İçeriğe geç

Insane Player (Chanmin)

Bölüm 1 · 10 dk okuma

Insane Player (Chanmin)

Bölüm 1

1

Chan yani namı değer Insane Player elinde ki bıçakla yaşlı adamın peşinden gidiyordu ama adamın haberi bile yoktu.Bilmiyordu celladının tam arkasında olduğunu.Sonra yaşlı adam yere düşürdüğü ilacını tam almak için eğildiğinde Chan da bıçağı adamın boynuna geçirdi ve adamın boynunu kopardı.Adamın gövdesi bi yerde kafası bir yerdeydi.Kanlar fışkırıyordu.Etraf kan gölüne dönmüştü.Sonra Chan bıçağı aldı ve adamın kafasına kocaman bir W harfi çizdi.Son olarak da benzin döktü ve ateşe verip oradan uzaklaştı ama kafasını yakmamıştı.Cünkü W harfini kafa kısmına çizmişti.İşini hall ettikten sonra hiç dikkat çekmeyecek şekilde evine doğru yol aldı.

Hiç dikkat çekmeyecek şekilde eve gitti ve bıçağı çamaşır suyu ile arındırdıktan sonra sonra diğer bıçaklarım yanına koydu.

Tüm işlerini bitirdikten sonra kendine içki dolabından viski çıkardı ve buz dolu bardağın içine viskiyi doldurdu.Viskisinden bi yudum aldı.Boğazı yanmıştı.Bu hissi seviyordu.

Viskisini de alıp odasına gitti ve kıyafet dolabını açıp kıyafetlerini araladı.Bi mantar pano vardı.Panonun üzerinde ise 6'sı orta yaşlı erkek ve 4'ü genç,3'ü yaşlı kadın olmak üzere 13 kişi vardı.

Bu kişiler köle ticareti,taciz,tecavüz,uyuşturucu ticareti,kadın cinayeti,çocuk cinayeti,fuhuş ve daha fazla sayılamayacak kadar çok suç işlemişlerdi.Chan ise bugün birini öldürmüştü.Geriye kaldı 12 kişi.Bu 12 kişiyi de yavaş yavaş öldürecekti.Hepsinin yerini biliyordu ama onlar Insane Player'in onların yerini bildiğini bilmiyordu.

Chan televizyonu açtığında bir haber kanalı açıktı.Haberi sunan spiker Insane Player'den bahs etmişti.

"Gerçek adı bilinmeyen takma adı ile Insane Player bugün ünlü iş insanı Yang Seok'un önce kafasını koparıp sonra da benzin döküp ateşe verdi.İşte o görüntüler."

Sonra kamera cesedi gösterdi.Gövde kemikten ibaretti.Hatta bazı bölgede ki kemikler kül olmuştu.Sadece kafa duruyordu.

Bi daha ki kurbanı Seul Yüksek Okulu'nda ki bir öğretmendi.Tabii öğretmen denirse.Çocukları önce boş sınıfa çağırıyor sonra istediğini yapıp tehdit ediyordu.Kız,erkek,küçük,büyük fark etmiyordu.Çocuklar da korkularından kimseye bişey anlatamıyordu.Ya akıl sağlıklarını kaybediyolardı ya da intihar ediyorlardı.Chan bir öğretmen kılığına bürünecek ve o öğretmeni öldürecekti.

Biraz daha oturduktan sonra televizyonu ve ışıkları kapatıp odasına gitti.Kıyafetlerini değiştirdi ve uyudu.Yarından itibaren artık bir öğretmendi.

...

Chan günün ilk ışıkları ile gözünü açtı ve yataktan kalktı.Elini,yüzünü yıkayıp üstünü değiştirdi.Ders notlarını çantasına koydu.Sonra evden çıktı ve arabasına binip okula gitti.Arabasını park ettikten sonra yavaş ve sakin bi biçimde okula girdi.Kapıdan girer girmez bi çocuğun ona çarpıp yere düşmesi bir olmuştu.

Çocuğun elinde ki defterler ve kağıtlar hep yere dağılmıştı.Çocuk hemen toplamaya başlamıştı.Chan'dan özür dilemeyi de ihmal etmemişti.

"Özür dilerim efendim isteyerek olmadı."

Nefes nefese konuşmuştu.Uzun süredir koştuğu belliydi.Chan hemen çocuğun yanına eğildi ve eşyalarını toplamasına yardım etti.

"Beni okul müdürünün yanına götürebilir misin?"

Diye sordu çocuğa.Gözünün içine bakarak.Çocuk çok minik gözüküyordu.Feminen bi tarzı vardı.Saçları da terden alnına yapışmıştı.Kahverengi saçlıydı.Gözlerinin içi parlıyordu.Hemen cevap verdi.

"Tabii efendim."

Çocuk hemen eşyalarını çantasına koydu ve ayağa kalktı.

"Beni takip edin efendim."

Önden gidiyordu.Merdivenlere gelince hafif yavaşladı ve soluklandı.Chan çocuğa bişey olduğundan endişelendiriyor ve elini çocuğun omzuna koyarak konuştu.

"İyi misin?"

"İyiyim efendim sadece...biraz fazla yoruldum."

Dedi ve yürümeye devam etti.Müdürün kapısının önüne gelince çocuk kapıyı tıklamış ve kapıyı açmıştı.

"Hocam sizle görüşmek isteyen biri var."

"Gelsin"

Okul müdürü Minho'ydu.Chan'ın bebeklik arkadaşıydı ama onun bir katil olduğundan haberi yoktu.

Chan içeri girdikten sonra çocukta içeri girdi ve Minho ile konuşmaya başladı.

"Hocam geç kağıdı verebilir misiniz?"

"Yine mi Seungmin bu kaçıncı."

"Hocam lütfen durumu biliyorsunuz."

"Peki,peki."

Dedi ve kağıdı verdi.Çocuk kağıdı aldıktan sonra hemen odadan çıktı.Minho'da ayağa kalktı ve arkadaşı ile sarılıp özlem gidermeye başladı.

"Eeeee görüşmeyeli nasılsın?"

"İyiyim,sen?"

"Bende iyiyim işte okul,öğrenciler falan derken."

"Artık daha sık görüşürüz.Neyse benim dersim şuan hangi sınıfta?"

"11/D sınıfında.4. Kata çık sola dön koridorun sonunda ki sınıf."

"Tamam hadi kolay gelsin."

"Sana da."

Dedi ve odadan çıkıp asansöre bindi.4. Katın tuşuna bastı.3. Katta biri daha bindi.Siyah saçlı ve genç görünümlüydü.Chan'ı görünce konuşmaya başladı.

"Merhaba sizi ilk defa görüyorum."

"Bugün geldim.Neyse sonra konuşuruz kolay gelsin."

"Size de."

Chan asansörden çıktı ve Minho'nun dediği sınıfa doğru gitmeye başladı.Sınıfa girince tüm öğrenciler ayağa kalktı ve onu selamladı.Chan oturunca onlar da oturdu.Chan biraz dikkatli bakınca sabah ona çarpan çocuğun da orada olduğunu gördü.

Çantasını masaya koyduktan sonra yoklama almaya başladı.Adını duyan el kaldırıyordu.

"Ahyeon"

"Yiren"

"Onda"

"Jisung"

"Seungmin"

"Kai"

"Beomgyu"

"Jungkook"

"Ningning"

"Felix"

"Lisa"

"Hyunjin"

"Sunoo"

"Jay"

"Sulli"

"Seulgi"

"Jimin"

"Rose"

"Nayeon"

"Jihyo"

"Ryujin"

"Jakson"

"Chaewon"

"Yeonjun"

"Hocam siz yeni mi geldiniz?"

Diye sordu en arka sıra da oturan adı Rose olan sarı saçlı kız.

"Evet,Rose."

Chan'ın çok güçlü bir hafızası vardı.Herşeyi hatırlayabilirdi ve asla da unutmazdı ama gözü sabah çarpıştığı çocukta takılı kaldı.Çok güzeldi.Sesi,dış görünüşü,konuşma tarzı herşeyi.Chan'ın fazlaca ilgisini çekmişti.Feminen bir tarzı vardı ama bu Chan'ın umrunda değildi.

"Neyse biyoloji de hangi konu da kalmıştınız?"

"Üreme Sistemi ve Embriyonik Gelişim de kaldık hocam."

"Giriş yaptınız mı yoksa bu ders mi işleyecektiniz?"

"Hocam önceki hocamız fetüsün oluşumunu anlatıcaktı fakat zil çaldığı için anlatamadı."

"Tamam o zaman ben anlatıyorum.Halk arasında cenin olarak da tanımlanan fetüs, bebeğin embriyo ile doğum arasındaki evresi için kullanılan terimdir. Gebeliğin her haftasında bebeğin gelişimi farklılık gösterir. Tüm bu gelişim dönemleri zigot, embriyo ve fetüs gibi farklı özel tıbbi terimlerle tanımlanır. Farklı bir deyişle yumurtanın döllenmesiyle oluşan zigot, daha sonra embriyo ve doğuma kadar olan süre boyunca da fetüs olarak adlandırılır. Hamileliğin 9. haftasından itibaren fetüs olarak tanımlanmaya başlanan bebek, bu dönem içinde yaklaşık 2,5 cm. uzunluktan 50 cm’ye kadar uzar ve ağırlığı da doğru orantılı olarak artar. Kadın üreme hücresi olan yumurtanın, fallop tüplerinde sperm hücresi ile döllenmesiyle başlayan uzun süreç boyunca pek çok farklı evreden geçen bebeğin, gelişim basamaklarını anlamak için zigot, embriyo ve fetüsün nasıl oluştuğunu, gelişim sürecini ve bu terimlerin neyi ifade ettiğini iyi anlamak gerekir. "

"Hocam su içebilir miyim?"

Jisung bu soruyu Chan'in sabrını denemek için sormuştu.Chan'da bu soruyu kırmadan normal bi şekilde cevapladı.

"Tabii içebilirsin Jisung."

"Teşekkür ederim hocam."

Sonra da Felix başka bi soru sordu.

"Hocam bedene çıkartır mısınız?"

"Tamam hadi çıkalım zaten fetüsün nasıl oluştuğunu falan anlattım."

Tüm sınıf sevinçli bi şekilde ayağa kalktı ve sessiz bi şekilde aşağıya inmeye başladı.Seungmin,Chan'in yanına gitmiş ve konuşmaya başlamıştı.

"Şey hocam sabah size çarptığım için özür dilerim."

"Seungmin üzür dileme.Kasıtlı yapmadığını biliyorum.Zaten benim için çok önemli değil.Hem de bu kadar insanları önemseme altlarında kalırsın"

"Peki hocam."

Dedi ve hızlı yürüyerek sınıfa yetişti.Jisung ve Felix'in ortasına geçti.Jisung ve Felix de hemen ona sarıldı.Aşağıya indiler.Bi tane voleybol topu aldılar ve tüm sınıf ile voleybol oynadılar.20 dakika boyunca aralıksız oynamışlardı.

İlk 10 dakika boyunca Chan gözünü Seungmin'den bir an olsun çekmemişti.Onu fazla çekici bulmuştu.Ona bakarken istemsizce aklında beli ve bacakları canlanıyordu.Onu arzuluyordu.Sonra yanına Minho geldi.Ona sigara uzattı Chan aldıktan sonra çakmağını çıkarıp sigaranın ucunu yaktı ve çakmağını geri kaldırdı.

"Çocukların isteklerine asla karşı gelemiyosun.Farkında mısın?"

"Evet.Ben çocukluğumu yaşayamadım isteklerime hep karşı gelindi.Onlar benim yerime de yaşasın."

"Sen çok iyi bir baba olucaksın.Chan"

"Bunu bana kardeşini tek başına büyütüp anne baba yokluğu çektirmeyen biri mi söylüyor?"

"Aynı şey değil."

"Aynı şey."

"Bu sınıfta ki çocukların yarısının anne, babası yok.Anne,babası olanlar da hep dışlanıyor ya da şiddet görüyor. Yönelimleri farklı.Onları bilerek bi sınıfta topladım.Ondan dolayı bu sınıfbbu kadar kalabalık"

"Sevgilin var mı?"

"Var."

"Kim?"

"Jisung."

"Sincap çocuk mu?"

Dedi sırıtarak.Jisung gerçekten sincaba benziyordu.

"Evet.Sincap çocuk,mutlu bir ilişkimiz var.Onun da annesi babası yok.Aynı evde yaşıyoruz."

"Adım üstüne yemin ederim ki senin yanın da annesinin,babasının yokluğunu hissetmiyordur."

"İsterse eğer hem annesi,hem babası,hem sevgilisi olurum.İstemesi yeter."

Chan,Minho'nun bu tavrına gülümsemişti.Minho'nun ne kadar iyi niyetli biri olduğunu biliyordu.Sonra teneffüs zili çaldı.Jisung da Minho'nun yanına gitti ve sarıldı.Minho da ona sarıldı.Sonra Minho,Chan'a döndü ve;

"Ben gidiyorum.Hadi görüşürüz."

Chan görüşürüz anlamın da elini kaldırdı.Gözü Seungmin'e takılmıştı.Felix ile bankta oturuyordu.Sonra Hyunjin yanlarına gitti ve Felix'i yanına çekti.Seungmin'e bişeyler şöyledi ve Felix ile oradan uzaklaştı.Chan da bundan istifade sigarasını söndürdü ve Seungmin'in yanına oturdu.Seungmin'de,Chan yanına oturunca eli ayağı birbirine karışmıştı ama toparlayabilmişti

"N-ne oldu hocam?"

"Hiiç öyle,ne yapıyosun diye merak ettim."

"Hocam bişey sorabilir miyim a-acaba?"

"Tabii ki."

Seungmin bunu sormak ve sormamak arasında kalmıştı ama cesaretini toplamış ve sormuştu.

"Erkekler de hamile kalabilir mi?"

"İleri ki zamanlar da görürsün Seungmin."

Ama Chan bu cümle de "görürsün"'ü baskılayarak söylemişti.Seungmin saf olduğu için anlamamıştı ama Chan derste işleriz anlamın da dememişti.Bireysel olarak gösterecekti. Sonra ders zili çaldı.Chan'ın boş dersiydi.Onun için oturmaya devam etti.Seungmin zilin daha başından kalkmıştı.Öğretmenine el sallayarak.

Dersin ilk 10 dakikasında yanına Minho gelmişti.Müdür olduğu için genel de bişey yapmazdı.Arada bi boş derslere girerdi.

Minho,Chan'in yanına oturdu.

"Ne düşünüyorsun böyle kara kara?"

"Şu matematik öğretmeni.Uzun,beyaz saçlı.Göz rengi mavi olan adam."

"Eeeee ne olmuş ona?"

"Adı ne ve nerede bulabilirim?"

"Ben onu çok iyi tanımıyorum ama Jeongin hoca bilir.Ona sor."

"Hmmm Jeongin...Böyle siyah saçlı genç çocuk mu?"

"Evet,şuan dersi yok.Öğretmenler odasında."

"Tamam."

Dedi ve ayaklandı.Öğretmenler odasına gidiyordu.Jrongin ile konuşucaktı.Asansöre bindi ve 5. Kata çıktı.Öğretmenler odasına girdi bi tek Jeongin vardı orada.Hemen yanına gitti ve selamlayarak lafa girdi.

"Merhaba."

"Merhaba."

Dedi siyah saçlı genç güler bi yüzle.

"Ben size bişey soracaktım. "

"Tabii sorun ne ile alakalı?"

"Şu uzun beyaz saçlı mavi gözlü bi matematik öğretmeni.Hatta naneli parfüm sıkıyo."

"Oooo...onun adı Kim Jeon.Ne olmuş ona?"

"Yok bişey olmadı.Ben sadece tanışmak istiyorum da.Şuan nerede acaba.Biliyor musunuz?"

"Şuan 9/B sınıfın da.Oturuyo.Boş dersi."

"Teşekkür ederim. "

"Önemli değil."

Dedi ve odadan çıkıp asansöre bindi.2. Kata iniyordu.9/B sınıfı 2. Kattaydı.Asansör kata indiğin de Chan normal bir biçim de sınıfa ilerliyordu ama sonra bir kız çığlığı duydu.Bu 9/B sınıfından geliyordu.Chan adımlarını hızla dırdı ve sınıfa girdi.Evet Jeon tam da oradaydı.Yanında da Sulli vardı ama Sulli'nin yüzü donuk bakıyordu,kıyafetleri dağılmış ve beti benzi atmıştı.Chan'ın içeri girdiğin de hemen üstünü başını düzeltti ve sınıftan çıktı.Chan,Sulli sınıftan çıkınca hemen Jeon'un yanına gitti.

"Merhaba,Kim Jeon siz misiniz acaba?"

"Evet nasıl yardımcı olabilirim?"

"Ben okula bugün geldim de.Adınızı bir sürü kişiden duyunca merak ettim."

"Hoşgeldiniz okulumuza.Adınız nedir acaba?"

"Chan."

"Chan bey benim bi işim var da sonra konuşuruz."

"Peki öyle olsun."

Adam sınıftan çıktıktan sonra o da sınıftan çıktı.Acilen Sulli'yi bulmalıydı.Orada Beomgyu'yu gördü ve hemen yanına gitti.

"Beomgyu,Sulli'yi gördün mü acaba?"

"Evet hocam sınıfa doğru gidiyordu."

"Teşekkür ederim"

Dedikten sonra koşarak sınıfa doğru gidiyordu.Sınıfa vardığın da hızlıca kapıyı açtı.Sulli oradaydı,camın önünde ve Chan içeri girdiğin de kendini attı.Chan geç kalmıştı.Genç kız kendini atmıştı.Chan onu durduramamıştı.Koşup camın oraya gitti.Genç kız kafasının üzerine düşmüştü.Kandan dolayı yüzü bile görünmüyordu.Arka bahçe tarafına düştüğü için kimse yanına gitmemişti.Chan koşarak arka bahçeye,kızın cesedinin yanına gitti ve cesedin yanına oturup kızın kafasını kucağına bacaklarının üstüne aldı.Kızın saçlarını okşuyordu.Eğer biraz daha erken gitseydi Sulli'yi kurtarabilirdi belki.Pişmandı.Jeon ile konuşmak yerine Sulli'nin yanına gitmediği için pişmandı.Kız her geçen saniye kan kaybediyordu ama bu bişey değiştirmezdi.Sulli zaten ölmüştü.Cesedi kucağına aldı ve okulun en tenha yerine koydu.Gece gelip cesedi alıcak ve mezarlığa gömücekti.

Jeon'u bugün öldürmedi çünkü ondan şüphelenebilirlerdi ama ileri ki zamanlar Jeon yaşamıyor olacağı için rahattı.Sulli için üzülüyordu.Daha gençti ve ölmeden önce hiç iyi şeyler yaşamamıştı.En azından daha mutlu bir şekil de ölebilirdi ama Jeon'a eziyet çektirecekti,acı çektirecekti.Sulli'nin intikamını alıcaktı.Çok güzel bi suikast planı yapmıştı aklına.

Saat gece 02.00'a geliyordu.Okul komple boşalmıştı.Chan eve gitmemişti.Sulli'nin cesedini mezarlığa gömücekti.Okulun boşaldığından emin oldu ve Sulli'yi bıraktığı yere gitti ve kucağına aldı.İyice beti benzi atmıştı ve soğuktu...Çok soğuktu.Ölüm onun vücudunu ele geçirmişti.Dudakları çatlamış.Vücudunda ki morluklar daha da belirginleşmişti.

Chan,Sulli'yi arka koltuğa yatırdı ve emniyet kemerini de taktı.Kendisi de öne bindi ve arabayı çalıştırdı.2 dakika sonra araba ısınınca arabayı sürmeye başladı.Klimayı açtı ve arabanın ısısını sıcak yaptı.Sulli'nin üşümesini istemiyordu.

Mezarlığın önüne geldiğinde arabayı park etti ve Sulli'yi arabadan çıkarıp kucağına aldıktan sonra arabayı kilitledi.Onu boş önceden ayarladığı bi mezarlığa gömücekti.Aslın da o mezarı kendine ayırmıştı ama Sulli bu mezarı ondan daha çok hakediyordu.Onu annesi ve babasının mezarının yanında ki mezara gömücekti.

Küreği aldı ve toprağı kazmaya başladı.Toprağı kazınca Sulli'yi yavaşça oraya yerleştirdi ve üstüne toprakları atmaya başladı.Tam olarak gömdüktan sonra annes ve babasının mezarına döndü ve;

"Anne,baba ona çok iyi bakın olur mu.O bu mezarı benden daha çok hak eden kanatsız bir melek."

Dedi ve evine gitti.Kanepeye oturdu.Düşünmeye başladı.Saat 04.00 derken saat oldu 08.00.Chan uyumamıştı daha doğrusu uyuyamamıştı.Gözünü kapattığı anda gözüne kızın kanlar içinde ki o hali geliyordu.

#Bu varya benim rekorum bu kadar uzun yazmayı beklemiyordum

Bölüm sonu

5 yorum