Kuş cıvıltısı ve gelen bir sesle gözlerimi açmıştım. Hastane duvarlarını görmeyi beklerken baş ucumdaki bana masumca bakan kıza şaşkınlıkla bakıyordum. Uzun saçları ve kömür karası gözleriyle çok güzeldi. Olduğum yerin farkına varınca hızla ayağa kalkıp bileklerime bakmıştım. Tuhaf olan bileklerimde tek çizik olmamış olmasıydı. Ayakta olduğumu hatırlayınca gözlerimi sıkıca kapatmıştım ama herhangi bir sızı olmayınca gözlerimi tekrar açmış ayaklarıma bakmıştım; ne sargı ne de bir çizik yoktu. Baş ucumdaki kıza şaşkınlıkla bakınca bana burayı tek tek anlatmış, daha sonra ailemi izleyebileceğim yer olan eve girmiştim. Televizyona göre daha büyük olan yere bakmıştım. TV’yi açtığında benim resmime tıklamıştı yanımdaki kız. Koltuğa oturup izlemeye başlamıştım. Yerdeki bedenimden akan kan ufak göl yaratmıştı salonda. Kapının sesi ve annemin içeri girip beni yerde görmesiyle donmuştu. O halini görünce istemeden gözlerim dolmuştu.Daha sonra ağzından çıkan o çığlık sesiyle kulağımı kapatmış, hıçkıra hıçkıra ağlamıştım. Yanımdaki kızın elini belimde hissetmiştim ama ne TV’yi kapatmıştı ne de herhangi bir tesellide bulunmuştu. Gözlerimi tekrar TV’ye çevirmiştim. Annem telefonda konuşup bir bezle bileklerimi kapatmaya çalışırken görünce evden çıkmıştım.
K: Gel peşimden.
Kızı takip edince karşımda evimi görmeyi beklememiştim.
K: Herkes intihar ettiği evde yaşıyor; buranın en kötü yanı da bu. İlk gecende başarılar diliyorum sana. Biraz dinlen sonra şu ilerdeki eve gelirsin herkes orada.
İşaret ettiği yere baktığımda büyük gösterişli bir ev görmüştüm. Son dediklerine şaşırmıştım. Yani daha bir çok kişi mi buradaydı? Önümü dönüp eve girdiğimde evin düzeni aynıydı. Kapı eşiğinde daha fazla gücüm kalmayınca dizlerimüzerine düşüp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlamıştım. Yere uzanıp ağlarken bedenim uyuşunca gözlerimi kapatmıştım. Pişmandım hem de çok pişmandım. Bilincim kapanınca kendimi uykunun kollarına bırakmıştım.
Uyandığımda odamdaydım. Ama burası benim odam değildi. Hayır, dünyadaki odamdı ama buradaki evimde. Her şey aynıydı: Duvardaki posterler, çalışma masamdaki bitmemiş test kitapları, Lina ile çekildiğimiz fotoğraf... Ama her şey cıvıl cıvıl dünyadan kopmuş, donuk bir sessizliğe gömülmüştü.
Aşağıya indiğimde kapının eşiğinde dün gece ağlamaktan sızdığım o noktaya baktım. Kan yoktu. Cam kırıkları yoktu. Sadece geçmeyen bir pişmanlık tortusu vardı göğsümün tam ortasında. Annemin o son çığlığı kulaklarımda çınlıyordu. 73 kez denemiştim ama hiçbiri bu sonuncusu kadar... canice hissettirmemişti. Babamın beni kurtarmak için ağlayarak eve döndüğü o anı hatırladıkça nefesim daraldı. Ona bunu yapmaya hakkım var mıydı?
Daha fazla bu duvarların arasında kalamayacağımı anladım. Beni uyandıran ve burayı anlatan o kömür gözlü kızın, yani Ayça’nın işaret ettiği o büyük, gösterişli eve doğruyürümeye karar verdim. En azından yalnız olmamak, aklımı kaçırmamı engellerdi.
Evden çıkıp patikayı takip ettim. Büyük, malikaneyi andıran evin kapısına geldiğimde derin bir nefes alıp kapıyı hafifçe ittim. Kapı zaten aralıktı.
İçerisi devasa bir kütüphaneyi ve sıcak bir şömine salonunu andırıyordu. İçeride birkaç kişi vardı. Şöminenin başında oturan Arda’yı hemen tanıdım. Yanında, koltuğun köşesine büzülmüş, çenensindeki hafif morluğu gizlemeye çalışır gibi elini yüzüne yaslamış esmer bir kız oturuyordu. Benim girdiğimi görünce hepsi başını çevirdi.
"Yeni misafirimiz gelmiş," dedi Arda, sesinde buruk ama sıcak bir tonla. "Hoş geldin Ebru. Ben Arda, zaten dün televizyon evinde az çok anlatmıştım her şeyi. Bu da Ceyda."
Ceyda bana hafifçe başını salladı. Gözlerindeki o derin, kimseye güvenmeyen bakışı çok iyitanıyordum. Aynaya her baktığımda gördüğüm bakıştı bu.
"Hoş buldum," dedim sesimin titremesini gizlemeye çalışarak. Şöminenin yanındaki boş mindere iliştim. "Burası... Gerçekten çok tuhaf. Acı hissetmiyorum ama içimdeki o ağırlık gitmiyor."
Ceyda oturduğu yerde dikleşti, gözlerini bana dikti. "Gitmez," dedi pürüzsüz ama buz gibi bir sesle. "Bedenimiz geride kaldı ama bizi o raddeye getiren anılar kafamızın içinde bizimle geldi. Burası acının bittiği yer değil Ebru. Acıyla ne yapacağını öğrenmek zorunda olduğun yer."
Arda araya girdi, ortamı yumuşatmak ister gibi elindeki sıcak kupayı bana uzattı. "Ceyda biraz nettir ama haklı. Buradaki herkes bir şeylerden kaçarak geldi. Ama burası bir kaçış yolu değil, bir durak. Ebru... Ayça senin hikayeni biraz çıtlattı. 74. deneme, doğru mu?"
Salondaki diğer birkaç kişinin de bakışları bana döndü. Söylemeye utandım ama başımı olumlu anlamda salladım. "73 kez denedim, kurtardılar. 74.de... Annemin gözünün önünde bastım camlara. Sonra da eve gelmelerini beklemeden bileklerimi kestim."
Ceyda’nın bakışlarındaki o mesafeli duruşun yerini bir anlık şaşkınlık ve ardından derin bir hüzün aldı. "74 kez..." diye mırıldandı. "Ben ilk seferde burayı boyladım. Sen o dünyada 74 kez ölmeyi isteyecek kadar ne yaşadın?"
"Yaşayamadım," dedim gözlerimden bir damla yaş süzülürken. "Annemle babamın arasındaki o savaşın ortasında görünmez bir kalkandım. Annem bana 'Hadi intihar et, kılımı kıpırdatmam' dediğinde, sadece gerçekten umurunda olup olmadığımı görmek istedim. Ama babam... Babam beni o kan gölünün içinde bulduğunda öyle bir ağladı ki... Ben buraya geldim ama onun o feryadı hala o salonda asılı kaldı. Çok pişmanım Arda. Ben gerçekten ölmek istemiyordum,sadece o cehennemden çıkmak istiyordum."
Arda ayağa kalktı, şömineye bir odun daha attı. Kıvılcımlar havaya uçuştu. "İşte bu yüzden buradasın," dedi bana dönerek. "İkinci şans tam olarak bu pişmanlığın başladığı yerde devreye mi giriyor, göreceğiz. Dünyadayken son saniyede duyduğun o pişmanlığı, burada bir karara dönüştürmek zorundasın. Eğer sana o eve, o anne ve babanın yanına geri dönme şansı verilirse; bu kez o cam parçalarına basıp kendini yok etmek için mi döneceksin, yoksa o evden tek başına çıkıp kendi hayatını kuracak kadar güçlü olmak için mi?"
Soru salonda asılı kaldı. Ceyda’ya baktım, o da kendi içindeki bir soruyla boğuşuyor gibi gözlerini şömineye dikmişti. Ayça ise salonun köşesinden sessizce bizi izliyordu.
Ben Ebru’ydum. Hayatını sayılarla, başarısız intihar girişimleriyle ölçen kız. Ama burada, bu büyük evde, ilk defa sayılardan daha büyük birşeyle karşılaşmıştım: Gerçekten yaşama ihtimaliyle. Dışarıdaki o ürpertici siyah ev hala oradaydı, biliyordum. Ama içimdeki pişmanlık, bu kez pes etmemem gerektiğini fısıldıyordu.
Endişeli gözlerle en yakınımda duran koltuğa otururken herkese tek tek bakmıştım. Endişe bedenimi sararken buradan ne zaman kurtulabileceğimi düşünmeden edemiyordum. Odayı dolduran odunun çıtırdama sesinden başka ses yoktu. Herkes düşünceli ve yorgundu. Kimisi çok zaman önce gelmiş gibiydi. Gözlerim etrafta gezinirken tekrar Ayça'ya odaklandım. Fazla uzak oturmuştu herkesten ve kimseyle ilgisi yok gibi dursa da bir şeylerin düşüncesine girdiği belli oluyordu. Kısa süre sonra baktığımı fark etmiş olmalı ki başını kaldırıp gözlerini çevreyi bile taramadan gözlerime dikmişti. Elimde olmadan yutkunup nefesimi usulca bırakarak bakışlarımı ellerime indirdim.
Herkeseee selamlar çok beklettim yazmak istemedim devamını ama bir arkadaşım beni motive edince devam etmek istedim. Yorumlarınızı bekliyorum. Bu son hikayesini anlattığımdı kitaba bir sonraki bölümde tam anlamıyla başlamış olurum. Yavaş yavaş diğerlerinin sebebini de anlatırım. Umarım beğenirsiniz iyi okumalar size