Asena'dan
Bugün beni istemeye geliyorlardı Ömer, Ömer'in ailesi, tim. Ailem ben küçükken öldükleri için beni abim hatta babam gibi gördüğüm albaydan isteyeceklerdi. Kızı benimle yaşıttı, o benim saçlarımı yaparken ben heyecandan yerimde duramıyordum. "sakin ol biraz" dedi adı İnci en yakın arkadaşlarımdan biri olurdu kendisi "İnci bana sakın ol deme lütfen... Ben göreve giderken bile bu kadar heyecanlanmadım, öyle ki heyecandan şimdi bayılacağım" 'belli oluyor" dedi sonra elime elbisemi verip odamdan çıktı. Evet Albayın evinde benimde bir odam vardı.

Hazırdım ama kalbim göğsümü delercesine atıyordu. Elif "geldiler!" diye bağır ca kapıya doğru ilerleyip baklemeye başladım. Elif İnc'i' nın kız kardeşi ve7 yaşında. "Asena abla prenses gibi olmuşsun!" dedi heyecanlı sesiyle. Bende Elif'in boyuna inip "sende prenses gibi olmuşsun" diyip etrafında bir tur attırdım. "Gerçekten çok güzel olmuşsun Asena kızım" Albayın sesiyle teşekkür ederek ayağa kalktım ve derin derin nefesler alarak heyecanımı dindirmeye çalıştım, ama hiçbir işe yaramıyordu. Kapı çalınca kapıyı açtım karşımda 1.92lik boya sahip Ömer duruyordu, "sanırım kalbim durdu" bu cümleme herkes gülmeye başladı. Ama ne ben ne de Ömer birbirimizden bakışlarımızı çekmiyorduk en son Albay bu bakışmamızı boğazını temizleyerek durdurdu "kızım misafirleri içeri almayacakmısın" kapıyı ardına kadar açtım Ömer elindeki orkideyi elime verdi. Ne kadar güzel görünsede ben orkideyi sevmezdim neyse düşünmesi yeter. Teker teker içeriye geçtiler.
*kısa kesiyorum normal bildiğimiz isteme anormal bir şey olmuyor
Hava kararmıştı ortalık konuşma sesiyle doluydu üzerimden hala heyecanımı aramamıştım. Albayın telefonu çaldı ve Kuzgun timinin göreve gitmesi gerektiğini söyledi tabura gelip hazırlandık, artık nişan günümde de gröeve gitmedim demem. Benim timim çok sakin bir timdir, herkes ciddidir görev başındayken de görevde değilkende yani kısaca soğuk nevaleler ama yine de seviyorum onları tabi onlarda beni...
Alana girdiğimiz anda etrafımız sarıldı "hoşgeldiniz Kuzgun timi teslim olun canınız acımasın" "asla" dedim kendimden emin sesimle. "sen bilirsin" diyerek köpeklerini üzerimize saldı toplam 40 kişilerdi 20sini yere devirdik sonra bizi kollarımızdan tutup silahlarımızı almışlardı. Ne kadar kaçmak için debelensemde hiç bir işe yaramadı "bırak bizi pislik!" diye bağırıyordu tim. Terörist bana döndü, sonra parmağımdaki yüzüklere kaydı gözleri "hangisiyle evlisin komutan?" dedi gözünün içine baktım ve cevap vermedim "şansını zorluyorsun" dedi "bak ben şiddete karşıyı-" sözünü kestim "o yüzden silahla hallediyorsun işini" gülümsedi ama dur bu gülümsemek değildi bu başka bir seviye, bu kötününde kötüsü, beterinden beteri, iiiy midem bulandı eşeğe benziyor "sakın bir daha gülümseme göz zevkim bozuluyor" bunu söyleyince eline silahını aldı "aklımdan bir sayı tuttum tahmin et" teröristlerin arasında gizli bir numarası vardı, şu şirket telefonlarını kullanıyorlar, numaraları 03 dü onu seçme ihtimali yüksekti "3" dedim emin ses tonumla bu sefer de "sağ mı sol mu?" "ne saçmalıyorsun" "sana sağ mı sol mu diye sordum" sinirle "sol" dedim, silahını soldan üçüncü kişiye doğrultunca anladım. Attığım şeyler Caner'e denk gelmişti. "adın ne?!" diye bağırdı "Caner" dedi bir dakika o pes etmişti "ama böyle olmaz ki ya tadım kaçtı, bu ne hemen pes mi ediyorsun daha hiç eğlenememiştik ama" hiçbirinin gözlerinde umut yoktu sinirde yoktu bu kadar kolay mıydı vatanından vazgeçmek, timinin morali bitikti "Kuzgun!" kimse emredersiniz komutanım dememişti neler oluyordu daha yüksek ses ile bağırdım "kuzgun!" neler oluyordu bunlara böyle bu kadar kolay vaz geçemezlerdi değilmi "kuzgun diyorum!! Duymuyormusunuz beni! Cevap versenize! Kuzgun!" sesim dağda yankılanıyordu ne yapmaya çalısıyordu bunlar. Adamlar beni tutup götürmeye kalktı "bırak beni bırak! Kuzgun! Vazg-" sözümü bölen şey teröristin silahından çıkan kurşun hatta kurşunlar oldu teker teker kuzgun timindeki askerlerimi vuruyorlardı bağırmaya başladı "BIRAK BENİ! KUZGUN DUYUYORMUSUNUZ BENİ! BIRAK!" artık çığlık atmaya başlamıştım beni uzak bir yere götürdüler onlardan en uzağa ama onları görebileceğim yerde durmuştuk, askerlerim yaralıydı. Yüzleri tam seçilmiyordu hatta bir an onlar değilmiş gibi geldi baş teröriste yanımıza gelince bana döndü "sana görsel bir şölen sergileyeceğim" "ne diyo-" elindeki kumandayı görünce duraksadım yoksa.. Aklından bile geçi-...ama o kumanda-.. Hayır sakın umutsuzluğa kapılma... Kapılmayacak gibi de değil ama. Kumandayı kaldırıp düğmeye bastı, nefesimi tuttum 2 saniye sonra büyük bir patlama sesi duydum. Askerlerim... Nişanlım... Canımdan çok sevdiğim abilerim kardeşlerim ardından silah sesi duyuldu. Teröristler beni bırakıp çatışmaya başlayınca kendimi kayaların arkasına attım. Gelmişlerdi Türk askerleri, ama geç kalmışlardı. Bacaklarımı kendime çekip kafamı dizime yasladım akan göz yaşımı durduramadım, ağlamamla beraber gökyüzüde ağlamaya başladı, ikimizde durmadan ağlıyordum ben hıçkırıklarımı gökyüzü de gök gürültülerini saklamıyordu. Başıma biri geldi kim olursa olsun beni öyle görmesine izin vermeyecektim kafamı kaldırmadım. Sonra bir silah sesi geldi tam yanımdaydı bu ses, başımda duran terörist yere düşünce kafamı kaldırdım. Bana doğru 6 tane cüsseli Türk askeri geliyordu, gözyaşlarımı sakladım, 'kim olursa olsun zayıf noktanı kimseye gösterme' demişti Albay bana. Yanıma geldiklerinde selam durdular "gerek yok" dedim sesindeki titremeye gizlemeye çalışarak. Yürümeye başladım, timimin, kardeşlerimin, sevdiğimin yanına. Az önceki askerlerden biri yanıma geldi "komutanım oraya gitmek size iyi gelmeyecek, isterseniz geri döne-" "karışma asker" dedim sert sesimle onu bölerek, kafasını salladı peşimdende ayrılmadı. Yanlarına vardığımda artık ağlıyordum, parçalanmış uzuvlarını gördüm, bacakları, kolları, bilekleri. Yerdeki ellerden birinde parlayan yüzüğü gördüm. Bu Ömeri eli olmalıydı kanlar içindeydi sesli ağlamaya başladım. Kanlar içindeki yüzüğünü çıkardım, parmaklarının bazıları yoktu. Titreyerek ağladım hıçkırıklarımı saklamak istedim ama yapamadım teker teker kaçtılar ağzımdan. Avucuma aldım yüzüğünü sonra da bağrıma bastım. Ben yıkılmışım Asena yıkılmaz dedim ama bende yıkılabiliyormuşum. Kollarımdan tutup kaldırıldığımı hissettim ama karşılık bile veremiyordum "komutanım gitmeliyiz helikopter geldi" beni cam kenarına oturtup hemen yanıma oturdu birine seslendi sonra bir şişe su uzattı bana bende alıp içtim "teşekkür ederim" dedim. O baş teröriste buradaydı ona bakmıyordum bakarsam öldürürdüm ama o bize canlı lazımdı. "hişst komutan" bana sesleniyordu yanımdaki adam bakmış olacaktı ki "sana demedim öbür komutan sana sesleni-" "ne var lan!" bağırmamla timde irkildi, beklemiyorlardı benden, çıtı pıtı prenses kadınlardan zannediyorlardı beni sanırım, hayır öyle olsam burada binbaşı olarak ne işim vardı.
"komutan nasıl patlattım ama nişanlını" boş boş konuşuyor sakin ol Asena sakin ol "harbi soruyorum hangisiydi" tim merakla beni izliyordu ne yapacağımı tahmin etmeye çalışıyorlardı "bir tane yeşil göz vardı orman gibiydi gözleri, soy adı yazıyordu sanırım Hımm neydi ya sanırım Kara-" yüzüne attığım yumrukla sersemledi, time baktığımda şok içinde beni izliyordu, sakin kalmaya çalıştım derin derin nefesler aldım sonra kafamı yaslayıp gözlerimi sıkıca kapattım bir daha açmak istemezcesine, terörist yine konuştu "elin ağırmış komutan" dedi ve güldü hatta kahkaha attı bir asker konuştu "oğlum bu ne lan göz zevkim bozuldu!" henüz uykuya bırakmamıştım kendimi ama yanımdaki asker uyuduğumu zannetmişti "Arda bir daha bağırırsan ses tellerini kopartırım, bırak komutan rahat uyusun, bu senin ıçinde geçerli anladın mı" onaylayan mırıltılar duydum ve kendimi uykunun kollarına bıraktım. 2 saat yolumuz vardı ve neredeyse gelmiştik yol boyunca uyumuştum. Başıma giren ağrıyla yüzümü buruşturarak kafamı kaldırmıştım herkez sessizdi sanırım uyuyorlardı biri hariç yanımda oturan asker. Başımı kaldırdığımı görünce bana dönmüştü "komutanım iyimisiniz" kafamı salladım ama hala başım ağrıyordu hava kararmıştı, tabura geldiğimizde herkesi odalarına gönderirler diye düşündüm "ağrı kesici var istermisiniz?" beynim zonkluyordu "olur" çantasının küçük gözünden çıkarıp verdi, "sağol" "iyi gibi durmuyorsunuz renginiz solmuş, halsiz gözüküyorsunuz..." elini anlıma koydu "ateşinizde var, üzerinizi demiyorum bile sırılsıklamsınız" üzerime uyandığımdan beri bakmamıştım üşüyordum sanki- üzerimde yanımdaki askerin kamuflajının ceketi vardı, ben uyurken üzerimi örtmüştü. Ne kadar ince düşünceli "teşekkür ederim" afallamıştım "ne için" "ceket için teşekkür ederim" o sırada pilottan ses geldi "iniş için izin istiyorum" "anlaşıldı iniş yapabilirsin" bana dönünce merak ettiğim soruyu sordum "adın ne" başka neyi merak edebilirdimki zaten, boynumu? 1.98 filandır yaşı 27 gibi duruyor "Yüzbaşı Demir Kaya" "siz bu kadar mısınız yani rütbe olarak timde üstün yok mu? " "Yok komutanım, şehit düştü o zamandan beri timin komutası bende" "Bayağı laklakçı duruyorlar" güldü "Arda Gültekin, Mert Aksoy, Serhat Kaya, Tolga Menteş, Barış Yıldırım, zaten yarın sabah tanışırsız" "Serhat ile akrabamısınız?" "evet kuzenim olur kendisi" helikopter yere indiğinde diğerlerini uyandırmak için bir fikir geldi aklıma, Demir'e döndüm o zaten bana bakıyordu, onunda benimle aynı şeyleri düşündüğünü hissediyordum. Başıyla askerlerini işaret etti sonra kulağıma eğildi "ben şu iti indireyim, bunların eti de sizin kemiği de komutanım" dediğiyle beraber gülümseyerek kafamı olur anlamında salladım, şimdi biraz korkutma vakti idi, sanırım Demir bunu çabuk toparlanayım diye yapıyordu yoksa neden timini bilmediğin ellere bırakırsın ki? Ben bilmediği birimiyim? Evet sonuçta adın, asker olduğun ve timini kaybettiğinden başka bilgini bilmiyor. Beni Demir'e çeken birşeyler var ama bu neydi? bu hissi daha önce tattım mı? Bence hayır...