İçeriğe geç

Işığın esiri

Bölüm 1 · 2 dk okuma

Işığın esiri

Bölüm 1

Ufukta Doğan Işık

Milattan sonra 100lü yıllarda Vatikan halkı kıtlık yüzünden yavaş yavaş hayata veda ediyordu. Diğer bölgelerde de farklı olmayan bu durumda, nitekim daha kötü şartlar altında hayatta kalmaya çalışıyor zavallı halk, insanlar neredeyse birbirlerine düşma kesilmiş; anneler çocuklarını emzirmeyi bile bırakıyordu neredeyse. Papalık bunun Tanrı'nın cezası olarak halka aksediyor. Lakin durum soylular için bile iç açıcı değildi. Kimi başka ülkelere taşınmış, kimi vergilerini arttırmıştı. Halk ayaklanmaya başlamış durumdaydı. İsyanlar baş gösteriyor asker bastırıyordu.

Papa odasında oturuyor ve düşünüyor.

-" Söylesene Kardinal Micheal. Tanrılar niçin bu kadar kızdı?"

Papa'nın tam yanında simsiyah cübbesi ile neredeyse 40'lı yaşlarında duran adam başını hiç kaldırmadan konuştu :

-"Nitekimce, bu sadece bir testtir Papa efendi. Biz ki her gün düzenli dualarımızı eder adaklarımızı adarız. Tanrı bizi sınayıp cennetin en güzel köşklerinden bize daha büyük pay vermek ister."

Papa hafifçe sırıttı. Ayağa kalkıp kollarını arkada birleştirip camdan dışarı, kasvet içerisine düşmüş Vatikan'a baktı.

"-Cenneti biz satarız Kardinal. Halk her dediğimizi kutsal metin sayar. Eğer Tanrı'yı yönetebilecek gücüm olsaydı işler daha kolay olurdu. Saf olma bu kadar."

Derin bir iç çektikten sonra tesbihi ile oynamaya başlar.

"-Yine de... Adaklara devam edelim ve halkı duaya teşvik edelim. Bize daha çok bağışta bulunsunlar."

Kardinal başı ile onaylanıp odadan hızlı adımlarla çıktı. Papa için Dünya bir satranç tahtasından ve üzerindeki her canlı taşlardan oluşuyor. Fakat her daim unuttuğu bir nokta var ki satranç tek başına oynanan bir oyun değil. O gece gökyüzündeki tüm bulutlar çekildi ve tüm şehir sadece ay ışığı ile aydınlandı...

Tüm bunlar Vatikan'da yaşana dursun. Başka bir köyde eski bir rahip olan adamın bir kız çocuğu dünyaya geldi. Bebek annesinden kar kadar bembeyaz ve durgun bir su kadar sessiz çıktı. Yüzü bilinen diğer tüm bebeklerden güzel ve masumdu. Eski rahip bunun bir tanrı hediyesi olacağını düşünüp tüm köye arpa hediye etti. O kız bebek o köye öyle bir bereket getirdi ki toprak tazelendi, ekinler erken olgunlaşıp hazır oldu. Düzenli yağmurlar yağdı, hiç sel olmadı. Bataklık olan şu kenarı şimdi binbir çeşit balığa ev sahipliği ediyor. İnsanlar bu kız çocuğunun sıradan bir bebek olmadığını anlamaları pek uzun sürmedi. Annesini emmeyi kısa sürede bıraktı. Bembeyaz saçları ve kömür rengi gözleri vardı. Hep gülümser ve kahkalar saçardı etrafa. Bu şirin ve bereketli bebeğin kanı Vatikan'a kadar varmış olacak ki kızın babasına bir mektupla onları ağırlamak istedikleri belirtildi. Kızın babası bunun büyük bir müjde olduğunu düşündü, annesi bile mutluydu. İkisi de her şeyden habersizdi...

Kızın Vatikan'a giden yolları o varmadan yeşillenir, sanki ona bu dünyanın diğer yüzünün hiç olmadığı gösterilmeye çalışılıyormuş gibi. Sonunda Papa'nın huzurunda çıktı bu minik bebek. Kendisi daha 9 aylık olmasına rağmen pek güzel büyümüş ve daha da masumlaşmıştı. Sanki kendi kendimi baptist etmişti bu kız bebek.

Papa ona uzun uzun baktı be yüzünde daha sonra anlaşılacak bir gülümseme belirdi. Kızın babasına altınlar ve tarlalar verildi bu kız bebek karşılığı. Ona istediği zaman onu görmeye gelebilecekleri bile söylendi. Bebek Papa'nın kollarına verildi. Ne büyük şanssızlık ama...

Bu Astraea'nın altın kafesinin ilk adımı oldu ve bir süre daha orada kalacaktı... Belki de hep kalacak.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.