
Satırların arasında gözlerim ilerliyor, aslında kayboluyordu. Yerimde hafifçe doğrularak elimin tersiyle gözlerimi sildim. Cehennemin içinde ki alevlerin suratıma vurduğunu hissedebiliyor ama kendimi çekemiyordum. Zaten lise dediğimiz de bir cehennemden ibaretti, siz cennete gitmek için çırpınırdınız sadece.
Bu konuda şanslı sayılabilirdim. Güzel bir arkadaş grubum ve kurduğum sıkı bağlar vardı. Herkese travma bırakan anılar, bir süreden sonra bana gülmeye başlamıştı.
Rahatsızlığın dibine vurduğum sandalye de hafifçe doğruldum. Okulun ilk günü sıkıcılığını korurken önümde ki soruyu bir kaç kere tekrarladım. Kulağımda ki kulaklığın oynamasıyla çıkararak boynuma astım.
"Gerçekten mi? Okulun ilk günü de test çözme istersen." diyen arkadaşım Ela'ya baktım. "Can sıkıntısından. Bırakmıyorlar da gidelim." diye söylendim.
Ela önümde ki matematik testini kapatarak kolumdan tuttu. "Son bir ders kaldı zaten. Hadi, bahçeye gidelim." diyerek silkelediğin de sıradan kalktım.
Saçlarımı arkada toplayarak Ela'nın arkasından yürümeye başladım.
Ela altın sarısı saçlarını parmağına doladı. "Okuldan sonra erkek takımının voleybol maçı varmış. Doğan da takımda biliyorsun. Kalalım mı izlemeye?" Hevesle sorduğun da kaşlarımı çattım. Doğan ile Ela yaklaşık bir senedir sevgililerdi. Biraz garip ve eğlenceli bir ilişkileri vardı. "Bizim okulun voleybol takımı mı varmış?" diye sorduğum da kahkaha attı.
"Haklarını yeme, gayet iyi oynuyorlar." Dudaklarımı yukarı doğru büktüm. "Olur, ondan sonra bir şeyler yiyip eve geçeriz o zaman."
Bahçeye çıktığımız da temiz havayı içime çektim. Kora lisesi bir çok farklı karakteri içinde bulunduruyordu. Koyu yeşil duvarları, büyük bir bahçesi vardı. İçinde ise bir sürü imkanı barındırdığını inkar edemezdim. Tiyatro, yüzme salonu ve güzel bir kütüphane bunlardan sadece bir kaçıydı.
Bizimkileri gördüğümüz de Ela kolunu omzuma attı ve yanlarına ilerledik.
İlker yere oturarak bağdaş kurmuştu. Bankta ise Kumru ile Doğan oturuyordu. Kumru dağılmış gözlükleriyle kafasını bankın arkasına yaslayarak uzanmıştı. Doğan ise önünde ki dosyadan bir şeylere bakıyordu.
Ela benden ayrılarak Doğan'ın yanına koştu. "Selam gençler." diyerek bankın köşesine oturdum. Her teneffüs olduğu gibi on beş dakikamızı beraber geçirecektik.
"Akşam maça geliyorsunuz değil mi?" diye sordu Doğan fakat bu sorudan çok tehdit gibiydi. İlker avuçlarını yere yasladı. "Tabi ki geliyoruz başkan da bir voleybol takımı olduğunu yeni öğrendik." dediğin de Doğan elinde ki dosya ile kafasına vurdu.
Sinirlenmiş gibi dursa da böyle şeylere alınan bir arkadaş grubu değildik. "Yenersek alırım donuna kadar puşt." İlker gözlerini devirdi. "Hangi okul ile oynayacaksınız?" dediğim de Doğan gözlerini kaçırdı. Eliyle alnını ovarak "Sina koleji" Diye mırıldandığın da hepimiz bağırarak abartı tepkiler vermeye başladık.
"Dostum sana olan sevgimi bilirsin ama doğruları söylemek görevim. Sizi fileye yapıştırır onlar." İlker'e katılarak "Hem onlar bölge şampiyonu olmamış mıydı geçen yıl?" diye sordum.
Doğan sinirden renkten renge giriyordu. Arkadaşımızı böyle görmek bizim gibi bir grupta sadece eğlence malzemesi olurdu. Ela elini Doğan'ın yanağına götürerek büyük bir öpücük kondurdu. "Susun bakayım, benim sevgilim hepsini yener." dedi avutur gibi.
Daha önce hiçbir müsabaka da karşılaşmasak bile Sina lisesinin her konuda iyi olduğunu biliyorduk. Bu seviye ise voleybolda oldukça fazlaydı. Çoğu güzel klüplere aday oyunculardı. Okula girmek ise ayrı zordu. Spor da veya derslerde dereceleri olan öğrenciler alınıyordu. Kumru eliyle Doğan'ın omzunu sıktı. "Biz yine de en önden ponpon kızlığımızı yapacağız." Hafifçe öksürerek yumruk yaptığı elini ağzına yaklaştırdı.
Sesini radyo sunucusu gibi kalınlaştırarak "Kora lisesinden Doğan vurduğu smaç ile yeri göğü inletti." diye bağırdığın da gülmeye başladık.
Kumru'nun gaza gelişi ise Doğan'ın "Gerizekalı ben libero oynuyorum." demesi ile soldu.
Son dersin zilini duyduğumuz da banktan kalktık. Bizimkileri arkamda bırakırken son duyduğum Doğan'a söylenen güzel sözlerdi. Biz böyleydik, dalga geçerdik ama birbirimizi kırmadan. Eğlenir, gülerdik ama birimiz eğlenmezse hemen sözlerimizi geri çekerdik. Kumru aramızda en duygusal olandı, bu yüzden daha hassas davranırdık. Ela ise her şeye rağmen pozitif kalırdı. Bazen sinirli ve hırçın olsa da en doğru yolu gülerek bulabiliyordu. İlker de bu konuda aynısıydı. Bazen ikiz olduklarını bile düşünüyorduk. Ölene kadar güler ve nasıl istiyorlarsa öyle davranırlardı. Biz dördümüz ortaokuldan beri arkadaştık. Doğan ise Ela ile sevgili olduktan sonra aramıza girmişti. Normalde kimseye kolay kolay ısınamazdık ama Doğan ile aynı frekansta buluşmuştuk.
Bu yüzden seviyordum onları ve ailem diyebiliyordum. 24 saatimizin beraber geçmişliğini bilirdim. Konuşmadan aynı odada yatar ve muhattap olmazdık ama bilirdik ki hepimiz buradayız. Bedenim sallandığın da Kumru'nun üstüme atladığını gördüm. "Lan hayvan!" diye bağırdığım da saçlarımı karıştırdı.
"Yine hayallere mi daldın?" Onları ne kadar sevdiğimi düşündüğümü söylemeyecektim elbette. "Evet, hayatımın aşkı hangi evrende beni bekliyor diye düşünüyordum." Gözlerimi devirdim. "Ve hiçbir cevap bulamadım." Kumru kahkaha attığın da beliren gamzeleri beni de gülümsetti.
"Lütfen karşımıza bir orangutan çıkarma." dediğinde haklılık payı çok yüksekti. Onlarla tanıştırdığım her sevgilim ya aldatıyor ya da ayrılıyordu. Ben de bir süreden sonra erkek denilen her canlıdan kalbimi sakınarak yaşamaya başladım.
Sınıfa girdiğim de en ön sıraya oturarak test kitabımı açtım. Kumru, Doğan ile aynı sınıftaydı. Ela ise İlker ile ama ben tek kalmıştım. Beraber olmamız için müdüre yalvarsakta kabul etmemişti. Ardından İlker gizlice müdürün odasına girip değiştirmeye çalışmıştı. Tabi bu girişimi müdür ensesinden yakalayıp tören de ibreti alem olsun diye bağırınca başarısız olmuştu.
Edebiyat hocamız sınıfa girdiğinde ayağa kalkarak selam verdik ve geri oturduk. Yarım saat boyunca önümde ki denklem soruları ile boğuştum. Dünyanın sırrı çözülür ama bu sorular çözülemezdi.
Bahçeden gelen sesler ile kafamı cama çevirdim. Üstünde Sina Lisesi yazan bir minibüs durduğun da voleybol takımı olduğunu anladım. Kapı açılınca önden antrenörleri olduğunu tahmin ettiğim bir adam çıktı. Yaşına rağmen sportif bir vücudu vardı. Adamın ardından ise takımdakiler çıkmaya başladı. Hepsi iri yarı ve fazla uzunlardı. Kendi kendime "Nasıl gen bunlar? Anlamadım ki." diye mırıldandım. Üstlerin de bordo renginde bir forma vardı. Formanın üstünde ise siyah yazılar ile Sina Lisesi yazıyordu. Arkaların da ise isimleri vardı ama bu mesafeden gözükmüyordu. Antrenörden sonra çıkan çocuğun formasının üstüne bant yapıştırılmıştı sanırım kaptanları oydu.
Diğerlerine nazaran biraz daha uzundu ama çok bir fark yoktu. Kolunda ki ve bacağında ki kaslar bu yaşına göre dikkat çekiciydi. Çok çalışıyor olmalılardı. Hayatım boyunca spora yatkın biri olmamıştım. Küçükken bir kaç sene karateye gitmiştim ama sonra bırakmak zorunda kalmıştım.
Herkes çıktıktan sonra okulun içine doğru ilerlemeye başladılar. Kaptanları yanında ki çocuk ile konuşuyor ve parmaklarıyla bir şeyler gösteriyordu. Maçı önemsiyor gibi gözüküyorlardı. Şahsen bölge birincisi olsam adını hiç bilmediğim bir okul ile yapılan maçı çok önemsemeyebilirdim. Gözüm üzerlerindeyken kaptanlarının kafasını kaldırması ile göz göze geldik.
Rezil olmamak adına panik yapmadan yavaşça çektim gözlerimi. Kocaman okul arasından benim baktığım pencereyi bulması hiç hoş değildi. Derin bir nefes verdim. Ders zili çalınca test kitabımı toparlayarak çantama attım.
Doğan son derse girmediğinden spor salonuna geçmiştir. Ela ise zil çaldığı an ışınlandığından koridorun başında Kumru ve İlker'i beklemeye başladım.
Her ne kadar spor ile bedenen ilgim olmasa da izlemeyi seviyordum. Annem ve abim ile mutlaka her maçı izlerdik. Heyecanlı oluyor ve bazı anlar insanın tüylerini diken diken ediyordu.
Öğrencilerin hepsi maç için aşağı inerken aralarında ki konuşmaya şahit oldum. Kızlardan biri "Doğan çok iyi değil mi? Bence çok güzel oynayacak." derken, bir diğeri ise "Düzgün konuş, çocuğun sevgilisi var." diyordu. Ela bunları duysa güler geçerdi. Doğan'ın sevgisinden ve kendinden emin olduğu için kıskanmaya gerek duymuyordu. Eğer kıskansa kafayı yiyebilirdi çünkü Doğan okulda bilinen ve ilgi çeken birisiydi.
Öğrencilerin arasında İlker ve Kumru'yu görünce el salladım. İlker beni fark edip Kumru'yu olduğum yere sürükledi. "Hadi gidelim." dediğim de beraber okulun en alt katında ki spor salonuna ilerledik. İlker yanından geçen herkese "Bizim takıma tam destek veriyoruz." diye bağırıyordu.
Bu heyecanına gülerek baktım. Spor salonunun lacivert kapısına geldiğimiz de tribün girişinden girdik. Burası fazla büyüktü ve iki okul kadar öğrenci alabilirdi. Gözüm ile Ela'yı aradığım da en önde olduğunu gördüm. Yanında ki boş koltukları da bize ayırmıştı. Merdivenlerden inerek yanına yerleştim.
Elini yumruk yapıp iç kısımlarını yanaklarına yaslamıştı. "Heyecandan gebereceğim Arya." Yanına oturarak çantamı önüme bıraktım. "Seni sakinleştirmek isterdim ama ben de bayılacağım sanırım." dedim.
Büyük filenin iki tarafına oyuncular ve antrenörler dizilmişti. Filenin demir kısmında ki yüksek koltukta yaşlı bir hakem oturuyor ve aşağıda ki yardımcısı ile konuşuyordu. Kafamı tribünden aşağı eğerek bizim takıma baktım. Hepsi beyaz formalarını giymişti, bir tek Doğan'ın üstünde ki lacivertti. Çember şeklinde toplanmış konuşuyorlardı.
Kumru yanımda heyecandan oturup kalkarken İlker "Ooo Kora Lisesi, oley." diye bağırarak tribünleri çoşturuyordu. Belki kaybedeceklerdi ama öğrencilerin bizimkilere desteği tamdı. Herkes bir ağızdan İlker'in tezahüratlarını taklit ediyor ve bağırıyordu.
Arkamda ki kız "Kaptanlarının çok iyi olduğunu duydum. Umarım bizimkiler kazanır da egoları düşer." dediğinde arkamı döndüm. Oturan bizim yan sınıfta ki İrem'di. "Bence kazanacaklar." diyerek sohbete girdim. İrem bana doğru eğildi. "Büyü yapmayı bile düşündüm de sonra dedim bana seker." Yüzünü buruşturduğunda kahkaha attım.
İrem'in yanında ki Sena gözleri ile ileri işaret ederek "Şunlara baksana konuşmuyorlar bile. Kazanacaklarından eminlermiş gibi." dediğin de vücudumu baktığı yere döndürdüm. İleri ki kulübede oturuyorlar ve birbirleri ile şakalaşıyorlardı. Sena'nın dediği gibi tavırları fazlasıyla rahattı. Kaptanları ayağa kalktığın da hepsi gözlerini ona çevirerek dinlemeye başladı.
Kumru, İrem ve Sena ile olan sohbetimize katılarak "Bizimkiler yensin ama bunlar da ara sıra gelsin. Baksana hepsi birbirinden yakışıklı." dedi. Parmağım ile gözlüğüne bastırarak yüzünü ittirdim. Bir sinekmişim gibi elini sallayarak bana vurdu. "Doğan bunu duysa seni öldürür." dediğim de omuz silkti.
Köşede duran spiker eliyle mikrofona vurduğunda tiz bir ses salonu kapladı. "Hepiniz hoş geldiniz değerli voleybol severler. Bugün Sina lisesi ile Kora lisesinin maçını izleyeceğiz." Ardından büyük bir alkış tufanı koptu.
"Keyifli bir maç olmasını diliyor ve takımlarımızı sahaya çağırıyoruz." Bizim takım ellerini ortada birleştirerek "Kora lisesi." Diye bağırdığın da ayağa kalkarak alkışlamaya başladım.
Gözüm diğer tarafa kaydığın da pencereden göz göze geldiğimiz çocuğun bana baktığını gördüm. Tanımış olamazdı değil mi? Bunu fırsata çevirerek daha çok alkışlamaya başladım.
Bizimkiler tek tek sahaya çıktıklarında Doğan altı numara da duruyordu. Bize doğru dönerek elini dudağına götürdü ve Ela'ya öpücük attı. Yanımda zıplayan Ela da eliyle kalp yaparak karşılık verdi.
"Şimdi Sina Lisesi sahaya giriyor." Ellerini birleştirerek bağırdıktan sonra hepsi sahaya ilerledi. Göz göze geldiğim çocuk yani kaptanları dört numara da yerini almıştı, demek smaçör oynuyordu. Arkasını dönünce formasında yazan ismi gördüm. "Cesur" yazıyordu. Numarası da 12'ydi.
Bizim kaptanımız Kerem ile Cesur yan yana geldiğinde yazı tura atıldı ve top Sina lisesine verildi.
"Haydi çocuklar." diye tüm sesim ile bağırdım.
Herkes büyük tezahüratlar yaparken adının Murat olduğunu gördüğüm çocuk topu alarak servis bölgesine geçti. Olduğu yerde bir kaç kere sektirdiğin de hakem ilk düdüğünü çaldı.
Nasıl servis atacak diye beklerken topu attı ve adımlama yaparak havaya sıçradı. En yukarıda top ile buluştuğun da sert bir şekilde vurdu.
Top Kutay ile Merih'in ortasına geldiğin de ikiside birbirine baktı ve top yer ile buluştu. Direkt servisten sayı almıştı. "Moral bozmayın, devam." diye bağırdı İlker.
Bir kaç saniyeliğine ortada buluştuktan sonra geri yerlerini aldılar. Murat tekrardan topu havaya fırlatarak servisi attı. Top Doğan'ın üstüne gelirken dizlerini kırdı ve ellerini manşet pozisyonunda birleştirdi. Top kollarından sekip direkt pasörün olduğu yere ulaştığın da bağırışlar çoğaldı. "İşte benim sevgilim. diye bağırarak zıpladı Ela.
Pasör Sinan, belini kırarak topu arkaya, iki numaraya attı. Doğan dublaj için hemen yanına koştu ve iki numara da ki Miraç zıplayarak smaç vurdu. Vurduğu kısımı boş bıraktıklarından sayı olmuştu.
Oturduğum yerden zıplayarak alkışlamaya başladım. Daha başlarıydı ama herkesin daha vasat bir oyun beklediğini tahmin edebiliyordum. Alınan sayı sonucu sevinerek ortaya koştular.
Sina lisesinin takımına baktığım da Cesur ile tekrardan göz göze geldik. Oyunun heyecanından gözlerimi devirip bizimkilere döndüm.
Miraç servisi attıktan sonra liberolarının aldığı manşet ile pasörleri dört numaraya, yani Cesur'a topu attı. Bizimkiler çoktan ikili bloğu kurmuşlardı. Fakat Cesur gerçekten yükseğe zıplamış ve topu bloğun üstünden yere çakmıştı.
Bu smacı tribünleri sessizliğe boğduğun da bana döndü ve gülümsedi. Bu göz devirmeme bir cevap mı olmuştu? Sinirden ayaklarımı yere vurarak susan tribüne aldanmadım ve "Bravo Kora." diye bağırdım. Ardından tribünler beni taklit ederek bağırdı.
Maç heyecanını sürdürürken setlerde 2-1 Sina lisesi öndeydi. Kötü oynamıyorduk aksine gayet iyi oynuyorduk. Özellikle Doğan bugünün öne çıkanlarından biriydi. Topun yere düşmesine olabildiğince izin vermiyor, hepsine koşuyordu.
Diğer bir yandan Sina lisesinde ki herkes yıldızdı ama Cesur daha öne çıkıyordu.
Top Sina lisesinin orta oyuncusuna gelmişti. Vuracakken değiştirip plase bıraktı. Fakat Doğan inanılmaz bir hız ile yere uzandı ve top avucundan sekerek yükseldi. Ela yanımda çığlık çığlığa bağırırken Kumru'da omuzumdan silkeliyordu. "Şuna bak, adeta spider-man."
Skor 24-22 olduğun da heyecandan avuçlarımın içi terlemişti. Bu seti alırsak final setine gidecektik, alamazsakta Sina lisesi kazanacaktı. Onlara yetişmek için iki sayıya ihtiyacımız vardı.
İlker "Öldür onları." diye bağırdığın da tribün aniden susmuş ve sesi yankılanmıştı. Herkes gülmeye başladığın da Cesur'un da sırıttığını gördüm.
Attığımız servise aldıkları manşet sonucu top yine Cesur'a yükselmişti. Sayıların çoğunluğunda ona atıyorlardı ve itiraf etmeliyim ki ıskaladığı çok az vardı. Boyunun uzun olmasının yanında sıçraması da fazlasıyla yüksekti.
Bir numaranın boşta olduğunu gördüğüm de dayanamayarak "Paralel." Diye bağırdım. Maç izleme alışkanlığımdan dolayı pozisyonlara hakimdim.
Tahmin ettiğim gibi Cesur vücudunu paralele döndürerek anten ve blok arasında ki ince çizgiden topu geçirdi. Top sayı olmak için, hatta kazanmaları için boşluğa ilerlerken Doğan yetişti ve elini uzatarak topu kurtardı. Ardından attığı takla ile aniden doğrularak geri yerine gitti. Bu kurtarışı tribünde yankı yaparken pasörün attığı plase ile sayıyı almıştık.
İlker, Kumru'ya, Kumru bana ben de Ela'ya kolumuzu attığımız da senkronize şekilde zıplamaya başladık. Sadece tek bir sayı, daha sonra skor 24-24 olacaktı.
Servisi attığımız da pasör garanti oynamayı seviyor olacak ki yine Cesur'a attı. Dişlerimi sıktım. Cesur smaç vurduğun da Doğan sayı olmasına yine izin vermemiş tam pasöre manşet almıştı. Miraç ona gelen topa vurduğun da liberoları yere atlayarak çıkarmayı başarmıştı. Ama top sahanın uzağına alçak bir şekilde gitmişti. Yere düşecek kadar yakın olunca alkışlamaya başladık fakat Cesur koşarak elini uzatmış ve vücudunu döndürerek topu sahaya geri kazandırmıştı. Sinirime hakim olamadan Kumru'nun omzuna bir tane vurdum.
Avantaj topu geldiğin de pasörümüz dört numara olan Nihat'a topu attı. Pasör blok yaptığından arkasında oluşan bir boşluk vardı. Nihat bunu değerlendirmek için oraya plase attı fakat Cesur dört numaradan yere atladığında top yine çıkmıştı. "Bir haltı da çıkarma puşt." İlker'in sitemine kafa salladım.
Top havalanırken hızlıca kalkıp yerine geçti ve adımlama için uzaklaştı. "Bir de smaç mı vuracak!" Diye bağırdım ve dediğim gibi top ona gitmişti. Olduğu yerden hızlanarak yükseldi ve bu sefer çapraza smaç vurdu. Hepsinin alnından soğuk terler akıyordu. Nefes nefese kalsalar da mücadeleyi bırakmıyorlardı. Doğan'a baktığım da yüzünde ki hırsı gördüm. Çok fazla koşmuştu ama hala enerjisi yerindeydi.
Kenan çapraz smaca manşet aldığında top arkaya doğru gitti. Hep bir ağızdan "Koş!" diye bağırdık. Doğan tüm gücüyle koştuğun da topa ulaşmasına az kalmıştı. Kendini topa uygun bir şekilde yere attı fakat top parmaklarına değse de ardından yer ile buluşmuştu.
Düdük çaldı ve maç Sina lisesinin kazanmasıyla sona erdi. Cesur sahada koşarak ortaya geldi ve arkadaşlarının üstüne zıpladı. Hepsi sevinirken bir diğer yanda ise üzüntü vardı.
Doğan kafasını kaldırarak ellerini yumruk yaptı ve yere vurdu. "Maçın galibi Sina lisesi oluyor. Bu güzel karşılaşma adına iki takımı da tebrik ederiz." Spiker konuşmasını yaptığın da gözlerimi yumdum.
Bu sonucu hepimiz bekliyorduk ama bu kadar iyi bir oyunu görünce kazanacaklarını düşünmüştüm. İrem'in arkadan "Kesinlikle büyü yaptırmalıydım." Dediğini duyunca bu sefer hak verdim.
Takım arkadaşları Doğan'ın yanına gelerek oldukları yerden kaldırdılar. En çok üzülenin Doğan olmasının sebebi çok çabalamasıydı. Sadece onun kurtarışları sayesinde bir set alabilmiştik.
"Ama yine de iyi ilerlediler diyebiliriz." Diyen İlker'e "Katılıyorum." Şeklinde cevap verdim. Bölge şampiyonu olan bir takımı bu kadar yormaları bile bir başarıydı.
Takımlar filenin farklı taraflarında dizilerek birbirlerinin ellerini sıktılar ve sahadan ayrıldılar. Ayrılmadan önce tekrardan Cesur'a baktım. Arkadaşlarıyla konuşurken hissetmiş gibi bana baktı. Tekrardan göz devirecekken o önce davranıp yapınca dudaklarım aralandı. "Pislik." diye kendi kendime mırıldandım.