alkolü kırdığında annesine koruması gereken küçük kızına hakaretler edip şiddet uygulamaya kalktığı gecelerde hep gündüzleri ışığı aramıştım geceleri severdim ama sen ondan bile nefret ettirdin bana
teker teker sevdiğim herşeyi herkesi almaya yemin etmiş bir babanın kızına özür borcu yokmuydu hic ben bir özür uğruna yıllarca beklemiştim gelmiyordu işte hiç değilse bir özürle herkese kucak açabilecek bir kalbim varken betona çevirdin öyle katılaşmıştı ki hicbirseyi hissedemedim baba
askı sevgiyi ihaneti mutluluğu hüznü
bombos bir insan olmaya baslamıstım daha boyumun yarısındayken ağlamamayı da ağlayı da sen öğrettin bana nefret edip kalmayı
kalacaksın dedin
belki hiç bu kadar açık söylememiştin ama ben duyuyordum işte
bu evden kendini kurtarana kadar bana mecbursun dedin benim hayallerimi bile çaldın baba ben gitmeyi hic istememişken 14 yaşında o otobüse bindim hangi cesaretle
bundandı belki cesaretli oluşum hiçkimseyi kaybetmekten korkmamam ben size hic sahip olmamıştım ki kaybetmekten korkayım ona göre davranayım benim bi ailem bile yoktu ki daha neyi kaybedebilirdim kendimden başka meğer hayatın babamdan alamadığım özür için bana bir özrü varmış bana senden daha iyi babalık yapıyor biliyor musun korkularımın üstüne gitmiyor bir gün bile korktuğumda sarılan üzüldüğümde sarılan geçti az kaldı mutlu olucaz mutlu olmamızı istiyorum diyen senin yüzünden ağladığım göz yaşımı silen biri var hayatımda ve senin bundan bile haberın yok sen güzel olan şeyleri bozmayı seversin ama bu sefer büyüdüm bir hayalime daha duman sarmana izin vermiycem
bazen gözlerimin içine bakıyor ne gördüğünü öyle merak ediyorum ki acı mı sevgi mi üzülüyor mu bana bakarken ben bile aynaya baktığımda üzülmeyi bırakmışken o ne görüyor bazen gözlerinin içine bakıyorum okumaya çalışıyorum okuyamıyorum alıştığım sığlık yok onda bazı şeyleri oda yaşamış hissediyorum yoksa öyle bakmazdı bana o gece
belkide nasıl başa çıkılır bilmiyordu nasıl babası için özür dilenirdi bi kız çocuğundan engel olamayacağı bir sorun varken ortada yanında olmaktan babası onu üzdüğünde sarılıp öpmekten başka napması gerekir bilmiyordu ondan takma kafana geçicek halledeceğiz diyordu yanağımdan öptü sonra boynumdan hiç durmadan sarıldı kırılan birşeyi tamir etmeye çalışıyor gibi değil daha fazla kırılmasın diye tutuyordu ellerine batacaktı kırıklarım biliyordu ona ragmen bedenini siper etmisti bana sessizce burdayım dedi az kaldı diye bir kez daha avuttum kendimi ama ağlamadım karşısında paramparça olsamda ağlamadım
24 nisan 2026 cuma
kendimden bile sakladığım ne varsa anlatmıştım yüzüne baka baka
arabadaydık kucagında ayaklarım sag koltuğa uzanmış şekilde bira iciyordum arkada her an gidebilirim diye bi şarkı vardı anlatmaya başladım
son kurşunumdun dıye vazgeçecektim derken bi damla süzüldü sağ gözümden yüzümün her cm ini ezberlemek icin bakıyordu sanki
gözleri sert değil üzgün bakıyordu ölmeyeceksin dedi bana seçenek sunmuyordu ölmeyeceksin dedi emir verir gibi bana söz ver dedi kulagıma eğilip boynumdan tutarken kendinden ve benden asla vazgeçmeyeceksin söz ver duydun mu beni dedi hıhı söz dedim sonra öptü beni sarıldı ağlamak yok dedi ve ona inandım
ben yaşamaya razıyım dıye başladığım o günki gibi bu sikik hayata bi parça da olsa mutluluk sığdırdım bu gun biraz daha
27 nisan 17.05
bazen öyle sahteydim ki görmezden geldiğim biri bana naber dediginde içten gülümseyip ayy merhaba diyebilecek kadar
30 nisan 21.55
yalanlar söyledi insanlar tik tak tik tak
kabusundan kaçabildiğin tek kalbe bile yalanlar söylendi
inanmadı
yapmazsın içini biliyorum dedi kıymık oldu canıma battı benı bu denizde sağ bıraktı yaşayacaksın dedi bir kez daha kalktım denedim
neyi?
yaşamayı
bi gün giderse diye korktuğum düşünmekten sakındığım tek kalp icin günlerce aylarca yıllarca saçıma düşen aklara kadar yaşamaya söz verdim korktuğum halde giderse biterse arkasında enkaz bırakacağınu biliyordu vaktiyle gitmem gerekiyordu bağlanacaktım enkaz olacaktım başa dönecektim gidemedim aşık oldum sonunda acı olsada canımı yakacaksada o yaksın yaşayayım onu istedim
ben sözlerimin altında ezilmem
yapmam dediğim ne varsa aksini göremezsiniz
söyledim ona da
ben yapmam aldatmam güven kırmam çünkü güneşli havada titremek üşümek nedir bilirim kalbinden öptüğüm adam iyi ki benimlesin
sonra konuşalım mı?
dedigim an ağlayacağımı biliyordum yinede yaşları gözlerime geri gönderdim telefonu kapatana kadar
sınanıyorduk
o insanlarla
ben arkadaşlarımla ailemle geleceğimle
o da ben de önceliklerimizle,
ne zordu sevdigim insana kırılmışken uzanmak anlattığımda da geçmeyen kırgınlıkla başbaşa oturmak
sırtını soğuk duvara verip yaşların boşalmasına izin vererek oturmak
oturduğumuz heryerı hatırlamazdık belki ama soğuk duvara dayanıp ağladığımız oturduğumuz yerler bıçak gibi aklımdaydı
her yaşımda kücücük bi cocukken bile
küvette kapı önünde odamın duvarında dolabın önünde her oturduğumda
o kücük inci görünüyor karsımda ayakta o ayakta ben oturuyorum duvar aynı duvar sırt aynı sırt yaşlar aynı kıza ait acılar değişen
yarada oydu saran da tenime ufak çizigi atan elindeki neşterde onundu yaramı open de
eline neşterleri ben verip duruyordum insanların kimi basit yerlere kesik atıyordu kimi canıma kimi ruhuma en büyük neşter babamdaydı cünkü en cok onu sevmek isteyip sevememiştim
ne kadar değerliyse benim icin o kadar keskinleşiyordu neşterler o kadar kanıyodu yaralarım
tek basıma duvara yaslıyken iğne iplikle dikiyordum her gece aynı yerden kanıyorlardı
artık üzülmüyorum bile baba her yangın birgün söner sonsuza kadar yanan orman gördün mü hic ben görüyorum
içimi
öfke var ateşı harlayan her umutta diktiğim ağaçlar ve ateşe verip duruyorsun
ruhum ne kadar yanıyorsa tenim o kadar soğuk yaz kış farketmiyor bile artık Daha ne olabilir ki dediğim anda çok daha kötüleriyle karşılaşmaya alıştım ben. Sorun etmiyorum," dedim gözlerimi yanan ateşe çevirerek. "yanmadan sönemezsin ben en çok yanmayı bilirim sönmeyeceğimi bile bile.”