İçeriğe geç

Inside Owl / Paralel Evren

Bölüm 2 · 2 dk okuma

Inside Owl / Paralel Evren

Bölüm 2

İki

Tavan.

Beyaz. Sıkıcı. Fazla… düz.

Luz Noceda gözlerini kırpıştırdı.

“…Tamam,” diye mırıldandı.

“Eğer bu ölümden sonraki hayat ise, dekor tasarımcısını dava edeceğim.”

Kıpırdamaya çalıştı.

Anında pişman oldu.

“AAH! TAMAM, TAMAM! VÜCUT, MESAJ ALINDI!” diye inledi, tekrar yatağa yapışarak.

“Bugün hareket yok. Yarın da yok. Belki asla yok.”

Yan taraftan bir ses geldi:

“Güzel. Çünkü seni tekrar taşımak istemiyorum, drama kraliçesi.”

Luz kafasını çevirdi.

Eda Clawthorne sandalyeye ters oturmuş, elinde bir kupa, onu gayet rahat bir şekilde izliyordu.

Luz birkaç saniye ona baktı.

“…Tamam. Sen ya çok rahat bir cadısın…”

“…ya da ben çok kaliteli halüsinasyon görüyorum.”

Eda kupasından bir yudum aldı.

“Keşke. Hayatım çok daha ilginç olurdu.”

“Burası neresi?” dedi Luz, gözlerini kısarak.

“Benim evim,” dedi Eda. “Seni sokakta buldum. Yağmur, dramatik ışıklar, gizemli aura… 10/10 giriş yaptın.”

Luz yüzünü buruşturdu.

“Aura mı dedin?”

“Evet,” dedi Eda omuz silkerek. “Hani şu ‘ben kesinlikle normal değilim’ paketiyle gelen şey.”

Luz hemen ellerine baktı.

Hiçbir şey yoktu.

“...Yok,” dedi.

Sonra daha hızlı: “Yok yok yok yok-”

Bir anda doğrulmaya çalıştı.

“HEY!” Eda öne atıldı. “Yavaş! Tekrar bayılırsan seni tekrar taşımam. Bu sefer yerde bırakırım, gerçekten.”

“Ben burada olmamalıyım!” dedi Luz nefes nefese.

Eda kaşını kaldırdı.

“Evet, çoğu insan ‘teşekkürler hayatımı kurtardın’ der ama sen direkt gizemli kahraman moduna geçtin. Saygı duydum.”

“Portal…” diye fısıldadı Luz.

“Portal mı?” dedi Eda. “Ne portalı? Çünkü eğer Narnia tarzı bir şeyse, ben de geliyorum.”

Ve o anda Luz dondu.

Gözleri büyüdü.

“Ben-”

BAM.

Gece.

Toprak çatlıyor.

Hava ağırlaşıyor.

Emperor Belos’un sesi yankılanıyor:

“Kaçamazsın.”

“Luz!” diye bağırıyor Hunter. “Beni dinle!”

“Hayır! Seni bırakmam!”

“Şimdi bunun sırası değil!”

Büyü kontrolden çıkıyor. Işık her yere yayılıyor.

Belos yaklaşıyor.

Adım. Adım.

“Bitti.”

Hunter Luz’un omuzlarını tutuyor.

Bir saniyeliğine göz göze geliyorlar.

“Güven bana,” diyor Hunter.

“Ne?”

İTİŞ.

“GİT!”

“HUNTER?!”

Işık patlıyor.

Luz portalın içine düşüyor.

Luz aniden doğruldu.

“HUNTER!”

Sonra hemen geri düştü.

“Tamam… hâlâ yaralıyım… mantıklı.”

Nefesi hızlanmıştı.

Gözleri dolmuştu ama gülmeye çalışıyordu.

“Bu… bu planın bir parçası değildi,” diye mırıldandı.

Eda bu sefer ciddi bakıyordu.

Kupayı yavaşça bıraktı.

“…Seni kimden kaçırdım ben?”

Luz tavana baktı.

Sonra Eda’ya.

Sonra tekrar tavana.

“…Uzun hikâye,” dedi.

Kısa bir duraksama.

“…Ama spoiler: kötü adam çok kötü.”

Eda hafifçe sırıttı.

“Güzel,” dedi.

“Sıkıcı olsaydı seni geri bırakırdım zaten.”

Luz istemeden hafifçe güldü.

Sonra yüzü tekrar ciddileşti.

“Onu durdurmam lazım.”

Eda başını eğdi.

“Önce ayağa kalkman lazım, kahraman.”

Luz derin bir nefes aldı.

“Tamam... Dünyayı sonra da kurtarabiliriz.”

Kısa bir sessizlik oldu. Ardından Luz bıkkın bir şekilde parmağını havaya kaldırdı.

"Önce iyileştirme büyüsü yapmam gerekiyor."

Bakıştılar...

Bölüm sonu

1 yorum