İçeriğe geç

ISADORA

Bölüm 1 · 7 dk okuma

ISADORA

Bölüm 1

Bola De Nieve

İnsanın bazen bıkıp, alıp başını gitmek istediği zamanlar olur ya şuan tam olarak o andayım. Az önce birini kaybettim. Melek oldu. Ve bunu yapan cani, bir insan. Ona insan demek bile midemi bulandırıyor.

Ben bir veterinerim. Dilsiz yavrularımın doktorlarıyım. Onları iyi etmek, bütün sıkıntılarından kurtarmak için canla başla çalışıyorum.

Ama bu ama kelimesi beni her zaman bitirmiştir. Ama bazen ne kadar çabalarsam çabalayayım kurtaramıyorum. Dertlerine derman olamıyorum. Ve bu o kadar zoruma gidiyor ki, bütün eğitim hayatım boşunaymış ve beceriksizin tekiymişim gibi hissettiriyor.

Bu sefer ki hastam, ah minik bir sokak kedisiydi. Yavruydu o kadar küçük ve zayıftı ki, getirildiği anda yeni doğduğunu sanmıştım. Getirildi ama eziyete uğramıştı. Bu eziyet bile değildi. İŞKENCEYDİ!

Kuyruğu kesilip kopartılmış, yüzünde sağ kulağından çenesine kadar olan bir bıçak yarası, sol kulağının yarısı kesilip atılmış, bacağı kırılıştı. Bunu yapana insan demek, insan haklarına aykırı o bir canavar. Kahrolası bir canavar.

Geldiğinde zorla da olsa nefes alıyordu, minik kalbi zorlukla da olsa atıyordu. Kan içindeydi ama nefes alıyordu. Her ne kadar onun için çabalasam da hiçbir halt yapamadım. Kurtaramadım...

Ve bu o kadar dokunuyor ki yani bir insan neden konuşamayan, derdini anlatamayan, zararsız minicik kediye bunu yapar ki? Mantıklı bir açıklaması, akla yatan bir tarafı yok.

Düşüncelerime o kadar dalmıştım ki, kliniğin kapısının açıldığını belirten zille irkilerek kapıya döndüm. Omuzları çökmüş, kızarmış gözleriyle, hızla bana gelen bir adam vardı. Aramızda dört adımlık bir mesafe vardı. Bakışlarımı ellerine indirdim.

Elinde kar beyazı bir kedi vardı. Gözleri kaymış, kafası kanıyordu. Adam güçlü çıkartamaya çalıştığı titrek sesiyle ''Yardım et, YARDIM ET, KURTAR ONU, yalvarırım kurtar onu.''

Sona doğru sesi titreyerek, kısılmıştı. Hızla sandalyeden kalkarak, kediye doğru yöneldim. Yanına varıp, kediyi adamın elinden aldım. Hızla ''Neyi var?'' diye sordum.

Titrek bir şekilde, ''Be-ben bilmiyorum, mama mama verdim, yedi-yedikten sonra böyle oldu. Yatak-yataktaydık beraber. Gözleri kapandı, düş-düştü. Tanrım, yalvarırım kurtar, yaşat onu, ölmesin, o da ölmesin. Yalvarırım.''

''Mama yeni denediğin bir marka mıydı?'' Mamadan kaynaklanıp kaynaklanmadığını anlamaya çalışıyordum. ''Yalvarırım kurtar onu.''

''Mamasının markası neydi, söyle bana bak söylememen onun zararına. Dakikalar hatta saniyeler bile önemli. Şimdi sakin ol ve bana mamanın markasını, kedinin cinsini, kaç yaşında olduğunu söyle. Sakin ol.''

''Ta-tamam tamam. Dört yaşında, Ankara kedisi, her zaman yediği hin-hindili mamasından verdim. Yedi, yemin ederim sadece mama verdim. Baş-başka hiçbir şey vermedim.''

Daha fazla onu dinlemeden elimde ki yaralı kediyle birlikte tedavi odasına girdim. Adam peşimden gelecekken, onu durdurup: ''Sen gelme steril değilsin, ona sadece zarar verirsin. Ben sana bilgi vereceğim.'' diyerek otomatik kapıdan içeriye girdim.

Kediyi aynalı masaya indirip eldivenlerimi giydim. Maskemi ve bonemi yenileyip, masanın başına geçtim. Kediyi hemen tedaviye başladım. Dediğim gibi yediği bir şey dokunmuştu.

Gerekli tedaviyi yapıp, kafasına pansuman yaptım. Hafif bir ağrı kesici vurdum. Korkulacak bir şeyi yoktu kar topunun, iyiydi. Masada onu yalnız bırakıp, sahibini bilgilendirmek için dışarı çıktım. Kapının karşısındaki duvara sırtını yaslayıp yere oturmuş, boşluğa odaklanmış durumdaydı.

''Beyefendi.'' diyerek bana bakmasını sağladım. İrkilerek kendine geldi ve yerden destek alarak ayağa kalktı. Boyu benden bir hayli uzundu ki ben 1.72'yim. Yanıma yaklaşarak başını eğdi. Gözleri hala kanlanmış durumdaydı.

''O iyi mi nasıl, Dora iyi mi doktor söylesene hm. Lütfen iyi olduğunu söyle yalvarırım iyi olsun.'' dedi boğuk sesiyle. Bana bakıyordu ama görmüyordu.

''Merak etmeyin oldukça iyi. Ufak bir gıda zehirlenmesi yaşamış kar topu. Başına da gerekli müdahaleyi yaptım. Şimdi ağrı kesici yaptım, uyuyor.'' dedim.

Tek seferde her şeyi anlatmıştım. Eğer lafı dolandırsaydım daha fazla strese girecek gibi duruyordu. Kar topuna bu kadar değer vermesi beni gülümsetti. ''O iyi mi yani.'' diye sordu.

Tam anlamamış gibi, iyi olduğunu defalarca duymak ister gibi. ''Evet, iyi hatta eve gidebilirsiniz gerekli müdahaleyi yaptım. Bir problem çıkarsa tekrar getirebilirsiniz kar topunu.'' Diyerek endişesini yok etmeye çalıştım.,

''Onu getirir misiniz, lütfen dokunup hissetmek istiyorum. Yaşadığını hissetmeliyim.'' Dedi. Sanki hayatı içeride uyuyan kar topuna bağlıymış gibi.

''Tabi ama uyuyor ve benim de çalışma saatim bitti. Burada kalmasını istiyorsanız zaten sabaha kadar uyanmaz. Sabah altı buçuk yedi gibi geliyorum. Tele-'' cümlemi yarıda keserek konuşmaya başladı.

Sözümü kestiği için ondan nefret ettim. İnsan az saygı duyar. Adam kar topu için endişeli sence centilmenliği düşünecek kadar rahat mı? Bu yaptığı saygısızlığı değiştirmiyor. Kar topu deme artı şu kediye de. Kar topuna benziyor, sus artık.

''Hayır, hayır ona evde çok iyi bakacağım. Yemin ederim. Getirin lütfen.'' Yemini bana değil de daha çok kendine etmiş gibiydi. Hiç bir şey demeden arkamı döndüm ve otomatik kapıdan tekrar girdim.

Maskeyi, eldiveni ve boneyi çıkarttım. Kar top- aman kediye yönelerek dikkatli bir şekilde kucağıma aldım. Otomatik kapıdan çıkarak beni ileri geri yürüyerek bekleyen adama seslendim.

''Beyefendi kar topu burada ama uyuyor.'' dedim. Hemen vücudu bana döndürdü. Hızla yanıma gelip kar topunu elimden dikkatli bir şekilde kucağına çekti.

Sanki çalacağım anasını satayım. Çok seviyor olamaz mı, benim Gece'yi sevdiğim gibi. Ama o Gece yani, Gece deyince orada bir duracaksın. Peki.

''Oğlum, babacım iyisin iyisin.'' Kısık sesle konuşuyordu ama duyuluyordu. Klinikte o, ben ve kar topu vardı. Mırıldanmalarına karşılık verdim. ''Gayet iyi, ama şuan çıkmamız lazım. Eve gitmeliyim.'' Diyerek dikkatini tekrar kendime çektim.

Arkasını dönerek çıkışa doğru ilerlemeye başladı. Really, böyle mi teşekkür ediyor? Ne kaba bir adam. Para bile almadık be. Vatan haini puşt. Çalan çan çıktığını belli ediyordu. Arkasına bile bakmamıştı. Derin bir iç çekerek sekreterin masasında çantamı aldım.

Masanın hemen yan tarafında bulunan askılıktan kabanımı alarak giydim. Lambaları kapatarak kendimi kapıdan dışarıya attım. Çantamdan anahtarı alıp iki kere kilitledim. Kilitli olduğundan emin olduktan sonra arabama gitmek için arkamı döndüm.

Tam dibimde duran bedenle irkildim. Beklemiyordum. Kafamı kaldırarak suratına baktım. Uzun boyluydu, sokak lambasının ışığı yüzünü aydınlatıyordu.

''Kedimi tedavi ettiğin için teşekkür ederim doktor.'' dedi. Ses tonunu daha önce bir yerde duyduğumu hatırlamıyorum, eşsizdi. Kalın ve derinden. Dudakları dolgundu, simetrik bir surata sahipti. Sadece sokak lambasının ışığından bile belli olan bir beni vardı. Dudağı ve çenesinin arasında, ufak bir nokta. Günaha davet eder gibi.

''Doktor iyi misin?'' dedi tekrar. Onu süzüyordum, onun bana yaptığı gibi. Yüzüme bakıyordu ama sokak lambasının ışığı sırtıma vuruyordu. ''iyiyim.'' dedim.

Teşekkürüne karşılık vermedim. Sadece iyiyim dedim. Daha önce birçok yakışıklı erkek gördüm ama bu adam bu adam bambaşka bir boyut. Suratı sanal çizim karakterlerine benziyordu. Suratının bu kadar simetrik olamazdı.

Gözleri griydi. Kelimenin tam anlamıyla siktirdi. Adamın göz rengi bile başka bir boyuttan gelmiş havası veriyordu. Boyu basketbolcuların boyuyla yarışır derecede uzundu. Boyum 1.72 olmasına rağmen yüzüne bakabilmem için kafamı baya kaldırmam gerekiyordu.

Soru sorar gibi bakıyordu. ''Gittiğinizi sanmıştım.'' dedim. Gözlerinde ki o soru işareti silinmişti. Tebessüm etti. Tanrım dişleri bile yakışıklı. Ne! Sakın hayır deme yemin ederim çapılırsın. Kes lütfen, lütfen sus.

''Gitmedim. Bekledim.'' dedi. Siktir, evlen benimle dedi. Resmen 'marry me' dedi. Eylül duydun mu, DUYDUN MU?

''Neden beklediniz?'' dedim. Adamın arkasından kaba demiştim bir de, Tanrım utanç verici. Cevap arar gözlerle suratına bakıyordum. Cevabımı geciktirmedi.

''Teşekkür etmek için bekledim.'' dedi. Kelimenin tam anlamıyla bakakalmıştım. Beklemiyordum. Ağzımın içi kurumuştu. Kendimi toparlayarak konuştum.

''Teşekküre gerek yok, bu benim işim.'' dedim. benim kadar beklemedi. ''Hayır gerek vardı, o benim için çok önemliydi. ve sen onu yaşattın.'' dedi. Bir tık abarttın koçum. Kedisi sadece zehirlenmemiş miydi?

''Kar topu şuan iyi ki o kadar büyük bir problemi yoktu ama-'' sözümü keserek konuşmaya başladı. ''Kar topu mu?'' dedi.

Sikeceğim en son bunu ha. Bak bak iki oldu bana geliyorlar. Söyle ona adamı hasta etmesin lan, delirtmesin adamı. Amel defterini kapatır, dürer onun- ''Evet kar topu. Yani şey benziyor, bembeyaz ya hani kar gibi birde geldiği zaman kıvrılmıştı.'' dedim.

Takmadın mı lan sen beni az önce? Tam konuşacağı sırada telefonum çalmaya başladı. Bu saatte arayan kimse önemli olmalıydı. Bakışlarımı elimde ki çantaya indirip içinden telefonu bulup çıkarttım.

İrem arıyordu. İsmini bilmediğim adama bakıp açmam gerektiğini söyleyeceğim sırada beni anladı ve problem yok der gibi kafasını iki yana hafifçe salladı. Ondan sekiz adım uzaklaşıp telefon aramasını yanıtladım hala ona bakıyordum. O da gözlerini bana dikmişti.

Vücudu heybetliydi. Telefonu kulağıma götürdüm. Ahizeden İrem'in sesi yankılandı. ''Eylüüüüüül!'' dedi. Cevap vermemi beklemeden tekrar konuşmaya başladı. ''Orada mısın, iyi misin, neden ses vermiyorsun, kaçırıldın mı? Kaçırıldıysan ve konuşamıyorsan peş peşe dört kere hapşur.''

Bu kız paranoya la. Asla susmuyor asla nasıl peş peşe bu kadar kelimeyi bir dakika içerisinde söyleyebilir aklım almıyor. Daha fazla konuşmasına izin vermeden konuşmaya başladım. Eğer cevap vermezsem daha fazla konuşurdu.

İsmini henüz bilmediğim adama elimle bir dakika işareti yaparak arkamı döndüm. İrem'in her sorusunu sırayla cevapladım.

''Buradayım eve iyiyim. Cevap vermemi beklemedin ve hayır kaçırılmadım iyiyim.'' dedim.

''Evde değil misin sen, neden evde değilsin sen. Neredesin bu saatte.'' dedi. Neden bu kadar korumacı hala anlamadım. ''Son dakika bir hasta çıktı ona baktım şimdi eve geçeceğim. Sen döndün mü yoksa hala işin mi var?'' dedim.

''Şu anlık buradayım ama önümüzde ki hafta kesin oradayım yavrum.'' dedi. Arkasından sesler geliyordu. Biri onu çağırıyordu. Tam o esnada yanımdan bir Tesla geçti. Hızla arkamı döndüğümde bilinmeyen adam orada yoktu. Gitmişti.

''Ben seni sonra arayacağım'' diyerek telefonu kapattı. Telefonu kulağımdan yavaşça indirdim. Yine veda edememiştim. Yabancı gitmişti. Sadece baktım. Onun arabasının arkasından suratıma kapatılmış bir telefonla.

Her zaman olduğu gibi sadece izledim...

Bu ilk bölümdü ikinciyi de bu ay içerisinde atarım. Hayırlı uğurlu olsun. Okuyan herkese teşekkürler...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.