Yaralarımızı iyileştireceğiz, ölülerimizi toplayıp savaşmaya devam edeceğiz.
Mao Tse-Tung
Karanlık, loş sarı ışıklarla kaplı bir koca bir odada çemberin içinde kalmış iki kişiyiz. Etrafımız çığlık atan, ikimizin ismini de delicesine haykıran insanlarla çevrili. Ancak her ikimizin de duyabildiği tek ses kendi kalp atışımızın sesi. İkinci raundun ortasında eldivenli ellerimi kendime korumak için yüzüme doğru tutarken etrafımızda dönüyoruz. ikimizde birbirimizden gözlerimizi ayırmıyoruz. İkimizde ilk hamleyi karşımızdaki kişinin yapmasını bekliyoruz.
Bu sadece bir dövüş değil hayatta kalma oyunu. Bu geceki dövüşte karşımda Paul var. 1.80 boyunda 96 kilo bir dev. Bu gece ya o beni mahvedecek ya da ben onu.
Kaşımdaki yarıktan kan akarken başım ağrıdan zonkluyordu. Benden aldığı darbeler sonucunda aynı şekilde rakibimin de kaşı yarılmış ve burnundan kan damlıyordu. Biraz daha birbirimizin etrafında dönmeye devam ettikten sonra ilk hamle karşımdaki kişiden geldi. Bir eliyle kendisini korurken diğer eliyle suratıma doğru yumruğunu savurmuştu. Hızlıca yaklaşan darbeden kaçıp karın boşluğuna yumruğumu geçirdim. Hızlı olmak zorundaydım.
Darbemi vurup etrafında döndüm. O da kendi etrafında dönerken sağ tarafından tekrar darbeyi vurmuştum. Tekrar yumruğunu bana savurduğunda geriye çekilip eğildim. Karnına yumruk attığım sırada bir kolun boynuma sarmıştı. Ardı ardına yumruk atmaya devam ederken hakem bizi ayırıp birbirimizden uzaklaştırdı. İkimizde kendi köşemize geçtik. Koltuğuma oturup arkama yaslandığım anda Rodger başımın tepesinde dikilmişti.
Omzunda duran beyaz havluyla sırıtarak tepemde dikiliyordu." Acı çekmem hoşuna mı gidiyor ?" diye sordum elindeki su şişesini bana uzatırken. Dediğim şeyle sırıtışı kahkahaya dönüşmüştü. Gözleri yüzümün her tarafında gezinirken gülmeye devam ediyordu. " Keşke inkar edebilsem."
Rodger elindeki bezle yüzümdeki kanla karışık teri silerken son raunt için taktik vermeye başlamıştı. Gözlerimi devirip etrafımda haykıran kalabalıkta gözlerimi gezdirmeye başladım. Ne aradığımı bilmiyordum ama ringe balkan korkuyla büyümüş bir çift yeşil göz görmeyi beklemediğime emindim.
Gözleri rakibimden bana döndüğünde yanındaki sarı saçlı kızın koluna dokunup bir şeyler söyledi. Gözlerimi ondan alamıyordum. Güzeldi gerçekten çok güzeldi.
Rodger kolunu omzuma koyup konuşmaya devam ettiğinde girdiğim transtan çıktım. "Son darbeni vur ve bu işi bitir" diyor. Üçüncü raunt için zil çaldığında yeşil gözlü periye bakmaya devam ediyordum. Yüzüme bir sırıtış kondurup ayağa kalktığımda korkuyla yüzüme bakmaya devam ediyordu. Gözlerimi ondan ayırıp yüzümdeki sırıtışı silerek karşımdaki rakibime odaklandım.
Tekrardan rakibimle karşı karşıya geldik. Hakem aramızdan çekildiği an daha hırslı daha sert dövüşmeye başladım. Yeşil bir çift gözün bu kadar motive edici olacağını bilemezdim. Yüzümde kocaman sırıtışla Rodger' ın da dediği gibi son darbemi vurup bu işi bitirmiştim.
Karşımdaki adam yere düşerken hakem bir elimi tutup havaya kaldırmıştı. Etrafımda ismimi haykıran, mutlulukla bana seslenen insanlarla çevriliydi. Benim ise gözüm tüm salonda gezerken o yeşil gözlü kadını arıyordu.
Rodger gülerek gururla sırtımı sıvazlıyordu. " Wraight başardın adamım" Gülerek ona döndüm. Bana doğru uzattığı elini tutup sarıldım. " Başardık dostum başardık" Rodger'dan ayrılıp yine etrafa göz gezdirdim ama onu aynı yerde bulamadım.
Hayal kırıklığı içinde ringden inip soyunma odasına ilerlerken Rodger'da arkamdan beni takip ediyordu. İnsanların arasından geçerken hepsi yüzlerinde gülücükle ellerini uzatıyorlardı. Yüzüme kondurduğum sahte gülümsemeyle hepsini selamlamaya çalıştım. Yüzümdeki yaralarla ve kaburgalarımdaki bitmek bitmeyen acıyla ne kadar samimi olduğu muammaydı.
Rodger'la birlikte soyunma odasına girdiğimiz an kendimi koltuklardan birine atmıştım. Arkamızdan kapıyı üzerimize kapatıp bana döndü. " Aylardır bu maçı bekledik, bunun için çalıştık. Yüzünde hiçbir zafer işareti göremiyorum. Yoksa aklın seyircilerin arasındaki şu siyah saçlı kadında mı?" Hızla gözlerimi ona çevirdiğimde sırıtarak bana bakıyordu. Bazen onun şu suratını yumruklayasım geliyordu. Şüpheyle ona baktım " Ne o yoksa senin de mi dikkatini çekti ?" Gülerek kendisini karşımdaki koltuğa attı. " Hayır benim dikkatimi daha çok yanındaki sarışın çekti"
Gülerek elimdeki su şişesini ona doğru attım. Yüzünden düşürmediği o sinir bozucu sırıtışla hızla dolaba doğru ilerleyip şişeden kaçtı. Dolaptan kıyafetlerimi çıkarıp suratıma attı. "Hadi üzerini değiştir de şu suratını birine düzelttirmeye gidelim"
***
Karnımızı doyurmak için en sevdiğimiz kafenin kapısından girip kendi köşemize doğru ilerledik. Dövüşmek yaraladığı kadar acıktırıyordu da. Leila gülümseyerek masamıza doğru ilerlediğinde biz de ona gülümsedik. Yanımıza gelip siparişlerimizi aldıktan sonra masamızdan uzaklaşmıştı. Rodger kaşları çatık bir şekilde bana bakıyordu. "Herman bizden daha fazla maça çıkmamızı istiyor." Derin bir nefes alıp masadaki peçetelikle oynamaya başladım. "Ona borçlu olduğumuzu biliyorsun. Elimizden geleninin en iyisini yapmak zorundayız." Sinirle gülüp bakışlarını başka tarafa çevirdi. "Elimizden gelenin en iyisini yapsak bile ona yetmeyeceğini biliyorsun." Başım önüme eğik bir şekilde gözlerimi ona çevirdim. "Başka bir şansımız var mı?" Leila elinde siparişlerimizin olduğu tepsiyle masamıza geldiğinde konuşmamızı sona ermişti.
Tabağımdaki hamburgeri ağzıma götürdüğüm sırada tekrar karşımda hareketsiz duran Rodger'a baktım. Ağzı açık bir şekilde elindeki patatesle birlikte yan tarafımızdaki bir masaya bakıyordu. Bakışlarımı onun baktığı tarafa çevirdiğimde Greata'nın alt katında gördüğüm yeşil gözlü kadını ve onun yanından ayrılmayan sarı saçlı kadını gördüm. Biri ağzına bir avuç dolusu patates sokmaya çalışırken diğeri de aynı şekilde elindeki hamburgeri ağzına tıkmakla meşguldü. Bu görüntü karşısında yüzümün tıpkı Rodger gibi kaldığına emindim. Çünkü az önce kalabalığın içinde bile ışık saçtığını düşündüğüm kadınla hamburgeri ağzına tıkmaya çalışan kişinin aynı kişi olduğunu zihnim kabul etmiyordu.