İlk kitap büyük heyecan. Bundan öncede bazı kitaplar yazmış ama yayınlamamıştım ve hâlâ taslakta duruyor öylece yazılmayı bekliyorlar. Ama ben ilk bu kitabı yazmak, bitirmek istiyorum.
İlk kitabım olduğu için acemiyim. Bu yüzden lütfen hatalarımı maruz görün, kibarca eleştirip hatalarımı söyleyin. Bölümlerde ne aralıklarla gelir bilmiyorum ama hali hazırda bir kaç bölüm bulunmakta ve yazdığım bölümün bitmesine az kaldı.
İyi okumalarr
Ve ben öylece umut ediyor, öylece yıkılıyordum
Yağmur hızını kesmeden yağmaya devam etti. İnsanlar daha fazla ıslanmamak için koşuyor,taksi arıyor ve kafelere sığınıyordu.Bunları umursamayarak yürümeye devam ettim. Eski ben yağmuru sevmezdi. Saçları, kıyafetleri bozulacak diye yağmurlu havalarda dışarıya çıkmamaya özen gösterirdi. Şimdi ise saçlarım karman çorman olmuş, kıyafetlerim burmuş bir hâl almıştı.
Bunları umursamayarak hastaneye girdim ve evim bellediğim o koridora gelince yere çöküp sırtımı duvara yasladım. Sahi kaç gün olmuştu hastane koridorlarında yatmaya başlayalı, kaç gün olmuştu umut etmeye başlayalı.Kaç gün olmuştu da umutlarım sönmeye yüz tutuyordu.
Yoğun bakımının kapısı açılmasıyla oraya baktım. Yiğit' in doktoru çıkmış başka hastalarla konuşuyordu. En sonunda yere oturmuş beni görerek yanıma gelip boyumuzu eşitlemek için diz çöktü.
"Bade ne kadar böyle devam edeceksin" dedi. "Yiğit elbette kendine gelecek, bunun için elimizden geleni yapıyoruz ama sen bir ölü gibi yaşayamazsın. İşlerin,ailen seni bekliyor"
Ona anlamsızca baktım.
"Benim ailem Yiğit. Benim işim Yiğit. O zaman nasıl bırakabilirim işimi ve ailemi" dedim, yoğun bakımın kapısına bakarak. Artık oradan çıksa olmaz mıydı. Uyansa ve bana yeniden gülüp sarılsa olmaz mıydı. Yeniden yaşasa olmaz mıydı.
Doktorun "Yiğit'in son testleri diğerlerine göre daha iyi. Yakında uyanmasını bekliyoruz" demesiyle güldüm.
"Altı ay öncede böyle demiştin, iki ay öncede böyle demiştin ama değişen bir şey olmadı ve ben kocamı bir kere bile göremedim" dedim. Bir yıl önce bu aylarda trafik kazası geçirmişti Yiğit ve komaya girmişti. O günden sonra enfeksiyon kapma ihtimalle oldukça artmıştı ve onu asla görememiştim.
"Enfeksiyon kapma ihtimalli..." Lafını keserek "Biliyorum" dedim. "Ben her şeyi biliyorum. Ama sende beni anla biraz. O trafik kazası olmadan önce kavga etmiştik. Bana sinirle 'öleyim de kurtul benden' demişti. Ve şimdi kocam ölüyor"
Bir şey demeden yüzüme acıyla baktı. Zaten bir şey demesini beklemiyordum.
"Ama en acısı ne biliyor musun? Sevilmediğini,ondan artık bıktığımı ve onu sevmediğimi sanarak ölmesi" Göz yaşlarım artık gözümde duramayarak usulca akmaya başladı. Hıçkıra hıçkıra ağlamaya da mecalim kalmamıştı artık. Canımdan can kopuyordu benim. O kadar acıtıyordu ki bu dayanamıyor, bu çaresizlik yüzünden ölmek istiyordum. Oysa fiziksel acıyı tercih ederdim.
"Yiğit uyanacak ve onu sevdiğini söyleceksin. Sevildiğini bilecek. Söz veriyorum" Ona sadece tebbesüm ettim. Elbette onunda elinden gelini yaptığını biliyordum ama artık sözlerine güvenemiyordum. İlk Yiğit' in uyanması yakın dediğinde ki heyecanım ve uyanmadığında ki hayal kırıklığımı unutamıyordum.
Doktor bana bir kaç saniye bakıp ayağa kalktı ve gitti. Ben yine yalnız kaldım. Yiğit' ten başka kimsem yoktu benim. Yetimhane de büyümüş, hiç bir şeyi olmayan biriydim. Ama bir gün Yiğit hayatıma gitmişti ve ben her şeye sahip olmuştum. Beni koşulsuz seven biri, konuşmasamda hareketlerimden beni anlayan biri ve ailem olan biriydi.
Şimdi ise her şeyi kaybediyordum.
Kaybetmek istemiyordum.
Yiğit' in yeniden uyanmasını ve bana sımsıkı sarılmasını istiyordum.
Bacaklarım kendime doğru çekip kollarımı bacaklarıma doladım ve kafamı bacaklarıma gömdüm. Aklıma Yiğit'le tartıştığım gün geldi. Eğer şimdi geçmişe gitsem onun dediğini yapar, evden dışarı çıkmasını engellerdim.
1 Yıl Önce
"Gerçekten gidecek misin" diyen Yiğit' i umursamayarak odaya girdim ve dolabın kapağını açarak elbiselerime bakmaya başladım. Bu gece için hangi elbise iyi olurdu bilmiyordum. Eğer Yiğit'le kavga etmiyor olsak ona sorabilirdim ama ne yazık ki şu an kavgalıydık.
Elime siyah,kısa, V yakalı ve sırt dekolteltesi olan elbisemi alıp yatağa attığım sırada odaya Yiğit girmişti. Sinirden yüzü kızarmış, ellerini yumruk yapmıştı. Onu umursamdan elbise bakmaya devam ettim. Akşam yemeğinden sonra gönlünü alabilirdim.
"Bade bana bak. O akşam yemeğine katılmanı istemiyorum" dedi, kolumdan tutup kendine bakmaya zorlayarak.
"Alt tarafı bir iş yemeği. Neden bu kadar büyütüyorsun. Daha öncede iş yemeklerine katıldım" dedim. "O zamanlar bu kadar sorun yapmadın da neden şimdi yapıyorsun"
"O adamda orada olacak. Eşimin o adamla aynı ortamda olmasını istemiyorum"
" O adam dediğin kişi arkadaşım. Ha benden hoşlanıyordur ya da seviyordur kime ne Yiğit. Ben o adamı sevmiyorum. Eğer bir şey yapacaksa engellerim zaten. Kıskanman çok yersiz"
Şaşkınlıkla bana baktı. Ara sıra bir şey demek için ağzını açıyor ama bir şey diyemeden geri kapatıyordu.
"Kime ne? Öyle mi Bade?" Dediğinde bir kaç adım geri gittim. Sesi ilk defa bu kadar soğuk çıkmış beni dondurmuştu. Gözlerindeki kırılmışlık ifadesi ise canımı fazlasıyla yakıyordu.
"Yiğit... Bak ben çok sıkıldım, bunaldım bu durumdan. İki üç aydır hiç olmadığın kadar kıskanç davranıyor, beni kısıtlamaya çalışıyorsun" dedim kendimi açıklamaya çalışarak ama bu Yiğit' i daha da sinirlendirmek ve üzmekten başka bir şey yapmadı.
"Özür dilerim. Sadece seni korumaya çalışıyordum" dediğinde kaşlarımı çattım.
"Beni neyden korumaya çalışıyorsun" Soruma yanıt vermedi. Susmayı tercih ederek arkasını bana döndü.
"Yeter" diye bağırdım dayanamayarak. Bağırmamla birlikte durup yeniden bana döndü. Orman gözleri cansızca bana bakıyordu. "Bu saçma sapan hareketlerinden bıktım. Açık açık konuş Yiğit. Konuşmasanda sus otur oturduğun yerde. Çünkü ben senin bu hareketlerinden çok bunaldım ve sadece bu hareketlerin kendinden soğutuyor"
"Bende benden bu kadar kolay vazgeçmenden sıkıldım" Bağırmıyordu ama sesi oldukça keskin, sertti. "O zaman öleyim de kurtul benden Bade" demesiyle bir hışın odadan çıktı ve iki dakika sonra evin kapısının açılıp kapanma sesini duydum. Evden çekip gitmişti. Ondan kurtulmak istediğimi sanmıştı. Gözüm aniden dolarak ağlamaya başladım.
Her evli çiftte olduğu gibi bizde Yiğit' le kavga ediyorduk ama o kavgalardan bir kaç dakika sonra sakinleşir,orta yol bulur ve barışırdık. Hiç bir zaman evi terk etmezdik kavaglıyken.
Gözyaşlarımı silerek Sevda' ya akşam yemeğine katılamayacağım hakkında kısa bir mesaj atıp Yiğit' i aradım ama telefonu açmadı. Bu yüzden elimi yüzümü yıkayıp kendimi yatağa attım. Biraz sakinleştikten sonra eve gelirdi. Barışırdık. Yiğit beni terk etmezdi.
Günümüz
Etraftaki sesler bir anda artmaya başlayınca düşüncelerimden çıkıp etrafıma baktım. Bir kadın yere çökmüş bağıra bağıra ağlıyor, bazı hemşireler de kadını sakinleştirmeye çalışıyordu. Onların bu yersiz hareketlerine göz devirdim. Birini kayıp ettikten sonra sakin olabilir miydi.
İnsan kaybetmenin acısını yok sayabilir, hayatına o hiç olmamış gibi devam edebilir miydi.Ben edemezdim.
Yiğit'in doktoru Samat Bey yoğun bakımın kapısına gelip yerde ağlayan kadına göz ucuyla bakıp yoğun bakıma girdi. Ve yirmi dakika sonra yeniden yoğun bakımdan çıkıp yanıma geldi. Yerde bağıra bağıra ağlayan kadında bayılmış ve onu götürmüşlerdi.
"Yiğit uyandı"
Duyduğum şeyle öylece kalakaldım. Cümleyi idrak etmekte zorlanıyor, hiç bir tepki veremiyordum.
Yiğit uyanmıştı.
Bir yıla yakın bekleyiş sona ermişti.
Yiğit yeniden bana gelmiş, dönmüştü.
Cümleyi en sonunda idrak ederek ayağa kalktım ve Samet Beye baktım. Yüzünde küçük bir tebbesüm vardı.
"Gerçekten mi" diye fısıldadım.
"Gerçekten. İstersen odamda konuşalım"
"İlk önce Yiğit'i görsem. O şimdi endişelidir. Kendini yalnız hisseder. Tek başına yapamaz o" dedim.
"Bade ilk önce konuşalım" dedi Samet Bey,sert bir biçimde. Sert bir şekilde konuşmasıyla yutkundum. Kötü bir şey vardı. Bunu hissedebiliyordum.
Başımı sallayarak Samet Beyin peşine takıldım. Odasına geldiğimizde de kapıyı benim için açmış, ilk benim girmeme izin vermişti. İçeri geçerek masanın önünde ki koltuğa oturdum. O da yerine geçmiş oturmuştu ve öylece bana bakıyordu. Cümleleri bulamıyor, konuşmak için bir ağzını açıp kapatıyordu.
Buna dayanamayarak "Artık söyleyin lütfen" dedim.
Samet Bey yeniden derin bir nefes alıp "Yiğit hafızasını kaybetti" dedi. "Kafa travması sonrası bunlar oldukça fazla görülür ve yeniden hafızası gelebilir. Ama ne zaman hatırlayacağını kesin olarak söyleyemeyiz. Bir kaç ay, bir kaç gün ya da bir kaç yıl bile sürebilir"