İçeriğe geç

İntikam Ateşi

Bölüm 7 · 26 dk okuma

İntikam Ateşi

Bölüm 7

7. Oyun Yeni Başlıyor

Ay Önce

Ekrem Ayhanlı:

Bugün benim bu dünyadaki son günüm, hisediyorum. Bugün bu dünyadan göç edecektim ve bundan emindim çünkü bugün ödemem gereken borcun son günü ve az önce beni yanlarına çağırdılar. Ölmekten hiç korkmazdım ama bu sefer korkuyorum çünkü ben bu dünyadan gidecektim ama bu dünyada benim kızım tek başına kalacaktı ve başına bir şey gelmesinden korkuyorum. Evet babasını kaybetmesi de kötü olacaktı ama umarım sadece başına gelecek en kötü olay benim ölmem olur. O kumar masasına oturduğum günlere kaç kere lanetler ettim. Kaç kere kafamı duvarlara vurdum. Umarım Yağmurum'un başına bir şey gelmez. Umarım Yağmurum ben öldükten sonra çok üzülmez ve çok mutlu olur.

Bunları düşünürken o lanet eve tekrar gelmiştim. Arabadan indim ve o eve yürümeye başladım. Kapıda nöbet tutan korumalar beni gördü ve ellerini hemen silahlarına götürdüler.

"Benim, Ekrem Ayhanlı."

Adamlar benim ismimi duyduğu an çok şaşırdılar ve içeriye girdiler kısa süre sonra bana kapıyı açtılar ve içeride ki adamlar kollarımdan tutup beni o şerefsizin odasına götürdüler. Odanın kapısını tıkladılar ve içeriden gelen tok ses ile içeriye girdik. Her zamanki gibi baş koltukta oturup kameralara bakan ve burada ki adı patron olan ve ayrıca borçlu olduğum adam karşımdaydı.

Kollarımı tutan adamlar kollarımı bıraktılar ve odadan çıktılar.

"Seni neden çağırdım biliyor musun Ekrem Ayhanlı?"

Kısa süre düşündüm.

"Sanırım evet." O sıra sigarasından son kez bir duman çekti ve izmariti yere attı. Koltuğunu beni görebilecek şekilde konumlandırdı ve konuşmaya başladı:

"Bugün sana borcunu ödemen için verdiğim zamanın son günü."

"Biliyorum."

"Para? Para ne alemde?"

Sustum.

"Ekrem Ayhanlı! Param nerede?"

"Paran hazır değil."

Bunu dememle içeriyi gür bir kahkaha doldu.

Uzun süre kahkaha attı ve sonra tekrar bana baktı.

"O zaman kesin tekrar benden süre isteyeceksin?"

Maalesef ki evet.

"Evet."

"Tamam. Sana senin için çok kısa ama benim için çok uzun sürecek bir süre daha veriyorum Ekrem Ayhanlı."

"Nasıl yani? Ne kadar süre vereceğini söylemiyor musun?"

"Süren başladı Ekrem Ayhanlı."

Anlamaz gözlerle ona baktım ama zamanım yok gibi görünüyordu.

Kapıya doğru ilerledim. O sıra tekrar konuşmaya başladı.

"Belki bir daha bu odaya giremeyecek ya da göremeyeceksin ama belki kızın girer."

Adımlarım anında dondu ve hızlı bir şekilde koltuğunda oturan adama baktım. Adam sinsi bir şekilde gülüyordu. Keşke yüzünde maske olmasaydı ama maalesef ki vardı.

"Eğer kızıma birşey yaparsan..."

"Evet? Kızına birşey yaparsam?"

"Belki ben burada olmam ama kızım burayı ceheneme çevirir. Eğer şimdu çeviremezse başka bir zaman çevirir ama illa ki bu hayatı sana zindan eder."

Adam yalandan bir tebessüm ile:

"Merakla bekliyorum Ekrem Ayhanlı."

Akşama kadar nasıl para alabilirim diye düşündüm ve artık karar vermiştim. Babamdan para isteyecektim. Yarın evine gideceğim ve ondan borç para isteyeceğim. Babam ile uzun zamandır konuşmuyoruz ama zor durumdaydım ve kızım için bunu yapmak zorundaydım. Oturduğum banktan kalktım ve eve doğru yürümeye başladım. Kısa süre içerisinde evimin olduğu sokağa giriyordum ama o sıra arkamdan araba kornaya bastı. Kafamı arkamda ki arabaya çevirdim ve arabanın içinde 4 adam vardı bir tanesi maskeliydi ve onun kim olduğunu hemen tanıdım bu borçlu olduğum adamdı. Önüme döndüm ve koşmaya başladım. Araba arkamdan geliyordu. Daha hızlı koşmaya başladım ve o sıra çok şiddetli bir ses sonra ise ilk önce kalbimde şiddetli bir acı hisettim sonra da bacaklarımda. Yere düştüm ve vurulduğumu fark etmem çok uzun sürmedi. Vücudumun neredeyse heryeri kan içerisinde kalmıştı ve onca acımın içinde kurşun acısından daha acı bir ses duydum. Yağmurum, kızımın baba diye bağırmasını duydum ve ben ilk defa ölmekten korktum. Yağmur yanıma geldi ve bağırmaya başladı ama onu duymuyordum. Gözlerim kararıyordu. Zorla konuşmaya çalıştım ve:

"Yağmur, kaç kızım"

Gözlerim karardı ve...

Günümüz

Yağmur:

Aybike bana sanki cin görmüş gibi bakıyordu.

"Aybike? Bulabilir misin? Annemin düğününe gitmek istiyorum."

Can ayağa kalktı ve:

"Yağmur? Sen iyi misin? Sabah annenden nefretini kustun üstüne üstlük en sevdiğim kupamı da kırdın. Şimdi gelmişsin annenin düğününe gideceğini söylüyorsun."

"İyiyim, sadece bir süpriz yapmak istiyorum. Ayrıca kupa için özür dilerim kısa süre içerisinde yenisini alacağım.

Aybike'ye döndüm ve:

"Ayyyy Aybike hadi bir cevap ver."

Aybike kendini toparladı ve Beline baktı. Belin ne var der gibi başını salladı.

"Tamam. Bulurum kolay iş." Dedi.

"Harika."

Odaya geri ilerledim ve içeriye girdim. O sıra ne kıyafetimin olduğu aklıma geldi ne de paramın olduğu. Artık yeni evime gitmem lazımdı o yüzden odadan çıktım ve salona geri gittim.

"Ben bir eve gideceğim. Bavullarımı almam lazım."

Belin:

"Bende geleyim seninle."

"Tamam."

Aybike ve Can ayaklandı ama Belin:

"Oturun ve bizi bekleyin."

İkiside yüzlerini asıp koltuğa tekrar oturdular. Belin o sıra çoktan dış kapıya varmıştı. Aybike ve Can'a baktım ve halleri çok komikti o yüzden güldüm ve dış kapıya ilerledim.

"Eminsin demi? İstersen ben alabilirim." Diye sordu Belin.

"Belin o evde sadece bir gün geçirdik. Merak etme bir şey olmaz ayrıca ben o adamdan artık nefret ediyorum ."

"Hiçbir kız çocuğu babasından nefret edemez. Etmek ister ama her zaman ufakta olsa içinde baba sevgisi kalır."

Doğru söylüyordu ama umursamamaya çalıştım ve kapıyı açıp karşı daireye yürüdüm. O sıra anahtarımın olmadığı aklıma geldi.

"Bir sorunumuz var."

Belin ne der gibi baktı.

"Anahtarım yok."

"Ne?"

"Anahtarım yok dedim."

Belin nefesini sesli bir şekilde verdi ve:

"Gel benimle."

"Nereye?"

O sıra merdivenlere ilerledi ve merdivenlerden yukarıya doğru çıkmaya başladı. Onu takip ettim ve konuşmaya başladı:

"Apartmanınızın en tatlı hanımefendisi ayrıca bizim annemiz olan Eylül teyzenin yanına gidiyoruz."

"Neden?"

"Çünkü Eylül teyze sizin evin sahibi ve onda illa ki anahtar vardır."

Anlamış gibi başımı salladım ama Belin önümde olduğu için görmedi. 2 kat çıktıktan sonra Eylül teyzenin dairesine gelmiştik. Belin kapıyı tıkladı. Ve kapıyı saçları kıvır kıvır ve bembeyaz olan hafif tombul bir teyze açtı."

Belini gördüğü anda:

"Belin! Kuzum" Dedi ve Beline sarıldı. Belinde ona sarıldı ve kısa bir süre o şekil durdular. Sonra Eylül teyze beni gördü ve:

"Bu güzel kız kim Belin?"

O sıra yüzümde morluklar olduğu için Belin alttan alttan güldü ve güldüğünü görünce ona öldürücü bakışlar attım.

"Bu Yağmur, Eylül teyze. Eski kiracın."

Eylül teyzenin gözleri büyüdü ve yanıma geldi:

"Başın sağolsun kızım."

"Sağolun Eylül teyze."

"Babasızlık zordur kızım." Dedi ve kolumu okşadı. O sıra Belin:

"Eeeee Eylül annem acaba bize evin anahtarını verir misin? Daha doğrusu sende evin anahtarı varmı?"

"Ayyy tuttum sizi. Var var hemen getireyim bekleyin burda."

Eylül teyze içeri girdi.

"Çok tatlı biri."

"Ne demezsin. Sen bakma bu tontona tatlı durur ama zehir gibi zekası var."

"Ne?" Deyip gülmeye başladım. Belinde bana katıldı ve:

"İnanmıyor musun? Peki zamanla anlarsın."

O sıra Eylül teyze kapıda belirdi ve elinde de bir adet anahtar vardı. Bana yöneldi ve anahtarı almam için elini uzattı. Anahtarı ondan aldım ve:

"Teşekkür ederim. İşim bitince hemen geri getiririm."

"Tamam kızım akşam getirirsin. Belin kızım akşam gelin sizi özledim kaç gündür gelmiyorsunuz kızım."

Belin gülümsedi ve:

"Eğer o harika yaprak sarmalarından yaparsan geliriz."

Eylül teyze gülümsedi ve:

"Yaparım yaparım."

"Tamamdır o zaman akşam sendeyiz annem."

"Tamam kızım."

"Kızım sende gel tamam mı."

Gülümsedim ve:

"Tamamdır Eylül teyze."

Eylül teyze kapıyı kapattı ve elimde ki anahtarı baktım ve derin bir nefes çektim içime ve merdivenlerden inmeye başladım. Hemen arkamdan Belin geliyordu ve merdivenlerin son basamağınıda indim, kapının yanına geçtim. Anahtarı kapı girişine soktum, çevirdim ve kapı hafif cızırtılı bir ses ile açıldı. Uzun zamandır girilmediği için heryer toz içindeydi. Bavulum salondaydı ve babamın bavulu ise hemen yanındaydı. Bavullara doğru ilerledim, babamın bavulunu elime aldım sonra da kendi bavulumu elime aldım ve etrafa şöyle bir göz attım. Belin tam kapının önündeydi ve çok gergindi. Sanırım ağlamamadan korkuyordu ama daha yeni tanıştığı biri için niye bu kadar endişeleniyordu? Burada çok kalmak istemediğim için bu düşünceyi sonra düşünmeye karar verdim. Bavullarla kapıdan çıkacaktım ama koltuğun üzerinde cep telefonumu gördüm ve sevinçten neredeyse bağırıyordum ve telefonumu elime aldım. Tabii ki şarjı yoktu ama sorun değildi sonuçta telefonumda bendeydi artık. O kadar olayın içerisinde telefonumu unutmuşum. Acaba başka odalarda unuttuğum birşey var mı diye düşünerek bavulları bıraktım ve diğer odaları gezmeye başladım. Bir odanın önünde durdum.Babamın kalacağı ama asla kalmadığı odaydı burası kapıyı açtım, içeriye girdim. Odada hiçbir şey yoktu ama kaloriferin üzerinde katlanmış bir kağıt vardı. Kağıdı almak için kalorifere yöneldim ve notu elime aldım ve açtım. Bu not babamdan bana yazılmıştı. Kağıda şunları yazmıştı:

Sevgili kızım Yağmur. Yağmurum senden çok ama çok özür dilerim kızım. Evet biliyorum bana baya kızgınsın hatta baya sinirlisin Belki de benden nefret ediyorsun. Bilmiyorum ama bilmeni istiyorum ki ben gerçekten çok ama çok rezil bir insanım. Seni düşünmeden bu boktan işlere karıştım ve şu an yanında değilim. Biliyormusun kızım ben ölümden iki kere korktum birincisi sen doğdunda seni kucağıma verdikleri zaman ben ilk defa o zaman ölümden korktum. İkincisi ise şu an korkuyorum çünkü ben borcu ödeyemiyorum kızım. Ve ben karar verdim sırf senin için deden ile konuşup ondan para isteyeceğim. Eğer ölürsem benden sonra başına hiçbir şey gelsin istemiyorum eğer olursa kahrolurum. Yağmur kızım sakın ama sakın anne'ne inanma sakın kızım. Sakın onun oyunlarına düşme!

Seni kandırmak isteyecektir ama sen sakın inanma kızım. Çok uzattım Eğer yaşarsam bu notu sana asla göstermeyeceğim ama eğer ölürsem ve şu an okuyorsan sakın ağlama kızım.

Yazdıklarımı sakın unutma Yağmurum.

Seni çok seven Baban.

Ellerim titriyordu ve ne yapacağımı bilmiyordum. Kağıdı katladım ve cebime sıkıştırdım. Babamın neden anneme güvenmemem için bu kadar ısrar ettiğini düşündüm. Zaten o kadına son olanlardan sonra asla güvenmezdim. Ama babam neden bu kadar anneme güvenmemem gerektiğini ve söylediğini anlayamamıştım. O sıra Belin odanın kapısında belirdi.

"Yağmur? İyi misin? Hadi çıkalım artık." Dedi. Notu elim ile sıkıştırdım.

"Tamam."

Odadan çıktım ve salona ilerledim. Telefonumu ve bavullarımı alıp daireden çıktım. Belin arkadan kapıyı kilitledi. Yeni evime ilerledim ve kapıyı çaldım. Kapıyı Can açtı:

"Ay nerede kaldınız? Kesin Eylül teyze tuttu sizi." Dedi ve güldü.

Belin:

"Akşam Eylül teyze'ye gidiyoruz."

"Yaprak sarma var mı?" Diye sordu Can.

"Özellikle onu istedim."

"Offf sen bu evin bir tanesisin be." Dedi ve Belinin yanaklarını öptü. Belin hafif tebesüm ile Can'a baktı ve yanaklarını sıktı.

"Aybike nerede?" Diye sordum.

Can:

"İşe gitti."

Belin:

"Aaaaa iş demişken ben işe geç kalıcam." Dedi ve saatine baktı.

"Hadi akşam görüşürüz benim gitmem lazım."

"Görüşürüz." Diye cevapladı ve Belin evden çıktı. Evde Can ile tek kalmıştım ve ikimizde birbirimize baktık ve bir anda nedensizce gülmeye başladık.

"Neden güldük bir anda?" Diye sordum.

"Bilmem, ben gülmek istedim." Diye cevapladı.

"Eeee biz ne yapacağız şimdi?"

"Gel dizi izleyelim."

Başımla onayladım ve salona geçtik.

Oturdum ve:

"Ne izleyeceğiz?" Diye sordum.

"Senin istediğin bir dizi varsa onu açabiliriz."

"Bana fark etmez. Sen aç izlerim."

Can başıyla onayladı ve Netflix'i açtı. Uzun bir süre düşündü ve sonunda ne izleyeceğine karar veremedi ve Netflixden çıktı. Sonra aklına bir film gelmiş gibi nir animasyon filmi açtı. Filmin adı Ters Yüz'dü. Hiç izlememiştim ve daha filmin başlarındayken animasyonu çok sevmiştim.

"Benim en sevdiğim animasyon bu."

"Sanırım animasyon izlemeyi seviyorsun."

Bana baktı ve gülümseyerek başını aşağı yukarı salladı. Kıvırcık saçları yüzünü o kadar tatlı gösteriyordu ki yanaklarını sıkmak istedim. Ama yapmama kararı aldım.Karnım acıkmaya başlamıştı.

"Karnım acıktı ya. Gel bir şeyler hazırlayalım."

Can bana baktı ve:

"Yemek yapmayı biliyormusun?" Diye sordu.

Sorun şu ki ben yemek yapmayı bilmiyordum. Eskiden yemekleri evimizde ki aşçı yapardı. Uğraşmak istesemde annem izin vermezdi.

"Sende mi bilmiyorsun."

"Hayır, bende bilmiyorum."

"Harika! Neyse tamam bir şeyler yapmaya çalışırız." Can beni kafasını aşağı yukarı salladı, ikimizde oturduğumuz koltuktan kalktık ve birlikte mutfağa gittik. Mutfağa girdiğimizde Can elindeki kumandayı ağzına doğru tuttu ve:

"Evet sayınseyirciler şu an Yağmur hanımın evindeyiz. Yağmur Hanım bugün bize ne yapacaksınız?" Güldüm ve sözde mikrofon olan kumandaya doğru konuşmaya ve sanki karşımda bir kamera varmış gibi karşıma bakıp konuşmaya başladım.

"Ben çok yetenekli biri olduğum için, bugün sizlere tost yapacağım"

Can bana cidden bunu mu yapacaksın der gibi baktı ve benim baktığım yere bakarak konuşmaya başladı:

"Evet sayınseyirciler duyduğunuz üzere bugün bu rez- ay pardon bu yetenekli yarışmacımız bugün bizlere tost yapıyor."

Can'a öldürücü bakışlar attım. Can ise ne var der gibi başını salladı ve konuşmaya başladı:

"Yani Yağmur kusura bakma hakikaten çok vizyonsuzsun."

"Bana diyene bak sanki kırk çeşit yemek yapabiliyorsunda konuşuyorsun." Dedim.

Can bana gözlerini devirdi ve buzdolabına yöneldi. Buzdolabının açtı ve içinden kaşar peyniri ve sucuk çıkardı. Ve malzemeleri bana uzattı.

"Al, bunlar ile yap! Yani yapalım."

Elinden kaşar peynirini ve sucuğu aldım, tezgaha koydum.

"Ben sucukları keseyim sende kaşar peynirini kes." Dedim.

Can kaşarpeynirlerini kesmeye başladı. Bende sucukları kesmeye başladım.

Aradan beş dakika geçmişti ve ikimizde hem kaşarpeynirini hemde sucukları kesmiştik.

"Tost ekmeği var mı?"

"Hayır yok, ama kahvaltıdan kalan kesilmiş ekmekleri kullanabiliriz. Nasıl olsa ikimiz yiyeceğiz sadece."

"Tamam getir ekmekleri."

O sıra aklıma cebimde ki not geldi. Odaya yönelmek için mutfaktan çıkıyordum ki Can:

"Nereye?" Diye sordu. Ona döndüm:

"Tuvalete gidip geliyorum." Dedim. Can başıyla onayladı. Hızlıca tuvalete giriyormuş gibi yaptım ve kaldığım odaya gittim. Notu cebimden çıkardı ve yorganımın içine koydum. Hızlıca odadan çıktım ve sanki tuvaletten çıkıyormuş gibi yaptım. Kısa süreliğine neden gizlice yaptığımı sorguladım ama zaman kaybetmeden mutfağa gitmem lazımdı çünkü içeride ki beceriksiz çocuk evi başımıza yıkabilirdi. Mutfağa girdiğimde Can bana baktı. Bende ona baktım ve ekmeklerin içine sucuk ve kaşar koyuyordu.

"Oh tamam evi başımıza yıkmamışsın."

Can yapmacık birşekilde güldü.

"Çok komiksin."

Havadan öpücük attım, bende ekmeklerin içine sucuk ve kaşar koydum. Can o sıra tost makinesinin kablosunu prize soktu ve tost makinesini çalıştırdı.

"Ay çok sıkıcı. Şarkı açacağım."

Can telefonunu cebinden çıkardı ve kısa süre sonra küçükken en sevdiğim grup olan ve o grubun en sevdiğim şarkılarından olan Grup Hepsi- Yalan açmıştı. Şarkıyı duyar duymaz hemen Can'a baktım.

"Sen kaliteden anlıyorsun be."

"E herhalde anlayacağım."

Tostlarımızı tost makinesine koyduk ve tost makinesinin kapağını kapattım. Birlikte dans edip bağırarak nakaratı söylemeye başladık:

Güne açan çiçekler gibiyiz

Yalan, yalan

Öyle saf ki sevgimiz

Yalan, yalan

Ayıramaz bizi hiç kimse

Yalan, yalan

Ölene dek beraberiz

Yalan, yalan

Şarkının darbuka bölümü geldiğinde Can öyle bir kıvırmaya başladı ki şaşkınlıktan ağzım açık kaldı çok uzun sürmeden bende ona katıldım ve beraber kıvırmaya başladık.

"Ooo Yağmur Hanım ne marifetler var sizde."

"Sizde az değilsiniz Can Bey."

Şarkı bittiğinde ikimizde alkış tuttuk ve birbirimize sarıldık. O sıra içeriyi sanki bir şey yanmış gibi bir koku sarmıştı.

"Yağmur?"

"Efendim Can."

"Seninde burnuna sanki bir şey yanıyormuş gibi bir koku geliyor mu?"

"Sende mi aldın o kokuyu."

Uzun süre sarılı kaldığımızdan kollarımı Can'nın belinden çektim.

"Komşulardan geliyordur galiba."

"Sanırım."

Uzun süre sessiz kaldık ve sanki ikimizde aynı anda hatırlamış gibi gözlerimizi büyüdü ve tost makinesinin olduğu yere yavaşça baktık.

"Siktir! Tostları unuttuk." Can hızlıca tost makinesinin kablosunu prizden çekti ve tost makinesin kapağını açtı. Yardım etmek için yanına gittim ama gördüğüm manzara beni resmen hüsrana sürükledi.

"Tostlar yanmış."

Utandığım için birşeyler uydurdum.

"Bence yenir ya o kadar da yanmamış."

"Resmen yanmış kızım. Göt kıvırmaktan tostları unuttuk."

Son dediği cümleden sonra gülmeye başladım.

"Tost işi de çöp oldu."

Can kolunda ki saate baktı.

"Zaten bizimkilerde birazdan gelir. Unutmadın umarım akşam Eylül teyzeye gidiyoruz."

"Unutmadım merak etme."

"He yani sadece 5 dakika önce yaptığımız tostu unutuyorsun ama Eylül teyzeye gideceğimizi unutmuyorsun."

Gözlerimi devirdim.

"Can senin şu sanki benden çok farkın varmış gibi konuşmalarını nasıl düzelteceğiz?"

"Ne yalan mı?"

"Yalan."

"Değil!"

"Yalan!"

"Değil!"

"Ay tamam değil."

Can zafer kazanmış gibi gülümsedi.

"Peki tostları napıcaz?" Diye sordum.

"Çöpe atmaktan başka çaremiz yok gibi gözüküyor." Dedi ve tostları makinenin içinden aldı ve çöpe attı.

Mutfaktan çıktık ve animasyonu geri kalanını izleyip bitirdik. Çok eğlenmiştim. Cebimde olan telefon aklıma geldi.

"Can. Sizde telefonuma uygun olan şarj aleti var mı?"

Can kısa bir süre düşündü ve başıyla onayladı.

"Bekle hemen getireyim." Ayaklandı ve salondan çıktı.

Koltuğa geri oturdum ve derin bir nefes çektim içime. O sıra evin içini zil sesi doldurdu. Koltuktan kalkıp kapıya yöneldim. Kapının deliğinden baktığımda Belin ile Aybike'nin yine tartıştığınız gördüm, gülümseyerek kapıyı açtım.

"Hoşgel-"

"Ya Belin! Neden karışıyorsun belki çocuk benimle konuşmak isteyecekti!"

"Aybike! Kızım senin beynin protez mi? Anlamıyor musun gerizekalı kardeşim o çocuk neredeyse zaten tüm mahallede ki kızlarla konuştu. Hadi diyelim o aptal, kızım sen niye sazan balığı gibi atlıyorsun. Salak mısın diye sorucam ama salaklara acıdım."

"Noluyor ya?" Can elinde şarj aleti ile kapının önünde belirdi.

"Aybike hanım yine nerede aptal erkek varsa oraya uçtu bende engel oldum diye azar yedim."

Can gözlerini devirdi. Üçünün arasında olmak nedense bana çok özel geliyordu. Acaba ne zamandan beri birliktelerdi?

Can'nın bana seslenmesi ile düşüncelerimin içinden çıktım, ona baktım. Elinde bir adet şarj aleti vardı. Elinden aldım ve odaya gidip şarj aletini prize taktım. Kapıya baktım, kimsenin olmadığını görünce yorganımı çektim. Notu alıp tekrar okumaya başladım. Babam sürekli annemden uzak durmamı istiyordu. Ama ben onun düğününe gidecektim. Acaba babam bir şey mi biliyordu? Düğününe gitmem doğru yol mu acaba? Bir anne kızına oyun oynayamaz o kadar vicdansız olamaz. Adı üstüne o bir anne diye düşündüm. Telefonum biraz şarj olduğunda telefonumu açtım. Bir sürü mesaj vardı. Hepside arkadaşlarımdandı. Hepsine mesaj vermeye başladım. O sıra mesaj kutumun altlarında eski arkadaşım Merve'nin mesajını açtım.

Merve:

Özür dilerim.

Dalga geçer gibi güldüm ama umursamadım çünkü daha önemli işlerim vardı. Merve'yi engelledim ve mesaj kutumda gezinmeye devam ettim. Aradığım tek bir mesaj vardı o da annemdi. Bana mesaj atmışmıydı? Mesajların sonuna kadar indim ama annemden bir tane bile mesaj yoktu. Bir anne nasıl olur da kızını merak etmez. Başını sağa sola salladım ve içimden

"Sana harika bir süpriz yapayım da bir kızın olduğu aklına gelsin Almina hanım."

Odanın kapısı açıldı, içeriye Aybike girdi.

"Yağmur, ben düğünün nerede olacağını buldum."

"Süper. Nerede olacakmış?"

"Numaranı ver sana mesaj olarak atayım konumunu."

"Tamam."

Telefon numaramı verdim ve Aybike bana konumunu attı. Buraya çok uzak değildi.

Düğüne daha 3 ay vardı. O yüzden rahattım. Düğün tarihleri 24 nisandı ve bende 26 nisanda doğmuştum.

Ben konumunu daha iyi anlamak için telefona odaklanmıştım ama gözlerim bir anlığına Aybike'ye kaydı, Aybike elinde babamın bana yazdığı notu okuyordu. Hızlıca notu elinden aldım. Sesimi yükseltip:

"Aybike neden izin almadan okuyorsun notu?"

"Özür dilerim. Kendimi tutamadım. Baban sana not yazmış, ne güzel."

Yüzüne baktım ve Aybikenin gözleri dolmuştu.

"Aybike? iyi misin?"

"İyiyim. Sadece babandan bir not alman biraz duygulandırdı beni. Ben babamdan bir not bile alamadım."

Onların aileleri neredeydi bunu hiç sorgulamamıştım.

"Baban, baban yaşamıyor mu?"

"Bilmiyorum, beni terk etti. Annem ise zaten ben küçükken öldü."

Aybike hemen yanıma oturdu ve konuşmaya devam etti:

"Babam ile birlikte lunaparka gitmiştik çünkü o gün benim doğum günümdü. Oyuncaklara binemiyordum çünkü oyuncaklar için yeterli paramız yoktu. Çocuksun ve lunaparka gitmişsin ama oyuncaklara binemiyorsun. Ama ben üzgün değildim çünkü babam bana

Eğer o oyuncaklara binersem büyümeyeceğimi söylüyordu. Bende o zamanlar büyümek istiyordum. O yüzden binmiyordum sadece binenleri izleyip onlarla dalga geçiyordum. Lunaparka gezerken elma şekeri gördüm ve babamdan elma şekeri alabilirmiyiz diye sormuştum. Babam cebinden para çıkardı ve bana verdi. Bana dedi ki git al ben seni burada bekliyorum. Ama gözleri dolu dolu söylemişti bunları. Babama aslan babacığım demiştim ve onu öpmüştüm.

Babamda beni öptü. Ben bir hevesle elma şekeri aldım ama geri döndüğümde babam yoktu. Onu heryerde aradım ama bulamadım."

Gözlerim dolmuştu. Aybike bana baktı, konuşmaya devam etti:

"Annemide ilaç alacak paramız olmadığı için kucağımda kaybettim. Annem benim kucağımda öldü Yağmur." Ağlamaya başladı, hemen ona sarıldım. Ne diyeceğimi bilemedim. Sadece sarıldım ve saçlarını okşadım. Uzun bir süre o şekil durduk.

"Yaşadıkların bir çocuk için çok üzücü."

"Yağmur?"

"Efendim."

"Babam beni sevmediği için mi terk etti?"

Kollarımı ondan çektim ve yüzüne bakarak konuşmaya başladım:

"Hayır! Dediğin gibi babanın maddi durumu çok kötü durumdaymış o yüzden seni bırakmak zorunda kalmış. Eminim ki baban seni çok seviyordu. Belki hala daha seviyordur." Aybike gözyaşlarını sildi ve yataktan kalktı.

"Belki..." Dedi.

Buruk bir şekilde tebesüm ettim. Kapıya yöneldi o sıra kapı açıldı ve içeriye Can girdi. Yüzümde yaş olduğunu hissettiğim için gizlice gözlerimi silmeye başladım.

"Siz ikiniz ne yapıyorsunuz burada?"

Aybike ile birbirimize baktık.

"Yağmur yine bir sinir krizi geçiriyordu ben onu durdu-"

Can, Aybikenin sözünü kesti ve:

"Ne!" Diye bağırdı ve hızlıca odayı terk etti. Aybikeye baktım.

"Noluyor ya?" Dedim. Aybike'de anlamamıştı ne olduğunu. Yataktan kalktım, notu tekrardan yorganın içine koydum.

"Belin ve Can'a bahsedecek misin?" Diye sordu.

"Olabilir ama şimdilik kalsın daha önemli bir işim var."

Aybike başıyla onayladı ve odadan çıktı. Bende hemen arkasından odadan çıktım. Mutfaktan Belin ve Can'nın atışmaları geliyordu. Mutfağa girdiğimizde Can sandalyede oturmuş elinde de üç adet kupa tutuyordu. Benim girdiğimi gördüğü an kupaları daha sıkı tuttu. Belin gülmeye başladı ve başını sağa sola salladı.

Aybike'de ne yaptığını anlamış gibi gülmeye başladı. Ama ben hala ne yaptığını anlamamıştım. Aybike'nin kullağına "Can şu an ne yapıyor ben anlamadım?" Diye sordum.

Aybike bana döndü ve kullağıma eğildi

"Sinir krizi geçirdiğinde Can'nın en sevdiği kupayı kırdın. O yüzden diğer kupaları kırmaman için bir anne edasıyla kupalarını senden koruyor."

Aybike'ye baktım ve istemeden yüksek sesle kahkaha attım. Can hem bana hem de Aybike'ye baktı. Güldüğümü görünce sesli bir şekilde nefesini verdi.

"Aybike! Hani bu kız sinir krizi geçiriyordu?" Aybike başını sağa sola salladı.

"Salak! dinlemedin ki. Yağmur sinir krizi geçirmek üzereydi, bende onu sakinleştirdim diyecektim ama sen hemen odadan çıktın."

Can dikkatli bir şekilde bana baktı. Bende ona baktım ve rahatlaması için konuşmaya başladım:

"Merak etme Can iyiyim ben."

"Ay harika."

Gözlerim Beline kaydı. Börek yapmıştı, yaptığı rulo halinde ki börekleri teker teker fırın tepsisine diziyordu.

"Belin, yardım ister misin?"

Belin bana baktı, gülümseyerek:

"Börekleri'de yakmayacaksan yardım edebilirsin." Dudaklarımı büktüm ve o sıra Aybike bana döndü, kaşlarını sorgularmışcasına kaldırdı.

"Sen birşey mi yaktın?"

"Hemde ne yakma." Dedi Can.

Can'a baktım, sanki yaktığımız tostları ben yakmışım gibi davranıyordu.

"Senin yüzünden oldu. Açtın şarkı dans etmeye daldık yaptığım o güzel tostlar yandı."

Belin gülmeye başladı ve başını sağa sola salladı.

"Bir kere dans etmeye başlayan sendin! Ben değildim."

"Ben mi? Şarkıyı açan sendin."

"Tostları sen yapıyordun benim bir suçum yok."

"Can?"

"Efendim."

"En sevdiğin kupa hangisi?"

Can oturduğu sandalyeden ayağa kalktı

"Beni kupalarımla mi tehdit ediyorsun?" Dedi.

"Ay! Tamam" Diye bağırdı Aybike.

Belin fırın tepkisini fırına koydu ve fırının kapağını kapattı ve bize döndü:

"Cidden ama yeter kavga etmeyin birbirinizle. İkinizde suçlusunuz." Dedi.

"Ama Yağ-"

"Can! Yağmur kırmadan ben kırıcam şimdi kupalarını." Diye bağırdı Belin.

Can gözlerini kocaman açtı, Beline baktı. Parmağını bana kaldırıp Belin'e

"Bu kızdan beklerdim ama senden beklemezdim Belin." Dedi ve mutfağı terk etti. Kızlarla beraber biraz masada oturduk sonra ben odaya çekildim. Telefonumla biraz vakit geçirdim.

Öğlen'den beri odada kaldım. Sonra Can Eylül teyze'ye gideceğimizi haber verdi. Odamdan çıktım banyo'ya girdim. Saçımı at kuyruğu yaptım. Banyodan çıktım ve dış kapıya ikerledim. Belin ile Can orada bizi bekliyordu. Aybike'de gelince evden çıktık ve üst kata çıkmaya başladık. Belin'nin yaptığı börekler o kadar güzel kokuyordu ki yemek için sabırsızlanıyorum.

Üst kata çıktık ve Aybike zile bastı. Kısa süre sonra Eylül teyze bize kapıyı açtı. Kapıyı açmasıyla birlikte içeride ki nefis yemek kokuları bizi harika bir şekilde karşıladı.

Eylül teyze hepimizi karşıladı ve içeriye girdik. İçeride bizi bir süpriz daha bekliyordu. Eylül teyzenin bir adet de tekir kedisi vardı. Aşırı tatlıydı ve hemen Belin'nin kucağına atladı. Belin kediye sarıldı ve onu sevmeye başladı. Can Eylül teyzeye dönüp konuşmaya başladı:

"Eylül annem! Canım annem. Annelerin en ama en güzeli."

Eylül teyze bilmiş bir şekilde Can'a bakıyordu. Can tıkandı ve yeni kelimeler türetmeye çalıştı ama maalesef ki bulamadı.

"Olmadı demii?" Diye sordu Eylül teyze.

"Olmadı mı?"

"Oldu oldu gel buraya eşek sıpası seni." Dedi ve kollarını açtı. Can Eylül teyze'ye sarıldı. Kısa süren sarılmadan sonra Eylül teyze bir anda Can'nın kulağını çekti. Hepimiz şok olmuştuk. Evin içini Can'nın çığlıkları doldururken Eylül teyze kulağını çekmeyi bıraktı.

Can kulağını tuttu.

"Neden?" Diye isyan etti.

"Sen biliyorsun neden olduğunu." Can bir şeyler hatırlamış gibi bir anda durdu ve Eylül teyze'ye baktı.

"Yine ne yaptı?" Diye sordu Belin.

"Boşverin kızım ben halletim."

Belin Can'a öldürücü bakışlar attı ve balkona doğru yürüdü.

"Kızım, sende hoşgeldin."

Eylül teyzeye döndüm, gülümseyerek:

"Hoşbuldum." Dedim. Eylül teyze kollarını iki yana açtı ve ona sarılmamı bekledi. Onu çok bekletmeden sarıldım ve kısa süre o şekil durduk.

"Hadi geç bakalım sevecek misin Eylül annenin yemeklerini."

"Şimdiden evet diyorum." Dedim, güldüm. Balkona çıktığımda harika bir manzara beni karşılamıştı. Eylül teyze mantı ve sarma yapmıştı ve birkaç meze ile masayı süslemişti. Hepimiz bir masaya baktı bir Eylül teyze'ye baktık. Eylül teyze bize baktı ve kaşlarını kaldırdı. Elleriyle masayı işaret etti, sandalyesine oturdu. Hepimiz teker teker masalara oturduk ve yemekleri yemeğe başladık. Belin bir şey unutmuş gibi masadan kalktı, kısa süreliğine yanımızdan ayrıldı. Geri geldiğinde elinde iki adet rakı şişesi vardı.

"Anne buz var mı?" Diye sordu Belin.

Belinin annesi Eylül teyze mi? Diye düşünmeye başladım.

"Buzdolabına bak orada olması lazım kuzum." Eylül teyze bana döndü:

"Hepsi benim manevi çocuklarım. Gerçek annesi değilim." dedi.

Şaşırmış birşekilde Eylül teyze'ye baktım. Eylül teyze ise umursamadan elinde ki bardaktan su içmeye başladı. Belin balkona geri geldiğinde herkesin bardağına rakı koydu. Eylül teyzede dahil herkes bardakları tokuşturdu ve içmeye başladı. Uzun zamandır alkol almıyordum o yüzden rakının tadından dolayı yüzümü ekşittim ama sonrasında içmeye devam ettim. Gözlerim boğaz manzarasına kesildi ve izlemeye başladım. Güneş batıyordu, gökyüzünde harika bir görüntü oluşmuştu.

"Manzara nasıl ama? Harika değil mi?" Diye sordu Eylül teyze.

Gözlerim Eylül teyzeye kaydı. Eylül teyze rakıyı sek içiyordu.

" Manzara çok güzel de Eylül teyze yani maşallah sek içmek de cesaret ister." Eylül teyze güldü.

"Bu içtiklerimin arasında hiçbir şey birgün beraber çıkalım sen o zaman gör Eylül teyzeni. Yaşımız elli dört ama bak sapasağlam duruyorum." Hepimiz gülmeye başladık. Uzun zaman sonra bu kadar eğlenmek iyi gelmişti.

Can eline telefonunu aldı. Her zaman ki gibi şarkı açtı.

Açtığı şarkıda Tarık Mengüç- Şakşuka'ydı. Eylül teyze ile Can ayağa kalktı ve dans etmeye başladılar. Aybike sarhoş gözlerle onlara bakıp gülümseyip duruyordu. Belin ise alkış tutmaya başladı. Bir yerden rakısını içiyor bir yerden de alkış tutuyordu. Bardağım da ki yarım kalan rakıyı da içtim, bardağıma yenisini koydum. Aybike de aralarına girip dans etmeye başladı. Ben ve Belin ise sürekli içip duruyorduk. Dayanamadım bir süre sonra bende aralarına katıldım. Belin ise elinde telefon ile bizi video'ya çekiyordu. Biraz oynadıktan sonra masaya geri geldim biraz daha içtim ve masadan kalkıp dans etmeye devam ettim. Aradan saatler geçti ama biz hala dans edip içiyorduk. Can masaya çıkıp dans ediyordu. Eylül teyze ise Can'a alkış tutuyordu. Aybike ise elinde ki rakı bardağıyla ordan oraya koşup dans ediyordu. Belin ise sadece oturup bize gülüyor ve içmeye devam ediyordu. Hepimiz onunda kalkması için zorladık ama kimse onu yerinden kaldıramadı.

Gecenin sonunda hepimiz sarhoş bir şekilde masada oturup boğaz manzarasını izliyorduk. O sesizliğin içinde bir anda gülmek istedim ve kendimi tutamadım. Sesli bir şekilde güldüm. Herkes bana baktı ve kısa süre sonra herkes bana katıldı. Hepimiz sadece güldük. O sıra karşı apartmandan biri bize bağırdı, hepimiz sustuk. Eylül teyze:

"Hadi artık yatalım çocuklar. Yeter bu kadar eğlence." Dedi.

Belin ayağa kalktı ve Aybikeyi tutup masadan kaldırdı. Can masadan kalktı, kolumdan tutup beni ayağa kaldırdı. Birlikte sağa sola çarpa çarpa dış kapıya kadar ulaştık. Hepimiz Eylül teyze ile vedalaştık, evden çıktık. Can ile merdivenleri zar zor indik ama sonunda kendi evimize ulaştık. Belin sakin bir şekilde kapıyı açtı. İçeriye geçtik, Aybike ışıkları açtı.

"Hadi herkes odasına." Dedi Belin. Can'nın kolundan tutuyordum ki Can kolunu çekti.

"Ben kendim giderim. Ben çocuk değilim Yağmur biliyon mu?"

Aybike gülerek yanından geçtivr odasına geçti. Can yanımdan geçti, sendeleyerek odasına gitmeye çalıştı ama ayağının kaymasıyla yere düşmesi aynı anda oldu. Belin ile gülmeye başladık ama Can yerden kalkmadı. Belin korkuyla Can'a baktı, o sıra evi Can'nın horlama sesleri doldurdu. Belin'e baktım ve gülmeye başladım. Belin ise ciddi bir şekilde Can'ı yerden kaldırdı ve zorda olsa yatağına yatırdı.

"Yağmur, sana benim pijamalardan birini vereyim. Bekle sen geliyorum." Dedi. Başımla onayladım ve Belini bekledim. Belin odaya elinde pijama takımı ile geldi ve takımı bana uzattı. Sonra sanki bir şey hatırlamış gibi odada mi bavullara baktı ama yine de uzattı.

"Bunlarla idare et bir ara senin için alışverişe çıkalım." Dedi.

Başımla onayladım, pijamayı giymeye başladım. Belin kapıya yöneldi. Kapının önünde durdu ve bana baktı.

"İyi geceler Yağmur."

"İyi geceler."

3 Ay Sonra:

Bugün günlerden 23 Nisan 2018. Yarın annemin düğünü var. Aybike zorla beni elbise bakmaya zorladı. Sabah erkenden kalktık, beni düğün için elbise arayışına soktu. Babamın bavulunda cüzdanını buldum ve bana neredeyse daha beş ay yetecek kadar para olduğunu öğrendim. Belin kolumdan tuttu, beni bir mağazaya sürükledi. Mağaza vitrininde ki kırmızı elbiseyi çok beğenmiştim. Aybike baktığım yere baktı sonra gururla bana baktı.

"Aferin. Seçimlerin harika be kızım."

Koşarak içeriye girdik ve oranın çalışanı bize doğru yürümeye başladı.

"Buyrun nasıl yardımcı olabilirim?"

"Merhaba, acaba biz şu vitrinde ki elbiseyi deneyebilir miyiz? Yani daha doğrusu arkadaşım deneyecek. Annesinin düğünü var da."

Aybike'nin son dediği cümleden sonra öksürmeye başladım ve çaktırmadan kolunu cimcirdim. Aybike ufaktan inledi. Adam ise şaşırmıştı ama hemen kendine bir düzen verdi ve konuşmaya devam etti.

"Tabii ki siz şöyle geçin hemen getiriyorum."

"Teşekkürler." Dedim ve Aybike'ye döndüm.

"Aybike! Kızım sen salak mısın? Neden adama annemin evlendiğini diyorsun?"

"Ay, heyecandan ne yaptığımı anlayamadım kusura bakma."

Tam konuşmaya başlayacaktım ki çalışan elinde istediğimiz kırmızı elbiseyle yanımıza geldi.





Elbise çok sade ve güzeldi. Kıvırcık olan turuncu saçlarımla da uyumlu olacağını düşündüm ve bu elbiseyi alma kararı aldım. Ayakkabı olarak da siyah bir topuklu ayakkabı tercih ettim. Aybike içinde bir kaç ufak hediye aldım ve eve döndük. Evde Belin ve Can'a elbiseyi gösterdim, ikiside çok beğendi. Yarın annem için çok büyük bir süpriz olacaktı.

24 Nisan 2018

Üzerimde dün aldığım kırmızı elbise duruyordu. Ve elbiseye yakışacak şekilde saçlarımı topuz yapıp bir tutam saçımı yüzümün yanlarına saldım ve yine elbiseye uyacak bir makyaj yaptım. Harika duruyordum. Parfümde sıktım, banyodan çıktım. Hepsi beni salonda bekliyordu, hızlıca salona yürüdüm. Salonda ki herkes beni görünce ayağa kalktı. Eylül teyze bile gelmişti. Hepsi büyülenmiş gibi bana bakıyordu. İlk konuşan Belin olmuştu:

"Sen çok ama çok güzel olmuşsun."

Ardından Aybike ve Can'da aynı şeyi söyledi. Eylül teyze yanıma geldi ve dua okudu.

"Teşekkür ederim ve bana şans dileyin."

Aybike ve Can kafasını salladı. Belin kapıya yöneldi, hemen arkasından onu takip ettim ve dışarıya çıktım. Belinin sürdüğü taksi ile gidecektim. Düğünün olacağı yer bize çok da uzak değildi o yüzden kısa sürede düğünün olacağı yere varmıştık. Belin bana baktı, hafif tebesüm ederek başını salladı. Bende aynı şekil ona baktım, başımı salladım. Taksiden indim ve salona doğru ilerledim. Kapının önünde ki iki koruma beni durdurdu. Korumanı biri:

"Hanımefendi hoşgeldiniz davetiyenizi alabilir miyim?" Diye sordu.

Soran adama döndüm.

"Pardon? Annemin düğününe davetiye ile mi gireceğim?" Diye sordum.

Adamlar birbirlerine baktılar.

"Üzgünüz davetiyeniz yoksa içeri giremezsiniz."

"Bu ne saçmalık böyle? Annemin düğününe davetiye ile mi gireceğim saçmalığa bak."

Korumalar bana bir bile cevap vermediler. Ne yapacaktım. İçeriye bir şekilde girmem lazımdı. O sıra biri belimden sarıldı ve ben daha ne olduğunu anlamadan belime sarılan kişi konuşmaya başladı:

"Beyler! Bu hanımefendi benim misafirim. Çekilinde geçelim."

"Tabii ki de Şahin Bey."

Belimi tutan adama baktım ve bu Yıldırım ailesinin küçük oğlu Şahin Yıldırım'dı. Adamlar iki yana çekildiler ve birlikte salona girdik. Biraz yürüdükten sonra durdum.

"MerhabaYağmur Ayhanlı." Dedi.

Şahinin elleri hala belimdeydi ve ellerine baktım. Birde Şahin'e baktım. Tek kaşımı havaya kaldırdım. Şahin rahatsız olduğumu anladı ve ellerini belimden çekti. Elini uzattı:

"Sonunda tanışabildik Yağmur."

Elini sıktım ve:

"Evet. Az önce yaptığın şey için teşekkür ederim."

"Rica ederim."

"İyi akşamlar." Dedim ve salona doğru ilerledim.

Salonda neredeyse herkes yerini almıştı. Tüm gözler bir anda bana çevrildi ve herkes arasında fısıldamaya başladı. O sıra çalışanın birini durdurdum ve gördüğüm kişinin bir zamanlar evimizde çalışan Zeynep olduğunu fark ettim. İkimizde şaşırmış bir şekilde birbirimize bakıyorduk.

"Zeynep?"

"Yağmur Hanım?"

"Sen? Neyse sonra konuşuruz annem nerede biliyor musun?"

"Evet, biliyorum. Merdivenleri çıktıktan sonra sağdan ilk oda da."

"Tamam. Teşekkürler."

Merdivenlere yöneldim ve merdivenleri teker teker çıkmaya başladım. Basamağın sonuna geldiğimde içeriden Savaş Yıldırım çıktı ve beni gördüğü anda adımları dondu.

"Ooo damat Bey! Nasılsınız?"

"Sen? Sen nasıl girdin içeriye."

Gülümsedim:

"Annemin düğününe geldim. Ve bu seni hiç ilgilendirmez." Yanından geçecektim ama kolumu tutup beni durdurdu.

"Eğer bugün bizi rezil edecek bir şey yaparsan seni pişman ederim!"

Ona baktım:

"Benim seninle işim yok. İşine bak." Kolumu elinden çektim ve odaya doğru yürümeye başladım. Kapının önünde durdum ve kapıyı tıkladım. Annemin onaylamasıyla içeri girdim. Annem bir hevesle kapıya baktı ve gülümseyen yüzü bir anda dondu.

"Süpriz." Diye bağırdım ve yalandan gülerek odaya girdim ve kapıyı kapatıp kilitledim.

"Merhaba Almina Yıldırım. Kızın Yağmur Ayhanlı senin için süpriz yaptı. Beğendin mi?"

Şu an yazmış olduğum en uzun bölüm bu bölüm olabilir. Uzun zamandır yazamıyordum ama artık haftada bir bölüm atmaya çalışacağım. Bir sonra ki bölümde görüşmek üzere. Sağlıcakla kalın.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.