Akın artık bir şey yapması gerektiğinin farkına varmıştı. Sera zaten iyi değildi. Onunla tanıştığı zamandan buraya Sera’nın iyi olmadığını biliyordu. Onun artık bir şeylerle ilgilenmesi yada psikiyatriye gitmesi gerekiyordu. Kafe hala çalışır durumda iken Akın artık oranın başına Sera’yı koyacaktı. Bu iş ile ilgilenirse belki de zihni daha az çalışır olacaktı. Bir işle dikkatli bir şekilde ilgilenmek kişide uzun süreli bir antidepresan etkisi yaratır. Önce biraz Berrak ile konuşmak istedi çünkü artık kafası cidden durmuş durumdaydı. Keşke annesi konuyu bilse de Sera’yı en iyi tanıyan insanla konuşsam diye de içinden geçirdi.
Aşağıya indi Sera ise hazırlanmak için odasında kaldı. Akın ona bu gün iş başı yapacağını söylediği için daha uygun bir şeyler giymek istedi. Aşağıya indiğinde ise az önce olanları Berrak’a anlattı. Berrak ise kendinden beklenen ilk tepkiyi verdi “Aaaa o odadaki çamaşır suyu kokusu o muymuş?” dedi. Akın onun suratına konumuz şu anda gerçekten bu mu dercesine baktı. Berrak ise sonradan kendine gelip “Evet işe başlaması güzel fikir. Bir süre bekle bir düzelme olmazsa psikiyatriste götür onu.” dedi. Berrak ve Alper gidecekti Akın yine yalnız kalacaktı. Şu anda onun üzerinde daha büyük bir sorumluluk vardı. Sanki baba olmuş ve psikolojisi bozuk bir evladı varmış gibi hissediyordu.
Sera mutlu bir şekilde aşağıya indi. Berrak bu mutluluğu ölüm öncesi iyilik hali olarak yorumları kendi kendine çünkü bu mutluluk hepsi için biraz fazlaydı. Belki de gerçekten mutluydu ama kimse buna inanmıyordu. Herkes Zeynep hanımla vedalaştıktan sonra evden çıktı. Sera ise akşam eve geleceğine söz vererek çıktı. Akın ile kalmak yoktu. Evlenene kadar normal yaşamalarını istiyordu annesi.
Sera iş yerine geldiğinde Berrak ile birlikte arabadan indi. Alper ile Akın da galeriye Alper’in arabası ile geçtiler. Sera buraya geldiğinde sanki ilk defa gelmiş gibi hissediyordu. Sanki patron değil de işe yeni başlamış bir sekreter gibi hissediyordu. Herkes onlara ilgili davranıp “Hoş geldiniz” diyordu. Sera bir yerin patronu olduğunu şimdi gerçek manada anlamıştı. İş başına geçtiğinde kahveleri özenle yapmaya başladı. Berrak ise o işten anlamadığı için otomatik makinenin başına geçmiş gelen siparişleri makine tuşları kullanarak hallediyordu. Sera farklı tarifleri eli ile yaptığı için sadece damak tadını bilen insanlar onun kahvelerini istiyordu. Makinede ise americano, espresso, latte gibi basit seçenekler vardı.
Öğlen arası olduğunda kafe birden bire üniversite ve lise öğrencilerin ayak üstü kahve alıp gittiği bir yer olmuştu. Akşam üstü ise sevgililer gelmeye başlamıştı ve bir gün bu şekilde tamamlanmıştı. İnsanlar uzun süreler oturuyordu ama yiyecek tatlı türü şeyler yoktu burası kafe den çok kahveci gibiydi. Her türlü kahve çeşidi mevcut bir kahveci. Çay bile yoktu ama ona rağmen insanların burada vakit geçirmeyi sevdiklerini fark etti Sera. Akşam olduğunda ise annesine söz verdiği gibi Berrak’ı Alper’in yanına bıraktıktan sonra eve geldi.
Akşam arkadaşları ile vakit geçirecek zamanı tabikî de vardı annesi sonuçta eve erkenden gel dememişti ama o kadar yoruldular ki Berrak da Sera da hemen yataklarına girdi. Alper ile Akın ise kıraathaneye gidip biraz eski arkadaşları ile vakit geçirdiler. Ama gece olduğunda herkes yatağına girip uykuya daldı. Akın ise Sera’nın yanında uykuya dalacağı günü iple çekerek uyudu.
***
Sabah Zeynep hanım Sera’yı uyandırmak için bayağı bir cebelleştikten sonra başarılı oldu. Dün o kadar çok yorulmuştu ki yataktan kalkacak dermanı kendisinde bulamamıştı. Yine sıkıcı hayata geri dönüş yapmıştı ama mutluydu. Aksiyon istemiyordu. Normal işe gidip geldiği, evlenip çocuk yapacağı günün hayalini kurduğu sıkıcı hayat onun için daha eğlenceliydi. Annesi kahvaltı hazırlamıştı bile artık kendisi ile birlikte işe giden bir kızı vardı. Çok mutluydu artık kızının büyüdüğüne inanıyordu. Keşke annesi yeni fark etmiş olmasaydı. Çünkü Sera zaten en başından beri koca bir kadındı. Sera çok küçük yaştayken bile çok büyüktü. Erken büyümüştü.
Sera önce annesini bıraktı ardından ise iş yerine gitti. Sabah Türk kahvesini yada espressosunu almak isteyen daha doğrusu, işe gitmeden önce enerji toplamak isteyen insanlar geliyordu. Orası hep kalabalıktı hep insanlar vardı. Sera buranın bu kadar ilgi göreceğini bile bilmiyordu. Gururlanmıştı ve çok mutluydu. İçinde olmak istediği hayat tam olarak da buydu. Ardından ortalık biraz durulunca ustalar da yardım ettiği için Berrak’ı aramaya başladı. Berrak henüz uyanmamıştı bile. Birkaç aramadan sonra telefon uykulu bir ses tarafından açıldı. Sera dalga geçercesine “kovuldun” dedi ve güldü. Berrak ise gülerek “Kovma beni patron hemen geliyorum” dedi. Alper ile Akın’ı uyandırdıktan sonra bir şeyler hazırladı. Sera ile bir öğle yemeği yeme planı vardı. Dükkana gidip onu kaçırabilirdi ne de olsa patron o. Sigara altı bir şeyler atıştırdıktan sonra hazırlanıp evden çıktılar.
Geldiklerinde Sera dükkanda kahveler ile cebelleşiyordu. O kadar usta vardı ama Sera ısrarla kendisi yapmaya çalışıyordu her şeyi. Akın yanına sokulup “Sevgilim bir mola vermeye ne dersin beraber bir yemek yiyelim sonra herkes işinin başına döner” dedi. Sera önce “Çok iş var” dese de artık sıkıntıdan patlayacak olan ustalar onun gideceğini duyduklarında gözleri parladı. İnsanlara kendim yaparım diye diye iş yaptırmıyordu. Sera bunu fark ettikten sonra gitmek için üzerine bir şey aldı ve beraber çıktılar. Güzel bir pideciye geldiler. Sera için güzel bir öğle yemeği, çocuklar için ise güzel bir kahvaltı seçeneğiydi. Ne de olsa pide günün her öğünü yenebilir bir şeydi.
Sohbet muhabbet eşliğinde yemekleri yedikten sonra kalktılar. Bir kafede de yemek üstüne çay içmeye karar verdiler. Sera ise sadece iş yerini düşünüyordu. Hep iş yerini anlatıyordu heyecanlı bir şekilde. Kaç müşteri geldiğini, müşterilerin tiplerini her şeylerini anlatıyordu. Kahveleri nasıl yaptığını farklı olarak kattığı aromaları bile anlatıyordu.
Berrak ve Akın başardık dercesine birbirlerine baktılar. Sera artık başka şeyler düşünmüyor tek düşündüğü şey iş olmuştu. Bu kadar işkolik olması da iyi değildi ama en azından kötü konularla aklı dolmuyordu. Akın tam bu konuyu değiştirmek için konu açacakken Sera “Kafeye bir pastane ile anlaşıp tatlılar getirteceğim. İnsanlar böylelikle kahve içip kalkmak yerine bir şeyler yiyip oturmaya devam edecekler. Ama güzel bir pastane ile anlaşmam lazım. En az kahvelerim kadar lezzetli olması gerekiyor” dedi. Akın bu konuda yardımcı olacağını söyledi ve akşam Sera’yı eve davet etti. Sera önce yorgun olacağını düşünse de sorasında kabul etti. Evet iş ile ilgilenmek güzeldi ama sevgilisi ile de ilgilenmesi gerekiyordu.
...
Akşam olduğunda Sera dükkanı ustalara bırakıp çıktı. Berrak da hazırlanıp çıktı ve Akın’ın evine doğru gittiler. Eve geldiklerinde kapıyı çaldılar ve Alper kapıyı açıp Berrak’a sarılıp Sera’nın gözlerini kapattı. Sera ne olduğunu merak etti defalarca sordu ama bir şey demediler. Berrak oraya buraya çekiştirerek Sera’yı mutfağa götürdü. Sera’nın gözlerini açtıkları anda Akın sürpriz dedi. Bir sürü markanın olduğu pasta kutuları önünde duruyordu. Akın “Hepsini tadacağız ve bir pastaneyi seçeceğiz. Madem bir iş yapıyoruz tam yapalım” dedi. Sera çok mutlu olmuştu. Hatta bıraksalar defalarca kez teşekkür edecekti ama bir kere teşekkür etti. Pastaların hepsine küçük küçük parçalar bölerek baktılar. Ön eleme, yarı final, final bile yapıp en sonunda yıldız pastanesinde karar kıldılar. “Umarım diğer tatlılar da pastaları kadar güzeldir” dediler. Sera bu sefer Berrak’ı alıp eve gitti. En azından sabah beraber uyanır ve işe geçerlerdi.
...
İş ile buluşma ile bir hafta daha tamamladılar. Berrak ve Alper dönüş yoluna çıktılar. Artık Akın da Sera’da yalnızdı. Alper giderken araba camını açıp “İstemeye giderken aramayı unutma Akın” diye bağırıp gaza bastı. Sera çok mutluydu. Akın da öyle artık Akın için tek bir şey vardı Sera’nın annesini ikna edip evlenmek.