İçeriğe geç

İstanbul'un İki Delisi / Hasan Koru

Bölüm 3 · 14 dk okuma

İstanbul'un İki Delisi / Hasan Koru

Bölüm 3

2.Bölüm: Arka Kapı

Maç günü, içimdeki o heyecan ve hafif gerginlikle kendimi doğrudan Ziyankar'ın soyunma odasına atmışım. Adımlarımın hırsıyla kapıyı açıp içeri daldım dalmasına ama manzara beklediğim gibi değildi. Bir an duraksadım. Karşı takımın, yani rakibin soyunma odasındaydım!

Mahalledeki dört çocuğun üçünün üzerinde tişört bile yoktu, terli tenleriyle ortalıkta koşturuyorlardı. Gözümün önündeki bu beklenmedik tabloyla birlikte aniden irkildim.

"Eyvah, yanlış oldu!"

Hemen ellerimle gözlerimi sımsıkı kapattım.

Birkaç kıyafet hışırtısı ve sabırsız kıpırtı sesleri kulaklarımda yankılandı. O sırada aralarından biri, 'aç gözünü aç' diye seslendi. Sesin yönüne doğru gözlerimi araladım. Karşımda Emir dikiliyordu.

Emir, başıyla kapıyı işaret etti.

"Sizin takım koridorun sonunda."

"Tamam, ben gideyim bir de..."

'' Ne oldu? Senin kıvırcığı maçta harcamayalım diye mi uyaracaksın?"

Emir hemen araya girdi.

"Hasan."

Sonunda cüce kekonun adını öğrenmiştim. Hafifçe tek kaşımı kaldırdım.

"Tabii ki Bora'yı harcamayın ama Uzay'a geçirebilirseniz bir geçirin."

"Az önce bize sizinkilerden birini indirmemizi mi söyledin sen?"

Laf atan uzun boyluya döndüm. Hasan'ın aksine ona bakarken başımı hafifçe kaldırdım.

"Öncelikle 'sizinkiler' deme. O ukala, benim olabilecek hiçbir şeyin içinde yer alamaz! Bu arada, isim neydi?"

"Sado."

"Ben Rüya."

"Ben Mert."

Aralarında en sesiz olanı da kendini tanıtınca tüm kadroyu tanımış oldum. Onlara şöyle bir süzerek baktım.

"Normal şartlarda tanıştığıma memnun olurdum ama Bora'yla kavga ettiğinizden ötürü pek olamayacağım maalesef."

Hasan, kollarını göğsünde kavuşturup alaycı bir gülümsemeyle üzerime doğru bir adım attı.

"Sendeki de ne sevgiymiş arkadaş!"

Hiç geri adım atmadan göğsümü kabarttım.

"Ne var benim sevgimde?"

Hasan alayla kafasını salladı.

"Biraz fazla sanki. Hele de o Nişantaşı bebesi için."

Ve birdenbire aramdaki mesafeyi kapatıp bana bir adım daha yaklaştı. Soluğunu tenimde hissedince hemen bir adım gerileyip elini kaldırdım.

"Bir saniye! Şu an resmen ırkçılık yapıyorsun."

Hasan şaşkınlıkla durdu.

"Ne ?"

"Nişantaşlı diye sevilmez mi olması gerekiyor?"

Hasan ellerini havaya kaldırdı, yüzünde hem suçluluk hem de gülümseme barındıran o ifadeyle baktı.

"Kızım, konuya öyle bir yerden giriyorsun ki; 'hayır' desem kendi dediğimi inkâr ediyorum, 'evet' desem haksız oluyorum!"

Yüzüme yerleşen o bilmiş gülümsemeyle ona baktım.

"İnsanlar üzerinde öyle bir etkim vardır tatlım."

Arkamı dönüp kapıya doğru yürümeye başladım, tam çıkarken omzumun üzerinden son bir kez seslendim.

"Neyse, görüşürüz! Başarılar. Uzay'ı sahaya gömerseniz sevinirim ama Bora'ya dokunmayın!"

Maçın düdüğü çaldığında tribündeki yerime kurulmuştum bile. Bir yanımda Naz , diğer yanımda Galip Bey vardı. Kendisi Uzay'ın babası ve Boğazın Fırtınası kulübünün başkanıydı.

Maç oldukça sert başladı. Bizimkilerin hırsı gözlerinden okunuyordu, özellikle Uzay ve Bora sahada basmadık yer bırakmıyordu. Ziyankar da hiç geri adım atmıyordu.

İlk gol 15. dakikada geldi. Bora sağ kanattan topla muazzam bir depar attı. Bizim defansı tek tek oyundan düşürüp ceza sahasına girdi ve şık bir vuruşla topu ağlara gönderdi. Bora golün ardından hemen bizim olduğumuz tribüne doğru koştu. Tam bana doğru bakarak öpücük gönderdi. Ben de ona karşılık olarak öpücük gönderdim. Salaktı falan ama seviyordum onu.

Çok geçmeden, 30. dakikada Ziyankar cevabı yapıştırdı. Mert'in derinlemesine pasında Emir topla buluştu ve sert bir şekilde vurarak durumu eşitledi. Emir sevgilisine doğru koşup ona golü hediye etti.

İkinci yarı başlar başlamaz Boğazın Fırtınası yeniden yüklendi. Bu sefer sahada fırtına gibi esen Uzay oldu. 55. dakikada ceza sahası dışından kaleyi gören Uzay, öyle bir füzeyle topu çatal taktı ki kalecinin yapacak hiçbir şeyi yoktu. Uzay golü attıktan sonra oldukça soğukkanlı bir şekilde orta sahaya yürüdü.

Ziyankarlılar bu golden sonra sahada adeta hırstan köpürmeye başladılar. Hasan defanstan takımı öne iterken, Emir orta sahayı tamamen ele geçirdi.

Maçın 75. dakikasında Hasan'ın kullandığı köşe vuruşunda top tam altıpas üzerine düştü. Sado iki defansın arasından inanılmaz bir zamanlamayla yükseldi ve kafayı vurdu.

Top ağlarla buluştuğu an Sado hırsla bağırarak tellere doğru koştu.

Maçın son anlarında, 88. dakikada Mert ceza sahası içindeki karmaşada topu önünde buldu ve ağlara göndererek skoru 3-2 yaptı!

Tribündeki hava zaten barut fıçısı gibiydi, her an patlamaya yer arıyordu. Maçın son dakikalarına doğru saha içinde kıyamet koptu; Uzay, Emir ve Hasan topa aynı anda öyle bir kontrolsüz girdiler ki üçü birden fena halde birbirine çarptı. Herkes bir yana savruldu ama yerden kalkamayan acı içinde kıvranan Hasan oldu.

Hakem tereddüt etmeden Uzay'a kırmızı kartı yapıştırdığı an saha savaş alanına döndü. Seyirciler, mahalleli, yedek kulübesi. Herkes bir anda çitleri aşıp sahaya dalmaya başladı. Tam bir kaos vardı ama bu seferki eğlenceli cinsten değildi.

"Bora!"

Benim ödlek kuzenimi bu kargaşada çiğ çiğ yerlerdi valla. Hiç düşünmeden, kalabalığın tersine doğru, soyunma odalarının olduğu koridora koştum. Koridor dehşet içindeki insanlarla, sağa sola koşturanlarla doluydu. Toz duman arasında gözüme tanıdık bir yüz çarptı. Emir'in zihinsel engelli abisi Bahtiyar, kalabalığın ortasında ne yapacağını bilemez halde 'Emir! Emir!' diye bağırarak dönüp duruyordu. Onu tribünde gördüğümde şeker vermiştim. Öyle tanışmıştık. İnsanlar onu itip kakıyor, fark etmeden eziyorlardı. İçim cız etti, bu koşturmacada kesin zarar görecekti.

Hemen yanına gittim, önüne geçip sesimi olabildiğince yumuşattım.

"Bahtiyar , sakin ol. Bak buradayım. Şeker vermiştim , hatırladın mı?"

''Emir!''

''Emir'e gideceğiz. Hem ben onun arkadaşıyım , tamam mı?''

''Tamam.''

Elini sıkıca tuttum. O kargaşada gözlerindeki korku biraz olsun hafifledi. Elini bırakmadan onu dikkatlice o mahşer yeri gibi olan soyunma odası koridorundan dışarıya, daha sakin olan arka çıkışa doğru çıkardım.

Tam kapıdan çıkmıştık ki karşımıza Hasan dikildi. Ama ne dikilmek. Tek ayağının üzerinde duruyor, yüzünü acıyla buruşturarak duvardan destek alıyordu. Deminki çarpışmada ayağı fena gitmişti belli ki.

Bahtiyar onu görünce sevinçle bağırdı.

"Hasan!"

Hasan acısının arasında kafasını kaldırdı, bizi görünce kaşları çatıldı.

"Bahtiyar abi? Senin ne işin var burada, kim çıkardı seni dışarı?"

Bahtiyar elini sallayarak beni işaret etti.

"Emir'in arkadaşıyla Emir'i arıyoruz."

Hasan'ın o çakmak çakmak gözleri anında bana döndü, gözlerini kısıp beni tepeden tırnağa süzdü.

"Demek Emir'in arkadaşı."

Gözlerimi devirdim.

"Ne yapsaydım yani? Bıraksam kavganın arasında kalacaktı ."

Hasan bana doğru bir adım atmaya çalıştı ama ayağının üzerine basamadığı için acıyla inleyip dişlerini sıktı. O haline rağmen laf sokmaktan geri kalmadı.

"Sen içeride kendi naylonunu mu arıyordun yoksa?"

Bahtiyar anlamayarak saf saf tekrarladı.

"Naylon?"

"Yok bir şey Bahtiyar .Gel, Emir gelene kadar şuraya oturalım biz."

Bahtiyar'ı kaldırımın oturttum, sonra arkamı dönüp hâlâ duvara yaslanmış, inatla acısını saklamaya çalışan Hasan'a baktım. Durumu gerçekten kötüydü, ayağının üstüne zerre basamıyordu. Daha fazla dayanamadım, yanına gidip hiç sormadan kollarımı beline doladım ve yükünü hafifletmek için kendime çektim. Hasan bir anda neye uğradığını şaşırarak gerildi.

"Napıyon kızım sen? Bıraksana."

Beni itmeye çalıştı ama gücü yetmiyordu.

"Oturmana yardım edeceğim herhalde, dur sarsma beni!"

"Git işine kızım, istemez."

Bu sefer cidden sinirlenip kafamı kaldırdım ve çok yakından doğrudan gözlerinin içine baktım. Nefesi yüzüme çarpıyordu.

"Ayağın kötü durumda , farkında mısın? İnat etme de yardım ediyorum işte!"

Hasan da pes etmeden gözlerini gözlerime dikti, çenesi kasıldı.

"Sevgilinin o arkadaşı yaptı bunu.''

''Bora sevgilim değil, o benim kuzenim!"

Hasan donakaldı. Bakışlarındaki o hırçın duvar bir anlığına sarsıldı.

"Kuzen ilişkisi bir de. Nasıl yani?"

Kafası iyice karışmış gibiydi. Çok şapşal görünüyordu.

"Aptal mısın sen? Bora benim teyzemin oğlu, kuzenim diyorum!"

Hasan'ın yüzündeki o gergin ve hırçın ifade bir anda tamamen dağıldı. Dudaklarının kenarı hafifçe yukarı kıvrılır gibi oldu, derin bir nefes aldı.

"Ha. Kuzensiniz yani."

Kollarımı belinden çözmeden kaldırıma doğru onu yönlendirirken derin bir iç çektim.

"Çok şükür be, sonunda anlayabildin."

Hasan'ı tam kaldırıma oturtmuştum ki, koridorun köşesinden iki tane tip belirdi. Sahadaki kavgadan kaçmış ya da kendilerine eğlence arıyor gibiydiler. Beni ve yanımdaki durumu fark edince, yüzsüzce sırıta sırıta üzerimize doğru yürümeye başladılar. İçlerinden biri gözlerini üzerime dikip laf attı.

''Şişt , yavru gelsene bizimle.''

Daha ben ne olduğunu anlamadan, yanımdaki Hasan'ın gözü döndü. Dişlerini sıkarak duvara tutundu ve o sakat ayağına rağmen ayağa kalkmaya yeltendi.

"Oğlum ben sizin ecdadınızı..."

Kavgaya girip ayağını iyice eline almasın diye hızla Hasan'ın önüne geçtim. Ve hiç bozuntuya vermeden, lisedeki tiyatro kulübünden kalma o meşhur yeteneğimi konuşturup sesimi olabildiğince kalınlaştırarak, tam bir mahalle abisi tonuyla konuştum.

"Bana uyar gülüm de sizin arka kapı gıcırdar, haberiniz olsun!"

O iki serseri bir anda duraksadı. Karşılarında Nişantaşı modelli bir kız beklerken, ağzımdan çıkan o tok, kalın ve tehditkar erkek sesiyle resmen şok geçirdiler. Bir bana, bir arkamdaki Hasan'a baktılar; akılları çıktı desem yeriydi. Başka tek bir kelime bile edemeden, arkalarına bakmadan koridordan aşağı kaçtılar.

Onlar uzaklaşınca arkama baktım. Hasan kaldırımda kalakalmış, gözleri yuvalarından fırlayacak gibi bana bakıyordu.

"Erkek misin sen?"

Gözlerimi devirip elimi belime attım.

"Hasan saçmalama Allah aşkına! Burada sen o kırık ayakla kavgaya girme, başımıza iş açılmasın diye adamları savuşturdum, senin sorduğun soruya bak!"

Hasan hâlâ olayın şokunu atlatamamış gibi bacağını gösterdi.

"Ayağım kırık değil bir kere,"

Söylense de gözlerinde ilk defa bana karşı eğlenen bir ışıltı vardı. Yanı başımızda oturan Bahtiyar abi ellerini birbirine vurarak sevinçle araya girdi.

"Korktular!"

"Değil mi Bahtiyar ?''

Sonra tekrar Hasan'a bakıp sırf gıcıklık olsun diye sesimi yine o kalın, erkeksi tona fırlattım.

"Bence bir ara Hasan da korktu, değil mi gülüm?"

Hasan yüzünü buruşturup kafasını başka yöne çevirdi.

"Git işine kızım ya,"

Dudaklarının kenarındaki o ufak tebessümü kaçıramadı benden. O mesafeli, duvarlı halinin altından yavaş yavaş başka bir çocuk çıkıyordu sanki. Bahtiyar benim bu ses değiştirme numaramı çok sevmiş olacak ki heyecanla atıldı.

"Ben de yapacağım!"

"Yap tabi Bahtiyar ."

Bahtiyar derin bir nefes alıp yüzünü ciddileştirdi ve bana doğru bakıp sesini kalınlaştırmaya çalıştı.

"Gülüm!"

Tabi sesi pek kalınlaşmamış, aksine oldukça sevimli çıkmıştı. Heyecanla Hasan'a döndü.

"Oldu mu?"

Hasan'ın yüzündeki o sert ifade tamamen eridi, Bahtiyar'ın saçlarını şefkatle karıştırıp gülümsedi.

"Çok güzel oldu abi, tam oldu valla."

Onun bu korumacı tavrını görmek, içimde garip bir yerlere dokunmuştu.

Tam o sırada sokağın başından Emir'in nefes nefese kalmış sesi yankılandı.

"Abi! Her yerde seni arıyoruz, neredesin sen?"

Bahtiyar abi elini sallayarak neşeyle bağırdı.

"Buradayım!"

Emir yanımıza varıp abisini sapasağlam görünce rahat bir nefes aldı ama gözleri anında bana ve hemen yanımdaki Hasan'a kaydı. Ortamdaki bu garip üçlü ittifakı çözmeye çalışır gibiydi. Ne yalan söyleyeyim, bu inişli çıkışlı mahalle macerası beklediğimden çok daha renkli geçmeye başlıyordu.

Bahtiyar abi, Emir'in yanımıza geldiğini görünce büyük bir heyecanla öne doğru atıldı.

"Emir bak ne öğrendim!"

Emir, abisinin bu kargaşadan burnu bile kanamadan çıkmasının rahatlığıyla gülümsedi.

"Ne öğrendin abi?"

"Bana uyar da gülüm de. Sizin arka kapı gıcırdar, haberiniz olsun!"

Sokakta bir anlığına ölüm sessizliği çöktü. Emir duyduğu lafla kelimenin tam anlamıyla şokta kaldı, gözleri yuvalarından fırlayacak gibi oldu. O sırada Emir'in arkasından gelen arkadaşları Sado ve Mert, duydukları lafı sindiremeyip arkada resmen püskürerek gülmeye başladılar. Sokakta onların kahkahalarıyla yankılanıyordu.

Emir'in yüzü sinirden kıpkırmızı kesildi. Hışımla kafasını kaldırıp, doğrudan kaldırımda oturan Hasan'a dikti gözlerini.

"Lan! Abime bunu sen mi öğrettin lan?!"

Hasan tam ağzını açıp savunmaya geçecekti ki, suçun bende kalması gerektiğini düşünerek hemen araya girdim.

"Yok. Ben öğrettim. Ama valla yanlışlıkla oldu."

Emir bu sefer öfkesini bana kusarak üzerime yürüyecek gibi oldu.

"Ne konuşuyorsunuz öyle abimin yanında siz?! Ne biçim laflar bunlar?"

"Hasan, arka kapı gıcırdayacak mı senin?"

Hasan'ın sabrı zaten taşmak üzereydi, sakat bacağına rağmen bankta dikleşip dişlerini sıktı. Doğrudan Sado'ya baktı.

"Doğru konuş lan! İki tane adi herif geldi, kıza sarkıntılık etti . Kız da onları korkutmak için söyledi o lafı."

Mert gözlerini devirip alaycı bir tavırla sordu.

"Böyle söyleyince korktular mı yani?"

"Bu tonda söyleyince korkuyorlar gülüm."

Tam Mert'in cümlesinin bittiği an sahneye girerek. Tabi sesimi yine o lise tiyatrosundaki en kalın, en ciğerden gelen erkek tonuna fırlatmıştım.

Sado'nun gülüşü bir anda yüzünde dondu.

"Lan!"

Mert'le ikisi, sanki karşılarında bir kız değil de bir canavar varmış gibi gayriihtiyari iki adım geri kaçtılar. Sado dehşet içinde beni işaret etti.

"Erkek misin sen?"

Emir de dâhil olmak üzere, tüm keko timi gözlerini dikmiş, bana uzaylı görmüş gibi bakıyordu. Hasan ise kaldırımda arkasına yaslanmış, bu şapşal hallerine bıyık altından keyifle gülüyordu. Sesimi normal, o cıvıl cıvıl tonuna geri döndürüp saçlarımı omuzlarımdan geriye doğru attım.

"Hayır. Sadece lisede iki sene tiyatro yaptım."

Sado, göğsüne elini koyup derin derin nefes aldı.

"Bende korktum oğlum."

Hiç bozuntuya vermeden, gözlerimi ona dikip sesimi yine o ciğerden gelen en erkeksi tona çektim.

"Korkulacak ne var be gülüm?"

Sado sanki karşısında bir hayalet varmış gibi irkildi.

"Şu görüntüden çıkan sese bak, valla kalp krizi geçireceğim ya!"

Arkasındaki Mert de durumdan payını almıştı.

"Oğlum harbiden ben de tırsıyorum şu an."

Bankta oturan Hasan bile bu ses geçişlerimin hızı karşısında afallamıştı. Kafasını hafifçe öne eğip, gözlerini gözlerime dikti.

"Bak harbiden kızsın değil mi? Bir bit yeniği yok bu işte?"

Dudaklarımı büzüp, bu sefer sesimi normal halinden bile daha tiz, tam bir cadaloz gibi incelterek cevap verdim.

"Tabii ki aşkısııı!"

Emir başta sert durmaya çalışıp gözlerini kıstı ama arkadaşlarının o koskoca gövdeleriyle benden köşe bucak kaçan şapşal hallerini görünce daha fazla dayanamadı; dudaklarının kenarından hafifçe bir gülüş kaçırdı.

Bizim bu eğlenceyi en çok sahiplenen ise Bahtiyar'dı. Ellerini çırparak, tempo tuttu.

"Kalın ses bir daha!"

"Tabii Bahtiyar , ayıp ettin,"

Sonra gözüme, o sokakta adeta ecel terleri döken Sado'yu kestirdim. Yavaş ve emin adımlarla, üzerindeki o baskıyı hissettirerek Sado'ya doğru yürümeye başladım. Sado ellerini panikle ileri doğru uzatıp geri geri kaçtı.

"Gelme üzerime, valla gelme!"

Adımlarımı hiç yavaşlatmadan, sesimi olabilecek en pes, en maço tona büründürdüm.

"Neden be gülüm? Hoş çocuksun."

"Emir koru lan beni!"

Sado Emir'in arkasına sığındı, çocuğun ceketine yapıştı resmen. Ben bu sefer hedef değiştirip ani bir manevrayla Mert'e doğru dönünce, Mert de hiç düşünmeden saniyeler içinde Emir'in arkasındaki yerini aldı. Emir resmen iki tane devasa kekoya canlı kalkan olmuştu.

O tarafla işim bitince eğlenerek arkamı döndüm ve oturduğu yerden kalkamayan Hasan'ın hemen yanına adımladım. Dibinde bittiğimi görünce Hasan gözlerini benden kaçırmaya çalışıp ellerini teslim olur gibi kaldırdı.

"Sakın deneme bile."

Ona doğru hafifçe eğildim, yüzümüz arasındaki mesafeyi bilerek kısalttım.

"Diğerleri gibi korkmuyorsun işte, bırak iki laf söyleyeyim."

Normal sesimle hatta yumuşatarak konuştum. Hasan yutkundu, o dik başlı serseri halinin altından yine o çözülmesi zor, hırçın ama bir o kadar da kafası karışmış ifade çıktı.

"Görüntüyle ses uyuşmayınca sinirim bozuluyor kızım, yapma."

Tam o sırada Bahtiyar abi arkadan yine heyecanla bastırdı.

"Kalın ses!"

Hasan'a iyice yaklaştım, nefesimi neredeyse hissedeceği kadar yakınına sokuldum. Gözlerindeki o tedirginliği yakalamak acayip hoşuma gitmişti. Hasan başını hafifçe geriye çekti.

Hiç dinler miyim? Gözlerimi gözlerine sabitleyip o en kalın, en mahalle ağzı tonumu yapıştırdım.

"Nasıl yapmayayım? Yumurta gibi çocuksun."

Ben lafımı bitirir bitirmez Emir'in arkasına saklanan Sado koridorda resmen kahkahayı püskürttü. Anlaşılan o kalın ses kendisine yöneltilmeyip de Hasan'a patlayınca keyfi anında yerine gelmişti. Hasan ise yüzü hafifçe kızararak kafasını duvara yasladı ve sabır diler gibi gözlerini tavana dikti.

Ortamdaki o şamatayı bölen, koridorun girişinde bir anda bitiveren Emir'in sevgilisi oldu. Kollarını göğsünde bağlamış, bize doğru ters bir bakış attı.

"Ne yapıyorsunuz burada siz?"

Gözleri doğrudan Emir'e, sonra da bana kaymıştı.

Kızın o sorgulayıcı tavrını görünce içimdeki o kalın sesli mahalle abisi modu yeniden uyandı, muzipçe kıza doğru döndüm. Tam ağzımı açacaktım ki Emir ne yapacağımı anlayıp panikle araya girdi.

"Sakın! Sakın kızım, ona yapma."

Omuz silktim, sesimi normale döndürerek Hasan'ın yanına iyice yerleştim.

"İyi be, zaten Hasan'la uğraşmak yeterince eğlenceli,"

Hasan bana ters bir bakış fırlattı ama sesini çıkarmadı.

Kız o esnada gözlerini kısıp beni baştan aşağı süzdü.

"Seninki çekti gitti, sen niye hâlâ buradasın?"

Sado da arkadan kafasını uzatıp onayladı.

"Harbi ya, senin o kıvırcık bıraktı mı seni burada tek başına?"

Derin bir nefes alıp sabır çektim.

"Bora benim sevgilim değil, kuzenim"

Sado şaşkınlıkla gözlerini açtı.

"Kuzen ilişkisi mi?"

Daha cümlesini bitiremeden Emir arkadan Sado'nun kafasına okkalı bir tokat yapıştırdı.

"Düzgün konuş lan!"

Sado acıyla kafasını tutarken ben hayretle çocuklara baktım.

"Yahu neden hepinizin sorduğu ilk soru bu oluyor? Hasan da az önce aynısını sordu, kafanız nerede sizin?"

Hasan adını duyunca hafifçe öksürüp kafasını başka yöne çevirdi, yüzünün hafifçe kızardığını görebiliyordum. Mert çenesini sıvazlayarak çok mühim bir analiz yapıyormuş gibi araya girdi.

"Şimdi bu zenginler hani genelde miras içeride kalsın, yabancıya gitmesin diye öyle yapıyorlar ya. Ondan dedi Sado."

Mert'in bu aşırı mantıklı teorisine kahkaha atmamak için kendimi zor tuttum.

"İnanın bana, babam parasının bir kuruşunun bile Bora'da kalması ihtimaline karşı anında kalp krizi geçirirdi."

Bizim tırsak kuzenin babamın parasıyla ne yapacağını hayal bile edemiyordum.

"Mesela ne kadar bir para yani? Baban ne kadar zengin?"

Sado'nun meraklı sorusuna cevap veremeden kız araya girdi.

"Aynaları almak için o kadar ısrar ettiğine, sokakta olay çıkardığına göre çok da bir şeyi yoktur herhalde"

Emir anında kaşlarını çatıp sertçe sevgilisine döndü.

"Yavrum!"

"Arabamı annem vefat etmeden hemen önce bana kendi birikimiyle almıştı. Mevzu parası değil, manevi değeri yani."

Ben öyle deyince herkesin yüzündeki ifade bir anda değişti. Mahallenin o mert, saygılı havası hemen devreye girdi. Hepsi aynı anda 'başın sağ olsun 'dediler. Başımı salladım. Hiçbir zaman bu cümleye cevap veremiyordum. İçime oturuyordu sanki.

Emir, gözlerini kıza dikmiş, resmen yaptığını beğendin mi der gibi bakıyordu. Kız ise mahcup bir şekilde bakışlarını yere indirdi. Sado ortamdaki o buruk havayı dağıtmak ister gibi konuyu ustaca geri çevirdi.

"Yani. Baban diyorduk, ne iş yapıyor baban?"

"Müteahhit. Şirketi var işte."

Mert gözlerini kısıp bana baktı.

"Senin soyadın neydi bakayım?"

"Kalkan."

O ana kadar sessizce bizi izleyen kızın gözleri bir anda fal taşı gibi açıldı, adeta şok geçirerek bana doğru bir adım attı.

"Sen Kalkan Holding'in kızı mısın?"

Bu tepkiyle çok karşılaşıyordum.

"Aslında Ali Kalkan'ın kızıyım ama. Evet, herhalde aynı kapıya çıkıyor."

Sokakta bir kez daha derin bir sessizlik oldu. Sanırım söylemesem daha iyiydi. Hepsinin yüzündeki şaşkınlığı görmek üzerimdeki o bildik yabancılaşma hissini tekrar hissettirse de, gözlerim duvara yaslanmış bana bakan Hasan’a kaydığında o his yerini garip bir dinginliğe bıraktı. Bana bakışları babamın adını duyunca değişmemişti. Oysa herkesin her zaman değişirdi. Şimdiye kadar değişmeyen birini görmemiştim. Ve gördüğüm kişiyi öylece bırakmazdım.

Evet , maç sahnesi Kalbin Ofsaytı'nda yazdığımın biraz değiştirilmiş hali. Kendim yazdığımdan kendim kullanabilirim bence. Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.