İçeriğe geç

İstanbul'u Geziyorum -Şirin Süleymaniye'de-

Bölüm 3 · 4 dk okuma

İstanbul'u Geziyorum -Şirin Süleymaniye'de-

Bölüm 3

VEFA LİSESİ

Bir yandan Volkan için ne yapabileceğimi düşünüyordum, bir yandan da Alp ağabeyin lisesine doğru yürüyordum. Ben birkaç işi bir arada yapabilen gerçekten şaşılası bir insanım. Alp ağabey şu bizim apartmanda oturan yazar Birsen teyzenin oğlu. Bugün onların okulun boza günü, bu yüzden biz de site için fotoğraflar çekip okul hakkında bilgiler alacağız. Alp ağabey okula girebilmemiz için izin aldı. Şimdi de kapının önünde bizi bekliyor.

-Alp ağabeeeeeeeeey!

-Şiriin! Hoş geldiniz! Haydi içeri gelin!

Alp ağabey demir kapıdan içeri geçirdi. İçerde bizim okula hiç de benzemeyen bir bina var. Etraf çok kalabalık. Alp ağabey bu insanların eski mezunlar olduğunu söyledi. Mezun demek, o okulu bitirmiş insan demekmiş. Bu okulun ne çok mezunu varmış. Bina da okuldan çok köşke benziyor.

-Sizin okul neden bizimkine benzemiyor Alp ağabey?

-Bizim okul, Türkiye'nin en eski Türkçe eğitim veren lisesi de o yüzden. 1872 yılında kurulmuş. Neredeyse 150 yaşında.

-O zaman bu bina da 150 yaşındaaaa. O yüzden bizim okullara benzemiyor.

Konferans salonunda tören varmış. Oraya doğru yürümeye başladık. Okulun koridorlarında da bir sürü ünlü insanın resmi var. Annemler onları tanıyor; ilk milli eğitim müdürü, bir sürü ünlü yazar, profesör, gazeteci, tiyatro sanatçısı hep bu okuldan mezun olmuş. Ben onları çok iyi tanımıyorum, belki büyüyünce kitaplarını okur bu değerli insanları da tanırım, ama içlerinden biri var ki onu ben bile çok iyi biliyorum. Onun filmlerine bayılırım; Kemal Sunal. O da mı bu okuldan mezunmuş? Ayyy harika!

Konferans salonu çok kalabalık. Boza gününe okulu yıllar önce bitirmiş insanlar da geliyormuş. İçeride yaşlı amcalar ve teyzeler bile var. Öğretmenler konuştu, yaşlı mezunlar konuştu. İnsan onların da bir zamanlar genç olduğuna inanamıyor doğrusu. Sonra tüm salon ayağa kalktı. Ne olacak şimdi derken bir marş söylemeye başladılar. Hepsi nasıl neşeyle ve severek söylüyorlar.

Biz Vefa Lisesi öğrencileri

Bilgi ordusunun gönüllü eri

Kalbi sevgi dolu, fikri ileri

Aydınlatacağız yurtta her yeri

Senin için ilim, irfan, şeref, şan

Senin için her şey, ey güzel vatan

Ben bu marşı daha önce hiç duymamıştım.

-Anne okulda neden bu marşı bize öğretmediler acaba?

-Bu marş Vefa Lisesi marşı da o yüzden. Burada okuyanlar öğrenip söylüyor. Belki bir gün sizin okulun da marşı olur. O zaman siz de onu söylersiniz.

O anda "Belki bir gün ben de bu okula gelirim." diye düşündüm.

-Anne ben de bu okula gelmek istiyorum. Hem bak Kemal Sunal bile gelmiş.

Annem güldü.

-Ders notların iyi olur, bir de liseye geçiş sınavlarından iyi puan alırsan neden olmasın?

Bu okula gelmek için ders çalışırım. Ben de bu marşı söylemek istiyorum.

Gül teyze fotoğraflar çektikten sonra, beraberce dışarı çıktık. Bahçede herkese boza dağıtmaya başladılar. Ben boza denilen bu harika içeceğe bayılırım. Hemen bir bardak aldım. Annem de üzerine tarçın dökmeme yardımcı oldu. Salim, Volkan ve Lokum da boza içiyorlar ama Fisto bardağı elinde tutup kibar kibar gülümsüyor. Kibarlık olsun diye bardağı reddetmemiş. O daha önce boza içmiş ve tadını hiç beğenmemiş. Neden ki acaba? Annem, "Belki de senin içtiğin biraz beklemişti." dedi. Boza bekleyince tadı daha da ekşi oluyormuş. Onu da herkes sevmezmiş. Lokum da denemeye karar verdi. Yine de her yudumda yüzünü ekşitiyor. İlginç!

-Anne sen neden evde boza yapmıyorsun?

Annem bardağının dibinde kalan bozayı kaşıkla sıyırmaya çalışırken bana da yanıt verdi:

-Ben yapsam asla Vefa bozası gibi olmaz. Bu kadar iyi yapanlar varken ben neden uğraşayım ki?

Annem bunları söylerken aklıma Volkan geldi. Ona da yardımcı olmam, kendisini kötü hissetmesini engellemem lazım. Hemen Volkan'ın yanına gidip destekli moral konuşmalarıma başladım:

-Volkan dün akşam kötü geçmiş herhâlde. Üzülme her evde ara sıra böyle şeyler olur.

Volkan'ın gözleri hayretle bir anda kocaman açıldı.

-Nasıl yani? Ben sadece bizim evde oldu sanmıştım. Her evde mi oluyor?

Zavallı Volkan! Her evde anne ve babalar bazen azıcık tartışırlar. Demek sadece kendi evlerinde böyle bir şey oldu sanıyor.

-Tabii ki her evde olur. Bizim evde de oluyor bazen ama hemen geçiyor.

-Bizim evdeki sorun hemen hallolmaz. Evin hâlini görsen savaş alanı gibi.

Bu da ne demek şimdi? Yoksa Volkan'ın annesi ile babası tartışırken eşyalara zarar mı verdiler? Yine de moral vermek lazım.

-Savaş alanı da olsa düzelir. Birkaç güne kadar piknik alanı gibi olur. Hiç merak etme!

Volkan "hayır" anlamında başını salladı.

-Hiç sanmıyorum. Belki de bu akşam başka bir eve gideriz.

Aman Allah'ım! Yoksa evi terk etmeyi mi düşünüyorlar. Ay ben nasıl moral vereceğim? Panikle harika birkaç cümle daha bulmaya çalışırken Gül teyze bize seslendi:

-Buradaki çekimler bitti. İsterseniz buradan da Vefa Bozacısı'na gidelim. Hem çekim yapar hem de bir bardak daha boza içeriz.

Bu harika fikri çocuklar olarak zıplayarak kabul ettik. Volkan bile üzüntüsünü unutmuş zıplıyordu. Hem bir boza daha içersem belki beynim açılır da Volkan'a söyleyecek daha iyi sözler bulurum. Alp ağabeyi bulup ona da teşekkür ettik ve kapıya doğru yürüdük.

Hedefimiz;Vefa Bozacısı

Bölüm sonu

4 yorum