İçeriğe geç

İsimsizler

Bölüm 3 · 5 dk okuma

İsimsizler

Bölüm 3

Savaş,kılıç, Arkes, mektup... Not:bu okuduğunuz kitap bir grup tarafından sayfalara yazılıp buraya geçirilmiştir ve 2. bölümü kayıptır. Bulursanız bize de haber verin

Kız ve Dreykin yola koyulmalılardı. Yoksa belkide çok geç kalabilirlerdi. Bunun için hemen hazırlanmalılardı tabii. Dreykin'in işi kolay tabi. O sadece kızın hazırlanmasını bekliyordu. Kız savaş kıyafetlerinin olduğu odaya giderken elbette bayağı bir yol gitmişti. E koskoca sarayda yaşıyor, bir odadan öbürüne gitmesi için sadece ne kadar yol gidiyordur Allah bilir. Biz tabi anlayamayız böyle dertleri. Neyse konuyu Tr siyasetine getirmeden biz konuya dönelim, sonra siyasete girdim diye ceza yemiyelim.

Sanırım savaş kıyafetlerinin olduğu odaya gidene kadar, yemek salonunun açık kapısından o büyük, altın ve mavi karışımı duvarları, iki büyük taht gibi gözüken sandalyeleri ve onların etrafındaki hoş taşları gördü. Bu ikisi annesi ve babasının sandalyesiydi. Altın masanın etrafında üç sandalye daha vardı. Bunların biri orta boyda, üzerinde kadife, minder gibi kırmızı bir şey olan tahta bir sandalyeydi -tıpkı diğerleri gibi-. Ve tıpkı diğer hepsinde olduğu gibi yine kristaller vardı etrafında. Ama onunkiler annesi ve babasının sandalyesinde kinden daha azdı. Bu abisi Ikol'ün sandalyesiydi. Bunlar hariç iki sandalye daha vardı. Boyları neredeyse aynıydı. Ama onlaradaki taşlar öbürlerinden daha azdı. Kız annesinin ona bunların zamanla arttığını, hayatı anlattığını çok net bir şekilde hatırlıyordu. O sandalyeler Dreykin ve kıza aitti. Babasına saatlerce yalvarması sonucunda babası Druace yapmıştı.

Yemek salonunun hemen önünde taht salonu vardı. Burayı görünce kızın midesi bulandı. Çünkü en son orada her ne kadar yeni bir savaş aleti kazansa da orada canı hem maddi hemde manevî anlamda yanmıştı. Ve mide bulantısının sebebi stresti. Neyse burayı çabuk geçelim, bazılarımızın aklına stres sebebleri gelip mideleri bulanabilir. Benim bulandı bile. Neyse. Hadi, gülün bakalım, çabuk!

Oranın önünde antrenman odası vardı. Abisi, Dreykin ve o (kızdan bahsediyorum), o odada çok eylenirlerdi. Tabi çalışırlardı da. Kız daha küçücükken abisi ile orada güçleri üzerine çalışırlar ve oyunlar oynarlamış. Ancak abisi tahta geçti geçeli bayağıdır hiç birlikte takılamıyorlardı. Kız bunları düşünürken kalbinde bir acı hisseti. Bu açıklanamazdı bile.

Sonra kapısında "Krasy, lütfen başka bir saçmalığının üstünü örtmem için gelmemiş ol!" yazan bir oda gördü. Bu abisinin odasıydı. Ve evet. Krasy kızın adıydı. Ardından kendi odasını gördü. Vesaire.

Savaş kıyafetlerinin olduğu odaya çok afedersiniz ama HAYVAN GİBİ DALDI! Tabi, sonuçta savaşa gidiyor. Ne yapsa haklı(!). Neyse işte, sonra bu bakıyor ne var uygun bu savaşa. Seçtikleride bak neler;

İlk olarak olay hakkında hiç bir fikri olmadığı için gidip bir tane tarih kitabı alıyor. Kitapta şunlar yazıyor;

"Kraliçe Krasy'nin günlüğü,

Burada işler yolunda değil. Arkadaşlarım ve ben çok zor dayanıyoruz. Geri kalanlar demek istedim. Sarışın ve onun ikizi... en yakın dostlarımızı kaybettik. Abim dahil. Hepsi şeytanın ikizi Aber yüzünden. Bunun amacı tamamen gözünün dönmüş olması demişti abim, henüz ölmemişken... O dumanlar arasındaki halini unutamıyorum... Ve sizlere sesleniyorum hayattaki gençlere. Tabi hâlâ hayattaysanız. Aber bizden istediğini alamayınca bir şekilde geri dönecektir, eminim. Siyah tozlar ve dumanlar arasında, siyah, kapşonlu bir cübbe gimiş kırmızı bir ışık o. Ona dikkat edin. Sakın pes etmeyin. O zavallı bir alçağın teki. Ve şimdi sana sesleniyorum kılıcın yeni sahibi,

Onun kellesini almak senin görevin. Ayrıca onun gibilerin devamının gelmesini engellemekte öyle. Sana güveniyorum...

Onun güçleri, asla hafife alınamayacak şeyler. Tabi en az onun kadarda şerefsizce. Dumanları, insanları bambaşka bir boyuta götürebiliyor, ERİTİP! O insanları sadece kılıç geri getirebilir. Ve sen, koruyucu, onları geri getirmek senin görevin. Ama dövüş kurallarına saygısı var. Elementli ve ateşi güşlü. Sana güveniyoruz...

>2028<"

Not burada bitiyordu. Krasy bunları okuyunca korkmuştu. Ama pes etmemeye emindi. Çünkü süper güçleri arttıkça ona biir yemin ettirmişlerdi. Demişti ki,

"Bu güçleri, ne olursa olsun hiç bir zaman ihtiyaçlardan esirgemeyeceğime ant içiyorum!"

Bu sözler kafasında yankılanırken birden fısıldayarak aynı sözleri tekrar etmeye başladı. Ardından, bağırarak tekrarlamaya başladı. Sonra bağırmaya şu sözlerle devam etti, "O şerefsizin kellesini alacağıma ant içerim! Abimden iyi olduğumu kanıtlamaya ant içerim! O şerefsize bunları ödetmeye ant içerim!" Sesi gittikçe yükseliyordu. Sonunda üzerine ejderha pulu (canavar ejderhası, yani düşman olan) tişörtü ve taytını giyip, üzerinede yürek taşlı ceketini giydi. Sadağını taktı. Kılıcını eline aldığı esnada yanlışlıkla öbür elini kesti. Kan aktı ve bunun üzerine sessizce "Bunun on katını senden alacağım Aptal (Aber-Aptal)!" dedi. Odadan çıktı ve Dreykin'e "Hadi kuşum, gidiyoruz!" Üzerine atladı. Yola koyuldular. Nihâyet sınır kapısının oradayken, mavi, kısa saçlı ve Krasy gibi kerşeyi mavi, sivri kulaklı bir çocuğa, (çocuk dedim ama, Krasy ile aynı yaşlarda);

"Arkes, buralar sana emanet koçum, bizim işimiz var. Abim gelince ona söyle, not bıraktım ona okusun. Hadi sanada güle güle." Sonra çocuk ona bir gül verdi. Buzdan bir güldü ama bu. Verirken onun önüde başını öne eğmişti. Çocuk, tekrar başını kaldırınca gülmeye başladılar, hatta Krasy'nin o sert yüzünde bile bir tebessüm belirdi. Sonra ciddileşti. Yani yine gülümsüyordu ama gülmüyordu. Gülü kulağının arkasına takıp, kolunu aşağı uzattı. Elini ise yumruk yaptı. Sanki bilek güreşi yapacak gibi duruyordu sağ kolu. Arkes'te onun yaptığının aynısını yaptı ve iki mavi bilek birbirine hafifçe vurdu. Sonra Dreykin ile uçarken, Krasy, Arkes'e bir öpücük attı. Yani buzdan kalpler yolladı. Arkes ise onları yakalayıp kalbine tuttu. Bu ikisi benim beynimi yakıyor ama, sanırım Arkes kalpleri kendi buzdan kalbinin içine attı. Ve eminimki Krasy dönene kadar onları orada saklayacak. Tabi Krasy'de gülü dönünceye kadar saklayacak. Onler hep böyle. Ne zaman Krasy bir savaşa gitse birbirlerine böyle hediyeler bırakırlar, geri dönünce ise sarılırlar ve onlarda bir anda yok olur. Genelde bu sarılmayı ihtiyaçları varken buzdan, görünmeyen bir hayalet ilede yapabilirler. Bir şey söyleyeyim mi, şu an bunlara hayyyvan gibi özendim abi... Neyse işte sonra bunlar yola çıkıyor. Ama Arkes dayanamayıp sadece Krasy'nin görbileceği hayaleti yolluyor. Sonra Krasy'ye diyor ki, iyi misin? Krasy diyor ki tabi. Muhabbet sonra şöyle devam ediyor;

K: Mayyak, sence şu an her hangi bir şey olmuş olabilir mi?!

A: Tamam abla, kızma.

Arkes, Krasy'ye ara sıra abla diyordu. Çünkü Krasy ondan bir yaş büyüktü ve abla kardeş gibi seviyorlardı birbirlerini. Onlar bazı öz abla kardeşlerin bile özeneceği kadar tatlılardı.

Ancak ne yazık ki Krasy Arkes'in ona abla demesinden pek fazla hoşlanmazdı. Kaşlarını hafifçe çatarak, "Arkes!" dedi. Arkes, usulca " Biliyorum, biliyorum... ama bir kez olsun izin versen..." diye mırıldandı.

Bölüm sonu

1 yorum