İçeriğe geç

İsimsiz

Bölüm 1 · 7 dk okuma

İsimsiz

Bölüm 1

.

(HAYALİ SAHNE) GOKCEN

*Gökçen'in ağzından*

"Kızlar zil çaldı ben kapıyı açıp geliyorum"dedi Ayşegül.

"Tamam" dedik hep bir ağızdan.

Ev arkadaşım olan Bilge ile evimizde oturmuş çay ve çekirdekle birlikte dedikoduyla karışık laflaşıyorduk aramızda.Herkes gün içinde yaşadığı olayları anlatıyordu ve biz de eleştriyordul.Neredeyse her hafta en az 2-3 gün aralıksız yapıyorduk bu aktiviteyi.

Birkaç dakika kapıyı açmaya giden arkadaşım Ayşegül'den haber gelmeyince"Kim gelmiş Ayşegül" diye bir soru yönelttim.

"Ben bakıp geliyorum gökçen"dedi Bilge diğer adıyla şöbiyetim sandalyesini hafifçe geri itip ayağa kalkarak.

Onaylamak amacıyla kafamı aşağı yukarı salladım.

Bilge kapıya yöneldi ben de telefonumu elime aldım.İnstragram'a girdim ve keşfette dolaşmaya başladım.Aklıma bugün güneşe bakarken çekildiğim bir fotoğrafım geldi.

Galeriye girdim ve fotoğrafımı kopyalayıp Instagram'a tekrar girdim.

Normalde çok fazla fotoğraf paylaşan biri olmamama rağmen arada bir iki kaçamak yapıyordum.Bütün işlemlerimi hallettiğimde paylaşmam gerekecekti.Fakat ne oldu.Ben ileri düzeyde bir B12 insanı olduğumu da unuttum.Nasıl paylaşmam gerektiğimi sürekli şöbiyetim olan bilge'ye sorardım ve o da çiçek bahçesi olan o kalbiyle hiç itiraz etmeden sanki defalarca sormamışım gibi sürekli cevap verir.Her cevabını bitirdikten sonra ise yanağıma sulu bir öpücük bırakır.İşte benim şöbiyetimm.

"Şöbiyetim ben bu fotoğrafımı nasıl paylaşacağım"dedim yüzüme tatlı bir tebessüm kondurarak.

Bir dakika ses gelmedi.İki dakika ses gelmedi.Üçüncü dakikada "Allah Allah yer yarıldı da içine girdiler herhalde bir de ben bakayım şunlara"diyerek söylendim kendi kendime.

Yavaşça sandalyeme geriye ittirdim ve olduğum yerde üstümü fln düzelttim.Hep çekirdek kabuklarıyla doluydu.Sanırım kabukları kaseye koyayım diye üstüme atmış olabilirim.Güzelce temizleyip kapıya doğru ilerledim.

Adımlarım kapının önüne geldiğinde durdum.Karşımda hayatımda bir daha hiç göremeyeceğimi zannettiğim simalar vardı.Durdum.Öylece durdum.Zaman algımı kaybettim.Kaç dakika, kaç saniye,kaç salise öylece dikildim bilmiyordum.

Barut timi...

Asırlar olmuştu birbirimizi görmeyeli,bizlere veda etmeden kaybolmuşlardı.Onlar hakkında bir tane bilgiye bile ulaşılmıyordu.Nereye gitmişlerdi?Neden gitmişlerdi?Neden bize söylememişlerdi?Neden bize veda etmemişlerdi?Neden bizi kokularına hasret bırakmışlardı?Neden onlar hakkında hiçbir bilgiye ulaşılamıyordu?Neden birdenbire gitmişlerdi?

Arkadaşlarım ve sevgilileri birbirine sarılıp koklarken benim gözlerim bir çift kehribar göz aradı.Ve buldu.Kalbim durdu.Kulaklarım çınladı.Kaç yıl oldu?Neden arayıp sormadı? Neden yazmadı bana?Neden?Neden yapmadı bunları?

Gözlerim onun kehribarlarında durduğunda çoktan bana bakıyordu.Gözlerinden dökülen onlarca kelime ,sayısız cümle vardı.Ama aralarındaki bir kelime bunca yılın özeti gibiydi...

Çaresizlik

Evet.Kalbim sızladı.Neredeyse her an parçalanacakmış gibi hissettim.Tutunmak istedim,tutunamadım.Bırakmak istedim,bırakamadım.Gözlerim istemsizce buğulanmaya başladı.Zar zor bakabildim yüzüne.Onca yıl boyunca dayanıp bir saniye onun kehribarlarına bakınca dayanamadım.Seneler boyunca içime attığım her şeyden kurtulmak istedim.

*Yazar'dan*

Gözleri kehribarlarla buluştuğunda buğulanmaya başladı. Gözlerini kapattı ve onca yılın sesini duyurmak istedi. Gözlerini açtı ve "Murathan... " diye mırıldandı büyük bir zorlukla.Bir damla süzüldü yanaklarından. Tonlarca acı çekmesine rağmen dökülmemek için savaşan gözyaşlar,savaşa yenik düştü. Kelimeler ağzından çıkamıyordu.

Murathan gittikten sonra çok merak etti onu ama annesi artık onun bir daha geri ona gelmeyeceğini söyleyip durdu. Durum annesi için de zordu. Kızını bir tüy kadar zarif ve yıpranmadan büyüttükten sonra sevdiği adam gittiğinde bu denli kötüleşmesi annesini çok endişelendiriyordu Amacı kızını üzmek değildi. Hatta ağlamasını en son isteyecek kişiydi annesi fakat kızını, ilk göz ağrısını bu halde görmek bir anne için çok zordu. Gökçen annesinin dediklerine uyarak onu, onunla olan her anısını silmeye ,aklından kazımaya çalıştı. Tozlu bir rafa kaldırdı onu bir daha hatırlamamak için. Ama onu gördüğü an o tozlu raf birden parçalandı.Yıkıldı.Döküldü.Onunla geçen her saniyeyi hatırladı. Unutması, hatırlamaması için yapmadığı şey kalmamıştı. Fakat bütün bunlar bir çift kehribar göze karşı dayanamadı, direnemedi.

"Kepçük... " dedikten sonra yıllarca yapmak istediği sarılma isteği üzerine tepindi. Hızlı adımlarla Murathan'ın karşısına geçti ve iki ayak ucunda yükselip kollarını boynuna doladı. Sıkıca sardı kollarını önündeki dev cüsseye.Murathan'ında Gökçen'den bir farkı yoktu. Bir tek onu sevmişti ömrü boyunca. Sevdiğini veda etmeden bırakmıştı. Biliyordu Gökçen'in kızacağını ama yapmak zorundaydı. Askeriye,Sakarya'da yaşanması beklenen bir savaş olacağını açıklamıştı. Geri dönememe gibi bir ihtimalleri de vardı. Riskli bir operasyondu. Veda etmek istemedi. Eğer veda ederse işine odaklanamayacağını biliyordu çünkü. Ölüme yakın olduğu her anda aklına o geliyordu. Murathanı çok zorluyordu bu durum. Uzun yumuşak ve yasemin kokulu siyah saçlar, içinde boğulmak istediği kendisine tıpkı bir okyanusu arındıran mavi gözler ve kalbi gibi pürüzsüz, kendisinin dokunmaya kıyamadığı bembeyaz ten geliyordu gözlerinin önüne. Onu öldüren asıl etken gözlerinde beliren simaydı. ‌Murathan, Gökçen kollarını boynuna sardığında o da özlemini yitirmek istedi. Sarıp sarmaladı onu.Kollarını Beline sardığında o da sıkıca kendisine çekti. Okşadı belini sanki her an yırtılacakmış gibi duran hafif tene karşı. Ondan bu sebeple ayrılmak zorunda kalması içindeki ateşe kül atıyordu.Bir daha bırakmak, ayrı kalmak, kokusuna hasret kalmak, özlemini çekmek ve o gözlerinden mahrum kalmak istemedi. Gökçen'in ağlayışı hıçkırıklarla karıştı. Birbirleri için yaratılmış uzun süre ayrı kalan iki masum insanlardı onlar. Babaları aynı yerde şehit düşmüş yarık kalp ile yaşayan küçük çocuklardı. Birbirlerinden ayrılmak zorunda kalan farklı memleketlere yerleşip bir daha birbirlerinden haber alamayan iki yetişkin insanlardı onlar. ‌"Ne-Neden yaptın bunu bana?"dedi gözyaşları içinde hıçkırıkların izin verdiği kadar söylemeye çalışan Gökçen. ‌Babasını şehit düşmesinde bile çenesini dik tutanMurathan,duyduğu bu çaresiz üzüntü ve hüzün dolu çıkan boğuk sese karşı tek bir gözyaşı sürülmesine izin vererek cevabını verdi.Murathan boynuna gömdü kafasını ve içine çekti eşsiz kokuyu. Bir gözyaşı daha süzüldü sol yanağında.Öptü boynunu birkaç kez. En sonunda dilinde tutamadığı fakat uzun süre beklettiği cümlesini "Özür dilerim "söyledi Gökçen'e. Gökçen'in ağlaması gittikçe şiddetlendi ve yumruk yaptığı eliyle hiç acımadan sırtına yumruğu geçirdi. " Kalbimi kırdın, Murathan. Sana özel döşediğim kalbimi, evimi yıktın. "Gökçen geri çekildi ve ağlamaktan sızlayan kıpkırmızı hala birer birer damlayan ıslak gözlerini kehribarlara sundu. Birbirlerine baktılar bir süre, konuşmadılar ama gözleri arasında bir hayali diyalog geçiyordu ve oradan sınırsız kelime dökülüyordu. Hasretlik, Üzgünlük, kızgınlık, acı ve bunlar gibi sayısız duygu. Murathan önünde duran saatlerce öpmek istediği yüzü avuçları içine aldı. "Gökçen... " dedi ve sağ yanağında ki süzülen gözyaşını yok etti başparmağıyla. "Pamuk... " dedi ve sol yanağında ki gözyaşını sildi. "Pamuğum... " dedi ve bu sefer de iki yanağında aynı saniyede süzülen yaşları sildi. Alnına derin bir öpücük bıraktı, ve tekrar geri çekildi. "Neden gittin? Neden beni yalnız, bir başıma bıraktın? Neden kokuna hasret bıraktın? Neden... Neden sen de babam gibi bana veda etmeden gittin!" Gökçen yılların acısını döküyordu artık, içine sığdıramadığı cümleler dökülüyordu ağzından. Omzuna sertçe vurdu. Bir daha ve bir daha. "Seni bırakmayacağım dedin, yanından ayrılmayacağım dedin, hep elini tutacağım dedin. Söz vermiştin.Neden sözünü tutmadın. Ne-" Gökçen'in sözünü yarım bırakan amaç yüreğine sığmayan acı dolu bir histi. Dayanamadı. Yirmi yıl dayandığı halde dayanamadı.Tekrardan alnını Murathan'ın omzuna yasladı ve sessiz çığlıklarını gözler önüne çıkardı. Hıçkırıklarla bir olup yaşlar dökülmeye devam etti. Bunca yıldır şişirilen bir mavi balon artık oksijenin kuvvetine dayanamayıp patlamış ve bütün parçalarını etrafa savurmuştu."Özür dilerim Pamuk. Sana yaşattığım her kötü an için, seni yalnız bıraktığım her an için, senden çok ama çok özür diliyorum. Mecbur kaldım. Veda edersek içimizdeki korku büyür diye korktum. Ben yokken senin yaralanmaya, acı çekmene asla izin veremezdim. Vur bana, yılların acısını çıkar. Hesap sor, kızgınlığını göster bana. Boğ beni o derin mavi gözlerindeki okyanusta. Ama ben her zaman sana bağlı kalmaya devam edeceğim. Sana yaşattığım her anın bedelini ödeyeceğim.İçinde gönül bahçeni yaktığım her çiçeği söküp her birini tekrar özenle dikeceğim. Yeter ki benden vazgeçme...Babalarımız bu şekilde olmasını asla istemezdi. Gerekirse annenden de azar yerim ama benim için en önemlisi sensin Gökçen. Kepçüğün Pamuğu olmaya devam et. Murathan'ın Gökçen'i olmaya devam et ve daima Ali Alptekin'in kızı Gökçen Alptekin olarak Murathan Karakurt'u tüm kalbinle sevmeye devam et... " Gökçen saklandığı yerden gözlerini, özlemini çektigi kehribarlara çevirdi. Gözü'nün sklera kısmı kırmızılara boğulmuş, fakat ortada masmavi duran irisleri dikkat çekilir bir haldeydi. Murathan yine gökçen'in yüzünü avuçları içine aldı ve maviliklere doyasıya baktı. Belkide dakikalar, saatler geçti ama gözlerini bir saniye o mavilikler den ayırmadı. Yirmi yıl ayrı tutmasının mahkumuydu. Alnına yine derin bir öpücük bıraktı. Geri çekildi ve sözlerini "Bana güven Gökçen. Bana son bir şans ver ve kapalı kavanoz da mahsur kalan küçük mavi kelebekleri hayata özgür bırakmama yardım et." ile tamamladı. İkisininde gözleri birbirlerinin dudakları arasında gidip geliyordu.Hasretle yanıp tutuşan dudaklara.Ve daha fazla dayanamayan iki dudak birbirine kenetlendi.Derin bir duygu ve istekle öpüştüler.İkiside ana bırakarak birbirlerini kendilerine teslim ettiler.Gökçenin kolları tekrardan Murathan'ın boynuna dolandığında anın verdiği hazla ensesindeki saçları acıtmadan çekiştirdi ve kendine daha çok çekti.Murathan'ın bir eli Gökçen'in bel oyuğunda gezinirken diğeri saç uçlarında oyalanıyordu.Murathan ellerini Gökçen'in kalçasına doğru indirip kuvvet verdiğinde Gökçen de buna uyum sağlayıp bacaklarını iki yana açarak Murathan'ın beline doladı.Soluksuz bir şekilde birbirinden ayrılmayan bu çiftin ayrılmasına sebep olan o etken bir hıçkırık sesi oldu.Gökçen'in heyecanlandığı zamanlardaki hıçkırıkları Murathana bir hayli komik geliyordu.Birbirlerinden ayrılıp alınlarını birbirlerine yasladılar ve kesik kesik soluklanmaya başladılar.Tekrar bir hıçkırık sesi yankılandı ve Murathan bu sefer sadık bir gülümseme ile kapalı gözlerini açtı.

"Hayatımda başıma gelen en tatlı belasın Pamuk"dedi Murathan kesik nefesiyle."Salaksın"dedi Gökçen.O da dudaklarına tebessüm bırakıp gözlerini kehribarlara dikti."Bir tek sana salağım Gökçen..."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.