İçeriğe geç

İsim konulmamış roman safsatası

Bölüm 1 · 7 dk okuma

İsim konulmamış roman safsatası

Bölüm 1

Genç kız güçlükle bedenini kaldırdı ve soğuk zemine sahip kaldırıma oturdu. Bu soğuk havada giydiği ince eşofman yüzünden bacaklarının aldığı tüm soğukluk bedenine yayıldı. Soğuktan dolayı yüzünü buruşturdu fakat sonradan alıştı. Elini soğuk kaldırıma dayadı ve ayaklarını sallamaya başladı ileri geri. Lüks ve uzun bir binaya sahip gökdelenin çatı katında oturmuş etrafı seyrediyordu. Buraya nasıl çıktığını hatırlayamadı bir an. Nasıl girmişti acaba? Beynini zorladı ama pek bir şey çıkmadı. Üstelemedi. Şu an önündeki bu manzaranın, şehrin sahibiymiş gibi hissediyordu. Ruhsuz bir sırıtış peyda oldu solgun suratına. En büyük en güçlü oydu değil mi şimdi? Kısa bir an için oydu her şeyin sahibi. Biraz sonra kendini öldürecekti ve bu durumdan en ufak bir kararsızlık bile duymuyordu.

O kendi içinde takılırken şirketin genç hizmetlisi Asaf sigara molası için çatı katına çıkmaktaydı. O da kendi içinde şirket çalışanlarına küfür ederek takılıyordu. Genç delikanlının kimsesi olmadığı için okumayı bırakıp para kazanmak için girmişti bu şirkete. Zorunluluktan çalışıyordu burada başka bir imkan bulabilse bu zengin ve egoist heriflerin arasında bir dakika bile durmazdı.

Çatı katının kapısını ittirerek açtı. Sonradan çakmağını bulmaya çalıştı şişme siyah montunun cepleri arasında. Bulamayınca sinirlendi ve kısa küfürler mırıldandı ağzının içinde. O kadar sinirlenmişti ki çatı katındaki davetsiz misafiri fark etmemişti bile. Anca çakmak bulma işinden kafasını kaldırınca gördü misafirini. Şaşırdı. Çünkü şirkette bu saatlerde kendisi ve vardiya değiştirerek kontrol yapan güvenlik görevlileri olurdu. Ayrıca misafirin kız olması da garipti. Nasıl girmişti buraya?

Adımlarını kıza yönlendirdi. Geç kız henüz fark etmemişti Asaf’ı. Görse canavar görmüş gibi arkasına bakmadan kaçardı çünkü. Yanına oturan bedenle irkildi. Yüzünü ona döndüğünde genç adamında ona baktığını fark etti. Kız kalkmak istedi oradan ama bacaklarında güç bulamadı. Kaskatı kesilmişti adeta. İlahi bir güç onu tutuyordu sanki. Kısa bir sessizlik oldu aralarında. Genç kız dayanamadı ve çekti bakışlarını. Kalkamıyorsa bakmazdı en azından.

“Çakmağın var mı?”

Asaf’ın sorusu üzerine kafasını ona tekrardan çevirdi. Oysa iki saniye önce almıştı bakmama kararını. Cevap vermedi sorusuna. Bunun üzerine tekrar sordu Asaf.

“Çakmağın var mı?”

Usulca kafa salladı genç kız ve yanında duran çakmağı adama uzattı. Temas etmek istemiyordu bu yüzden sadece sağ tarafında duran çakmağı sol tarafına almıştı. Asaf bunu fark etti, garipsedi ama üstelemedi. Aklındaki düşünce sigarasını içmekti sadece. Çakmağı yakarak sigarasına uzattı daha sonra derin bir nefes çekerek dumanı üfledi. Rahatlamış hissediyordu kendini. Onu izleyen kıza çevirdi gözlerini ve “İsmin ne senin?” diye soru yöneltti.

Genç kız konuşup konuşmamak arasında kalırken omuz silkti umursamaz bir tavırla. “Bilmiyorum” dedi kısaca. Dudakları kuruştu ama su ihtiyacı hissetmiyordu.

“Boş felsefe yapma. Söyle işte.” diye sinirli bir şekilde söylendi Araf. Beyin fırtınalarını, felsefe çerçevesi altında yapılan bütün beyin karmaşalarına karşıydı. Nefret ederdi bu tür konuşan insanlardan. Kendisi düz ve net bir insandı. Net sorar karşısındakinden de net bir cevap beklerdi. Kararsızlık veya kararsız verilen cevaplardan oldu olası nefret etmişti zaten.

Fakat bilmediği bir şey vardı ki kız doğruyu söylüyordu. Bilmiyordu ismini, ne zaman doğduğunu. Hatırladığı kadarı ile sokaklarda geçmişti hayatı. Aile, dost, arkadaş olarak tanıdığı, bildiği kimse yoktu.

“Gerçekten bilmiyorum”

“Yalan söyleme! Herkesin bir ismi, ailesi soyu sopu vardır”

“Ama benim yok. Ben bilmiyorum ismimi. Bu beni eksik mi yapar?”

Kızın saf bir yüz ifadesiyle sorduğu soru inandırıcı duruyordu. Kısa bir kahkaha attı Asaf. “Evet, isminin olmaması seni eksik yapar” diye cevapladı daha sonra.

Genç kızın yüzünde bir korku ifadesi belirdi ama birkaç saniye sonra silinmişti. “Olsun. Bundan sonra ihtiyacım olmayacak zaten.” Asaf’ın kaşları çatıldı. “Niye böyle dedin?” Genç kız da güldü ama sesi çıkmamıştı. Belliydi zaten sesinden yorgun ve güçsüz olduğu. Herhangi biri yüzüne baksa anlardı zaten. Yorgun gözleri, yıpranmış siyah saçları ve yüzünde duran solgun çiller yorgunluğuna yorgunluk katıyordu. “Çünkü perdelerimi kapatacağım bu akşam. Tam burada.” dedi.

“Edebiyat sevmem ben. Açık konuş” dedi Asaf. Sinirleri tepesine çıkmıştı yine. Perde kapamak neyin nesiydi ayrıca ortada perde yoktu ki kapatsın.

“Aşağıya atlayacağım” dedi hissiz bir şekilde kız.

Asaf duyduğu sözler ile içine çektiği duman takıldı boğazına. Öksürmeye başladı. Ancak bir iki dakika içinde toplayabilmişti kendini. “Niye hayatını bitiriyorsun ki?” diye sordu.

“Sende dedin ya eksiğin teki olduğumu. Hiçbir şeyim ben.” Asaf ne yapacağını şaşırdı. Onun söylediği söz yüzünden intihar edecek değildi ya.

“Sen salak mısın? Bir insanın söylediği söz ile can mı verilirmiş? Yürü git evine.” Genç kız takmadı pek onu. Omuz silkti tekrardan. İlk defa bir insanın yanında bu kadar rahattı. Çok kafa yormadı bunun üzerinde. Birazdan hayatı bitecekti zaten. Onu tanıyan, bilen bir kişi güzel olabilir diye düşünmüştü.

Asaf ise sigarasını içmeye devam ediyordu. Genç kız denemek istedi. Hep görürdü insanların elinde ama hiç deneyememişti.

“Deneyebilir miyim?” diye sordu. Asaf başını çevirerek baktı. Biraz şüpheye düştü ama sonra sigarayı eline tutuşturdu kızın.

“Nasıl içeceğim bunu?” Yine kahkaha attı Asaf. Daha içmeyi bile bilmediği bir şeyi niye isterdi ki insan? Hem de sigara. Herkesin elinde bulundurup içtiği bir şeydi. Denemese bile, gördüğü için yapabilirdi belki. Kızın elinden aldığı sigarayı tekrardan. Bak şimdi diye başladı söze. “Önce ağzına götürüp derin bir nefes çekeceksin içine. Daha sonra da kalanları ağzından dışarı serbest bırakacaksın. Çektikten sonra hepsini dışarı üfleme yoksa bir anlamı kalmaz.”

Sigarayı kızın eline tekrardan tutuşturdu. Genç kız adamın gösterdiği gibi azına götürüp sigaradan dumanı çekti ama o kadar acı ve yoğun bir tadı vardı ki içine çekemeden öksürmeye başlamıştı. Sigara ise elinden kaydı ve uzun binadan süzülmeye başladı.

Kız hala öksürürken Asaf sinirli bir şekilde baktı. Elinde olan iki sigaradan biri daha bitirmeden düşmüştü ve geriye tek bir sigarası kalmıştı. Genç kız ise kendini yeni toparlayabilmişti. Neden bu acı şeyi içtiklerini anlayamadı insanların. “Tadı çok kötüymüş” diye itiraf etti. Adamın ona sinirle baktığını fark etmişti. Ama elinde hiç parası yoktu borcunu ödeyebilmek için. “Özür dilerim düşürdüğüm için” diye tekrardan konuştu. Ama adam cevap vermemişti. Hala sinirliydi ve ay sonuna kadar nasıl sigarasız idare edeceğini düşünüyordu. Maaşı sadece ay başlarında yatıyordu. Maaşı yattıktan sonra ilk işi sigara almak oluyordu. Normalde tutumlu davranır ve ay sonuna kadar idare ederdi fakat bu ay fazla boşlamış, dışarıda yemek yemişti birçok kez. Bu yüzden parası kalmamıştı sigaraya. Ay sonuna da bir haftadan biraz fazla zaman kaldığı için çok sinirliydi.

Oturduğu sert ve soğuk zeminden kalktı ve arkasını dönüp yürümeye başladı. Bunu gören genç kız onunla beraber ayağı kalktı fakat arkasını dönüp yürümedi. Adam bunu fark ettiğinde ise çok geçti. Çünkü kız kollarını açmış ve atlamaya hazır bir şekilde bekliyordu.

“YAPMA!” diye bağırdı ona Asaf. Bir saniye önce arkasını dönmüş çatı katından inmeyi amaçlıyordu fakat şimdi kıza doğru koşmuş yanına yaklaşmıştı. “Neden yapıyorsun bunu? Seni sevenler üzülecek. Arkanda bıraktıklarına ne olacak hiç düşündün mü?”

Kız duydukları karşısında kafasını gökyüzüne kaldırarak büyü bir kahkaha attı. Hayatında ilk defa bu kadar mutluydu. İlk defa özgürce gülüyordu. Asaf anlam veremedi kızın hareketlerine. Bu ciddi durumda nasıl böyle davranabilirdi ki?

“Arkamda bırakacağım kimse yok benim merak etme. İsmim bile yok. Ne bir kimliğim ne bir ailem var. Şimdi ölsem bile dünya nüfusundan bir eksilme olmayacak. Dünya bile tanımıyor beni.”

Asaf ne diyeceğini şaşırdı. Ne cevap verebilirdi ki? Ölmesini istemiyordu ondan emindi. Nasıl vazgeçirecekti peki onu bu karardan?

“Peki ben?” diye sordu. “Ben seni tanıyorum ölürsen çok üzülürüm” diye cevap verdi. Ama verdiği cevabın ne kadar saçma olduğunu sonradan fark etti. Kızın yüzünde alaylı bir sırıtış belirmişti zaten.

“Sen mi? Bir hafta sonra unutup gidersin beni.”

“Hayır unutmam” diye cevap verdi Asaf. “Gel vazgeç bu içten. Hem sana bir isim buluruz. Dünya’nın seni de tanımasını sağlarız. Seni evimde ağırlarım. İstediğin kadar kalabilirsin orada.”

Kız şaşırdı. Gerçekten kabul eder miydi onu? Peki ev? O da kabul eder miydi onu? Sağa sola salladı kafasını. Onu amacından caydırmaya çalışıyordu bu adam. “İstemiyorum” dedi. “Çok yoruldum ben hayattan. Dayanamıyorum artık.” Daha sonra kafasını adamdan çevirdi ve atlamaya hazırlandı. Kendini aşağıya bırakırken bir kol tuttu onu.

“Salak mısın sen?” diye bağırdı Asaf ona. “Bırak beni. Ölmek istiyorum. Bırak beni!” diye cevap verdi. Ama ağlıyordu şu an. Söyledikleri titrek titrekti. Asaf onu yukarıya çekmeye çalıştı. Ama kız onun elini tutmadığı için hiç yardımda bulunmuyordu. Diğer elini de sardı kızın koluna. Tüm gücünü kullanarak kızı çekti. Kız ağlamaya devam ederken Asaf kızı kurtardı. Çırpınıyor ve bırak beni çığlıkları eşliğinde ağlıyordu.

İkisi de yerde boylu boyuna uzanmıştı. Kız Asaf’ın üzerinde çırpınıyordu. Asaf ise genç kızı sıkı sıkı tutuyordu ki tekrardan böyle bir hataya kalkışmasın. Biraz sonra kız da çırpınmayı bıraktı zaten. Kafasını Asaf’ın boynuna gömdü ve ağlamaya devam etti İkisi de hızlı hızlı nefes alıp veriyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.