Redd - Aşık Oldum Celladıma ♪♬
10 Ocak 2000
Bir kız çocuğu doğumhaneyi çığlıkları ve ağlayışlarıyla doldurmuştu. Anne karnından yeni çıkan kız çocuğu dışarısıyla kavuşmuştu. Annesi göz yaşlarıyla bebeğine bakıyor, etrafta eşini arıyordu. Bir umut belki gelir diye doğumhanenin çıkış kapısına bakıyordu hasretle.
Saatler geçti, bebeğin kordonu kesildi, vicudundaki kanlar temizlendi, giydirildi, karnı doyduruldu, annesinin kucağındaki yerini aldı.
Günler geçti, bebek ve annesi artık hastaneden çıkabilirdi.
Çok soğuktu. Kışın ortasında, hastane kapısının önünde kucağında bebeğiyle oracıkta yolu izliyordu.
Celladına aşık olmuştu. Celladı ona bir melek bırakmış ve gitmişti ait olduğu yere.
Avuçlarının içindeki kesikler, tırnak izleri onun yenilgisini gösteriyordu. Elindeki bebekle ne yapacağını bilmiyordu genç kadın. Daha on sekiz yaşındaydı. Annesi ve babası onu hayatta geri kabul etmezdi, gidecek yeri yoktu.
Bebeğine bakacak parası dâhi yoktu.
İlk gün kulağındaki altın küpeleri bozdurdu, o parayla tek gecesini otelde geçirdi, çocuğuna sütünü verdi, kendisi çay ve simitle karnını doyurdu. Parası bitmişti ama. Tekli bezlerden aldığı an cebinde beş kuruş parası kalmamıştı.
Köye dönmeli, ailesine gitmeliydi. Ama kucağındaki bebeğiyle ne uzun bir yola gidebilirdi, ne de onu kabul ederlerdi.
Mecbur hissetti. Canı yandı, içi kan ağladı ama çocuğunun iyiliği için yaptı bunu.
"ERZURUM DEVLET ÇOCUK BAKIM EVİ."
Tabelaya uzun uzun baktı. Kucağındaki bebeğine son kez sarıldı, kokladı, öptü.
Elindeki tek kağıda ve kaleme şu notu bıraktı.
"Celladıma âşık oldum, bana bu meleği bıraktı. Bu kız çocuğunun adı Melek olsun. 10 ocak'ta doğdu. Mecburum... Özür dilerim Meleğim."
Kadın bulduğu bir sepete bebeğini koydu. Kendi ceketini de çıkartıp bebeğin üzerini sıkı sıkı örttü. Son kez bebeğinin dudağının köşesinden öpüp gitti.
Bebek sabaha kadar orada ağladı. Asla susmadı. Çığlık atıyor, ağlıyor, ellerini kollarını sağa sola savuruyordu. Bulunmak istiyordu sanki, yeri göğü yıkmak istiyordu.
Gece 03:38'de bakım evinin müdüresi geldi. Bebeği görünce olayı anında anlayıp sessizce göz yaşlarına boğuldu. Bebeği yerden alıp içeriye girdi.
Notu bulduğunda Melek adlı dosya hazırlayıp sadece ismini en başa büyük harflerle kazırcasına yazdı.
Artık Melek onun diğer evlatlarından birisiydi.
16 Temmuz 2022
Elindeki dosyayı masaya bıraktı genç kadın. Karşısında oturan kişilere tek tek göz gezdirdi. Suratındaki ciddi ve otoriter ifadeyi asla bozmuyordu. Buradaki kimseye güvenmiyordu.
"Bildiğiniz üzere arşive girmeyi kimse başaramadı yıllardır. Güvenliği tamamen sizin üzerinizeydi. Fakat bu güvenliği başarılı bir şekilde sağlayamadınız. Onur Bey'e ne diyeceksiniz? Diyeceğim demiyorum farkındaysanız. Ne diyeceksiniz diye soruyorum."
Ellerini yasladığı masadan çekti ve dik duruşuna geri döndü. Sarışın kadının başına gidip sandalyesinin iki ucuna ellerini yasladı.
"Sen, sarışın. Güvenlik duvarını yıkmalarını engellemeyi sağlayacak en usta kişiydin. O kadar çok bilgi kaptırdık ki karşı tarafa, yerimizi çözmelerine ramak kalmıştı."
Doğruldu, hemen yanındaki esmer çocuğun yanına gidip masaya yasladı kalçasını.
"Ve sen, esmer oğlan. Virüsü isteseydin bir dakikada yok ederdin. Ama ne hikmetse o gün bilgiseyarın çöktü, sistemine erişemedin. Ki, ülkenin en iyi sistemi sende kurulu. Bu sistemi ben kurdum. Çökeceği an ben görürdüm, bunu tahmin etmen gerekirdi yalan söylemeden önce."
Ardından masanın sağ tarafına yöneldi. Orada oturan diğer iki gencin tam ortasına geçip omuzlarını sert bir şekilde tuttu onların.
"Siz ise kurulumun şifre belirleyicilerisiniz. Şifre kırıldığı an siz görürsünüz, engellemeniz sadece kırk saniye sürer."
Masanın başındaki sandalyeye geçip oturdu, bardağındaki viskisini tamamen içip sert bir şekilde masaya geri bıraktı. Ofiste yankılanan ses ile sarışın kadın irkilirken diğerleriyse rahatsızca hareketlenmişlerdi.
"İnanın sizin yerinizde olmak için nelerimi vermezdim şuan. Birileri beni en baştan yetiştirsin, el ayak işlerine koşayım isterdim. Cebimde, yastık altında silahla yaşamasaydım mesela. Ya da evimin etrafında korumalar durmak zorunda kalmasaydı da, onlar çoluğunu çocuğunu bırakıp beni korumak uğruna kendi canlarını hiçe saymasaydılar. En başa dönmeyi çok isterdim." derin bir nefes aldı genç kadın.
"Şu anda başımda tonla görev varken sizinle uğraşıyorum. Sizin tek işiniz size verilen sadece bir tanecik görev. Benimse hepinizle ilgilenmem gerekiyor. Ama bunun için katlandım tüm işkenceye, değil mi? Öyle. Ama bir süre sonra insan çığrından çıkıyor."
Bardağına yeni bir viski doldurması için eliyle işaret etti solunda kalan sarışın çocuğa. Masadaki şişeden bardağına viskiyi doldurup geri yerine oturdu çekinerek.
Hepsi daha on sekiz yaşındaydı. O ise yirmi iki. Çok bir şey yoktu aralarında, ama kademe olarak öyle çok fark vardı ki, ağızlarını dâhi açamazlardı.
Buraya tırnaklarınla kazıyarak gelmişti, ama bunlarla uğraşacağımı hiç hayâl etmemişti genç kadın. Bu yüzden canı sıkkındı. Daha akşama göreve gidecekti, sızıntı temizlemekle uğraşmıştı.
Gözleri çok karaydı. Bir ihanet sezdiği an asla durmazdı, anında siler atardı.
Ama bu dört kişiye öyle çok emeği vardı ki, kolay kolay silip atamıyordu.
"On beş yaşındaydınız. Bense on yedi. Size her şeyi ben öğrettim, daha emekleyemiyordunuz bile. Hayatta ne yapacağınızı, nasıl koşacağınızı bilmiyordunuz. Ben size önce emeklemeyi, sonra yürümeyi, sonraysa koşmayı öğrettim." diye mırıldandı kırılgan olması için özen gösterdiği sözleriyle.
"Siz koşmayı öğrenince hızlı olduğunuzu sandınız. Benden hızlı koşarsınız sandınız. Beni geride bırakıp ilerlemek istediniz. Ama ben kör değilim."
Elindeki kumandayla bir düğmeye basıp duvara bir görüntü aydınlattı.
"Arkamdaki sarışın kız, karşı taraflardan sadece biriyle anlaşma imzalarken görüldü." diğer videoyu oynattı. "Bu esmer herifse birkaç kuyu uyuşturucu için ekmek yediği yere ihanet etti, bilgi taşıdı."
"Bu ikiliyse bir olup diğer karşı tarafla, hemde en azılı düşmanlarımızla anlaşma yapıp sızıntıyı kolaylaştırdı ve o da bilgi sızdırdı."
Durdu, gülümsedi, hepsine korku yansıtacak bir gülüş sundu.
"Ama ben hazırlıklıydım. Tüm bilgileri yok ettim, yalanlayacak şeyler çıkarttım ortaya ve sizi kötü duruma düşürdüm ve şu anda elimde kapalı kaldınız. Hepinizin bilgileri, geçmişi elimde. Şimdi ne yapmamı istersiniz? Odanın her köşesinden size nişan almış görünmez özel kamralarla sizi deşmemi mi, yoksa sadece sizi salmamı mı? Sonuç olarak size hiçbir zaman gerçek bilgilerimi vermedim, bildiğiniz tek şey bir kuruluş olduğumuz, ve başlarından birinin de ben olduğum. Yaptığımız hiçbir işte yoktunuz, yalnızca güvenliğimizi sağladınız."
İlk kumral, kıvırcık saçlı çocuk konuşmaya başladı.
Savundu, karşı tarafın tüm açıklarını döktü ortaya.
Diğerleri de aynısını yaptıktan sonra korkuyla onu izlediler.
"Hakkım helâl değil sizlere. Cehennemde," sözünün devamı vardı fakat durdu. Kapıya yönelip dışarıya attı kendisini. Kameraların devreye giriş sesi ve gövdelerinden fırlayan kurşun ile vurulan bedenlerin sesi kulağına geldiğinde gülüşü soldu.
"Cehennemde görüşürüz." diye cümlesini bitirdi.
Çenesini kaldırıp karanlık koridorda ilerledi. Ayağındaki botların topuklarından çıkan sesler koridor boyunca yankılanıyordu. Üst kata paslı merdivenlerden çıktığında sonunda o loş ışık gitmiş, yerine daha sade ve ferah bir ışık gelmişti.
Koridorun sonundan insan sesleri geliyordu, ofiste herkes koşuşturma içindeydi. Sonunda virüs yok edilmişti.
En üst kata asansörle geldiğinde ancak rahatlamıştı. Kendi odasına geçip üzerindeki siyah, deri ceketini çıkartıp elindeki siyah eldivenlerini çöpe attı.
Telefonu çaldı, masanın üzerindeki telefonunu eline alıp aramayı yanıtladı.
"Ne var Öktem?"
"Sana da merhaba Ayna. Ben iyiyim sen nasılsın?"
Gözlerini devirdi. Sonuçta görmüyor diye düşündü.
"İnan hiç hâlim yok Öktem. Boktan bir Virüs ile uğraştım. Buna sebep olanları ortadan kaldırmak en zoruydu. Şimdi seni de ortadan kaldırmadan devam et konuşmaya."
Öktem onun çocukluk arkadaşıydı, onu ciddiye almayacağını bildiğinden rahat rahat konuşabiliyordu.
"Herkes sizin kurumu konuşuyor. Yer Altı adında yayıldınız iyice. Engellemeyecek misin?" kaşlarımı çatıp bilgiseyarıma yöneldim. Google'a Yer altı yazıp arattığımda gerçekten de yazılan çok şey vardı.
"YER ALTINDA İNTİKAM ADI ALTINDA ÜÇ ÖLÜ."
"YER ALTINDAN SOKAKLARA PANKARTLAR ASILMAYA BAŞLADI."
"YENİ AÇILAN YURDU ONLAR MI KURDU?"
Derin bir nefes verdi Ayna. Çok korkmuştu bilgi sızılmasından.
"Yurt doğru sadece. Ama o da sadece bir merak konusu, asılı yok. İntikam falan filan da hikâye. Notlar yazıp sözde bizmişiz gibi adam öldürüyor pezevenkler. Suç bize kalıyor."
"Ben sizin asıl olayınızı anlayamadım zaten abi. Bir iyilik yapıyorsunuz bir kötülük. Başlarını dâhi daha önce görmedin. Sadece özel telefondan sesli görüşmeler veya mesajlarla görev alıp yerine getiriyorsun. Görevleri de asla söylemiyorsunuz hiçbiriniz. Ayrıca kimliğiniz gizli, bu işin içinde olduğunuzu bir Allâh'ın kulu bilmiyor." bıkkınlıkla bir nefes verdi Ayna. Bu konuşmayı neredeyse onuncu yapışları olduğundan, sıkılıyordu.
"Benim mesleğimi bilen tek kişisin. Ama nerede, ne amaçla çalıştığımı bilmiyorsun. Tek bildiğin 'sözde' kiralık katil olduğum. O bile senin uydurman." diye açıklama yaptı.
Asıl mesleği Kurumun üyelerinin Asistanlığıydı. Her işleriyle ilgileniyordu. Üsttekilere ulaşmasıysa imkansızdı. Mevkisi ancak istedikleri en önemli kişiyi ellerine verirse yükselirdi, ama ona daha sıra gelmemişti. O masanın en baş köşesine oturmak istiyordu Ayna. Bunuysa ancak kuruluş sahibini gebertirse başarırdı. Ama kuruluş sahibi ölürse yerine diğer üst üyeler gelirdi. Yani tek tek hepsini öldürmezse istediği olmazdı.
Yıllar önce bir kurum üretilmişti.
Onur Kahraman diye birisi bu kurumu ortaya çıkartıp, yanına üç beş herif daha alıp büyümüştü. O ölürse yanındakiler sırayla başa geçerdi.
Onlarsa sadece görev verilen basit çalışanlardı. Ayna hariç.
Buradakilerin en üstüydü. Bir en düşük, bir orta ve birde en üst kademe vardı. O orta kademeydi. Yükselmek için verilen görevleri yapıyor, kimliğini ve işini gizli tutuyordu.
Bilmedikleri bir şey vardı.
Ayna onlardan birisi değildi. O tüm üstleri gebertip başa geçmek, düşmanlarının hepsini teker teker öldürmek istiyordu.
Bu ülkede beş kurum vardı. Onlar en eski kurulan kurumlardan ikincisiydi. İlk kurulan kurumun başındaki herifse baş düşmanıydı Ayna'nın. Ne yazık ki onun çalıştığı kurum ve o kurum dosttu. Onur Kahraman Ayna'ya en büyük engeldi.
Şu anlık susuyor, sabrediyordu. Tek tek ittifak kuruyor, kendi tarafına insan topluyordu. Tamamen planı tamamlandığında önce kendi kurumunun başına geçecek, daha sonrasında o düşmanlarını yok edecek ve krallığında tek başına sefasını sürecekti. Ama planlar bazen istediğimiz gibi gitmezdi, Ayna'nın da istediği olmayabilirdi. Belki de olurdu?
Ayna Melek Saygın o soğuk kış gecesinde açtığı savaşı içinde hala bitiremeyişinin ateşiyle yanıp kavruluyordu. Kaldığı yurt odalarında bıraktığı anılarla daha da hırslanıyordu. Çektiği tüm acılarla ayakta kalıyordu.
Bir elinde tek sigarası, bir eli cebinde soğuk şehrin ıssız sokaklarında büyümüştü. Yıllarca çektiği tüm işkencelere tek bir hırs uğruna katlanmıştı; İntikam.
Ayna annesinin ona ayna oduğunu söylediği hikâyelerle büyümüştü. Annesine aynaya bakıyor gibi hissettirdiğini biliyordu.
Gerçek adını annesi de, kendisi de silmişti zihninden. Ayna ismini bebekliğinden duyduğu için alışmıştı, hatta sanki gerçek adı oymuş gibiydi, Melek adını kullanmayı asla kabul etmiyordu.
Melek ismini koyan kadın hayatında kalsaydı kullanırdı o ismi diye düşünüyordu.
Ayna artık kabullenmişti. Geçmişini, bugününü ve gelecekte onu bekleyen olayları ve kişileri.
Çok sabırlı bir kadındı. Yıllardır bu kuruma kendini adamıştı. Yaşıtlarıyla aynı ortamdaydı hep, ilk okulda normal eğitim almıştı. Orta okulday başlamıştı asıl eğitimi.
Vicudundaki o kaslar, çevikliği, silah kullanmasını bilmesi, hatta keskin nişancı olması bile normal bir eğitim almadığını gösterirdi. Ama bunların dışında, iç mimarlık okuyordu. Gerçekten de başarılı bir mimar olacağına inanıyordu. Karanlık işlerle de içli dışlı olan bir mimar.
Üvey annesi Mehmet adında birisiyle evliydi. Ona baba demese bile değer veriyordu o adama. Çünkü hayatlarına sonradan girmişti. Üvey annesinin öz annesi olmadığını on sekiz yaşında öğrenmişti. Öğrendiği günün ertesi sabahı öz ailesini araştırmıştı, ama asla bulamamıştı onlarla ilgili bilgileri.
Üzülmüyordu. Çünkü aile yokluğu hiç yaşamamıştı. Zeynep ve Mehmet ona hem anne sıcaklığını, hemde baba sıcaklığını hep hissettirmişti.
Onların mutlu olması için elinden geleni yapıp iç mimarlık kazanmıştı tüm hırsıyla. Mesleğini eline alacaktı. Gizliden de intikamını alacak, daha sonra da ellerini bu işten tamamen uzaklaştıracaktı.
İntikam ve hedefleri uğruna yaşıyordu. Duygu yoktu, mantık vardı onun hayatında. Duygusal bir kadın değildi. Hep kendi doğruları doğrultusunda ilerlerdi. Yönünü şaşırdığı an, onun cehennemi olacaktı aldığı her nefes.
🂡