Elimde market poşetiyle evin yolunu tutmuştum. Ekim olmasına rağmen kışın soğuğu cazip bir şekilde hissediliyordu. Sweatshirtüme iyice saklanarak yolda yürüyordum.
Eve yaklaştığımda anahtarı cebimden çıkarttım. Binanın kapısını açtım. İçeri girdiğimde birazcık rahatlamıştım çünkü binanın içi dışarıya göre daha sıcaktı.
Kapıyı araladıktan sonra ileriye bir göz attım. Kapının önündeki vestiyerin aynasından kendime baktım. İnsanların bu yüze alışık olması, onların içinden çıkamamak... Bunca zaman bunlarla karşı karşıyaydım. Ama şikayet edemedim insanlara. Sürekli zorunlu olarak bir şeylere zorlanmak o kadar da iyi bir şey değildir çoğu zaman. İnsanlar bana baktıklarında ne kadar güzel, mutlu diyebilir ama asla bir insanın onu başarırken neler çektiklerini bilemez.
İşte bu yüzden eve girmek istemezdim. Şuanda bu anlardan biri. En son düşüncelerimden çıkıp ayakkabılarımı çıkarttım. Kapıyı kapatırken kedim Mario küçük partileriyle koşarak yanıma geldi. Onu kucağıma alıp içeriyi yokladım. Mümkün olduğunca annemle aynı yerde olmak istemiyordum.
Odama doğru koşar adımlarda gittim. Mario hep bunu yaşadığı için hafif bir mırıltı çıkarttı. "Biliyorsun Mario. Onun karşısına çok fazla çıkarsam... " Ama kelimelerin devamını getiremedim.
Odamın kapısını kapattım ve yatağıma doğru zıplayarak yattım. Tavana boş boş bakarak bugün yaşadıklarımı düşündüm. Artık rutin haline gelmişti.
Dışarıda kısa yürüyüşümü daha sonra bir de okulumda yaşadıklarım aklıma geldi. Sınıfıma çantamı koyduktan sonra bahçeye çıktığımda havanın güzel esintisi, arkadaşlarımda geçirdiğim güzel zamanlar beyin süzgecinden hızlıca geçti.
Mario'nun mırıldanışıyla doğrularak kucağıma oturuşunu izledim. Mario başıyla telefonumu gösterdi. Sağa doğru başımı döndürdüm. Telefonu aldım ve kollarımı dik tutarak telefonun ekranına baktım.
Mesaj gelmişti. Yeni bir iş vardı demekti bu. Çünkü mesaj yazan Maradona idi.
"'𝐁𝐢𝐳𝐢𝐦 𝐢𝐜̧𝐢𝐧 𝐔𝐲𝐚𝐧ı𝐬̧ 𝐟𝐢𝐥𝐦𝐢 𝐤𝐚𝐡𝐫𝐚𝐦𝐚𝐧ı 𝐚𝐫𝐚𝐧ı𝐲𝐨𝐫. 𝐒𝐞𝐧𝐢 𝐚𝐥𝐦𝐚𝐤 𝐢𝐜̧𝐢𝐧 𝐢𝐬𝐭𝐞𝐝𝐢𝐠̆𝐢𝐧𝐢 𝐯𝐞𝐫𝐦𝐞𝐤 𝐢𝐬𝐭𝐢𝐲𝐨𝐫𝐮𝐳' aferin hemencik 5. filmini çıkarmak için teklifin geldi. Ama iyi haber menejerin ben olacağımmm"
Aslında istemiyecektim ama daha sonra Maradona'nın da menejerim olacağını duyunca kabul ettim.
"Peki. Ama bir şartım var 150.000 İstediğimi söyle. " Diyerek mesaj attım. O kesin ağzı açık bakcaktı ama eğer ne istediğimi verceklerse Kore'deki çekim için para lazım.
" Kankacım o kadar parayı ne yapıcaksın diyeceğim de. " Yazıp hemen ardından, "Valizi hazırla KORE'YE GİDİYORUZ 4. KEZ."
"Tmm byy. " Yazıp telefonu kapattım.
Aslında Kore'de k-drama çekmek çok iyiydi. Annemnende uzak oluyordu. Otel ise onlar tarafından karşılanıyordu. En pahalı oteli alıyorlardı.
Haraketlerimi gören Mario anlamsızca yüzüme bakıyordu. Ona açıklama yapmam gerektiğini anladım. "Eh, yeni bir Kore dizisi Mario. Hadi anneme söyleyelim, " kapıya gözüm takılarak "o zaten hemen gönderir. "
İçeri doğru geçtim. Anneme bakındıktan sonra mutfaktan takırtılar geldi. Kapıyı aralayıp baktım. Annem yemek yapmıştı ama sadece...
Kendine.
Bu duruma alışıktık. Ben kendi maaşımı harcıyorum, o kendinkini. Onunla tek bağımız babamdan dolayı aynı evde olmamız . Babam Kore'de meşhur bir yerde şef olarak çalışıyor. O yüzden Kore dizisinde oynuyorum. Babam bana çok yardım ediyor. Evimden yemeklerime kadar. Ayrıca bana hiç karışmaz. Ailemde tek ayakta durma sebebim o.
Abim var ama o zaten ayrı bir devirde. Bana sadece para atar. İstemiyorum para falan ama benden para dışında bir şey isteme diyip annemin yanında duruyor. O hep annemi destekledi. Bende babamı.
O da bir şirkette ceo. Şuanda evleneceği Melody ablayı çok seviyorum. Şuana kadar herşeyime yardım etti. Giyimimden aksesuarıma kadar. Benim kankam gibi. Makyaj malzemesine mi ihtiyacım var hemen gelir"Bu sana yakışır. Çok güzel alalım mı ablacım. "Der bana. Aile olarak en sevdiğim o. Normalde abimin başka biriyle evlenseydim onun düğününe gelmezdim ama tabii ki Melodi ablamın düğününe geleceğim çünkü o bana çok yardım etti.
Düşüncelerimden sıyrılıp içeriye girdim. Annem arkasını döndü. " Hoşgeldin. Noldu?"Sanki aynı evde değilmişiz gibi "hoşgeldin " demesi garibime gitti. "Ben tekrardan gidiyorum. Haberin olsun. Yeni bir film teklifi geldi."Dediğimde yüzü güldü. "Gerçekten mii? Tamam tabiki. İstediğin bir şey var mı? İhtiyaç? "Aslında bunca zaman yok dediğim için bu soruyu hep soruyordu.
"Aslında biletimi ayarlarsan iyi olur. Bir de yeni 2 elbise almam lazım. " dedim.
İlk başta bekledi ama sonra, "Al kartımı ne ihtiyacın varsa gider. "
Gidip çantasından kredi kartını alıp kendi çantama koydum. Kargocu çantamı alıp dışarı çıktım. Buralarda sevdiğim bir elbise vardı ama çok pahalı diye alamıyordum.
O mağazayı buldum ve içeri girdim. İlk başta biraz gezmek istedim. Reyonların arasında gezmeye başladım. Sonunda elbiseyi bir manken de gördüm. Buraya bakan kadını bulmak için arkamı döndüm.
Bana mı öyle geliyordu bilmiyorum ama orada duran bir adam bana bakıyor gibi geldim. Şüphelenmiştim ama kafama takmadım. Reyonların arasından diğer tarafa çıktım. Gözüm hâlâ adama bakıyordu. Adamın arkamdan Reyonlardan çıktığını görünce ilk kuruntu yaptığımı sandım ama adam bana doğru yaklaşıyordu.
Arkama bakmadan koşmaya başladım. Dükkandan çıktım. Beni bulamasın diye ara sokaklardan birine girdim. Öyle hızlı koşuyordum ki bi'an kalbimdeki hastalıktan dolayı bayılacağımı zannettim. Ama durursam daha kötü olabilirdi.
Hâlâ koşarken arkama baktım. Geliyordu. Sonra duraksadı bir an. Sonra birden bir şeye çarptım. Hemen arkamı döndüm dengemi sağlarken. Arkamda siyah kapişonlu bir erkek vardı. Nefes nefese iken gözlerimin karardığını gördüm.
2.BÖLÜM
Bu ülkede kadın olmak zordu. Daha doğrusu çocuk. Ben daha küçük yaşlarda cinayet denildiğinde o ne ki diyordum. Fakat şuanki çocuklar bunun ne demek olduğunu çok iyi anlıyorlar. Hatta bunu oyuna çevirenler bile var. Sonra bu ülkenin iyi olmasını bekliyorlar.
Gözlerimi açtığımda ilk başta meraklı yüzle bakan bir erkek suratı gördüm. Hafifçe doğrulup "Sen... Beni kurtaran kişi misin?" demeyi başardım. Hafifçe gülümseyip "öyleyim. İyiysen ben gidiyorum. " Diyerek yürümeye başladı. "Dur," deindim ama neden dediğimi anlamadım, "şey. O adama ne oldu? " Diyerek şaşkın yüzü yapmaya çalışarak. "Ne kadar meraklısın. Olduysa oldu işte. Bu kadar merak iyi değildir."Devam etti kapıya doğru.
Tam dışarı çıkacakken içeriye doktor girdi. " Hey, Skyler.Kalbin normale döndü. Abin masrafını ödedi. Yanlışlıkla konuşmalarına şahit oldum da annenle aran kötü mü? Ben o kızın yanına gitmem gibi bir şey dedi de."
Böyle diyeceğini biliyordum. Zaten hep böyle yaptığı için bir şey demeyeceğim. "Yok, biraz tartıştık da. " Diyerek geçiştirdim.
Doktor odadan çıkınca kendimi tutamadım ağlamaya başladım. Biraz sonra yanımda bir sandalye çekme sesi duydum. Gözümdeki yaşı silip baktım. Ben çocuğun gittiğini sanıyordum ki gitmemiş.
"Kalbinde bir sorun mu var? "Diye en soğuk kanlı şekilde sordu. Elindeki sandalyeyi karşıma koydu. " Niye bu kadar soğuk kanlısın? "Diyerek sorusuna soru ile karşılık verdim. Cevap olarak, " Sana soru sordum. " Dedi. "Bende sana sordum. "İçimden sırtmak geliyordu ama kendimi tuttum.
Sandalyeden ayağı kalkarak " İlk ben sordum. "Dedi ve sırıttı. "Peki, "Ellerimi teslim olur gibi kaldırdım. " Evet doğuştan beri olan bir hastalığım var. Bu yüzden çok koştuğumda bayılabiliyorum."Kaşları yukarı kalktı ve dudağını büktü. Sonra da kollarını göğsünün altında birleştirdi ve yürümeye başladı. "Aynı zamanda ailenle aran iyi değil. "Deyince iyice sinirlendim. " Sanane! " Ayağa kalktım sinirle. Çocuğun üzerine doğru sinirle yürüdüm ki hesaba katmadığım birşey vardı. Serum yüzünden takılıp yere düştüm. Bana gülüyordu. "Ne gülüyosun? "Diye bağırdım.
Yatağımın üzerine yeniden yattığımda sinirim biraz geçmişti. " İsmini bana söylemedin? "
"Söylemek zorunda mıyım? "Dedi cevap olarak. O sinir bozucu gülümsemesini takındı.
" Hey, Benimkini biliyorsun! "Diyerek çıkıştım.
"Banane. Doktorun söylemeseydi. "Dediğimde çantası yere yapıştı. Gülerek karşıladım. Yere bir defter düştü. Üzerinde ismi yazıyordu. Bunu koz olarak görerek, " Peki ,siz söylemeyin Marcus Bey. Ben öğrenirim. "
"Lan! Sen nası... "Sonra birden defteri gördü. Bana baktı. Sırıttım. " Ee sinsilik öyle değil böyle yapılır. " diyerek geriye yaslandım. Sonra saate baktım. "Eyvah! "Dedim ve kalkmaya başladım. Bu sefer serumu çıkardım. Benim ayaklanmamla Marcus'da ayaklandı. Ben tam kapının ordayken önüme geçip beni durdurdu. "Hop? Böyle izinsiz gidemezsin. "Göz devirdim bu cümlesine karşı. "Senden izin alan yok? "Dedim. Kolundan itekledim ama ne fayda!
"Benden izin almıyacaksın zaten,"Gözlerini kapıya doğru haraket ettirdi,"doktorundan."Kapıdan çekildi." Bak, acele etmem gereken bir uçak var. Doktorla uğraşırsam çok zaman alacak."Açıklamama bir şey demedi. Bende kapıyı açıp çıktım.
Üstlerimi çıkarttıktan hemen sonra arkamdan onun da çıktığını gördüm. "Marcus! "Bunu neden dedim anlamadım. Arkasını döndü. Yaklaşmaya başladı.