
BÖLÜM 0 : I-LAND
Karşısında duran saydam ekranın yeşil ışığı gözlüklerinin camlarına yansıyordu profesörün. Onları burnunun ucundan biraz daha yukarıya kaydırdı ve tüm odağını ekranda beliren verilere çevirdi. Yıllardır gecesini gündüzünü bu deney için harcasa da sonunda karşısında ona tüm bu uğraşlarının karşılığını aldığına dair kesin bir kanıt duruyordu. Gerekli olan her şey hazırdı, sadece son bir hamle kalmıştı. Tozlu ellerini birbirine sürterek son dokunuşlarını yapmak üzere büyük kola doğru uzandı. Hayatı boyunca beklediği an iki dakika sonra gerçekleşeceği için elleri terlemeye başlamıştı bile.
Gözlerini art arda kırpıştırarak kolu aşağı indirdi. Çocuksu ve bir o kadar da vahşi görünen kıkırtısının ardından önündeki ekran kapandı ve sırayla yukarıdan aşağıya doğru numaralar dizildi. Profesör öyle heyecanlanmıştı ki ekrandaki tüm bilgiler tamamlanana kadar gözlerini açmadı. Sonucu o da bilmiyordu ve sürpriz olsun istiyordu. Ekranın tamamlandığını işaret eden sesi duydu ve nefesini tutarak gözlerini açtı.
Belki de hayatını, hatta dünyayı değiştirecek bu proje sonunda ilk deneklerini test etmek için hazırdı. Kahverengi önlüğünün iplerini sıkılaştırdı ve ekrana iyice yanaşarak deneklerin başarı yüzdelerini kontrol etti.
Denek1: uyum/başarı %100 / tamamlanma %19,6
Denek2: uyum/başarı %100 / tamamlanma %20,1
Denek3: uyum/başarı %100 / tamamlanma %15,3
Denek4: uyum/başarı %100 / tamamlanma %22,2
Denek5: uyum/başarı %100 / tamamlanma %45,8
Profesör anın sevinci ve coşkusuyla kendi çocukları gibi gördüğü deneklerinin her bir verisi için teker teker kahkahalar atıyor ve anlamsız nidalar çıkarıyordu. Şimdilik elinde olan 6 denekten neredeyse hepsi başarılı olmuştu. Hatta bir tanesi en küçükleri olmasına rağmen beklentilerinin ötesinde bir başarı göstermişti. Sıra son deneğe geldiğinde profesörün yüzündeki tüm kaslar tamamen gerilmiş ve gözleri kısılmıştı. Yanlış görüyor olabilme ihtimaline karşı gözlerini ovdu ve bir kez daha kontrol etti.
Denek6: uyum/başarı %0,4 / tamamlanma %0,3
Üst dudağının kenarı birkaç kez seyirdi, kaşlarını çattı ve titreyen elleriyle gözlüğünü bir hışımla kenara atıp deneklerinin, onun deyimiyle çocuklarının, odasına koştu. Diğerlerini es geçerek gözlerini sabitlediği ufak bedene doğru ayaklarını sürükledi. Gözlerinin hızla dolmasıyla birlikte ellerindeki titreme de şiddetini arttırmıştı. Küçük bedeni ellerinin arasına aldı ve yavaş hareketlerle onu sarsmamaya çalışarak yüzüne yaklaştırdı. Aylar öncesinden vücudunda kalan dikiş izine baktığı sırada, bebeğin boynundan yukarıya doğru kıvılcım şeklinde izlerin ilerlediğini gördü. Korkuyla dört yaşlarındaki kız çocuğunu kucakladı ve kollarını sımsıkı sardı. Aylarca besleyip baktığı çocuğunu kaybetmek ne de acıydı profesör için. Hissettiği yoğun duygularla yumduğu gözlerinden bir damla yanağından aşağıya süzüldü.
Profesörün dudaklarından alaycı bir "hah" nidası döküldü. Başarısız, bozuk ve işe yaramaz bir et parçasını ne yapacaktı? Bakışlarında hüzne dair en ufak bir ışık kalmadığı anda kız çocuğunu kendinden uzaklaştırdı ve omuz silkerek yüzüne doğru fısıldadı.
"Artık işime yaramazsın."
Bebeği odadan çıkardı ve son kez içeride mışıl mışıl uyuyan 5 numaralı bebeğine gülümsedi. Onu şimdiden sevmişti.
~ IO ~
Dünyanın merkezinin herkese göre değişkenlik gösterdiği zamanlardı. Çoğu bilge dünyanın dairesel şekline göre, çoğu imparator ise kıtaların stratejik potansiyeline göre değerlendirirdi bunu. Dünyanın köşesi olmadığı kanıtlanmıştı artık. Uçurumdan aşağı düşme durumu olmadığından dairesel bir şeklin merkezinin netleştirilmesi durumu da söz konusu değildi. Bu yüzden her önemli veya önemli olduğunu sanan insan bir şekilde kendisinin dünyanın merkezinde yaşadığına inanırdı.
Doğu ve Batı asırlardan beri başlangıçları tartışmıştır. Güneş nereden doğar, nereden batar? Gece ne zaman başlar ne zaman biter? Dünyanın çekirdeğine mi daha yakınız yoksa atmosfere mi?
Tüm bunların henüz bilinmezliklerle sarmalı olduğu bir dünya yılında, tam da bunca cehaletin içinde, belki de gerçekten dünyanın merkezi olmayı en çok hak eden I-Land adında bir ada ülke vardı.
I-Land Doğu ve Batı uygarlıklarına tam olarak eşit mesafesi olan tek ülkeydi. Oldukça küçük olmasına rağmen şanı büyüktü. Ülkenin temel geçim kaynağı liman ticaretiydi çünkü dört bir yanı okyanus ve denizlerle çevriliydi. Yakınındaki ülkelerde olmayan gıda ve hayvan çeşitliliğine de sahipti.
Bulunduğu konumdan dolayı insanı da kültürü de karmaydı. Ortak bir dilleri elbette vardı ama dil çeşitliliği de insanı kadar çoktu. Ülke kraliyetle yönetiliyordu. Halka hizmet etmek için yeterince bilge, soylu ve erdemli bir kralları vardı. Genç kral adanın en yüksek tepesindeki sarayından halkını izler bazen de aralarına karışıp onları dinlerdi. Gözü kulağı hep halkı üzerindeydi. Her şeyden önce refah, bilgelik ve sadakatin geldiğine inanırdı kral. Kurduğu kusursuz sistemle I-Land'de yaşayan herkesi dünyadaki en şanlı kişi yapmıştı.
Halk, güneşin ilk ışıklarıyla güne başladığı andan itibaren gün batımına dek hevesle ve neşeyle çalışırdı. Ailelerin karnı tok olduğundan pek bir dertleri olmazdı. En fakir ailenin çocuğu bile karnı tıka basa doymuş cildi parıl parıl ve beyni yeni bilgilerle dolu yaşardı. Her geçen günse kral ve kraliçenin şefkat dolu kucaklamalarıyla daha bir sıkı sarmalanırlardı.
I-Land'in batısından bir nehir geçerdi. Öyle ki ülkeyi ikiye ayırdığı bile söylenirdi. I şeklindeki nehrin tam karşısında sarayın bulunduğu yüksek bir tepe vardı. Nehrin arkası uçsuz bucaksız araziler ve büyük, yaşlı ormanlarla kaplıydı. Nehir ve tepenin tam arasında kalan kısımda kasaba halkı yaşardı. Kuzey ve Güneyi liman olan bir kasaba ve uzaklarında ağaçlık alanlarla sarılı köy yerleri bulunuyordu.
Nehir ve tepedeki saray iki dost misali birbirini kollarlardı. Kasabada ne olsa hemen iki uçta kim varsa haberi olurdu bundan. Gülümsemesi solanın hemen neşesi yerine getirilir, başı ağrıyanın ağrısı dindirilirdi. Herkes barış, huzur ve bolluk içinde yaşardı. Temel yaşam kaynakları öğrenmek ve üretmekti. Kasabanın merkezi her gün şenlik içindeydi. Kral ve halk bir aile gibiydi.
Kralın kurduğu düzende işler böyle ilerliyordu işte. Ahşap kemerden tepenin en yüksek noktasındaki saraya dek dairesel bir yol şeklinde çıkan katmanların bulunduğu bu hizmet bölgesine Asya dilinde Naibu denilirdi. Yani içerisi. Naibu I-Land'in başkentiydi. Başkent kasaba halkına giyecek, yiyecek, eğitim ve sağlık gibi hizmetlerin en iyilerine ev sahipliği yapıyordu. İçerideki her şey dışarıya hizmet ederdi.
İşte böyle günlerden birinde, Naibu'nun en tepesindeki sarayın kulelerinden birinde yüce bilge Kral'ın taht odasının kapısı ardına dek açıldı. Genç Kral tahtında oturmuş gelecek haberi duymak için bekler haldeydi. Biraz da sabırsızdı hani. Kalbi yerinden çıkacaktı sanki. Kapı açıldığında tüm soğukkanlılığını bıraktı ve yerinde sıçradı. Ellerini tahtının iki kenarına sabitlemiş halde ona doğru yaklaşmakta olan yaverine kulak verdi.
Yaver Kral'ın önünde eğildi.
Yüzü gülüyordu.
Nezaketini koruyarak nazik ama neşeli bir tonlamayla beklenen haberi duyurdu.
"Yüceler yücesi bilge Kral'ım, gözünüz aydın. Bir prensiniz oldu."
Kral bu haberi sevinç içinde karşıladı. Her ne kadar bir kral olsa da baba olmak onu herhangi bir babanın sınırsız sevincini yaşamasından geri almadı. Sarayda kırk gün kırk gece sürecek bir kutlama başlattı. Kutlamalar halka yayıldı. Fermanla I-Land'in dört bir yanına bu kutlu haber duyuruldu. Artık bir veliaht prensleri vardı.
Zaman, gece ve gündüzün yuvarlanışındaki büyü eşliğinde akıp geçti. Adaletli kral daha adaletli, bilge kraliçe daha bilgin, küçük Prens ise biraz daha büyüktü. Prens annesinin zekasını, babasının adalet duygusunu ve her ikisinin beceri kabiliyetini almıştı. Daha beş yaşında bile tüm bu hünerlerin ipuçlarını vermeye başlamıştı.
Tüm saray küçük Prens'e hayrandı. İsmi herkesin dilindeydi. Veliaht Prens Lee Kang Tae.
Saraylılar Prens'i nasıl daha iyi yetiştirebileceklerini kollarken halkın tek istediği onun gibi akıllı çocuklarının olmasıydı.
Her şey tam anlamıyla rüya gibiydi.
Ama rüya bozuldu. Sanki birisi bu tatlı rüyanın içine bir tutam kâbus bırakmıştı ve bu kâbus iyilikleri yiyerek kendini büyütüyordu...
Günlerden bir gün ülke büyük bir felaketle uyandı.
Kral ölüm döşeğindeydi. Bu oldukça beklenmedik ve inanılması güç bir haberdi çünkü daha birkaç gün önce dipdiri bir halde halkına konuşma yapmış, ondan biraz önce de sefere çıkıp ganimetle dönmüştü. Fakat bu kadar kısa bir süre içinde hastalanması inanılmazdı. Neredeyse şüpheliydi.
Bu gerçek daha da kötüleşti ve buz gibi bir kış sabahı I-Land'liler o en güven duydukları, tek güç kaynakları olan krallarını kaybettiler. Tüm ülke uzun süren bir yasa girdi. Bir ay boyunca ne şenlik yapıldı ne de üretim. Sanki tüm hayat durmuştu.
Bir süre sonra halk şu fikre tutundu: yenilik. Yeni bir idareciye ihtiyaçları vardı. Veliaht Prens henüz çok küçüktü.
Bu süreç kolay ilerledi çünkü Kral'ın erkek kardeşi bir ay süren yasından çıktıktan sonra kendini tahtın geçici varisi olarak ilan edip taç giydi. Kraliçe eşini kaybetmenin acısıyla kendini sarayın odalarından birinde istirahate çekti. Bu süreçte Veliaht Prens'in on dokuzuncu yaş gününe basıp yasal hakkı olan tahta geçene dek en iyi şekilde eğitimine devam etmesi sağlanacaktı.
Fakat kötülükler son bulmadı.
Halk yeniden mutlu olmaya ve I-Land yeniden hareketlenmeye başlamışken yine beklenmedik bir haber tüm evlerin kapısını çaldı. Kralın ölümünden daha kırk gün bile geçmemişken muhafızlar kasabaya indi ve Veliaht Prens'lerinin kaçırıldığını açıkladılar. I-Land halkı kraliyetlerine sadık bir halktı. Her biri kendi çocukları kaçırılmışçasına Prens için kahrolmuştu. Bu yüzden hiçbiri yıllar sonra bile Prensin döneceğine dair olan umudunu kaybetmedi.
Bu süreçte her şey değişmeye başladı. Yeni Kral büyük değişiklikler yaptı. İçerisi, kasaba ve nehrin arkasında bulunan Foras adındaki Batı dilinde "dışarısı" manasını taşıyan ormanlık köy yeri, işlevlerini tamamen değiştirdi. Eski düzenin Naibu'su merkeze ve Foras'a hizmet etmek için varken zaman içinde üreten sınıf burjuva sınıfa dönerek asıl amacının dışına çıktı. İçerisi artık zengin ve ultra zenginlerin yaşadığı bir yer haline geldi. Hiyerarşi tam anlamıyla vücut buldu. Naibu'nun katmanlarında ilerlerken her attığı adımda zenginleşir oldu insanlar. En üst katmandaki saray artık halka çok uzak, ulaşılmaz ve soğuk gelmeye başlamıştı.
Zaman içinde Naibu zenginleşti ve Foras fakirleşti. Kasaba ve köyde yaşayan halk Naibu'ya kimliği olmadan giriş yapamaz oldu ve kimlikler ya Leydi ve Lordlara verildi ya da içeriye hizmet eden halka ki bu kesim de yalnızca kısa süreliğine kemerin ardına geçebilirdi. İçeri giriş ve çıkışların kontrolü sağlanabilsin diye kemere devasa bir kapı yapıldı. Etrafındaki yoğun sarmaşık görüntüsünden dolayı buraya yeşil kapı denildi. Yeşil kapının ardına geçmek artık büyük meseleydi. Kapının sağından başlayıp Naibu'yu çevreleyen ve solunda biten büyük bir taş duvar örüldü. Naibu tamamen özelleştirildi ve isminin tam anlamıyla içerisi oldu. Eskinin tam aksine artık içerisi dışarıya değil dışarısı içeriye hizmet etmeye başlamıştı. Üstelik bunun karşılığında tek aldıkları şey daha yoksul bir yaşamdı.
Halk her sene Veliaht Prens'in geri dönmesi için dua ediyordu. Her fakirleştikleri sene daha ve daha çok umuyorlardı bunu.
Ama prens hiç dönmedi.
Aradan tam on üç sene geçti. Geçici Kral, yani Kral'ın erkek kardeşi, kendi oğlunun yeni Veliaht Prens olduğunu ilan etti. Ve halka eski Kral ve ailesini unutturacağına inandı. Yepyeni bir düzen kurarak sonunda yalnızca oğlunun taç giyeceği günü beklemeye başladı.
~ IO ~
MERHABALAR SONUNDAAAAA INSIDE OUT GELDİ.
☀️BU BÖLÜMLE İLGİLİ ÇOK Bİ ŞEY ANLATMAYA GEREK YOK GÖRÜYORSUNUZ DKSHDJS ÜLKE VE YÖNETİMİ HAKKINDA NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ YA DA KARAKTERLERİ OKUMADAN ÖNCE HANGİ ROLDE OLABİLECEKLERİNE DAİR Bİ FİKRİNİZ VAR MI?? ☀️
🌙 Ben var ya heyecandan ölüyoruuuum!! Bu dünyayı okumanız için aşırı sabırsızımm. Tonlarca yorum bekliyorum sizdenn. Biraz gizemli aksiyon dolu bir kurgu olacak buu o yüzden tahminlerinizi bol keseden yapabilirsinizz ehehhe
Love uu 🌙
☀️🌙Wattyde kitabımızın 47 bölümünü yani birinci sezonunu yayınlamıştık. Fakat malum durumlar dolayısıyla bu platforma taşıdık.Biz çok severek ve heyecanlanarak yazıyoruz. Umarım siz de hikayeyi, evreni ve karakterleri çok çok seversinizzz.
☀️feliz
🌙Sei
