İçeriğe geç

İntikam Mevsimi

Bölüm 9 · 14 dk okuma

İntikam Mevsimi

Bölüm 9

9.BÖLÜM:ACI GEÇMİŞİM VE TUZAKLAR

İyi okumalar dileriiiimmm :)

Gözlerim yavaşça açılmaya başladı. Biraz geçtikten sonra gözlerimi tamamen açmıştım. Kafam hâla Berk’in omuzundaydı. Berk duvarın köşesinde oturduğu için kafasını duvara yaslamış uyuyordu.

Gözlerim bulanıklaştığı için ellerimle gözümü ovuşturdum bulanıklık geçmişti. Nazlı kafasını omuzuma yaslayıp uyuyordu. Hareket edemezdim bir hamleyle onu uyandırabilirdim. Olduğum yerde hareketsiz kaldım istemsizce karşımda duran duvara baktım.

Biraz uzun açık kahve saçlarımı Nazlı’ya dikkat edecek şekilde yavaşça arkama attım.

Nazlı’ya baktım onun uzun siyah saçları tepeden toplu olduğu için saçları yüzünü kaplamıyordu.

Kafamı çok hafif öne ittim Pelin’e baktım. Biraz kısa ve koyu kahvemsi açık olan saçları yüzünü kaplamıştı. Ona doğru hafifçe uzandım. Ona yetişmem biraz zordu ama bir hamleyle saçlarını yavaşça yüzünden çektim. Kulağının arkasına koydum.

Tekrardan arkama yaslandım. Karşımda duran duvara baktım. Sadece düşündüm.

Acıkmıştım hemde çok acıkmıştım. Gücüm azalmaya başlamıştı. Biraz geçtikten sonra kafamı sola doğru çevirdim herkes kafasını yanındakinin omuzuna koymuş uyuyordu fakat Enes ve Taha uyanıktı. İkisinde de bir şeyler vardı. Halsizlerdi, bunu çok iyi anlıyordum. İkisi de ellerini karınlarına koymuş, uykuluydular ikisininde gözleri kızarıktı. “İyi misiniz?”

Enes, “Karnım çok ağrıyor dayanamıyorum” dedi halsizce.

Taha, “Bende öyleyim.”

“Bende acıktım karnım şuan ağrımıyor ama güçsüzüm” dedim sessizce.

Enes, “Yukarı katlara bakacak mıyız?”

Taha, “Bence bakalım ama dikkatli olmamız gerek.”

“Şimdi mi gidiyorsunuz?” dedim halsizce.

Enes, “Diğerlerinin uyanmasını beklememiz lazım üçümüz tek çıksak bir şey olsa sesimizi duyamayabilirler” dedi. Kafamı salladım.

Tekrar aynı konumuma geldim. Duvara baktım. Berk hareket etmeye başlamıştı sanırım uyanıyordu. Omuzumun üzerinden ona baktım.

Gözleri yavaşça açılmaya başladı.

Açık kahve gözleri çok güzeldi. Gözlerine bakmamaya çalışıyordum yoksa yanlış anlayabilirdi.

Uyandı, etrafına baktı. Sanki bu yaşadıklarımız bir rüyaymış ve Berk o rüyadan uyanmış gibiydi. Kafasını duvardan bir hışımla çekti etrafına öyle bir bakıyordu ki sanki ‘ben neredeyim?’ der gibi bakıyordu.

Olanlar aklına gelince yerde duran ellerini yumruk yapıp yere vurdu. Kafasını yere eğip ellerini açıp ellerine baktı, gözlerini sıkıca kapattı, kafasını kaldırdı, bu sefer tavana baktı, yutkundum, sanırım kafasını bu sefer hızla duvara çarpacaktı bu çok belliydi. Bunun farkına varıp elimi hemen yerden kaldırdım avuç içimi açtım duvara koydum. Ona zarar gelmesini istemiyorum.

Berk kafasını hızla getirince kafası avucumun içine hızla çarptı. Elim acımıştı ama en azından onun kafasını sertçe duvara çarpmasını engellemiştim. Ben elimi koymasaydım ne olurdu acaba? Ama çokta hızlı vurmadı kafasını.

Berk ne olduğuna şaşırıp bana baktı. Elim acımıştı fakat çekemiyordum. Biraz daha bana baktı olanların farkına yeni varmış olmalıydı ki kafasını hemen çekip elimi ellerinin arasına aldı.

Elime baktım Berk ilk önce avuç içime baktı, bir şey yoktu. Elimi çevirdi fakat parmak kemiklerim çok kızarmıştı.

Elime bakarak, “Çok acıyor mu?”

“Biraz, ama sorun yok.”

“Neden öyle yaptın? Kendine zarar verdin.”

“Kafanı duvara vurmaman için yaptım.”

“Ama kendine zarar verdin” dedi bunu söylerken sesi biraz yüksek çıkmıştı.

“Bir şey olmaz geçer birazdan. Bir kızarıklıktan ne olacak ki?” dedim ve biraz sırıttım.

“Elin acıyor ve sırıtıyorsun Sinem farkında mısın?” bunu söylerken sesi soğuk çıkmıştı.

“Bir şey olmaz abartma, elimi duvara koymasaydım olan kafana olurdu.”

“Elin kafamdan daha değerli Sinem. Kafam duvara çarpsaydı bir şey olmazdı.”

Ne? Elim kafasından daha mı değerli?

“Peki sen neden kafanı duvara çarpmak istedin?”

“Sinirlendim çünkü üstelik kafamı duvara sertçe vurmayacaktım.”

“İstediğin kadar sinirlen buradan çıkmak için kafanı duvara vurman bir işe yaramaz. Bir şeyler yapmamız lazım.”

“Haklısın bir şeyler yapmamız lazım. Ama daha uyuyanlar var.”

“Uyanmalarını bekleyeceğiz. Başka çaremiz yok.”

“Evet maalesef ki başka çaremiz yok” dedi. Sinirliydi hem de çok sinirliydi.

“Berk sakin olamadıkça elimizden bir şey gelmez. Lütfen sakin ol.”

“Tamam sakin olmaya çalışacağım.”

Ona gülümsemekten başka bir şey yapmadım. Şuan sadece uyuyanların uyanmalarını beklemek zorundayız.

İki elinin arasında duran elime biraz baktı. Kafasını bana çevirdi.

“Keşke yapmasaydın bunu” sesi üzgün çıkmıştı. Gözlerimin içine derinden bakıyordu.

Gözlerimi kaçırdım çünkü onun gözlerine fazla bakamıyordum.

“Geldi geçti Berk bir şey olmaz”

Elimi ellerinin arasından aldım elime baktım aslında çokta kızarmamıştı. Elime bakarak istemsizce sırıttım o anki yüz ifademle Berk’e baktım bana bakıyordu ona, “Aslında çok kızarmamış” dedim elimi yukarı kaldırıp ona göstererek.

Elimi yavaşça tuttu kucağıma indirdi. “Sinem hafife almaya çalışma. İkimizde elinin çok kızardığını biliyoruz. Yine çocuklu-“ dedi ve sustu. Bunları söylerken çok hızlı konuşuyordu.

Neden bir anda sözünü kesip sustu ki?

Acaba bana çocuk mu diyecekti?

Berk tekrar kafasını duvara yasladı, kafasını yukarı doğru kaldırdı. Gözlerini birkaç saniye kapattı ve açtı. Tavanı izlemeye başladı.

Berk’in bu tavırları, bana olan bakışları ve, ve bana karşı olan konuşması bana onu hatırlatıyordu.

Çocukluk aşkımı.

İlkokuldan beri birisini seviyordum. Ve onu ilkokulda aynı sırada oturmamızla tanımıştım. Bizim mahallede oturuyordu. Evimiz birbirine çok yakındı. Annelerimiz bizi okula bırakırken orada tanışmışlardı. Onlarda birbiriyle arkadaş olmuştu.

Hergün annelerimizle okula giderdik. Annelerimiz okul çıkışı beraber okula gelip bizi alıp eve götürürlerdi. Bazende mahallemize yakın olan parka götürürlerdi. Biz oyun oynarken annelerimiz her zamanki banklarında oturur hem sohbet eder hem de bizi izler bize el sallarlardı. Birbirimizin evine annelerimizle gider çok yaramazlık yapmadan oyun oynardık.

Ve, çocukluk aşkımın adı da Berk’ti.

Fakat çocukluk aşkım olan Berk’i 7.sınıf bittikten sonra yaz tatilinde Temmuz ayında ortalıkta görememiştim. Belki hastalanmıştır diye düşünmüştüm. Anneme Berk’i sorunca annem, “Kızım Berk’ler artık yok. Onlar artık başka şehirde uzaklarda yaşayacaklar” dediğinde odama gidip kapıyı kilitleyip ağlamıştım. Sonra hatırladığıma göre annemin telefonunu alıp Berk’in annesini aradığımda telefonu açmamıştı.

Ama o bana söz vermişti. ‘Seni bırakmayacağım Sinem’ demişti. Uzaklara gitmeden birkaç gün önce. Yıl 2018 di. 8.sınıfa daha geçmemiştim okullar yaz tatiline girmişti. Ve Berk yaz tatilinin başlarında bana çok değer vermeye başlamıştı. O sıralar parka gidiyorduk ama oynamak için değil gezmek için gidiyorduk. Birazda olsa büyümüştük çünkü. O, bu şehirden gitmeden birkaç gün önce bana olan değerini daha fazla arttırdı. Hergün beraberdik. Ve o gün 8 Temmuz 2018 yılında beni bu şehirde bırakıp gitmişti. Oysaki ben onu gitsede hâla unutmamıştım.

Ve biliyor musunuz? Bizim o yıl yani 2018 yılında okula gittiğimiz zamanlarda en sevdiğimiz müzik grubu Mavi Gri’nin çıkarttığı “Papatyalar” adlı şarkısı ikimizin şarkısı olmuştu. Ve ben o gittikten sonra hep o şarkıyı hiç sıkılmadan dinliyordum. Hâla da dinliyorum.

Bazı aşklar vardır, hep beklerler.

Bazı aşklar vardır, beklemez peşinden giderler.

Bazıları ise çoktan aşklarını yaşar.

Bazıları ise aşka inanmaz.

Ve ben, hep bekleyenlerdenim. Çünkü ona olan güvenim sonsuz. Ben ondan kilometrelerce ayrı kaldıktan sonra gözlerim hiçbir erkeğe bakmadı. 18 yaşındayım ve hâla sadece onu bekliyorum. Beni bulmasını bekliyorum. Yıllarca süren ayrılığın sona ermesini istiyorum.

Ben o günden sonra yani Berk İstanbul’dan gittikten sonra hergün elime fotoğraf albümümü alıp Berk’le kendime bakardım. Bunu çok iyi hatırlıyorum. Hatta şunu da hatırlıyorum, neden yapmıştım bilmiyorum ama o albümde ki sınıfça çekildiğimiz fotoğrafı albümden çıkarıp elime makas alıp o fotoğrafı kesmiş sadece Berk’le yan yana oturduğum kısım kalmıştı. Ve onu duvara yapıştırmıştım.

Ama şuan o fotoğraf duvarda yapışık değil. Benim geçmişime ait tüm eşyalarımın olduğu bir kutudaydı.

O kutuyu her boş vaktim olduğunda yatağımın altından alır açar içindekilere tek tek göz gezdirip tekrar aynı yerine koyardım.

Ama onunla olan fotoğrafımı şuana kadar asla atmamıştım. Çünkü onun gelip beni bulacağına inanıyordum. Çünkü o da beni seviyordu. Bana çocukken bunu söylemişti. Belki beni bulamayabilir ama ben onu asla unutmayacağım. Ama onu görürsem onu tanıyamayacağım.

Yanımda duran Berk’e baktım. Yine tavanı izliyor ara sıra gözlerini kapatıp birkaç saniye durup tekrar açıyordu. Ve bana hep ‘uyuyan papatya’ veya ‘papatya’ demesi aklıma yine onu getiriyordu.

Ona uzun uzun baktım aklıma çocukluk anlarım gelmeye başladı.

“Berk hadi buraya gel!” Koşarak yanıma geldi ona gördüğüm bir çiçeği göstererek,

“Bu çiçeğin adı gül mü?” Berk gülmeye başlamıştı.

“Ya ama Berk dalga geçme bu çiçeğin adı gül mü?”

“Hayır Sinem bu çiçeğin adı papatya.”

“Sen nereden biliyorsun?”

“Öğretmenimiz bize çiçeklerden bahsetmişti. Unuttun mu?”

“Evet söylemişti şimdi hatırladım. Ama bu papatyalar çok güzel.”

“Sana artık papatya diyeceğim.”

“Hayır Berk bana papatya deme sadece sevdim o kadar.”

“Papatya. Papatya. Papatya!”

“Ya ama Berk.”

“Papatya papatya!”

“Berk gel buraya kaçma!”

“Papatya papatya!”

Geçmişte ki anılarım biran gözümün önüne gelmiş gibiydi. Fakat o sıra Berk’e bakıyordum. Sanırım fazla düşündüğüm için ona çok bakmıştım

Berk, “Sinem iyi misin? Neden ağlıyorsun?” dediğinde ağladığımı fark etmemiştim. Ellerim çok titriyordu.

Titreyen sağ elimi sağ yanağıma hafifçe değdirince gözlerimden süzülen yaşları hissettim.

Berk bana endişeli bakıyordu. Ellerimle hızla gözyaşlarımı sildim.

Berk, “Neden ağladın bir şey mi oldu?”

Ona bir şekil yalan atmam lazımdı. Ona çocukluk aşkımdan bahsedemem. Arkadaşlarım bile bilmiyor bunu.

Aklıma ailem geldi hemen cevap verdim.

“Ailemi özledim. Acaba şuan ne yapıyorlar?”

Fakat gerçekten de ailemi çok merak ediyordum. Beni merak eden annem ve babam vardı. Annemle babamın halini düşünemiyorum bile.

Berk, “Tamam ağlama çıkacağız buradan tamam mı?”

Başımı olumlu anlamda salladım oysaki buradan çıkmamız bir şans meselesiydi.

Enes, “Sinem iyi misin?”

Ona döndüm kafamı salladım. Taha’da bana aynı soruyu sorar gibi bakıyordu ona da bakıp kafamı salladım. Diğerlerine baktım ve çoğu kişi uyanmaya başlıyordu. Tekrar Berk’e döndüm. Ama ona bakmak bana biraz acı veriyordu. Çocukluk aşkımı ona bakarak hatırlıyordum.

Berk bir elini kaldırdı. Gözlerime doğru getirdi. Yavaşça gözlerimi sildi.

Nazlı uyanmış olmalıydı ki sol omuzumda ki yük hafiflemişti. Kafamı sola doğru çevirdim Nazlı ayıldı bana baktı bir şey oluğunu anlamıştı endişeyle,

“Sinem bir şey mi oldu?” dediğinde daha fazla dayanamayıp yerimden hızla kalkıp kapıya yöneldim. Kapıyı hızla açtım daha kapatmadan lavaboya girdim.

Lavabonun önünde durdum. Suyu açtım yüzümü yıkadım. Musluğu kapattım. İyi hissetmiyordum. Geçmişim, şu anda olduğum durum, ve ailem, hiç iyi değildim.

Nazlı ve Pelin’in “Sinem!” diyerek bağırdığını duydum.

İkisi de hemen yanımda beliriverdi.

İkisi de bana hiç soru sormadan hemen sarıldılar. İkisinin bana sarılması beni azıcıkta olsa iyi hissettiriyordu.

Birbirimizden ayrıldık Ece ve Emel’de yanımıza geldiler. Emel biran bana sarılmaya başladı. Sıkıca sarıldıktan sonra,

“Senin gibi güzel bir kıza ağlamak yakışmıyor” dedi.

Emel ne ara benim ağladığımı gördü ki?

Ece’de gelip bana sarıldı benden ayrılınca, “Bir daha ağlamak yok” dedi.

İkisi ben ağladığım sırada uyanık mıydı?

Nazlı “Ece, Emel, Sinem ağladı mı? Ne zaman ağladı?”

Pelin’de onlara bakarak Nazlı’ya katılır gibi kafasını salladı.

Emel, “Ben yeni yeni uyanmaya başlamıştım, Ece’de omuzumda uyuduğu için o da uyanmıştı. Sinem ve Berk’in sesini duyduğumda Berk, Sinem’e ‘neden ağlıyorsun?’ dediğini duydum. Ece’de duymuştu bunları.”

Nazlı, “Sinem sormak istemiyorum ama neden ağladın bir şey mi oldu? Bak bana doğru söyle.”

Pelin, “Evet Sinem doğru söyle neden ağladın?”

Onlara geçmişimi anlatıp anlatmamakta kararsız kaldığım için,

“Ailemi özledim sadece bu” dedim.

Nazlı, “Buradan en kısa sürede çıkacağız merak etme ve bir daha ağlama” dedi. Pelin, Ece ve Emel bana bakarak kafasını sallamıştı.

Onların umutları vardı ama benim umudum yoktu. Umudum kalmadı.

Tekrar sınıfa döndük aynı yerimize oturduk. Berk, “Daha iyi misin?”

“Evet iyiyim” dedim halsizce.

Oradan bir ses yükseldi.

“Üst katlara çıkmayacak mıyız?”

Kafamı sola çevirdim bunu Poyraz söylemişti.

Ömer, “Bence çıkalım baktık ki tehlikeli bir şeyler var ineriz tekrar.”

Enes, “Aynen de bende hâl kalmadı karnım çok ağrıyor.”

Taha, “Bende halsizim ama yapacak bir şey yok mecbur siz çıkacaksanız bende çıkacağım.”

Enes, “Tamam bende varım tüm güçsüzlüğüme rağmen yapacağım.”

Mert, “Ben de varım.”

Mete, “Herkes varsa bende varım burada tek kalmak istemiyorum.”

Ne? Bir kere biz kızlar daha konuşmadık ne bu acele?

Berk, “Tamam yukarı çıkıyoruz ama kızları da bir dinleyelim.”

Nazlı, “Buradan çıkmak istediğim için bende geliyorum başka çarem yok.”

Ece, “Emel ve bende geliyoruz.”

Pelin, “Tamam bende geliyorum” dedi kafasını bana çevirip “Sinem?” dedi. O an düşünme fırsatım yoktu ama çıkmak istiyordum. Bir yandan da korkuyordum.

Berk, “Ben senin yanında olacağım merak etme” dedi.

Aklımı mı okuyor?

“Tamam geliyorum” dedim. Herkes ayağa kalktı ben tam kalkacakken Berk elimi tuttu beni yerden kaldırdı.

Elimi bırakmadı. Küçücük ellerim onun elinin arasında kaybolmuş gibiydi.

Herkes yavaşça kapıdan çıktı. Berk’le ben en son çıktık. Yukarı çıkan merdivenin oraya geldik. Hepimiz biran duraksadık. Sonra yavaşça basamaklara yöneldik.

Yukarı çıktık fakat hiçbir şey yoktu. Koridorun ortasına geldik. Herkes aynı şeyi fark etmiş olmalıydı ki hepimiz koridorda ki sağ ve sol tarafta kalan toplam on iki tane sınıfa olduğumuz yerden göz gezdirdik. Sol taraftaki sınıflara baktım üç sınıf üç sınıf karşı karşıyaydı.

Sağ tarafıma baktım orada da aynı şekildeydi. Koridorun hemen karşısında sağ tarafta lavabolar vardı.

Hepimiz hiç konuşmadan sol tarafa yöneldik. Karşımıza çıkanlar bizi şaşırtmamıştı. Tüm kapılar açıktı. Bir şeyler vardı.

Enes sol tarafı göstererek, “Şu sonda duran sınıfa ben bakacağım” dedi.

Berk, “Hemen yanında ki sınıfa ben bakacağım.”

Taha, “Bende hemen yanında duran sınıfa bakacağım Berk.”

Mete endişeliydi sanırım çünkü, “Kendinize dikkat edin” dedi.

Ömer, “Enes istersen ben senin yerine girebilirim kötü gözüküyorsun.”

Enes, Ömer’e biraz bakarak düşünmeye başladı ve,

“Tamam olur ama dikkat et kendine kardeşim ben sana kapıdan bakacağım” dedi.

Ömer, “Tamam kardeşim” dedi sınıfın önüne yöneldi.

Berk elimi bıraktı gözlerime baktı ona, “Kendine dikkat et” dedim hafifçe gülümsedi. “Merak etme bir şey olmayacak” dedi ve gitti.

Berk, Ömer ve Taha birbirine baktı ve aynı anda içeri girdiler. Enes bir Ömer’e birde Taha’ya bakıyordu. Ben ise Berk’e bakıyordum. Diğer herkes Ömer ve Taha’ya bakıyordu. Nazlı ve Pelin hariç. Onlarda yanımdalardı.

Berk yavaş adımlarla büyük olan camın yanına gitmeye başladı. Fakat oradan bir inleme sesi geldi. Zeynep hemen sesin geldiği yere gitti. Berk bana endişeli bakıyordu. Kafamı sağa çevirdim Taha sınıftan çıkmıştı. Yerde oturuyordu.

Pelin yanımıza geldi. “Yer kaygan zeminmiş Taha düşmüş” dedi.

Berk hâla bize bakıyordu. Ona, “Endişelenme bir şey yok” dedim. Kafasını salladı ve ilerlemeye devam etti.

Berk camın oraya biraz yakındı cam ile arasında sadece altı adımlık mesafe vardı belkide daha fazla bilemiyorum. Ama beklemediğim bir şey oldu Berk bir adım attı ve yan bir şekilde yere düştü. Kendimi tutamadım Berk’in yanına gittim. Ona biraz yaklaştığım an Berk elini havaya kaldırdı. “Sinem sakın adım atma ben yavaşça kalkacağım” dedi. İki elini yere bastırdı ellerinden destek alarak ayağa kalktı tam bir adım atacakken yeniden düştü. Alel acele sınıftan dışarı çıktım herkes Ömer’i izliyordu, Pelin hariç o endişeli bir şekilde bana ve Berk’e bakıyordu. Nazlı, Taha ve Mert’i alarak yanımıza geliyordu. Taha ve Mert Berk’in yanına gitti. Hemen kapının önünden onlara baktım. İkisi de Berk’in elini tutmuş çekiştirerek oradan çıkardılar Berk’i.

Berk sol omzunu elliyordu belliydi sol omzunun üzerine düşmüştü.

“İyi misin?” dedim omzuna bakarak ovalıyordu omzunu acımıştı belliydi hepsi o lanet adam yüzünden.

“Omzum biraz ağrıyor o kadar bir şey yok endişelenme hadi gidelim” dedi ve Ömer’in girdiği sınıfın orada bekleyenlerin yanına gittik.

Herkes Berk’e ve bana bakıyordu. Hepsi Berk’in durumunu sordu ve tekrar Ömer’e baktık.

Ömer camın oraya ulaşmıştı hepimizin yüzü birden neşe dolu bir hâl aldı taki Ömer’in isyan ederek bağırmasına kadar.

“Bomba var! Lanet olası adam camın dışına bomba koymuş!” dedi.

Bu adam bizle oyun mu oynuyor?

Ömer biranda hızlı adımlarla yanımıza geldi.

Enes, “Diğer katlara da baksak mı?” dediği an çok değişik bir ses geldi kulağım çok acımıştı.

Bir ses yükseldi ama çok yüksek bir ses.

“Bence diğer katlara çıkmak için ayaklarınızı yormayın çünkü her katta aynı şeyler var” bu konuşan kişi o pis adamdı.

Bu adam bizi mi izliyordu?

Biran kendimi tutamayıp, “Yeter artık! Yeter! Bizden ne istiyorsun? Biz sana ne yaptık? Ne istiyorsun bizden?” diyerek gücümün yettiği kadar bağırarak konuştum. Etrafıma baktım ve kamerayı gördüm. Yukarıda küçük bir kamera vardı.

Ve o adamın sesi geldi.

“Sizi burada neden tuttuğumu çok iyi biliyorsun Sinem” sesi oldukça rahat geliyordu.

“Hayır! Bizi burada neden tuttuğunu bilmiyorum!”

“Kızımı siz o hale getirdiniz. Sen ve arkadaşların!”

“Biz kızına hiçbir şey yapmadık! Kızına her şeyi yapan sensin! Ayşe bana her şeyi anlattı!” Biraz duraksadım ve kameraya bakarak konuşmaya devam ettim,

“Kızına psikolojik ve fiziksel şiddet uygulayan ben ve arkadaşlarım değil sensin! Ayşe bana vücudundaki yaraları gösterdi. Onları da mı ben ve arkadaşlarım yaptık? Söylesene!”

Bir süre ses gelmedi ve sonra konuşmaya başladı,

“O anlattığın her şey geride kaldı! Bilip bilmeden konuşma! Kızımı siz o hâle getirdiniz ve bunun intikamını sizden alacağım!”

Bunları söylerken ‘intikamını’ kelimesini bastırarak söylemişti.

Ömer, “Bizi daha ne kadar burada tutacaksın?” dedi bağırarak.

Bağırması o adamın hoşuna gitmiş olmalı ki sinsice gülüşünü hepimiz duyabiliyorduk.

Gülmesini durdurdu ve, “Birileri sizi bulana kadar benim elimdesiniz. Eğer ki bulamazlarsa ki bulamayacaklarına göre, hepiniz teker teker öleceksiniz. Bunun sayesinde de kızımın intikamını rahatça ve keyifle almış olacağım” bunları soğuk bir sesle söylemişti.

Sinirlendim o kadar sinirlendim ki, “Allah senin belanı versin!” diye avazım çıktığım kadar bağırdım.

Arkamı döndüm ağladığımı o adam görmesin diye elimle gözümü saklayarak hızlıca merdivenlerden indim.

Berk arkamdan, “Sinem bekle” diye peşimden geliyordu. Sınıfın içerisine girdim ve hayatımda hiç bağırmadığım kadar bağırmaya başladım. Kendi sesimi bile duymam zordu. Sustum, hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Kimsesin ağladığımı görmesini sevmiyordum ama şuan görseler bile umurumda değildi.

Yere oturdum dizlerimi kendime çekerek kollarımla sardım. Kafamı dizlerime koyarak ağladım.

Berk, “Sinem lütfen böyle yapma bana inan buradan çıkacağız” dedi. Saçlarımı okşamaya başladı.

Kafamı kaldırdım gözyaşlarımı silmeden Berk’e sarılmaya başladım. Kafamı göğsünün üzerine koydum daha fazla ağlamaya başladım.

Sıkıca sarılıyordu bana, sıkıca sarılıyordum ona.

Burada ölmeyi istemiyordum. O lanet adamı ölerek sevindirmek istemiyorum. Ne kadar ağlasam da isyan etsem de dayanacağım. O adam istediklerini başaramayacak.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.