İçeriğe geç

İptila

Bölüm 1 · 5 dk okuma

İptila

Bölüm 1

•1B

Günün tüm yorgunluğunu ile birlikte kendimi hemen L koltuğuma attım. Psikologdum ve bu çok zordu. Birde kendi isteğimle seçmediğim bir meslek olunca olduğundan daha fazla zorlanıyordum. Tabii ki ne kadar zorlansam da işimi seviyordum. Çalınan kapı ile hemen oturuşumu düzeltip normal bir ses ile "Gelebilirsin." dedim. Kapı yavaşça açıldığında içeriye elleri dosyalarla dolu olan Mine girince bir an şaşırdım. Normalde bu saatlerde çıkması gerekiyordu.

"Mirel hanım , Çisem hanım sizi aramış ancak ulaşamamış şuan bekleme salonunda kendisi. Sizi bekliyor.."




"Ah tabi şarjım bitti benim. Takmayı unutmuşum. Sen çıkmıyor musun?" dedim ayaklanıp ceketimi giyerken.




"Nurgül'ün işi çıkmış Buse hanım da 'işim var bana yardım et' dedi bende çıkamadım."

Mine'nin söylediklerinden sonra kaşlarım çatıldı. Hayır Mineden yardım isteyebilirdi ancak sürekli olarak bunu devam ettiremezdi. Üstelik çalışma saatini çoktan aşmıştı. Ona verilen maaş o saatler içerisindeydi ve bunu aşamazdı. Aksi takdirde ek maaş vermeliydi.

ceketimi giydikten sonra Mine'nin elindeki dosyaları aldım.




"Mirel hanım onlar Buse hanımın ona götüreceğim.." dedi Mine elimdeki dosyaları almaya çalışırken.




"Sen toparlan çık. Burada işin yok. Ben bunları Buseye götüreceğim. Bir daha da lütfen onun seni kendi uşağıymış gibi görmesine müsade etme. Sana kimse böyle davranmaz anladın mı? O yüzden şimdi doğru evine." Mine itiraz edecekken aklıma gelen şeyle hemen konuştum.




"Ha bu arada aşağıya indiğinde Çisem'e haber verir misin geleceğimi?"




"Tabii söylerim Mirel hanım. Ve teşekkür ederim.."dedi odadan çıkarken. Bende hemen odadan çıkıp kapımı kilitledim. Mine aşağıya doğru ilerlerken ben Busenin odasına gidiyordum. Buse de benim gibi bu klinikte psikologdu. Açıkçası ona pek ısınamıyordum. Konuşması, davranışları bana göre uygun değildi. Busenin odasının önüne geldiğimde nezaketen kapısını çaldım. İçeriden gelen 'Gel' sesiyle birlikte içeriye girdim. Beni beklemiyor oluşu surat ifadesinden belli oluyordu. Hiç bir şey demeden gülümsedim ve masaya doğru ilerleyip elimdeki dosyaları pekte kibar olmayacak şekilde bıraktım. Kısa bir an dosyalara bakan Buse kaşları çatık bir şekilde dudaklarını araladı.




"Bunları.." dedi dosyalara kısa bakış atarak. "..Mine getirecekti ama?" dedi bana kısık gözlerle bakarken. Onun bu ses tonunun iticiliğine ve bakışlarına karşılık olarak derin bir nefes alıp sağ elimi belime koydum.




"Ben getirdim bir sorun mu var? Ha eğer bir sorun var diyorsan da sana şunu sorabilir miyim; Neden benim yardımcıma burada ki işi bitmiş olmasına rağmen emirler veriyorsun?" dedim 'benim' kelimesinin üstüne basarak. Zaten çatık olan kasları hayretle yukarı kalktı.




"Ah bir dakika..Sen bana Mine'den yardım aldığım için kızıyor musun? Gerçekten inanamıyorum. Bunu bile kıskanıyor musun Mirel?" dedi aşağılarcasına.




Dışarıdan bakıldığında Busenin düşündüğü gibi görülebilirdi ama bu kesinlikle böyle değildi. Ben Buseye Mineye ondan büyükmüşçesine ve sanki Minenin onun uşağıymışçasına davranmasına karşı çıkıyordum. Çünkü hiç kimse kimsenin uşağı falan değildi. Kimse kimseden büyük falan da değildi.

Birden güldüğümde bana sanki uzaylıymışım gibi bir bakış attı.




"Benim neye kızdığımı çok iyi biliyorsun Buse. Burada seninle tartışmak ya da olay çıkarmak gibi bir düşüncem yok ama sınırını aşıyorsun. Sen de biliyorsun ki düzgünce istenilen bir yardımı ben bile geri çevirmem. Ama senin istediğin yardım değil. Sen kendine resmen bir uşak istiyorsun. Bunu yapamazsın anladın mı? Hele ki Mineye asla yapamazsın. Bir daha Mineye bu şekilde davranırsan inan bana bende sınırlarımı aşarım ve o zaman hiç iyi olmaz." dedim normal bir tonda.




Buse ise yapmacık bir gülüş suratına yerleştirirken kafasını salladı alay eder gibi. Fazlaca geç kaldığım için hiç bir şey söylemeden odadan çıktım. Aşağıya inerken hâlâ günün yorgunluğunun vermiş olduğu rahatsızlık ve hafif bir sinirim vardı. Ta ki onu görene kadar. Boncuk gözleriyle heyecanla etrafına bakan Çisem.. O benim olmayan kardeşim gibiydi. Onunla tanıştığımda henüz 15 yaşında bir kız çocuğuydu. Bir parkta hıçkırarak ağlıyordu. Yanına gittiğimde kafası eğikti ve sadece hıçkırıklarının arasından konuştu benimle. O konuştu ben dinledim.




||Geçmiş Zaman||

"Neden ağlıyorsun Meleğim.." dediğimde daha çok ağlamaya başladı.




"A-abim gidecekmiş.." dedi hıçkırıklarının arasından sonra tekrar devam etti. ".. ben onu çok seviyorum gitmesini istemiyorum ama gitmek zorundaymış öyle dedi abim." dediginde ağlaması biraz daha dinmişti. "Biliyor musun o da bana 'Meleğim' diyor. A-ama.." dedi sanki devamını getirmek istemiyormuş gibi. "..o artık gidecek bir daha bana 'Meleğim' demeyecek." dediğinde artık hıçkırıkları dinmişti ama hâlâ ağlıyordu. Öylece onu dinleyemezdim ama herhangi bir teselli cümlesi kuramazdım.Kurmamalıydım. Kimseyi kandırmay hakkım yoktu. Ki çok fazla kandırılmış biri olarak bunun ne kadar üzücü bir durum olduğunu görmüş, tatmıştım.

En iyi yolun onu anlamak ve sakinleştirmek olduğunu anladığımda ellerimi korkarak saçlarına götürdüm. Bir yandan ellerimi hareket ettiriyor bir yandan ise ne tepki verdiğine bakıyordum. Herhangi bir tepki vermeyip ağlamasını dindirdiğinde sakinleştirdiğimin farkına vardım.

O an kafasını kaldırıp bana baktı ve ben bittim. Ağlamaktan kıpkırmızı olmuş boncuk gözlerine ve burnuna rağmen o kadar güzeldi ki.. Böylesine bir güzelliği en son 6 yaşımda görmüştüm. O kişi ise annemdi.. Cennet kokulu annemdi.

°

||Şimdiki Zaman||

Benim olduğum tarafa baktığında boncuk gözleri büyüdü ve heyecanla hemen bana koşturdu. Koşarak gelip bana sarıldığında bende ona sımsıkı sarılmıştım. Benden ayrılıp hemen arkasını döndüğünde birine el işareti yapıp gelmesini söyledi. Yandan bir bakış attığımda Çisemin abisini yani Deniz'i görmüştüm. Kendisi hoşnutsuz bir şekilde buraya doğru ilerlerken gözleri kız kardeşindeydi. Yanımıza geldiğinde Çisem heyecanla konuşmaya başladı.

"Mirel bak bu benim yakışıklı abim Deniz.." dedi bana bakarak. Gülümsediğimde hemen abisine baktı."..abiciğim bu da Mirelciğim." dedi heyecanla. Deniz bana bakış attığınga nezaketen gülümsedim ama o hiçbir tepki vermedi. Hayır anlamıyorum böylesine tatlı bir kızın böyle öküz bir abisi nasıl olabilir ki! Çisem abisinin hiçbir şey demeden öylece durmasına kızmış olacakki " eee hadi ama el ele tutuşun!" dedi heyecanla. Deniz ve ben şok içinde Çisem'e bakarken Çisem mahçup mahçup bakıp işaret parmağı ile alt dudağını kaşıdı. "Ee şey ben yani şey demek istedim.. tokalaşın! Evet evet tokalaşın demek istedim." dedi masum masum bakarken. Ve tabii ki Çisem yine Deniz'in o soğuk duvarlarını yıkmayı başarmıştı. Deniz Çisem'e karşısında dünyada ki en güzel çiçekmiş gibi bakarken ben elimi uzatmıştım. Deniz'i tanıyordum. Yani Çisem'in anlattıkları kadar tanıyordum. Ve Deniz Çisemden başka kimseden pek fazla haz etmezdi. Kimseyle tanışmak , gereksiz samimiyet kurmak istemezdi. Buraya gelme sebebi ise Çisemi kırmak istememesiydi. Çisem özel bir kızdı ve onun kalbini asla kıracak şeyler yapmamalıydı. Ki yapmıyordu da. Bu yüzden zaten elinden gelenin fazlasını yapıp mükemmel bir abi olduğu için ondan daha fazlasını bekleyemezdim. O bana elini uzatmazdı. Ama ben uzatabilirdim. Çünkü bazen fedakarlıklar yapmanız gerekebilirdi. Ben tam o zamanın içindeydim.

Deniz bakışlarını uzattığım elime götürdü. Ardından tam gözlerimin içine baktı. Gülümsedim. Gülümsedi. Uzattığım elin içinde sıcak bir el daha hissettiğimde elimi tutmuş olduğunu fark ettim. Ve birşey daha. Deniz Demirhan , bana minnetle bakıyordu ve hayatımda karşılaştığım en büyük şoklardan biriydi.

|Bölüm Sonu|

Selaamm! Bugün birden aklıma gelen bir kurgu... İleride ne olacak onu bile bilmiyorum ama bence güzel şeyler yapabilirim. Hoşçakalın.. kendinize iyi bakın 💗

19.02.2023-01.50

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.