Aklıma gelen anılarla biraz sonra yapacak olduğum şeyden bir kez daha emin oldum. Ben Yalçın Yıldız. Bir aptal. Bir zavallı ve bir katil. Yaptığım hataların altında eziliyordum. Çoğu kişi belli etmemeye çalışsa da herkesin beni suçladığını biliyordum. Doğaldı. Suçluydum. Dibine kadar hemde. Kendime fazla görsem de yine de kafamı kaldırdım ve son defa gökyüzüne baktım. Yağan yağmur her yerimi ıslatmıştı, aynı o günkü gibi...Gözlerimi sıkıca yumdum ve derin bir nefes aldım. Vakit kısalıyordu ve son nefeslerimin keyfini çıkartmak istercesine derinden geliyordu dudaklarımın arasındaki soluk. Gözlerimi yorgunca açtım. Yağmur göz yaşlarımı saklıyordu, damlalar gözyaşlarımla birleşip yanağımdan aşağı bir harita çiziyordu. Hoş, benim için fark etmezdi, saklamak gibi bir niyetim yoktu. Zeminin sonuna doğru bir adım daha attım ve diğer adımım boşluğa denk geliyordu biliyordum.
"Ne yani öylece bitecek mi? Bunca zaman yaşamak için atan kalbini sen mi durduracaksın? Bile isteye?"
Aniden gelen bir kızın sesiyle boşlukta sallanan ayağımı yere bastım. Kim olduğunu bilmediğim birinin şu ana şahit olması beni germişti, hemde söyledikleri ağır gelmişti. Bu ağırlığın altında ezildim. Bir kez daha.
"Çok pişman olmalısın. Yaptıklarından. Hatta yapacak olduklarından bile şimdiden pişmansın. O kadar pişmansın ki çözümü hayatına bitirmekte buldun. Ne yazık ki pişman olman hiçbir şeyi değiştirmeyecek bu yüzden pişmanlığınla yaşayıp gideceksin, tabi az sonra oradan atlamazsan"
Yutkundum. O kimdi bilmiyordum ve umurumda da değildi, hiçbir şey merak uyandırıcı gelmiyor, ilgimi çekmiyordu. Her şey fazla önemsizdi artık. Yüzümü o kişiye çevirmedim, sadece söyledikleriyle ilgilendim. Ve doğruluğuyla. Sustum. Konuşmasına izin verdim.
"Gerçekten istediğin bu mu? Kendini atacak mısın oradan?"
Yine sustum...
"Öyleyse yap"
Nefesimi tuttum.
"Yapmayacak mısın?"
"Yapacağım" dedim bu sefer dedim kendimi tutamayarak.
"Yap hadi" dedi. Minik bir adım daha attım ama onda hiçbir haraketlilik yoktu.
"Beni durdurmayacak mısın?" dedim
"Neden durdurayım ki, bunu istediğini söyledin"
Evet haklıydı bunu istiyordum. Öyleyse neden şu lanet yerden kendimi atmıyordum. Kahretsin! Oysa buraya gelmeden önce bunu yapmaya hazırdım. O zaman bu tereddüt de neyin nesiydi. Yumruklarımı sıktım. Bunu yapmalıydım. Bu duyguyla yaşayamayacağımı biliyordum. Söylediklerini düşündüm. Bunca zaman bu son için mi yaşamıştım yani? Gerçekten bitecek miydi kendimi boşluğa bırakırsam. Ölürsem benim için uğraşmış bunca insana haksızlık olmaz mıydı? Ölmek bencillikti, peki ya yaşamak? O daha büyük bencillik değil miydi? Birinin yaşamını bitirip yaşamaya devam etmek ona haksızlık olmaz mıydı? Ya sevdiklerine? Kararsızlıkla titrek bir nefes verdim.
"Söylesene sevenlere rağmen ölmek mi daha adaletli, yoka birinin canını alıp yaşamak mı?" Bir süre ses gelmedi. Ardından,
"Hiçbiri, sence?" Histerik bir şekilde güldüm.
"Hiçbiri" dedim ardından tekrar etim "Hiçbiri". Ardından tekrar büyük bir sessizlik yayıldı etrafa, en azından yağmurun izin verdiği kadar. Başımı eğip üzerime baktım. Yağmurdan ıslanan tişörtüm bedenime yapışmıştı. Buraya gelirken bu yağmura ve rüzgâra rağmen kısa kollu bir tişört giymiştim sadece. Bunu bilerek yapmıştım üşümekten nefret etmeme rağmen. Üşümek istemiştim, kendimi cezalandırıyordum kendimce. Sessizliği bölen o oldu bu sefer.
"Neye karar verdin?"
"Düşünüyorum"
"Neyi?"
"Olanları ve olacak olanları"
"İyi"
"İyi olan ne?"
"Bende düşünüyorum"
"Neyi?" bu sefer soran bendim.
"Olanları ve olacak olanları" diye yanıt verdiğinde sessizce güldüm.
"Peki"
"Peki"
Sustum. O da sustu. Bekledim. O da bekledi. Hala ona bakmamıştım. Tam arkamı dönecekken durdurdu beni.
"Dönme"
"Neden?"
"Küçük bir oyun, eğer oradan atlamaya karar verirsen beni göremezsin. Ama eğer olurda vaz geçersen beni görürsün"
"Peki ya oyun bozanlık yaparsam? Daha sonra tekrar gelip atlarsam"
"Bir dahaki gelişinde burada olacağım" dedi. Düşündüm. Ne dediğini anlamamıştım ama bunu düşünmemeye karar verdim. Bir süre daha sessizce bekledim ardından yavaşça ileri geri sallanmaya başladım. İleri gittiğim zaman aralılarında ne kadar yüksekte olduğumu fark ettim. Atlarsam kurtuluşum yoktu. Bu düşünce ürpermeme neden olmuştu. Ben konuşmadıkça o da konuşmuyordu, sanırım artık karar vermemi bekliyordu. Haklıydı artık bir karar vermeliydim. Sallanmayı kestim. Bir adım daha attım, artık parmak uçlarım zeminin dışında kalıyordu. Bir kez daha baktım aşağıya. Kollarımı iki yana açtım biraz öyle bekledikten sonra kollarımı indirdim ve döndüm arkamı. O an göz göze geldik. Gözlerinde hiçbir duygu okunmuyordu. Dudakları belli belirsiz yukarı doğru kıvrıldı ve başını hafifçe yana yatırdı.
"Sanırım kararını verdin"
"Verdim" dedim ve ardından ekledim. "Şimdilik". Konuşmaya devam ettim.
"Peki ya sen? Düşünüyordun, verdin mi sen de bir karar?" Başını belli belirsiz aşağı yukarı salladı.
"Verdim" O sırada onun da benim gibi kısa kollu olduğunu gördüm.
"Üşümüyor musun?"
"Peki ya sen?" Bende hafifçe gülümsedim. Bir süre baktık birbirimize, ardından ilk konuşan o oldu.
"Umarım bu seni son görüşüm olur" dedi. Neyi kastettiğini anlamıştım. Gülümsedim.
"Umarım" dedim ve merdivenlere doğru ilerlemeye başladım.