Bilgilendirme:Aygen Balca Akçal ve Gülce aynı kişi.Bunu ileriki bölümlerde daha iyi anlayacaksınız.
İzzet Demirbaş evli Dilan'ın olduğu gibi.Bunu da daha ileriki bölümlerde okuyacaksınız.
Buğra Umur Aygen'in kardeşi ama Aygen'in.Aygen Balca Akçal gerçek ismi tabiki değil.
Gerçek ismi Gülce.Babası Cahit Akçal yani terörist diye anılan adam değil.
Buğra bu adamın oğlu ama Gülce onun kızı değil.
⬜⬜⬜⬜⬜⬜🎡🪼⬜⬜⬜⬜⬜⬜
Aygen Balca Akçal (Gülce) anlatımıyla;)
Buğra Umur'un odasına koşturs koştura girdim."Uyanmadın mı daha?"
Uyanmış etrafa gülücükler atıyordu.İstemsizce gülümsedim.
Buğra Umur benim kardeşimdi.Annemin hediyesi.
Hediye bazen kardeş bile olabiliyormuş."Uyanmışsın demek."
Yanına yaklaşarak hem öptüm hemde öpücükledim onu."Ab- abla." yüzümde gülümsemeler oluştu.
"Babaaa!" diye bağırması ile ise acılı bir gülümseme oluştu yüzümde."Babaaaa!"
"Hadi gidip süt içelim." 2 yaşından büyük olduğu için biberon ile değilde bardak ile süt içebiliyordu.Süt dolu bardağın olduğu mutfağa birlikte koştuk.
Buğra'nın odası mutfağa yakındı.
'İzzet Demirbaş...' arıyor.
"Efendim?" Bardağı Buğra'ya doğru uzattım.
"Balım, neredesin?"
"Evdeyim komutanım bir şey mi oldu?" Saygıdan dolayı herkes ona komutanım derdi ben de.
"Karargaha gelmeni istiyorum." En son karargaha gittiğimde herkes ile kavga ettiğim için azar işitmiştim."Geldiğinde de en ufak bir kavga olmayacak."
Telefonu yüzüme kapatmayı unutmayarak kapattı telefonu."Ne oldu acaba?"
Buğra'yı Ceylin'e bırakarak okula gidecektim ama şuan karargaha gitmem gerekiyordu.
Üstümü değiştirdim ve Buğra'nında üstünü değiştirdim.
Onun üzerinde siyah ve gri karışık bir takım vardı benim üzerimde turuncu bir tulum.
Hafif topuğu olan turuncu ayaklarımı giyerekte turuncu makyajımı yaptım.Bugün turunculandım galiba.
Silahımı unutacakken hemen belime yerleştirdim.Tulum silahı gösterecek bir tulumdu ama bir silahın bile
rahatlıkla girebileceği bir cebi vardı.Telefonumu da oraya koydum.
Ceylin'e haber verdim telefon aracılığıyla.Ceylin anne tarafından kuzenimdi ve iyi anlaşırdık.
Olumlu cevap almıştım.Yani Umur'a bakacağını söylüyordu.Okula gitsem yanıma alırdım ama şuan karargaha gideceğim için alamazdım.
Ceylin'in evine bıraktım Umur'u hızlıca.Geç bile kalmış olabilirdim.4'e gelen saate bakarak iç geçirdim.
Günün yarısı yolda bitmişti,çok iyi!
Gri arabama baktım.Turuncu mu yapsam?
Turuncuyu çok severim.
Karargah yoluna girdim.Bir kalabalık ve hazırlıklar vardı.Ne olmuştu gene?
Bu kadar önemli ne olmuştu ya da kimler gelmiştide hazırlık yapıyorlardı?
Arabamı park ettim.Bir helikopter mi? Helikopter pistinde büyük bir helikopter vardı.
Gelenler helikopter ile mi gelmişlerdi?
Kimdi ya bu gelenler?
"Balca hoş geldin." Hümra'ya baktım.Sarı saçları ve mavi gözleri ile fırtına estiriyordu.
"Hoşbuldum." Ufak bir sarılmadan sonra ona baktım ve ardından karargaha."Ne oluyor burada?"
"Senin haberin yok mu?" neyden? "Misafirlerimiz varrr! Ankara'dan gelmişler."
Ankara'dan buraya kimse misafirlik için gelmez.Benim için gelmiş olmalılar.Tabi ya İzzet komutan da beni bu yüzden çağırmıştı.
"Hadi yanlarına gidelim." kolumdan tutarak beni karargaha sürüklüyordu.
"Benim önce İzzet komutanı görmem lazım." beni geçirtirerek bu kadar önemli olan sözde misafirlerimizin yanlarına götüreceğini söyledi.
"İşte geldik." Karargahtaki görev odasında oturan tanımadığım askerleri gösterdi.
"Hoşgeldiniz." Gülümsedim.Allah belanı versin Hümra! "Sen çık,sen." sırtından ittirerek kapıdan dışarıya çıkartmaya çalıştım."Böyle mi tanıştırılır? Kibar olsana biraz!"
"Bana diyene bak." Bana gülen Hümra'nın bacaklarına doğru yerde bulduğum paspası attım."Çüşş ama!"
"Hoşbulduk." dedi içlerdinde en genç gösteren ve kız olan.Bize şaşkınca bakıyordu.Paspası yerine koyarak onlara yaklaştım.
"Bir şey ister misiniz? He şey olabilir."
Kız olan gülümsedi."Gerek yok, teşekkür ederiz."
"Acar nerede?" içlerinde bıkkınlık ile konuşan askere baktım.Korkmama yetmişti bu.
Görünüşleri bile karşıladındakilere korku veriyordu.Bana vermişti yani.
"Bilmiyorum." Neden o kıza sormuştu ki? Hemde Acar kimdi?
"O kim?" görünüşünden korktuğum asker bana döndü.
"Sanane." kaşlarım ufaktan havalandığında kız olan konuşmaya atıldı.
"Abim ve komutanımız." kafamı salladım ama o askere bakmayı bırakmadım.O da inatlaşırcasına bana bakıyordu."Halil abi Başak Albay kavga yok dedi."
Halil mi?
Abi mi?
Halil abi mi?
Bana bakmayı keserek önüne döndü.Adımlarından bile tanıyacağım adım seslerinin sahibinin gelmesini bekledim.
İzzet komutan geliyordu ama yanında bir güçlü adım atan kişi daha vardı.Kulaklarım çok iyi duyardı.
İzzet komutan ve yanındaki İzzet komutan ile aynı boyda ve aynı heybette olan komutana baktım.
En rütbelileri bu olmalıydı.Bu dediğim adam tek eliyle beni duvardan duvara tablo gibi asardı.
"Selam dur!" hiç sesini duymadığım askerin bildirmesi ise hepsi ayağa kalktılar.
"Oturun." adını bilmediğim komutan oturmalarını söyledi."Önceden tanışmışsınız galiba." bana döndüğünde garip bir duygu yaşadım.
"Efdal komutanım bizde sizi bekliyorduk." bana baktığında gözlerinde nefret olan asker ona baktığında gözleri ile gülümsüyordu resmen.
"Balca?"
İzzet komutana dönerek gülümsedim.Aynı şekilde gülümsedi.
"Hümra." benden uzaklaşarak Hümra'nın yanına gitti.Sadece bana değil buradaki herkese sevgi ile yaklaşıyordu.
"Abim nerede?" koyu kumral saçlarına eşlik eden koyu kahve gözleri vardı genç kızın.
"Başak Albay ile birlikte dosyalara bakıyorlar." kimdi bu Başak dedikler Albay ve Acar?
Neden isimler git gide artıyordu?
"Acar tam olarak kim komutanım?" İzzet komutana yaklaştım usulca.
Bana döndü sen onu nereden biliyorsun dercesine."Sen nereden biliyorsun?'
"Bilmiyorum ki komutanım." bilmediğim için soruyordum zaten.Diğer askerlerin içinden komik olduğunu düşündüğüm asker güldü.
Bana güldükleri gibi öldürmeye çalışacak olmaları sayısız darbe alan kabimi bin parçaya bölmüştü.
"Efdal,ne yapacaksınız şimdi? İsterseniz Şırnak'ta gezdirelim sizi."
"Gerek yok İzzet." toprak gözlü olan kızın masum bakışlarını görünce konuşmaya devam etti."Ama gezmek istiyorlarsa gezebilirler." büyük bir heyecanla gülümsedi.
"Dersin var mı?" İzzet komutana kafamı onaylamaz anlamda salladım."Sen gezdireceksin o zaman."
"Ben yorgunum." dedi bana nefret ile bakan o asker.Gitmek istiyordu ama benim gezdireceğimi duyunca fikrini değiştirmişti."Siz gezin."
İç çekti İzzet komutan,ben duydum."Ya biriniz ya hiç biriniz." dedi en başları olan komutan.
Ofladı bana bakarak asker."Kendinizi tanıtın." sesinde gürlük vardı,komutanın.Yaşının büyük olduğunu düşünüyorum,bilgisininde bir hayli çok olduğunu.
"Bilge Acar." gülümsedi.
"Kılıç Kandemir." başlarında Acar dedikleri o asker olmadığında düşündüğüm komutan olan asker.
"Halil Mertoğlu." benimle bıkmadan düşman gibi davranan güçlü asker.
"Boran Olcay." komikle benimle yarışabilecek tek kişiydi belkide timde.
"Sefer Güç." sesinde bile güç vardı.
"Aksel Çakır." Hümra'ya bakarak söyledi ismini.
"İşte bu gördüğünde Turan timi." kafamı salladım.İsimlerini bilmiyordum ve bu işime yarayacaktı.
"Şimdi çıkabilirsiniz." İzzet komutana bakarak odadan dışarı çıkacağımız sırada kapının kolu elimde kaldı."Gene mi!"
"Bilerek yapmadım." kapının koluna bakarak cümleyi kurdum.Her seferinde elimde kalıyordu.
Kapının kolunu çıkan yere yerleştirerek elimle vurmaya başladım.Belki olurdu.
İzzet komutan ile belkide aynı rütbede olan komutan elimden kapının kulpunu alarak tek harekette aynı yere taktı.
"Çıkın kalsın bu da." tim benden önce çıktı dışarıya.Arkalarından Hümra ile çıktık.
"Sana neden öyle davrandılar?" beni anlamasını umarak ona baktım cevap vermek yerine."Şu mesele."
İsmini bile yeni öğrendiğim insanlar benden nefret ediyordu nedeni ise çok basit.
Terörist diyerek anılan birine karşı nasıl nefret duygusu olmadan bakacaklardı ki?
Bunu onlardan beklemiyordum ama oturup sohbet etmeden,beni tanımadan yargılıyorlardı.
"Geleceksiniz bugün!" Halil sinirle bağırdı bize doğru."Hadi!"
"Beni ne kadardır tanıyorsun?" cevap istiyordum.Yeterdi bu kadar nefreti,fazlaydı belkide ama benim zoruma gidiyordu olmadığım bir şeyi öyleymişim gibi yadırgamaları."Ya da benim yaşadıklarım ile ne biliyorsun?"
Cevap vermeden beni dinledi.Hepsi bizim gibi durdu ve bizi izlemeye başladılar.
"Birini sevmemek için tanımak mı gerekiyor?"
"Sevmediğinizi biliyorum ama kimse kimseyi sebepsiz yere sevmez.Sevmemek bir yana nefret etmez.Nefret çok büyük bir duygu çünkü."
Gözlerini kıstı."Nasıl yani?"
"Sevmenizi beklemiyorum ama nefret etmeniz ayrı bir konu." diğerlerine de baktım."Siz benimle ilgili ne biliyorsunuz?"
"Bilmemiz gereni." Boran hem komik hemde zekiydi,hissettim bu lagaldından sonra .Açık şekilde paylaşmıyordu kozlarını.
"İzzet komutan arka bahçeye çağırıyormuş seni." Sefer'e döndüm.Telefonunu gösterdi.
"Hümra,sen burada kal.Ben Dilan'ı da alıp geleceğim ve lütfen ne istiyorlarsa yap." kafasını sallasa da yapmayacağına eminim.
Koşarak karargahtan çıkarak arka bahçeye girdim.Etraf hafiften kararmıştı.Gün ne çabuk bitmişti?
Hiçbir şeyde yapmamıştık oysa.
Bir koku doldu burnuma saniyesinde.Uzaktan olsa bile idrak edebildiğim bir koku.
Karamel ve sigara kokusu...
Sigarayı her ne kadar sevmesem de bu koku bana iyi gelmişti, seneler önce iyi geldiği gibi...
Gözlerimi kapatarak kokuyu içime çektim.
Koku daha çok doldu burnuma.Bilmiyorum koku mu bana yaklaşmıştı ya da koku mu artımıştı.
Yanıma kadar geldiğinde koku gözlerimi açtım.Arkamdaki gölge ile dengemi kaybetmeye yaklaşsamda gölgenin sahibi düşmeme engel olmuştu.
Gölgesine baktığımda omuzların geniş,başının bir hayli dik olduğunu gördüm.
Arkamı döndüğümde hızla geriye çekildim.Arkamdan tutarak düşmemi sağlayan birisi ile arkamı döndüğümde burun buruna gelmemiz tabiki çok normaldi.
Bakışlarına baktım ama fazlasıyla sert ve kin doluydu.
"Sen de kimsin?" yüzünde dikkat çeken ilk şey yara iziydi.Ben buradayım dercesine yüzünde bir yara izi vardı.
"Bunu benim sana sormam gerekmiyor mu?" soruya soruyla cevap verme! Ne demek soruya soruyla cevap verme?
"İzzet komutan seni bekliyor dediler,geldim ama ben İzzet komutanı göremiyorum." bal rengi gözlerini kıstı.
"İzzet komutan buraya kimsenin gelmemesini söyledi özellikle de senin." ismimi biliyordu yani?
"Beni tanıyorsun o zaman?"
Kafasını salladı.
Bir dakika Acar... Acar dedikleri komutan...
"Sen Acar'sın." hava tamamen kararmıştı artık.Hava da bir hayli soğumuştu."Bahsettikleri komutanları sensin."
"Kimlerin bahsettikleri?"
"Neydi o timin ismi?" B12 eksikliğimin tutacağı tutmuştu! "Bir isimdi ama neydi?"
"Bizimkiler demiştir,Turan timi." kafamı salladım.Sahiden Turan timiydi isimleri.
Nasıl unutmuş böyle bir ismi?
Turan kimin ismiydi acaba?
"Eğer sakıncası yoksa bir şey soracağım." gözleri git dercesine bakıyordu."Lütfen,merak ettim sadece." gözleri git demeye devam etti.
Omuzlarını indirip arkamı döndüğümde konuştu "Sor."
Heyecanla arkamı dönerek konuşmaya başladım."Turan kimin ismi? Önemli biri mi? Önemli olmasa timinizin ismi olmazdı değil mi?"
"Teker teker sor."
"Turan kimin ismi?" bir an gözleri dalmıştı ama toparladı hemen.
"Babamın ismi." babasının ismi.... Babası şehitti.
Kahretsin! Neden sormuştum ki!
"Şey özür dilerim.Sormamam gerekirdi."
"Şimdi git." istemsizce yanında uzaklaştığımda son kez kokusunu içime çektim.
"Balca?" İzzet komutan rütbesinden yüzbaşı olduğunu anladığım askerin arkasından göründü.
Hızla ona sarıldım."Ne oldu?" kollarımı beline sarmıştım.Kollarım zar zor sarmıştı belini.
Ben bile ne olduğunu bilmiyordum.Bir anda sarılasım,ağlayasım,gülesim geliyordu.
"Balım?" bakışlarımı ona çevirdim. Şevkat ile parlıyordu gözleri."Eve gitmek ister misin?" kafamı salladım.
"Ama misafirler?"
"Senden önemliler mi?" yüzbaşı ile bakışsa da bu tatlı bir bakışma olmuştu."Peki benim götürmemi ister misin?"
"Komutanım." Ercan koşarak yanımıza geldiğinde İzzet komutandan ayrıldım."Gelmeniz gerekiyor."
"Benim başka işlerim var." bana göz kırptığında kalbimin çıktığını hissettim.
İzzet komutan ile evlenme hayallerim lise çağlarımdan bu yana devam ediyor olmalıydı.
Tüm sır ortaya çıktı.
Adam evli,benden büyük ama olsun.
"Önemli ama." gideceğini beklemiyordum ama gideceğim demişti.
"Acar,sende git.Sizinkileri gezdirecekti birlikte gezin.Bir köşeye çekilmek yok,hep birlikte eğlenin."
Bir şey demesini beklemeden uzaklaştı.Önüme geçerek yürümeye başladı."Çok yavaşsın."
Arkasından koşarak ona yetişmeye çalışıyordum ama nafile yürüyerek bile benden daha hızlıydı.
"Beni bekle ya." duymamış gibi yürümeye devam etti."Acar mısın nesin! Acar diye isim mi olur,o başka bir mesele! Beni bekle!"
Bir anda durduğunda sert bedenine yüzümü ve burnunu çarptım."Burnum!, yüzüm!"
Arkasını döndüğünde burnumu tutmama güldü.Yüzündeki gülümsemesi ile gamzelerini gördüm.
"İsmim Acar değil,soy ismim Acar."
"İsmin ne?" Halil'in bir anda çıkagelmesi ile ismini öğrenememiştim.Tam da öğrenecektim oysa.
"Tüh,bir dahakine öğrenirsin artık."
Halil yüzbaşının yanında durmuş kızgın gözler ile bana bakıyordu."Bir ayrılamadınız!"
"Burnum acıyor." Halil yüzbaşı ya dönerek neden burnumun acıdığını sordu.
"Beni bekle deyince bende durdum.Durmamı beklemiyordu,burnunu sırtıma vurdu."
Halil sert sayılmayacak derecede sırtına vurdu eliyle."Demir sanki."
Burnumun acıdığı filanda pek yoktu sadece patavatsızlık içindi.
"Dilan kim?" Halil'e baktım.Nereden duymuştu acaba ismini?
"Sanane?" ben Acar kim diye sorduğumda sanane demişti.Devran böyle dener Halil'işkoooo."Karargahtaki komutanlardan biri."
Bir süre onlar önde ben arkada koşturarak yürüdükten sonra diğerlerinin yanına gelmiştik.
"Komutanım!" Boran koşarak yüzbaşının arkasına saklanmıştı.Hümra Boran'ı kovalıyor,Boran'da köşe bucak kaçıyordu.
"Çocuk sensin!" Hümra'ya çocuk demiş olacak ki sinirle Boran'ı kovalıyordu.
"Aygen." yanıma gülerek gelen Dilan'a gülerek karşılık verdim."Senin buraya gelme iznin var mıydı ya?"
"Bende şaşkınım." Turan Timi'ne baktım."Gitmiyor muyuz?"
Sefer'in önden gitmem için tek elini arkada birleştirip tek eliyle geçmem için yolu gösteriyordu sanki.
"Vadide ki o yere gidelim." olmaz dercesine Hümra'ya baktım.İzzet komutan oraya gitmemizi istemiyordu."Ne olacak sanki? Hem haberi bile olmaz."
"Aygen söylemezse olmaz." Dilan'a hafiften vurduğumda vadiye doğru ilerlediklerini gördüm.
Telefonumu elime aldığımda arkamda telefonu elimden alan yüzbaşıya dik dik bakmama rağmen timine emir vererek yürümelerini sağladı.
Dilan ve Hümra'yı takip ediyorlardı.Onların ipiyle kuyuya inersen yaşamazsın.
"Bence gitmeyelim."
"Korkak Aygen." gelmem için ellerini ile hareketler yaptı."Çok eğlenceli olacak."
"Ne demezsin." olduğum yerde durdum.İzzet komutanın yapma dediği bir şeyi yapamazdım ne de olsa.
"Gelsene ya! Sensiz tadı çıkmaz.Biz seni o adamın yanına göndereceğiz,sen bübürlene bübürlene gideceksin sonra da hiç korkmamış gibi geri geleceksin."
"Unutun lan şunu!" aylar öncesinde vadiye gitmiştik ve herkes korkaklık yaptığı için ben karanlık bölgeye girmiştim.Sonra da korkmuş ama korkmamışım gibi hemen girdiğim şekilde çıkmıştım.
"Yok,yok.Olmaz." bizimle ilgilenmedi Hümra ve Dilan'ı takip eden time baktım.
"Off!" diğerlerine yetiştiğime şaşırmış olsamda konumuz asla bu değildi."İzzet komutan çok kızacak."
"Neden kızsın ki?" Bilge'ye baktım."Kötü bir şey yapmayacağız."
Dilan ve Hümra yürüyerek gözden kaybolduğunda beni bekleyen time baktım."Orada bir adam var,kimseyi orada istemiyor.Onlar bunu bilmedikleri için sadece bir vadi olduğunu düşünüyor ama yer altından başka bir yere açılıyor."
"Nereye?"
"Bilmiyorum." Dilan ve Hümra'nın yürüdüğü yere yöneldim.Sonuçta oraya öyle ya da böyle gidecektik.
Diğerleri konuşmadan beni takip ettiler.Telefonumu almış geri de vermemişti yüzbaşı bozuntusu!
Ben durduğumda yolu bilerek yürüyen Aksel'e baktım."Kürtçe bilmesenizde yolu biliyormuşsun."
"Tahmin ettim sadece." kafamı inanmadığımı belli edercesine salladım."Aman tamam biliyordum."
"O yolun nereye çıktığını biliyor musun?"
"Onu bende bilmiyorum işte." ben neden İzzet komutanın kızacağı cevabını verirken yalan söyleyip söylemeyeceğim dinlemiş olmalıydı.
Yol bitene kadar ben takip ettim Aksel'i.Tipinde bile hayır yoktu onu neden takip ediyordum ki?
Omuzlarım demirden farksız bir kola sürtündüğünde elektrik çarpmışcasına uzaklaştım.
Ne ara arkamıza geçtiğini bilmediğim Dilan bize gülüyordu.Aynı anda Dilan'a döndüğümüzde gülüşü daha da arttı.
"Aygen ne olduğunu anlatsana."
"Hangi ne?" neyi anlatmamı istiyorlardı acaba?
"Ben anlatırım." neyi anlatıyordu bu? "Kaç yaşında olduğunu ben bile hatırlamıyorum ama İzzet komutan ile tanıştıkları ilk zamanlar." korktuğum olay mı? "İzzet komutanın kızı var ama daha yeni evliler.Bu salak İzzet komutanın evli olduğunu öğrenince sinirlendi.Kendisi ile evlenmemişti ya.Bu kadar."
Abi eskidendi eskiden!
"Böyle ufak şeyler olabilir." olayı toplamaya çalışsam da toplanacak gibi değildi.
"Onun bugündür İzzet komutan eşinin ismi Kardelen.Her neyse onunla asla anlaşamazlar."
Uzun bir süre hepsi birlikte güldükten sonra onlara gülmemelerini söyledim.
Hava tamamen kararmıştı ve saat bir hayli geç olmalıydı."Ne zaman geleceğiz dediğiniz bu vadiye?"
"Geldik bilee!" uzun bir yürüyüşün ardından sonunda vadiye gelmiştik.
Dilan ile Sefer ve Hümra'ya gülerek baktık.
"Her an her şey olabilir hocam." kafamı salladım Dilan'a."Siz ne görüyorsunuz hocam?"
"Ben karışmam,tüm iş bana kalıyor sonra." Sefer ve Hümra kendi hallerinde bir köşede konuşur bizde onlara bakıyorduk.
"Haklı olduğunu söylemeyi hiç sevmem ama haklısın." Turan timine baktığımda ise bizim gibi onlara bakıyorlardı."Hop,gençler.Sonra artık,gelin lan şuraya!"
"Manyak!" Halil galiba herkese karşı sertti.Yanına giden Bilge'ye gülerek omuz atmıştı oysa.Sadece bize mi sertti acaba."Bebe lan bu."
"Önümü göremiyorum,düşersem ne olacak?" Dilan'a baktım."Doğru kaldırmak yerine gülersiniz."
"Tabi,başka ne yapacağız?" Hümra ve Sefer'in yaylana yaylana gelişlerine baktı."Hadi lan!" bir anda bana döndü."Ben evliyim,kocam nerede?"
"Sen evli misin?" Dilan'ın evli olması çok düşük bir ihtimaldi.
"Evet,kocam da var."
"Piskopat!" yüzbaşının sesi ile ürktüm.
"Ne bağırıyon lan!" sinirle ona döndüğümde boy farkından dolayı beni görmemişti."Yaaaa!"
Dilan'ın gülüşlerine Hümra'nın gülüşleri de eklendi."Ne?"
"Ben geri gidiyom ya.Sizle mi uğraşayım? Bir tane akıllı yok,hepsi deli ya."
Söylene söylene yürüdüğümüz yolu ilerleyecekken kolumdan tutularak olduğum yere çakılmışcasına bırakıldım.
"Düzgün konuşmadan anlamıyor ne yapabilirim?" Bilge'ye benimle ilgili açıklama yapmıştı.O açıklamayı bana yap hana!
"Otistik misin evladım?" Sefer'den bu sözleri bende beklemezdim.
"Kalbim kırıldı." sesinin tonunda bile doğru söylediğini anlamıştım."Gitme fikrin geçerli mi?" kafamı salladım.
"Salaksınız siz!" Hümra'ya baktım."Ne güzel eğlenecektik için eçettiniz ha!"
"Haklı yani." sesini çok az duyduğum Kılıç'ın sözleri çok önemli.
"Geldik zaten amına koyim!" küfür eden Aksel'e dik dik baktım."Ne dedim amına koyim?"
"Küfür etme ağzına sıçarım!" çok güzel bir dil ile uyardı Aksel'i yüzbaşı.İsmi neydi acaba?
Yüzbaşı diyordum ve bana bile garip gelmeye başlamıştı.
Yeraltının yerini hemen bulmuşlardı,oysa ilk gelmeleriydi.
Toprağa baktıktan sonra yüzbaşıya baktı,Kılıç ve kafasını sanki kötü bir şeymiş gibi salladı.
Yanımdan ayrılarak hendekten farksız olan çukurun başında durdu."Bilge sen gelmiyorsun."
Bize döndü."Sizde gelmiyorsunuz."
"Komutan onlar." Hümra,inat edeceğimi anlamıştı."Ne derlerse yapmamız gerekiyor."
"En fazla yarım saatlik bir tünel ve bizim girip çıkmamız 1 saat." her noktaya kadar araştırmıştı Kılıç.
Telefon ışıklarını açıp ilk önce yüzbaşı ardından diğerleri girdi."Gezmiyor muyuz?" Bilge'ye döndük.Çok rahattı.
"Onları beklememiz gerekmez mi?" kafasını olumsuz anlamda salladı."İyi madem Dilan ve Hümra siz önden gidin,ben yolu pek bilmiyorum."
"Tabi ki." ikisi önde bende Bilge ile arkadan yürümeye başladık.Onun elindeki telefonun ışığını yeterli bulduğum için kendi telefonumun ışığını açmadım.
İstesem de açamam.Bilin bakalım ne eksik?
"Abim ve diğerleri ile ilgili ne düşünüyorsun?" laf alma mı bu? Laf alma olsa pat diye sormazdı değil mi? "Davranış ile ilgili yani? "
"Arkadan konuşmak olur."
"Halil ile ilgili konuşayım; aslında kötü veya sert birisi değil.Sadece ilk defa gördüğü için..."
"Anladım." lafı getiremeyince içini rahatlatmak için anladığımı dile getirdim."Açıklama yapmana da gerek yok.Sevmelerini beklemiyorum zaten." yüzünde abisinin gamzeleri gibi gazmeleri olsa da yüzbaşının gamzeleri daha belirgin ve güzeldi."Hem sevseler ne olur sevmeseler? Çok mu önemli insanlar?"
"Bunu bana demende ayrı bir konu."
"Kendilerinede derim." yüzündeki gülümsemesi,arkama döndüğünde soldu.Hızla arkama döndüm.
Adam,o adam."Sana buraya gelmemen gerektiğini söylemiştim.Neden geldin?"
Dilan ve Hümra çoktan gözden kaybolmuşlardı.Tam gidecek zamanı bulmuşlardı! "Sende kimsin?"Bilge'ye baktı bana baktığın aksi şekilde gülerek.Bu adamın gülüşünde bile pislik vardı."Sen askersin."
Bilge'ye doğru adım attığında belimde varla yok arasında olan silahımı çıkardım."Uzaklaş!"
Silah önemli hocam.
"Sen şiddet olmadan anlamıyorsun galiba.Hem ben neden bie asker hanım kızıma zarar vereyim ki?" gözleri kinle gözlerimi buldu."Ben o askerleri acımadan öldüren seni öldürmeyin peşindeyim."
"Ben öldürmedim!" tetiği yaklaşırsa vurmak için hazır duruma getirdim."Ben öldürmedim!"
"Kendi kendine mi öldüler?"
"Babam yaptı." Bilge'ye baktı tekrardan.
"Siz neden geldiniz sanki? Siz bilmiyor muydunuz ne olduğunu?"
Bilge cevap vermeden bekledi öylece.
"Sus,sus!" bağırdım gür sesle."Ben öldürmedim hiçbirini! Babam öldürdü!"
"Sence buna kim inanır?" umutsuzca bana baktı."Kimse.Senin bu dediklerine benden başka kim inanır?"
"Madem onun öldürmediğini biliyorsunuz neden onu suçluyorsunuz?" seslice güldü maskeli adam Bilge'nin sorusuna.
"Ben suçlamıyorum,siz suçluyorsunuz ve benden başkası onun suçsuz olduğunu tam anlamı ile kanıtlayamaz."
"Kanıtla o zaman." Bilge'ye içimden teşekkür ettim.
"Senin babanda,abinde zekiydi.Acar ailesi ne çektim ben sizden." yere baktı."Abin nerede?"
"Acar bu her yerden çıkabilir."
"Biri beni mi andı?" yüzbaşının sesi arkamdan geldiğinde başımı hafiften o tarafa çevirdim gerçekten o mu diye.Baktım ama karanlıkta pek belli olmuyordu.
"Acar?" bir silah sesi duyduğumda bana doğru yaklaşan karanlıkta hiç belli olmayan bir o kadar da sessiz olan adama 2 el üst üste ateş eden Halil'e baktım.
Bilge'nin beni çekmesi ile çatışmanın başlayacağı alandan uzaklaştık."Sert oynarlar."
Aynı anlarda silah sesleri bir füze gibi bir kulağımdan girip diğer kulağımdan çıktı.Ben kendimi bile göremiyorken onlar kalpleri gibi sahiplendikleri silahları ile karanlıkla iç içe bürünmüş bir gölge ile savaşıyorlardı.
Gururlansamda bunu göstermedim.Ne de olsa şuan düşmandıydık.
Bilge önüme geçerek biten çatışmanın ve Turan timi'nin yanına ulaştığında arkasından yavaş adımlar ile onu takip ettim.
İşlerini çabuk halletmişlerdi.Helal lan size!
"Bir daha seninle oyun oynamam Acar.Hiç eğlenceli değilsin." Halil ve Aksel'in kollarından tutarak getirdikleri adamı,yüzünde maske ile yüzbaşının yanına getirdiler.
Adamın karnına yumruğu atarken konuştu "İstesende oynayamayacaksın."
"Ne? neden?" diye sordu,karnına yediği yumruğun acısı ise sesi acılı ve kesik kesik çıkmıştı.
"Dört kıtaya yayılmış bir sözüm var;Acar ile uğraşan bir daha nefes alamaz diye." adamın yutkunduğunu, boynunda oluşan ademelması anladım."Söylemek istedim öyle."
Karnına attığı yumruklara doyamayarak tekme attı.
"Benim canım acıdı." Bilge gülerek bana döndüğünde susmamı dudaklarına götürdüğü parmakları ile işaret etti."Gevura vurur gibi vuruyor."
"Öyle zaten."
Toz olan tulumuma baktım.Para lan bu!
"Lan,Aygen!" 'hı?' anlamında sesler çıkardım."Kim olduğunu biliyor musun?"
Yumruklarını durdurarak diyeceklerini dinledi yüzbaşı.
"Biliyorum."
"Kimim?" tulumdaki tozları elimle götürmeye çalıştım ardından maskeli adama baktım.
"Annene bir şey demek istemezdim ama... Orusbu çocuğu." Aksel'in güldüğünü kaba sesinden anlamam zor olmamıştı."Sansür yapabilir miyiz?"
"Bu dediğin ile çok alındım haberin olsun.Küfür hiç yakışmadı."
Konuşmalarımızda dayanamayarak yerde bulduğu demiri eline aldı.Demir ile mi vuracaktı?
Eliyle vursa demirden daha çok acıtabilirdi,bu ince davranışı nedeniyle altın madalyayı yüzbaşıya takdim etmek istiyorum.
Elindeki demiri hava kaldırdı,adamın karnına doğru sertçe vurdu.Analar neler doğuruyor be!
Adam öldü lan!
"Teke tek gel Acar." adam gurursuz gibi konuşmaya başladığında dayanamayarak Halil tüfeği ile ensesine doğru sertçe vurdu.
"Teke tek gelse sıçar ağzına! Bak Bilge'ye nasıl zor tutuyor." Bilge'ye bende baktığımda yüzbaşıyı gerçekten zor tuttuğunu görmüştüm.
"Teke tek gel diyor,iki dakika bekle abiciğim." Bilge'den zorla kurtulduğunda adamı çözmelerini söyledi."Gel amına koyduğumun maskeli heykeltıraşı!"
Hayatımda böyle küfür duymamıştım.
Adam zorlukta ayağa kalkıp yüzbaşıya doğru yaklaşmaya kalktığında yüzbaşı kolundan tuttuğu gibi yere sermişti.
Halil ve Aksel ise savaş meydanından kaçar gibi yanımıza geldiler.Kaçmazlardı da neyse.
"Çekirdek var mı?" Boran'a yanaştım.
"Var da niye ki?" yüzbaşı ve maskeli adamı bakış ile gösterdim."Acar bizi öldürür."
Yere oturdum ne olacak sanki.
"Bişi olmaz." çok çabuk ikna olmuş gibi çekirdeği çantasından çıkararak oturduğum yere bıraktı.Diğerleri çekinerek de olsa yanımıza oturdular."Bir şey soracağım,bu kimmiş?"
"Dedin ya." Boran ile uzun bir sohbete daldığımızda karanlıkta görmeden de olsa çekirdek çitlemeye başladık.
"KALKIN LAN ŞURADAN!" yüzbaşının gür sesi yankı yaptığı gibi ben hariç hepsi ayağa kalktı.Ben ise çekirdek çitlemeye devam ettim."Sende kalk!"
"Alınacağını hiç düşünmemiştim.Gel,otur sende çitle.Çitleme dedik sanki ya,hep bir afra tafra!"
"KALK LAN!" çekirdeği elimden bırakmayarak ayağa kaltım.Elimdeki çekirdek poşetine vurarak hepsini yere düşürdü."Çekirdek ne lan! Film mi çekiyoruz burada?"
Boş boş yüzüne bakarak sinirlendirmeyi başardım.Gerçek eğlenceee!
Diğerleri ise tek sıra halinde başları dik şekilde gökyüzüne bakıyorlardı.Yıldızları sayıyorlardı galiba.
"Lan!" yüzbaşı benden uzaklaşarak Boran ve Aksel'in yanına gitti."Yıldız mı sayıyorsunuz lan siz!"
Derin bir nefes verdim.Şimdi beni de dövebilirdi yani.
"Bugün beni mi sınıyorsunuz lan!"bana döndüğünde başımı eğdim.
Boran yerdeki taşa topmuş gibi vurmuş yüzbaşının ayakkabına çarptı.Sinirle Boran'a döndü."Üçünüzü bir döverim! Kimse elimden alamaz lan!"
Boran,Aksel ve bana söylemişti.Ben ne yapmıştım ya?
İftiracı yüzbaşı!
"Bilge?" ne cesaretse yüzbaşının hemen yanında duran Bilge'ye seslendim.Sesimi duymayacak ya zaten! "Telefonumu versene ya."
Telefonum yüzbaşıda kalmıştı ve onu anca Bilge alabilirdi."Lütfen."
"Abiiiii" Halil ile güldük Bilge'ye.
"Hayır." net çıkınca sustu abisine karşı Bilge."Ne istiyorsun?" bana doğru tekrar döndü.
"Telefonumu." belki verir.
"Hangi telefonu?" şaşkınlıkla kendimi gösterdim.Ceplerine hafiften vurdu."Yanımda değilmiş.Başka bir şey istesen verecektim oysa."
"Elin kopmaz ver telefonumu."
"Telefonumu verir misin de, önce." sabırla dediğini tekrarladım.
"Telefonumu verir misin?"
"Daha kibar." kalan son sabır hücrelerim ile ses tonumu yumuşattım.
"Telefonumu rica etsem verebilir misin?" elini cebine götürdüğünde sevindim.
"Hayır." elini cebinden çıkardı.Elinde telefonum vardı."Bu mu?" kafamı salladım."Verilen şey geri alınmaz,erdemli ol."
"Ben vermedim ki sen aldın."
"Aynı şey." sinirle soludum.
"Telefonumu ver." kafasını onaylamaz anlamda salladı."Lütfen."
"İnatlaşma,vereceği varsa da vermez." kulağıma fısıldadı Halil."Biraz süre geçsin kendisi verir."
"Teşekkür ederim." bana karşı iyi bir şey yapma korkusu ile uzaklaştı benden.
"Gezdik, gördük bence." arkamızdan gelen Sefer'in sesi ile onlara döndük."Bir şey çıkmadı komutanım."
"Atın şunun cesedini bir yere,başımıza bela almayalım gelir gelmez." gelir gelmez telefonumu almayı biliyorsun ama yüzbaşı!
Şaka maka da adamı ne ara öldürdü? Büyük ihtimalle biz Boran ile konuşurken öldürmüştü.Silah sesi de duymamıştım oysa.
Demir ile mi öldürmüştü acaba?
Dilan ve Hümra'nın sohbet ederek yanımıza geldiklerini seslerinden anladığımızda bir turda onlara döndük.
"Bende bu kafadan istiyorum." bıkkınlık ile nefesini verdi Halil."Rahatlığa bak."
"Perişanlar?" Dilan ve Hümra'ya seslendim.
"Efendik." Dilan'ın sesi ne kadar mutlu olduklarının kanıtıydı.
"Ayyaş gibi yürüme lan!" Hümra'nın yürüyüşü ile her zaman dalga geçerdim oysa benden güzel yürüyordu.
"Boş boş konuşma." sesinden bile aklına bir şey geldiğini anladım."Ceylin ve Koray yan yana gelmişler."
"Neredeler!"
"Karargâhtalarmış." geldiğimiz yöne doğru gidecekken önümü göremediğim geldi aklıma.
"Şey,telefonumu verir misin?"
"Hiç veresim yok." bugün ki son şansımdı galiba."Kafanız iyi mi?" Dilan ve Hümra'ya döndü.
"Bir milyon."
"Fark ettim." komikti yüzbaşı ama kabullenmek istemiyordu sanki.Ya da sadece hepsi bana sertti.
"Ceylin ve Koray diyorum." yanımıza kadar gelmişlerdi sonunda.
"Lan bu adam ne? Hangi cani yaptı bunu? Adama demir mi soktunuz lan ne yaptınız?" Dilan benim gibi ne olduğunu anlamamıştı."Biz adamın sesini duymadık ki? Duymamız gerekiyordu.Siz bunu nasıl öldürdünüz?"
"Ağzını kapatmak gerekiyor,sesini duymanız çok büyük sıkıntı.Demir ile öldürdüm." Dilan ile çok rahatça sohbet ediyordu yüzbaşı."Cani denen çok ayıptı."
"Telefonunu verir misin?" Hümra'ya yaklaştım hızla.
"Senin telefonun nerede?" telefonu cebinden çıkardı ama sonra geri koydu."Ben verecektim verme dedi."
Arkamı döndüğümde Hümra'ya telefonumu vermemesi için kaşlarını indirip kaldıran yüzbaşı ile karşılaştım.
Neden vermiyordu ki?
"Hoşunuza filan mı gidiyor üzülmem?" Hümra arkamdan susmam için beni dürtse de önemsemedim."Zevk mi alıyorsunuz?"
"Hadi biz gidelim." Hümra'yı önemsemedim ve cevap bekledim.
"Ne yalan söyleyeyim benim çok hoşuma gidiyor." Halil'e baktım,umutsuzca.
"Hadi gidelim." burnumu çekerek Hümra ve Dilan ile geldiğimiz yola ilerledik.İkiside telefonlarının ışıkları ile hem konuşuyor ve hemde birbirlerini görüyorlardı.Ben ise ne kadar sevimsiz olduğumu düşünüyordum.
İsimlerini bile onlardan öğrendiğim kişiler bana düşmanlardı.Neden böyle olduklarını tahmin etmek zor değil.Yıllardır babamın üzerime attıkları suçlar yüzünden bende babam gibi 'terörist' diyerek anılmıştım.
Kurtarmak için gittiğim askerleri öldürmeyi amaçlamışım gibi bir yargı çıkmıştı ortaya.
"İzzet komutan buraya daha önce Türkiye'den asker almamıştı,misafir olarak ve şimdi neden onları aldı?"
"Bilmiyorum Hümra." Dilan karargahın komutanlarından biriydi ve o bile bilmiyordu."Bildiğim tek şey onlarla çok uğraşacağımız."
"Biz sana inanıyoruz Aygen.Sen suçsuzsun." Omzumu okşayan Hümra'ya teşekkür edercesine baktım."Kanıtlayamayız belki ama biz senin arkandayız."
"Sarılalımmm!" kollarını açarak sevinçle gülen Dilan'a aynı şekilde gülerek baktım."İyi,sarılmayalım, bir gün diyeceksiniz keşke sarılsaydık bu kıza ama o gün ben olmayacağım."
"Bunda da bir ölme merakı var ama hayırdır inşallah." Hümra ile güldük,Dilan'a.Dilan ise küsmüş gibi bizden uzak yürüyordu.
"Dilan?" bana bakmadı."Dilan?"
"Hı?"
"Küstün mü?"
🫡=
"Yer altımı mı? Maskeli adam mı?" Başak komutan geldikleri ilk gün böyle bir olaya atılmalarına kızsa da içten içe iyi yaptıklarını düşündü."İlk günden fazla değil mi bu enerji?"
"Çok." dedi Boran Halil'e bakarak.Gülce'ye onu üzmek hoşuna gittiğini söylediği için bozulmuştu.Konu bunu söylemesi değildi,konu...
"Ne oldu aranızda?" Efdal komutanın sesi ile hepsi ayağa kalktı."Oturun Turan timi."
Kendilerine tuttukları evlerde buluşmuş oturuyor ve bir günde yaşadıkları olayları anlatıyorlardı.Efdal komutanım gelmesi bir şoktu.
Efdal komutana ise Başak Albay çoktan anlatmıştı.
"Biraz yorulmuşlar." Bilge lafı toplamaya çalışsa da herkes onun yalan söylediğini anladı.
"Kavga etmediniz umarım hem kendi aranızda hemde başkalarıyla."
"Kavga ve biz...?" Halil ensesini sıvazladı hızlaca."Tövbe."
"Kimle kavga ettiniz?" Efdal biliyordu Turan timinin huyunu.
"Aygen ile." Bilge içini rahatlamış şekilde bir oh çekti.Halil ve Aksel ona kötü kötü baksa da ona kıyamayacaklarını çok iyi biliyordu.
"Aferin size." Efdal komutan koltuklarının birine hızla kuruldu.Diğerleri ise saygıdan dolayı ayaklarını toplayarak oturdular."Kavgadan başka ne yaptınız?"
"Gene kavga." Turan timi 'yuhhh' dercesine baktı Bilge'ye.Her şeyi söylüyordu.
"Konu ondan açılmışken ne düşünüyorsunuz?" Batur'a baktı bizzat çünkü Batur'da bir şeyler olduğunu anlayabiliyordu.
Fotoğrafları gördükten sonra bir umut yeşermişti sanki içinde ve bunu Efdal görebiliyordu.
"Ben sevmedim o kızı." Halil tüm açık sözlülüğü ile konuştu.
"Çok tatlı bu arada." Bilge Halil ile inatlaşırcasına arka arkaya konuştu."Sizin gibi gaddarlar onunla anlaşamıyor."
"Gaddar kötüleri haklarrr." heyecan ve mutlulukla yüksek sesle ufak çaplı bağırdı Boran."Siz hiç izlemediniz mi?" diğerleri öldürecekmiş gibi baktılar Boran'a."Ben çok severim, kaçırmadan da izlerim ama siz dizide izlemezsiniz ki! Ne anlarsınız be siz..."
Mutfaktan çıkan Aksel bir elinde elma diğer elinde elma şekeri ile içeriye girdi.Efdal komutanı görünce asker selamı verdi ardından ise "Ben gaddar değilim çevrem kötü."
Boran ile birlikte sadece ikisi güldüğünde yüzbaşıdan bir bağırış koptu.
"Gaddar kim gösteririm lan size! Hayatımız dizi zaten! Gaddar kötüleri haklarmış! Manyak mısınız siz!"
"Komutanım gaddarı kıskanmış olabilir misiniz?" Boran'a öldüresiye baktı yüzbaşı."Siz ve gaddar...? Kıskanmak...? Sizi gaddar ile aynı tartıya bile koyamaz komutanım."
"Ben bir kalkayım komutanım." Batur Efdal komutanım izni ile hızla evin içinde Boran'ı kovalamaya başladı."Kıskanmak ha! Bu senden mor renkli far mıydı o gözlerinize sürdüğünüz? Her neyse işte! Ona gerek kalmayacak."
⬜⬜⬜⬜⬜⬜🪼🎡⬜⬜⬜⬜⬜⬜
4485 kelimeee🥳🥳🥳
Yorum atmayı unutmayınnnnnnnn
😽🫶🏻
