Saraçhanebaşı Geçidi'nden yukarı çıkınca bacakları arasından arabaların geçtiği o tuhaf duvarın önüne çıktık.Bu çok delikli duvarın içinden biz de yıllardır geçeriz ve şehrin ortasına neden durup dururken duvar ördüklerini anlayamam.Büyüklerin tuhaf olduklarını herkesin kabul etmesi lazım.
Gül teyze de bu duvarın yanında durup üçümüze döndü.
-Evet çocuklar, bu nedir bilen var mı?
Delikli duvar olduğu kesin olan şeye bu nedir dendiğine göre bu kesin başka bir şey.En iyisi susup birinin yanıt vermesini beklemek.
Fisto ilk cevap veren oldu:
-Bence bu çoook güzel ve süslü bir sarayın ön yüzü.Şu deliklerde pencerelerinden geriye kalan boşluklar olmalı.Kim bilir ilk hâli ne güzeldir!Saray gitmiş,duvarı kalmış.
Gül teyze başını 'hayır' anlamında salladı.
-Saray duvarı olmak için biraz fazla uzun.Bu yapı tam 927 metre uzunluğunda, yani yaklaşık 1 kilometre.Yani saray duvarı değil.
Bu kez Salim atladı.
-Bence kale duvarı.Düşmanlar içeri girmesin diye.
Ben de hemen delikleri gösterdim.
-Bu delikler ne o zaman? Duvarları düşmanlara, delikleri dostlara mı yapmışlar?
Gül teyze yine başını salladı.
-Hayır kale duvarı da değil!
Artık ben de konuşayım bari.
-Şimdi bunu biri bahçe duvarı diye mi yapmış acaba?Hava girsin diye de delikli yapmış.Hem ne zaman yapmış?Böyle uzayıp gidiyor.Ben pek beğenmedim ama. Yolu kesmiş baksanıza.Arabalar şu deliklerden geçmeye çalışıyor.Bence yapan biraz düşüncesizmiş.
Gül teyze yine bir ipucu verdi.
-Bu yapıldığında ne yol varmış ne de etraftaki evler.
-Çocukluğunuzdan mı biliyorsunuz Gül teyze.
Hepsi gülmeye başladı.Gül teyze bu tuhaf ama güzel duvarı okşadı.
-Bu yapı ben çocukken de buradaydı, dedem çocukken de...Hatta 1600 yıldır burada desem daha aydınlatıcı olur.
1600 mü? Bu ne ya? İnsan denilen canlı cinsi 80 yıl yaşar 90 yıl yaşar, bilemedin 116 yıl yaşar ama 1600 yaşına kadar kimse yaşayamaz.Bu ne eski bir şey ya!
-1600 yıl önce kim neden böyle bir şeyi yapmış ki?
Gül teyze en sonunda anlatmaya karar verdi herhalde. Şöyle bir gerildi ve konuşmaya başladı:
-Bu bir su kemeri çocuklar. İstanbul'da büyük bir su sorunu varmış, ki hâlâ var.Su sorununu halledebilmek için 1600 yıl önceki imparator Valens tarafından yaptırılmış.İstanbul'a Belgrad Ormanı'ndan su taşıyormuş.
O anda susadığımı hissettim.
-Şimdi de taşıyor mu?
-Hayır canım! Fatih ve Kanuni dönemlerinde tamir edilip uzatılmış ve yine iş görmüş ama bugün sadece tarihî bir eser.
Hep içinden geçtiğim hâlde bu duvarın ne olduğunu bilmediğim için kendimden utandım.Demek 1600 yaşında bir su kemerimiz var.Ben İstanbul'u çok seviyorum! Hemen su kemerinin önüne dizilip fotoğraf çektirdik.
Gül teyzenin sitesinde bu bilgileri okuyan büyükler kim bilir ne kadar şaşıracak.Bense bu güzel şeyin bir su kemeri olduğunu 12 yaşına bile gelmeden öğrendim. Ne kadar şanslıyım!
Fotoğrafta hepimizin annesi vardı ama Volkan'ın annesi burada olmadığı için bu hatırada yer alamamıştı.
Lokum'a dönüp sordum:
-Volkan'ın annesi neden gelmedi biliyor musun?
Lokum dudağını büktü.
-Sanıyorum çok önemli bir işi varmış.
O sırada sağ tarafımda duran Salim beni dürtüverdi.
-Şiiişt!Bunu sakın Volkan'a sorma. Üzülebilir.
Bende tam Volkan'a sormayı planlıyordum. İyi ki tutmuşum kendimi.Madem ona soramıyorum o zaman Salim'e sorayım.
-Neden sormayacakmışım?Neden üzüldün ki?
Salim gözlerini kocaman açarak sessiz olmamı işaret etti. Bendeki merak tavan yaptı. Diğerleri yürümeye başlayınca biz biraz arkada kaldık ve Salim kısa bir özet geçti.
-Bıliyorsun Volkanlar bizim alt katımızda oturuyorlar. Dün akşam evlerinden acayip gürültüler geldi. Bağrışmalar çağrışmalar. Sabah da annesi kapıya geldi. Saçı başı darmadağınıktı. Bize Volkan' ı bıraktı. Annemle konuştular."Ev berbat berbat" deyip duruyordu. Sanıyorum, o evde çok kötü şeyler oluyor.
O anda şoka girdim. Ah zavallı Volkan! Yoksa ailesi şu dizilerdeki hep kavga eden ailelerden mi oldu. Bu duruma çok üzüldüm. Çünkü hiçbir çocuk tartışmaların olduğu bir evde yaşamak istemez. Ara sıra annemle babam bazı konularda anlaşamazlar ve birbirlerine birazcık soğuk davranırlar. İşte o zaman ben kendimi çok kötü hissederim. Annemle babam benim yüzümden tartıştılar diye düşünürüm ama sonuçta bambaşka bir şey için tartıştıklarını anlarım. Hem de çabucacık barışırlar. Demek Volkan da zor günler geçiriyor. Ona destek olmalıyız. Acaba ne yapabilirim?