GİRİŞ
(SELİN)
Evimin bodrum katından çıkan sesler, beni korkutmaya başladı. İlk sesleri duyduğumda önemsememiştim fakat, sesler tekrar edince endişelenmeye başladım. Orada birisi olduğu belliydi. Tıkırtı seslerinin ardından, cam kırılma sesi duydum. Keşke Mert evde olsaydı diye düşündüm. Şimdi mi gidecek zamanı bulmuştu?
Bir sokak kedisi olabilir miydi? Belki de biz farkına varmadan kapı açıkken içeriye girmiştir diye düşündüm. Yine de öylece oturmaya devam edemeyeceğimin artık farkındaydım. Polisi aramadan önce, evde birinin olup olmadığından emin olmam gerekiyordu. Boş yere ihbar edip polisi meşgul etmek istemedim.
Kendimi cesaretlendirerek bodrum katına inen merdivenlerden ilk adımımı attım ve ilerlemeye başladım. Sesin şiddeti yaklaştıkça artıyor ve kalp atışlarımın hızlandırmasına neden oluyordu. Derin bir nefes alıp verdim, bu yalnızca bir sokak kedisi diye aklımdan geçirdim. Sakin ol.
Bodrum katına vardığımda, duyduğum sesleri çıkartan şeyin kedi olmadığına emin oldum. Çünkü karşımdaki kapının altından ışık sızıyordu. Birisi ışıkları açmıştı.
Tam polisi aramak için elim telefona gittiğinde, kapı bir anda açıldı ve onu gördüğümde büyük bir şok yaşadım.
Ağzım şaşkınlıktan açık kaldı ve ne yapacağımı bilemez halde, öylece durdum.
Karşımdaki kişi… bendim. Üstümdeki kıyafetlere kadar her şey tıpatıp aynıydı. Bu nasıl mümkün olabilirdi? Sanki ikizimmiş gibiydi. Ama benim bir ikizim yoktu ve ikizlerde bile onları ayıracak farklı bir özellik mutlaka bulunurdu. Karşımda gördüğüm kişi her kimse, aramızda en ufak bir farklılık yoktu. Sanki aynaya bakıyormuş gibiydim.
Ona bakmak oldukça tuhaf hissettiriyordu. Ve içimden bir ses, karşımdaki kişinin dost olmadığını söylüyordu. Zihnimde tehlike çanları çalarken, kaçmak için merdivenlerden yukarıya doğru koştuğumda o da peşimden koştu.
Ayağım takılıp yere düştüğümde üzerime çullanarak bana saldırmaya başladı. Avazım çıktığı kadar bağırdığımda, elleriyle ağzımı sımsıkı kapattı. Hareket edemiyordum oldukça güçlüydü hatta ilginç bir şekilde benden de güçlüydü.
Cebinden çıkardığı iğneyi vücuduma batırdığında, bütün dünyam karardı. Bilincimi kaybetmeye başlıyordum. Bilincimi kaybetmeden önce, gördüğüm son şey. Mertti. Bana bakarak pis bir şekilde sırıtıyordu. Fakat onun benim bildiğim Mert olmadığının farkındaydım. Neler oluyordu böyle? Keşke polisi arasaydım, ama artık çok geçti.
BİRİNCİ BÖLÜM
(MERT)
7 AY SONRA
Bugün bunları yaşayacağımı hiç tahmin etmiyordum. Normal bir güne uyandığımı zannederken, bugün benim için her şeyin değiştiği bir gün oldu.
Her şey yolunda giderken, nasıl olurda bu noktaya gelmiştim? Sanki tüm bu yaşananlar bir kâbus gibiydi. Birazdan uyanıp tüm bu yaşadıklarımın bir kâbus olmasını diledim ama ne yazık ki gerçekti.
Her şey Selin’i işten aldıktan sonra gerçekleşti. Hukuk bürosunun önünde arabayı park etmiş, Selin’i bekliyordum. Yarım saat kadar geç kalmıştı. Tam endişelenip arabadan çıkmaya hazırlanırken Selin’in geldiğini görünce arabadan inmekten vazgeçtim. Bana doğru gelirken, arkasına dönerek hukuk bürosuna doğru şüpheyle baktı, sanki birinin onu takip ettiğinden endişeleniyor gibi bir hali vardı. Tuhaf davranmaya o andan itibaren başladı, Halbuki sabah keyifli bir şekilde kahvaltımızı etmiştik ve Selin de neşeli bir şekilde işine gitmişti. Gergin bakışlarıyla karşılaştığım zaman tuhaf bir şeyler olduğunu hissetmiştim.
Suratına sahte bir gülümseme yerleştirerek arabanın kapısını açtı ve yanımdaki koltuğa oturduğunda tek kelime bile etmedi.
“İyi misin? Gergin görünüyorsun.” diye sordum.
“İyiyim, bir şeyim yok sadece yorgunum.” diyerek beni geçiştirdi. Sonrasında sabırsızlıkla arkasındaki laboratuvara tekrar bakarak, “Hadi gidelim.” dedi.
Selin’in bu cevabından tatmin olmamıştım, bir şey olduğu besbelliydi ve bunu öğrenene kadar pes etmeyecektim.
Ona doğru imalı bir bakış atarak, “Bir şeyler olduğu belli.” dedim. “Ne zamandan beri birbirimizden bir şeyler saklıyoruz?”
Oflayarak sıkıldığını belli etti, sinirlenmeye başladığını hissettim. Sinirden gözü dönmüş gibi bir hali vardı. Gözlerine baktığımda, her zamanki sevgi dolu bakışlarını göremiyordum.
Selin en sonunda pes etti ve açıklamaya başladı. “Annem aradı, çok hastaymış kafam ona takıldı belki yarın onu ziyarete gidebilirim, birkaç gün buralarda olmayacağım.”
Duyduğum bu cümle karşısında şaşkına döndüm. Ben bu kadar şaşırınca merakla bana bakarak, “Neye şaşırdın bu kadar?” diye sordu.
“Sen neyden bahsediyorsun?” dedim. “Annen bugün bize kalmaya geldi ve gayet de sağlıklıydı.”
Sonrasında her şey çok hızlı gelişti, sırrının ifşa olduğunu anlayan Selin, hızla kafama doğru sert bir darbe indirdi ve bilincimi yavaşça kaybederken hatırladığım son görüntü arabanın dikiz aynasından gördüğüm, laboratuvardan çıkan Selin’di, yaralanmıştı ve zorlukla arabama doğru yalpalayarak yürümeye çalışıyordu. İkinci bir Selin nasıl olabilirdi? O anda korkunç gerçeğin farkına vardım, yanımda ki kişi her kimse benim bildiğim Selin değildi. Tüm dünya hızla gözlerimin önünde karardı ve bilincimi tamamen kaybederken direksiyona kafamı çarptım.















