Günün geri kalanında müdürle ilgili haberler hızla yayıldı. Öğrenciler ve öğretmenler arasında bir gerginlik vardı. Müdürün odasına kapanıp kimseyle konuşmadığı, hatta bir kaç öğretmenle tartıştığı söylentisi dolanıyordu. Planımın işe yaradığını bilmek beni tatmin ediyordu, ama bu huzurun uzun sürmeyeceğini de biliyordum. Poyrazın şüpheleri bir yana, müdürle aramızdaki bu savaşı daha da büyütecek bir hamle yapması an meselesiydi.
Okul çıkışında motoruma yöneldim. Kaskımı takarken, arkamdan bir ses duyuldu. “Yine mi kaçıyorsun, Kardelen?” Sesin sahibini tanıyordum: Poyraz
Yavaşça arkamı döndüm ve umursamaz bir tavırla onu süzdüm. “Kaçmak mı? Ne saçmalıyorsun? Eve gidiyorum, hepsi bu.” Poyraz ellerini ceplerine sokup yaklaştı. “Yaptıklarının farkındayım. Müdüre karşı yani babama, neden bu kadar dolusun? Onunla alıp veremediğin ne?”
Bir an için duraksadım. Gözlerinde gördüğüm şey sadece şüphe değildi; sanki beni anlamaya çalışıyordu. Ama bu oyun, benim kontrolümdeydi ve ne hissettiğimi ya da neden yaptığımı ona borçlu değildim.
“Seninle bunun bir ilgisi yok,” dedim sert bir sesle “kendi işine bak.”
Ama o geri adım atmadı. “Belki benimle ilgisi yoktur. Ama babamla var. Ve sen bunu gizleyemiyorsun. Yangından kurtulan tek kişiydin, hatırlıyor musun?” dedi, sesi bu sefer alçalmıştı ama vurucu bir ton taşıyordu. Nefesim sıkıştı. Kalbim bir an için duracak gibi oldu. Yangın… Bu kelime, beynimde yankılandı. Çocukluğumun en büyük kabusu, hayatımı altüst eden o gece. Ama o bunu nereden biliyordu? Ve nasıl bu kadar emin konuşabiliyordu?
Kendimi toparlayıp ona yaklaştım. Yüzümde bir gülümseme belirdi ama içimdeki öfkeyi gizleyemedim. “Ne biliyorsan, sakla, Poyraz. Çünkü eğer benimle uğraşırsan, sonuçları sadece senin için kötü olur.”
Poyraz geri çekilmedi. Gözleri benimkilerle kilitlenmişti. “Beni korkutamazsın, ama seni anlıyorum. Babama olan nefretin… o yangından kurtulan biri olarak bu normal. Ama bilmediğin bir şey var.”
Şaşırmıştım. Ne demek istiyordu? Daha fazla dinlemek istememesemde onun cümlesi beni durdurdu. “O gece yalnız değildin, Kardelen. Seni kurtaran biri vardı. Ama bunu hatırlamıyorsun, değil mi?”
Sözleri beynimde yankılanırken ona daha fazla karşılık veremedim. Motoruma atladım ve hızla okuldan uzaklaştım. Yolda rüzgar yüzüme çarparken, Poyrazın söyledikleri aklımdan çıkmıyordu. O yangında yalnız değildim… Ne demek istiyordu? Ve nasıl biliyordu?
Eve döndüğümde içimde bir huzursuzluk vardı. Poyrazın aklımın bir köşesinde sürekli dönüp duruyordu. “O gece yalnız değildin.” Ne demek istemişti? Kimden bahsediyordu? Hatırlayamıyordum… ya da belki hatırlamak istemiyordum. O yangının anıları her zaman bir sis perdesiyle kaplıydı. Yalnızca çığlıklar, alevler ve boğucu bir duman hatırlıyordum.
Kafamın içinde dönüp duran soruları susturmak için bir bardak su aldım. Mutfağın penceresinden dışarı bakarken, geçmişimle yüzleşmemin vakti geldiğini hissettim. Ama nereden başlayacaktım? Poyrazın bu kadar çok şeyi bilmesi beni hem meraklandırıyor hem de tedirgin ediyordu. Onun peşinden gitmem gerekiyordu. Belkide bilmediğim her şeyin anahtarı oydu.