Hastane gecesinin üzerinden haftalar geçmişti. Hasan ile olan konuşmadan sonra mahalleye gitmek istesem de abimin işleri bana bırakıp kaçmasıyla yapamamıştım. Ama haberleri Bora'dan duymuştum. Uzay Emir'lerin dükkanını yakmıştı . Uzay'ın babası da Emir'leri takıma almıştı. Hatta Hasan'ın da alçısı yeni çıkmış, ayağı iyileşince o da takıma dahil olacaktı. Bu transferlerin şerefine, takımın elebaşı Uzay'ın tayfa için büyük bir hoş geldin partisi vereceği haberi kulağıma çalındı. Tabii ki çiçekli yollarda yürüyen bir kız olarak partiye katılmalıydım. Böylece taş yolda yürüyen Hasan'ı görebilirdim.
Mekana adım atar atmaz gözlerim istemsizce o tanıdık, hırçın çakmak gözleri aradı. Hasan'ı görmeyi, ona çiçekli yol nasılmış demeyi bekliyordum. Ama yoktu. Gözlerim kalabalığı taradı; Melek, Emir, Sado ve Mert oradaydı ama Hasan ortalarda görünmüyordu. İçimde hafif bir hayal kırıklığı oluşsa da partinin ritmine ayak uydurmaya çalıştım. İlk başlarda her şey gayet güzel, eğlenceli ve olaysız ilerliyordu.
Ta ki o sesi duyana kadar.
Salonun arka tarafındaki hareketli kısımdan birden 'Sado! Sado! Sado! 'diye tempo tutan bağırışlar yükseldi. Bayağı mutlu, ritim tutar gibi neşeli bir bağırıştı. Merakıma yenik düşüp kalabalığı yararak sese doğru yürüdüm. Karşılaştığım ilk manzara, Sado ve Mert'in kafalarının trilyon oluşu, birbirlerine tutunup dünyadan bihaber şekilde eğlenmeleriydi.
Fakat bu komik manzaranın hemen iki adım ötesinde gördüğüm şey, kanımı bir anda beynime sıçrattı.
Birkaç tane izbandut gibi çocuk Emir'i kollarından sıkıca yakalamış, hareket etmesini engelliyordu. Tam karşılarında duran Uzay ise sırıta sırıta Emir'e sert bir yumruk indirdi! Emir'in başı geriye doğru savruldu.
Hiç beklemedim. Saniyeler içinde gözüm döndü. Elimdeki o sert, zincirli çantamı havada savurduğum gibi bütün gücümle Uzay'ın kafasına indirdim! Çantanın kafasında patlamasıyla Uzay sersemleyerek bir iki adım geriledi.
Tam o sırada bizim kıvırcık Bora'yı fark ettim. Elinde telefonuyla, ağzı açık bir şekilde bana bakıyordu. Muhtemelen olan biteni videoya çekiyor ya da izliyordu. Ona dik dik baktım.
"Bunu seninle sonra konuşacağız Bora."
Ardından hemen Emir'i tutan o iki çocuğa döndüm. Uzay da arkada kafasını tutarak, gözlerinden ateş fışkıran bir sinirle bana bakmaya başlamıştı.
"Bırakın!"
Çocuklar ne yapacaklarını bilemeyip doğrudan Uzay'a baktılar, ondan bir talimat bekliyorlardı. Onların o anlık boşluğundan faydalanıp hiç acımadan çocuklardan birinin diz kapağına okkalı bir tekme savurdum. Çocuk acıyla inleyip dizini tutarak sarsılınca, Emir bu fırsatı kaçırmadı. Kollarını tutan diğer çocuğun yüzünün tam ortasına sert bir kafa attı!
Ortam bir anda dağılmıştı. Uzay burnundan soluyarak gerilerken, karizmasının fena çizildiğinin farkındaydı. Bana ve Emir'e ters bir bakış atıp, yerdeki çocukları işaret etti.
"Arkadaşları sen alırsın artık."
Ve hızla arkasını dönüp mekandan uzaklaştı. Emir nefes nefese kalmıştı. Bir yerdeki çocuklara, bir de Uzay'ın öfkeyle gittiği yöne baktı. Kafasında Uzay'ın arkasından gidip hesabı tamamen kapatma dürtüsü olduğu çok belliydi ama arkadaki sarhoş ikiliyi tek başına bırakamıyordu. Onun bu kararsızlığını görüp hemen devreye girdim.
"Sado ve Mert'i ben hallederim, git sen!"
Emir endişeyle kaşlarını çattı.
"Sorun olmasın senin için? Bu halleriyle uğraşamazsın."
"Bir şey olmaz, arabayla geldim zaten. Güvenli bir şekilde bırakırım mahalleye."
Emir minnettar bir ifadeyle bana baktı.
"Eyvallah, borcum olsun."
Başka tek bir kelime etmeden Uzay'ın gittiği yöne doğru fırladı.
"Yok borç falan, saçmalama!"
Emir çoktan kalabalığın arasında kaybolup gitmişti bile. Duymadığına emindim.
Yerde hâlâ kendi dünyalarında olan Sado ve Mert'e baktım. Bora kargaşada uzaklaşmış olmalıydı. Sado ve Mert'i tek tek bellerinden kavrayıp, binbir güçlükle en yakındaki sandalyelere oturttum. İkisinin de kafası tamamen gitmiş, resmen sandalyede sızıp kalmışlardı. Başlarında dikilip kollarımı göğsümde bağladım.
"Niye bu kadar içtiniz ki sanki?"
O sırada Alina yanımda bitti. Eğilip çocukları kafalarından sertçe sarstı. Sado Alina'nın bu ani sarsmasıyla hafifçe hareketlenir gibi oldu. Alina onun o uykulu ve sersem haline baktı.
"Dur senin aşında yoktur, tırmalama şimdi bizi."
Gözlerimi devirip Alina'ya döndüm.
"Alina kedi köpek mi bu çocuklar? Saçmalama Allah aşkına."
Alina şaşkın gözlerle beni baştan aşağı süzdü.
"İyi de, sen bu iki devasa çocuğu tek başına nasıl sandalyeye kaldırdın?"
"Bellerinden sıkıca tutup kaldırdım işte, ne var?"
Alina'nın gözleri fal taşı gibi açıldı.
"Aynı anda mı?!"
Kahkaha atmamak için kendimi zor tuttum.
"Hayır tabii ki de! Tek tek kaldırdım, ikisini aynı anda nasıl taşıyayım kızım, halterci miyim ben?"
Biz böyle didişirken, o sırada mekanın kalabalığından sıyrılıp yanımıza Pamir ve Bora geldi. Alina çocukların o içler acısı halini işaret etti.
"Ne oldu bunlara böyle?"
Pamir ve Bora, Alina'nın bu sorusu karşısında suçlu gibi bir anlığına gözlerini bizden kaçırdılar. İkisinin de bu tavrından altında kesin bir çapanoğlu olduğunu anladım. Dirseğimle Alina'yı hafifçe dürterek, gerçeği öğrenmek için Pamir'in üstüne gitmesi gerektiğinin işaretini verdim. Alina mesajı anında aldı, kaşlarını çatıp Pamir'e doğru bir adım attı.
"Pamir, ne oldu dedim?"
Bora arkadan panikle atıldı.
"Pamir sakın! Sakın söyleme."
Alina da bende Pamir'e dik dik baktık. Pamir baskıya dayanamadı.
"Biz bunların içeceğine ilaç karıştırdık, ondan kafaları böyle uçtu."
Duyduğum lafla birlikte beynime sıçrayan kanıyla, ışık hızıyla Bora'nın yanında bittim. Elimdeki o zincirli çantamı bu sefer hiç acımadan Bora'nın kafasına ve omuzlarına doğru savurdum.
"Nuri Alço musun sen?! Niye milletin içkisine ilaç atıyorsun? "
Bora acıyla geri kaçmaya çalışırken Pamir'e döndü.
"Havla Pamir, onu da yap! Her şeyi öt hemen!"
Önünü kesip sesimi iyice yükselttim.
"Bana cevap ver Bora!"
"Pamir!"
Alina öfkeyle Pamir'in üstüne yürüdü. Pamir ellerini teslim olur gibi kaldırdı.
"Eğer içki içerlerse, kulüple olan sözleşmeleri feshedilecekti, takımdan men olacaklardı. O yüzden yaptık."
Bu duyduğum son lafla birlikte kelimenin tam anlamıyla çıldırdım.
"Sen milletin işiyle, kariyeriyle mi oynuyorsun Bora?"
Bora öfkemi görünce paçalarının tutuştuğunu anladı.
"Ben gidiyorum!"
Arkasına bile bakmadan koşarak uzaklaştı. Onun kaçtığını gören Pamir de aynı saniye içinde ters yöne doğru topukladı.
"Bora buraya gel! Kaçma!"
Ama ikisi çoktan kalabalığa karışıp tüymüştü. Alina derin bir nefes alıp sandalyede resmen çuval gibi yatan Mert ve Sado'yu işaret etti.
"Eee, bunlar ne olacak şimdi?"
Saçlarımı arkaya atıp, arabamın anahtarını çantamdan çıkardım.
"Ne olacak, evlerine bırakacağız tabii ki. Bu halde burada bırakacak değiliz ya."
Hasan partide yoktu, Emir Uzay'ın peşinden gitmişti ve şimdi bu iki sarhoş koca bebek ellerine kalmıştı. Bu gece eve sağ salim dönebilirsek, Bora ile görülecek çok büyük bir hesabım olacaktı. Alina, baygın baygın yatan çocuklara bakıp omuz silkti.
"Sen ikisini de yine taşırsın değil mi?"
Gözlerimi kısıp ona baktım.
"Yalnız şimdi sen de burada olduğuna göre, biri sende tatlım."
Alina çaresizce Mert'e baktı.
"İyi , ben Mert'i alayım, Sado'yu sen al o zaman."
diyerek anlaştı. Sado, Mert'e kıyasla dışarıdan çok daha iri ve kalıplı görünüyordu ama benim için sorun değildi. Alina zaten Mert'i anca taşırdı. Sado'nun yanına geçip omuzlarını sarstım.
"Sado hadi, gidiyoruz,"
Eğilip onu belinden sıkıca kavrayarak yukarı doğru kaldırdım. Sado doğrulur doğrulmaz o devasa gövdesinin ve sarhoşluğunun verdiği tüm ağırlığı neredeyse tamamen benim üzerime bıraktı. Dişlerimi sıkıp dengemi korumaya çalıştım.
O sırada yan tarafa baktığımda Alina'nın Mert'i resmen ensesinden tuttuğunu gördüm. Alina, Mert'in kafasını arkaya doğru çekiştirdi.
"Yürü bakayım!"
Mert, ensesindeki o baskıyla birlikte refleks olarak hafif hafif, robot gibi adımlamaya başladı.
"Bak Sado, sen de Mert gibi yap, hadi biraz adım at."
Sado dediklerimi dinleyip ayaklarını sürüyerek yürümeye başlasa da, devrilmesin diye tüm gücümle onu tutmaya, taşımaya devam ediyordum.
Binbir zahmetle Sado'yu benim arabaya , Alina da Mert'i kendi arabasına bindirdi; ikisini de arka koltuğa yerleştirmeyi başardık. Arabayı çalıştırıp Ziyankar mahallesine doğru sürmeye başladım.
Sonunda mahalleye girip arabayı durdurduğumuz an, arkadan ani bir kapı açılma sesi geldi. Sado arabanın kapısını açtığı gibi kendini doğrudan aşağı, kaldırımın üzerine attı.
"Ay, Sado!"
Panikle arabadan indim ve hemen yanına koştum. Yerde çuval gibi yatan çocuğun başına eğildim.
"Sado iyi misin?"
Sado gözlerini aralayıp boş boş yüzüme baktı.
"Sado... Sado kim ya?"
Kafası cidden trilyon olmuştu. Alina da o sırada arabadan inmiş, arka kapıdan Mert'e dil döküyordu. Yerdeki Sado'yu işaret etti.
"Bak arkadaşın ne güzel indi aşağıya, hadi sen de in bakayım"
"Yapamam Alina. Kollarım yok benim."
Alina sabır dilenir gibi gözlerini tavana dikti.
"Kolların orada ya !"
Mert'in omzuna vurdu, sonra da bana ve yerdeki Sado'ya doğru anlamlı bir bakış attı. Etrafa bakınıp kaşlarını çattı.
"Normalde burası her saatte hep kalabalık olurdu, şimdi niye hiç kimse yok ortalıkta?"
Aklıma ilk geldiğimiz günkü o mahalleli baskını geldi.
"Islık çalmak lazım."
"Ne?"
"Geçen sefer de aynen böyle bir ıslık sesiyle bir anda toplanmışlardı."
Alina durumu hemen kavradı.
"Tamam, o iş bende,"
Parmaklarını ağzına götürüp mahallenin derinliklerinde yankılanan, acı ve yüksek bir ıslık çaldı. Islığın yankısı bitmeden, tıpkı geçen seferki gibi sokakların köşelerinden mahalleli birer birer belirmeye başladı. Kalabalığın arasından, o ilk gün arabamın aynasını söktüren İbo abi çıktı ve hemen yerdeki Sado'nun başına dikildi. Sado yerde sırtüstü yatarken İbo abiyi görünce yüzünde aptal bir gülümsemeyle baktı.
"İbo abi.''
"İbo abi."
İbo abi dalga geçti, sonra da kaşlarını çatıp bize döndü.
"Ne oluyor lan burada? Ne bu hal?"
Alina hiç oralı olmadan ellerini havaya kaldırdı.
"Biz sadece teslimattan sorumluyuz . Alın bunları, ben gideyim."
Hemen arabadaki Mert'i de kolundan tutup İbo abinin kucağına doğru indirdi. İbo abi Mert'i dengelerken Alina bana döndü.
"Bay bay." dedi.
"Bay bay. "
Ben de ona el salladım . Alina arkasına bile bakmadan oradan uzaklaştı. Ben ise lüks arabamın yanında, Ziyankar mahallesinin o sert ve loş ışığı altında kalakaldım. Yerde biri ne dediğini bilmeyen, diğeri kollarını arayan iki çocuğa ve başlarında dikilen o mahalleli tayfasına baktım. Hasan bu halimizi görse kesin yine sen çiçekli yoluna dön derdi. Allah'ın kekosu. Bak yine sinirlendim.
Mahalledeki çocuklardan biri İbo abinin yanına yaklaştı.
"İbo, eve gidemezler. Sado'nun babası."
İbo abi anında çocuğa ters bir bakış attı.
"Sus oğlum."
Ama ben o aradaki gizli anlamı, o çekinceli ses tonunu anında yakalamıştım. Sado'nun babası bu halde eve giderse onu fena dövecekti, durum apaçık ortadaydı. Onları bu tekinsiz gecede o babanın insafına bırakamazdım. Üstelik bu halde olmalarının sebebi benim aptal kuzenimdi.
"Bende kalabilirler."
İbo abi şaşkınlıkla gözlerini açtı.
"Ne?"
"Evlerine gidemezlerse, benim evime götürebilirim diyorum."
İbo abi şüpheyle beni süzdü.
"Neden?"
"Çünkü Emir'e onlara göz kulak olacağıma dair söz verdim."
İbo abi bir süre durup düşündü, sonra kafasını salladı.
"İyi madem," dedi.
"Hadi, o zaman arabama koyalım çocukları tekrar."
İbo abi ve yanındaki diğer çocuk, çuval gibi yatan Sado ve Mert'i dikkatlice kaldırıp arabamın arka koltuğuna geri yerleştirdiler. Direksiyona geçmeden önce İbo abiye döndüm.
"Emir'e söylersiniz, çocuklar bende. Merak etmesin."
"Biz onu hallederiz, hadi yoluna bak."
Arabayı çalıştırıp iki yarı baygın çocukla birlikte yola koyuldum. Babam henüz İstanbul'a dönmemişti, o yüzden koca evde tamamen tektim. Çocukları eve götürmek bu yüzden hiçbir sorun teşkil etmiyordu. Gerçi babam evde olsaydı da benim için fark etmezdi; onları yine eve götürür, üstüne bir de o Bora'nın kulüp sözleşmelerini feshettirmek için içkilerine nasıl ilaç kattığını tek tek anlatırdım. Babam hem çocuklara sahip çıkar hem de ertesi gün kulüpte o çocukları sonuna kadar savunurdu. Ama şimdilik bu hesabı yarına bırakmak zorundaydım.
Sonunda bizim eve geldik. Arabayı park ettikten sonra önce Mert'i, ardından da Sado'yu binbir güçlükle arabadan indirdim. İkisini de giriş kattaki o geniş misafir odasının büyük yatağına yan yana bıraktım. Ayakkabılarını çıkarıp üstlerini örttükten sonra derin bir nefes aldım.
Üzerimdeki o yorgunluk ve adrenalinin ağırlığıyla kendi odama çıktım, kendimi yatağa bıraktım. Hasan partide yoktu, Emir dışarıda Uzay'ın peşindeydi ama onun can dostları şu an evimde mışıl mışıl uyuyordu. Yarın sabah bu evde çok eğlenceli ve bol kaoslu bir uyanış bizi bekliyordu, emindim.
Ertesi sabah gözlerimi, başımda dikilen Ayşe ablanın beni hafifçe dürtmesiyle açtım. Ayşe abla yıllardır bizim evin düzenini sağlayan, resmen elimizde büyüdüğüm emektarımızdı. Yüzündeki o şaşkın ve hafif panik olmuş ifadeyi görünce doğrulmaya çalıştım.
"Rüya kalk kızım. Aşağıda, misafir odasında iki tane yabancı çocuk yatıyor. Kim onlar?"
"Biliyorum Ayşe abla, ben getirdim."
Ayşe ablanın kaşları havaya kalktı.
"Abinin arkadaşları mı yoksa?"
"Yok, benim arkadaşlarım ikisi de."
Ayşe abla şok olmuş bir şekilde ellerini dizlerine vurdu.
"Tövbe."
"Ne tövbesi Ayşe abla ya, bizim şu kıvırcık Bora'nın takım arkadaşı ikisi de. Gerçi dün gece Bora onlara pis bir tuzak kurmuş, gitmiş içkilerine ilaç atmış. Çocuklar o yüzden o haldeydi."
Ayşe abla duyduklarıyla iyice dehşete düştü.
"Bora mı? O iki çocuğa neden ilaç veriyor durup dururken? Tövbe tövbe, iyice zıvanadan çıktı bu gençler."
Bir an için bu içkilerine ilaç atma mevzusunun yarattığı o garip, yanlış anlaşılmaya müsait Nuri Alço havasını hiç bozmayıp öylece bırakmayı düşündüm; hani bırak Ayşe abla Bora'yı iyice sapık sansın diye. Ama sonra işin ciddiyetini hatırlayıp doğrusunu anlatmaya karar verdim.
"Şöyle ki Ayşe abla, kulüp bunlara içki içmeyi tamamen yasaklamış. Bizimkiler de akılları sıra çocukları sarhoş gibi gösterip, yakalatıp takımdan attırmaya çalışıyorlar. Kariyerleriyle oynayacaklar yani."
Ayşe abla burnundan soluyarak kafasını salladı.
"Küçük şeytan. Vallahi o Bora'dan hiç beklemezdim böyle bir çakallık."
"Valla ben de beklemiyordum ama bugün yanına kar kalmayacak. Kulübe gidip yöneticilerle tek tek konuşacağım."
Ayşe abla beni desteklercesine elini omzuna koydu.
"Konuş kızım, git konuş tabii. Böyle iş mi olur Allah aşkına? Kul hakkı bu."
Tam odadan çıkacakken duraksadı ve bana döndü.
"Rüya, çocuklarla sana güzel bir kahvaltı hazırlayayım mı aşağıya?"
"Ay, harika olur Ayşe abla ya, çok acıktım zaten."
" Bu çocuklar ne yer, ne içer biliyor musun kızım? Özel bir istekleri var mıdır?"
Aklıma mahalle tayfasının o hesapsız, kitapsız, önlerine ne konsa gömecek harbi halleri geldi. Gerçi benim gibi peynir veya biber seçen tipler değillerdi herhalde.
"Sen her zamanki kahvaltılardan hazırla işte abla. Yemedikleri bir şey çıkarsa da yapacak bir şey yok."
Ayşe abla gülerek odadan çıkarken ben de banyoya doğru yöneldim. Aşağıda uyanmak üzere olan iki koca bebek ve kulüpte beni bekleyen kıvırcık bir hain vardı.
Üstümü değiştirip aşağı indim ve adımlarımı doğruca misafir odasına yönelttim. Kapıyı yavaşça araladığımda gördüğüm manzara karşısında dudaklarımı ısırmak zorunda kaldım. Bizim mahallenin o sert, mangal yürekli çocukları, yatakta resmen birbirlerine sarılmış, dünyadan bihaber mışıl mışıl uyuyorlardı.
"Günaydın gençler!"
Ellerimi birbirine vurarak yüksek sesle el çırptım. Sado ve Mert irkilerek aynı anda gözlerini açtılar. Henüz afyonları patlamadığı için ilk birkaç saniye nerede olduklarını idrak edemeyip şaşkın şaşkın birbirlerine baktılar. Durumu ilk toparlayan Sado oldu; Mert'e sarılmış olduğunu fark ettiği an yüzü garip bir hal aldı ve Mert'i hızla üzerinden itip yataktan kalktı. Mert de üstünü başını düzelterek hemen arkasından doğruldu. Mert etrafını inceledi.
"Neredeyiz biz ya?"
"Benim evimde."
Kollarımı göğsümde bağlayıp kapıya yaslandım. Sado elini şakaklarına bastırıp acıyla inledi.
"Dün gece ne oldu Allah aşkına? Hiçbir şey hatırlamıyorum."
İkisinin de zihninin tamamen bomboş olduğunu, geceden geriye tek bir kare bile kalmadığını fark edince içimdeki o kaos sever hemen harekete geçti; birazcık dalga geçmekten zarar gelmezdi. Yüzüme son derece ciddi ve kırılmış bir ifade takındım.
"Nasıl yani? O koskoca, çok özel gecemizi gerçekten hatırlamıyor musunuz?"
Mert duyduğu lafla şok içinde bir Sado'ya, bir bana baktı. Gözleri fal taşı gibi açılmıştı.
"Yok ya. Olmamıştır öyle bir şey, imkanı yok."
Sado hemen kendini savunmaya geçip Mert'e ters ters baktı.
"Kesin olmamıştır oğlum. Bir kere öyle bir şey olacak olsa, seni niye dahil edeyim araya? Saçmalama."
Mert aşağı kalmayıp anında parladı.
"Asıl sen niye olasın oğlum? Tipine bak bir."
Onların bu birbirini yeme halini keyifle izlerken bombayı patlattım.
"Valla dün gece birbirinizi deliler gibi öperken hiç de öyle demiyordunuz ama."
"NE?"
İkisi de en yüksek desibelle bağırmıştı. Yüzlerindeki o dehşet ifadesi ömrüm boyunca unutamayacağım cinstendi. Tam ben bu hallerine kahkahayı basacakken, arkamdan gelen Ayşe abla şap diye koluma vurdu.
"Akıllarıyla oynama şu oğlanların, günah kızım."
"Tamam tamam, şaka yaptım ya, hiçbir şey olmadı. Dün gece partide siz tamamen sızıp kalınca, Alina ile birlikte sizi mahallenize götürdük."
Mert hâlâ şüpheyle etrafına bakıyordu.
"İyi de, madem mahalleye gittik, o zaman niye hâlâ buradayız?"
Sado'nun babasının o tekinsiz, eve giderseler dayak yiyecekleri mevzusunu gururları kırılmasın diye asla açmadım, aramızda bir sır olarak gömdüm.
"Mahallede İbo abi karşıladı. Sizi o halde eve göndersek aileniz çok meraklanır, ortalık ayağa kalkar diye düşündüm. O yüzden İbo'yla anlaşıp sizi bizim eve getirdim."
Sado ve Mert duydukları derin bir nefes alıp birbirlerine baktılar. Şakamla uyanmanın şokunu hâlâ atlatabilmiş değillerdi ama dün geceki o büyük tehlikeden, Bora'nın tuzağından ve mahalledeki olası bir aile faciasından onları tereyağından kıl çeker gibi kurtulmuşlardı. Şimdi sırada, bu iki koca bebeği güzelce doyurup Bora ile hesaplaşmaya gitmek vardı.