EYLÜL 2017
Yağmurlu sıradan bir gündü. Gök bardaktan boşanırcasına tüm zehrini akıtırken insanlar bir nebzede olsa kendilerini korumak için binaların kirişlerine sığınıyorlardı. Her şimşekte etraf aydınlanıyor küçük çocuklarda çığlık çığlığa bağırıyordu.
Okulun duvarları artık üstüne üstüne gelmeye başlayınca yasemin başını camdan sınıfa çevirerek oturduğu masasından kalkıp sıraların arasında gezinmeye başladı. O bir resim öğretmeniydi. Kasvetli havalar ancak ona ilham olurdu ki ortamda çığlık atan 10 yaşındaki çocuklar olmasaydı.
"Öğretmenim nasıl olmuş?" Diyerek onu dürten öğrencisine baktı. Çöp adam ve ev çizmişti. Çöp adam dediysek cin ali yada cin ayşe en fazla.
"Şahane olmuş. Güzelce boya ve bana getir." Dedi gülümseyerek. Topladığı resimleri dolabında koleksiyon olarak kalırken ısrarla hala alıyordu.
Zil çalıp son derste bitmişti. Resimleri toplamış sırt çantasına yerleştirmişti. Öğrencilerine iyi bir haftasonu dileyip çıkarken yan sınıfta çıkmakta olan en yakın arkadaşına denk gelmişti
" Hayrola sen bu saate kadar kalmazdın." Göz kırparak ona bakan arkadaşına kinayeli bir tebessüm atarken cevap verdi. " Kötü emellerim için bugün buradayım."
"Boşverde bugün kız kıza toplansak mı? Seninde doğum gününü kutlamış oluruz ne dersin?" Cansu küçük bir kız çocuğu gibi siyah büyük gözlerini açarak sevimli sevimli bakmaya başlamıştı.
"Sen böyle bakarken ben nasıl hayır diyebilirim ki..." Cansu sevinçle yaseminin yanağında makas aldı. " Akşam görüşürüz fıstık." Diyerek göz kırpıp uzaklaştı.
Yasemin ne kadar isteksiz olsada bu eğlence ona da iyi gelebilir diye düşündü.
Sabah ki yağmurdan sonra hava akşam epey serinlemişti. Yasemin üstüne siyah danteelli göğüs dekolteli bir bluz ve altına kot pantolon geçirmiş siyah kısa saten toplu ayakkabılarıyla kombinini tamamlamıştı. Tabiki kırmızı ruj ve siyah kabanınıda eklemeyi unutmamıştı.
Cansunun evinin önüne geldiğinde telefonunu çantasından çıkardı ve aradı. Cansu telaşlı telaşlı "alo.." diyebildi.
"Ben geldim kapının önündeyim. Hadi in."
" Yasemin babam kalp krizi geçirmiş ben balıkesire gidiyorum. Özür dilerim sana haber vermeyi unuttum. " Cansunun sesisine hafif hüzün ve telaş serpiştirilmişti sanki. Yasemin bir an ne diyeceğini bilemedi. Kendini toparladığında " çok geçmiş olsun senin için yapabileceğim herhangi maddi manevi birşey varmı?" Diye soruverdi. Cansu soluk soluğa "bugün ki planımızı yap ben olmasamda bugün senin doğum günün. Seni seviyorum." Diyerek kapattı.
Sanki bir gariplik var gibiydi. Gündüzden geceye kadar tek hissettiği ve anlamveremediği gariplik içini huzursuz ederken bir hotelin bar bölümüne kendini atıverdi.
6 yaşından ailesi onu bir yetimhaneye vermişti. Babasının ikinci karısından olma bir kızdı. Zaten anneside iki yıl sonra ölmüştü. Ve ölümünün gerekçesi olan babası şuan hapisteydi. Doğunun herhangi bir aşiretinin torunuydu. Annesi son gücüyle onu bulamayacaları bir yetimhaneye iterken sonun ne olacağını tahmin etmiş gibiydi.
"Bir kokteyl alabilir miyim?" Barmene sesinin duyurmak için son sürat bağırmıştı. Ortam aşırı gürültülüydü. Etrafta elit ve zengin insanlar kol geziyordu.
Barmen bir kokteylle gelirken yan koltuğuna oturan 1.80 boylarında sarışın adama baktı.
Adam " o anlamsız bakışlarını üstümden çeker misin? Gidicem birazdan sadece birine bakıyorum."
Yasemin kaşlarını çatarak " git ötede bak" deyiverdi. Adam yandan bir gülüş atarak " tabi ben bunu akıl edemedim zaten!" Dedi aşağılaycı bir tonda.
Yasemin başını çevirip tüm dikkatini önündeki kokteyle verirken adam arada sırada arkayı kolluyor elindeki viskisinden bir yudum alıyordu. Yasemin bir ara dayanamamış o da bakmıştı fakat kime baktığını tam olarak kestirememişti.
"Direkt bak ki ikimizinde ölüsü çıksın" adamın bir anlık çıkışıyla yasemin boğazındaki kokteyli püskürttü. "Ne ölüsü kimsin sen manyak!" Dedi elinin tersiyle ağzını silerken.
"Bir de pissinde galiba ." Dedi.
"Neyse ben kalkıyorum size iyi eğlenceler." Yasemin bir an önce masadan kalkıp gitmeye çalıştığında adamın ellerini bileğinde hissetti. Dönüp baktığında ela gözleriyle buluştu.
"Ne yapıyorsun?" Tedirginlikle harmanlanmış sorusunuda korkunun tesiri de vardı.
"Yasemin..." Dedi adam. İsmini nereden biliyordu? Kimdi bu adam? Tam sormak için yeltendiğinde genç adam takım elbisesinin ceketinden çıkardığı taşı yaseminin avcuna bıraktı.
"Amber taşı. Bunu sakla. Günü geldiğinde senden bunu alacağım." Dedi ve ardına bakmadan barı terk etti. Yasemin peşinden koşsada yetişemedi. Bir anda yok oluvermişti.
Amber taşını elinden gece boyunca bırakamadı sürekli beyninde dönen anı bir film gibi çevirip çevirip duruyordu. Evine doğru yol alırken saatte baktı.
23.57
Doğum gününe üç dakika kalmıştı.
Yol üstünde gördüğü çocuk parkına ilerledi. Kimse yoktu. Salıcağa binip ufak ufak sallanırken başını gökyüzüne çevirdi. Ay kıpkırmızıydı ve eşsiz görünüyordu. herhalde kanlı aya denk gelmişti diye düşündü.
"Keşke..." Diyebildi.
"...bir ailem farklı bir hayatım olsaydı... Kimsesizlik ağır zorlu. Keşke tekrar bir şansım olsaydı.."
Cümlelerini boşluğa bırakırken elindeki amber taşını ovuyordu parmakları. Derin bir nefes aldı ve gözlerini yumdu.
..............................................................
"Mira annecim kalkar mısın? Saat kaç oldu?" Gözlerini zorla aralarken bedeninde çok büyük bir ağırlık varmış gibi hissediyordu. Sanki uzun bir süredir uyuyor gibiydi.
"Siz..." Dedi. "....siz kimsiniz?" Diye sordu.
Kızıl kıvırcık saçlı kahverengi badem gözlü ellili yaşlarında bir kadındı. Elinin tersini başına koydu elleri buz gibiydi.
"Kızım senin ateşin iyice arttı galiba. Babana söyleyeceğim gidelim hastaneye." Hafif yabancı aksanlı bir kadındı.türk değildi.
Koşar adımlarla çıktı odadan. Bu lanet olası yerde ne oluyordu anlamış değildi. En son salıncaktaydı. Gerisi yoktu.
Gerisi yoktu.