Vefa Bozacısı denilen yere bazen akşamları babamla birlikte geliriz. Arabanın içinde otururuz garson amcalar da ellerinde tepsilerle arabalara boza servis ederler. Bu yüzden gündüz vakti Vefa Bozacısı'na hiç gitmemiştim. Hele içeriye hiç girmemiştim. Bu benim için de bir ilk olacak.
Salim içeri girdiğimizde midesine bir şaplak attı.
-Ben en az 3 bardak daha içerim.
Salim içeri girerken bir yandan da isteklerini sıralıyordu.
-Ben leblebi olmadan asla boza içmek istemiyorum.
Tezgâhın üzerinde dolu boza bardakları sıralanmış. Aman Allah'ım masal gibi... Salim bardaklara bir göz atıp tezgâhın arkasında duran beyaz kıyafetli amcaya döndü.
-Bunların leblebilisi yok mu acaba? Ben onlardan istiyorum.
Beyaz kıyafetli bozacı amca parmağıyla karşıdaki dükkânı gösterdi.
-Leblebiler karşı dükkânda küçük bey. Oradan satın alıp bizim bozanın içine koyacaksınız.
Ben leblebilerin de buradan verildiğini sanıyordum. Daha önce içeri girmiş olsaydım bu akıllı amca bana da bu açıklamayı yapardı, ben de öğrenirdim.
Annem leblebi almaya gitti, biz de duvar boyundaki tahta sedirlere oturduk. Dükkânın zeminindeki taşların boyası bile kalmamış, tezgâh da bugün pastenelerde olan tezgâhlara hiç benzemiyor. Burası da eski herhâlde.
-Gül teyze burası da mı eski?
Gül teyze bozasının üzerine tarçın serptikten sonra başını salladı.
-Evet canım çok eski. Aşağı yukarı Vefa Lisesi ile aynı yaşta.
Ben bu konu üzerine düşünmeye başlarken annem de leblebileri getirdi. Hemen bardağımın üzerine bir avuç leblebi attım. Ohhh... Şimdi şölen başladı işte! Bu Vefa semtinde de her şey eski herhâlde. Adı bile eski sanki. Yeni yapılan yerlerin adı hep havalı oluyor. Gölşehir, korupark falan gibi. Vefa ne demek ki?
-Vefa ne demek anne?
Sevgisinde bağlı olmaya vefa denir.
Hiçbir şey anlamadım. Kafam daha da karıştı.
-Anne daha basit anlatır mısın? Ben dil profesörü değilim.
Hepsi güldü.
-Sen Lokum'u seviyorsun değil mi?
Hemen arkadaşıma sarıldım.
-Tabii ki de seviyorum.
-İşte Lokum'u sevmekten vazgeçmez, onu zor zamanında yalnız bırakmazsan bu davranışa vefa deniyor.
Lokum'un yanağına kocaman bir öpücük kondurdum.
-Canım arkadaşım, ben sana hep vefalı olacağım.
Lokum da bana sarıldı. Ayyy bu semtte vefalı olmayacaksın da nerede olacaksın? Arkadaşım bana her konuda destek verir.
O anda aklıma Volkan'ın durumu geldi. Belki bir değil de iki kafa olursak Volkan'ın durumuna daha iyi bir çözüm bulurduk. Hemen Lokum'un kulağına fısıldadım:
-Lokum sana çok önemli bir şey söyleyeceğim.
Lokum şaşırdı, ben de devam ettim:
-Volkan zor durumda. Ona moral vermeliyiz.
-Aaaa! Ne oldu? Onun notları hep düşüktü zaten. Bunu mu dert ediyor?
-Hayır, sorun notları değil. Annesiyle babası evde tartışıyorlarmış. Dün akşam ev savaş alanına dönmüş. Zaten Volkan'ın annesi de bugün geziye katılmadı. Volkan "Belki de başka eve gideceğiz." dedi.
En sonunda Lokum da durumun şiddetini anladı.
-Ayyy, çok üzüldüm. Ona nasıl moral verebiliriz acaba?
-Düşünelim de yardım edelim.
Biz bunları konuşurken Gül teyze ayağa kalktı.
-Haydi çocuklar daha gezeceğimiz çok yer var, devam edelim, dedi.