“Bazı sessizlikler, söylenen tüm kelimelerden daha fazla şey anlatır.”
━━━━━━━━━━━━━━━━
İnsan, en çok sessiz kaldığında yoruluyordu.
Kimse anlamıyordu.
Kimse gerçekten görmek istemiyordu.
İdil Lalin Aydemir de artık anlatmayı bırakmıştı.
Çünkü ne zaman konuşmaya çalışsa, ya sözü kesilmiş ya da sadece:
“Geçer.”
denilmişti.
Oysa bazı şeyler geçmiyordu.
Sadece insanın içine yerleşiyordu.
Gece, İstanbul'u sessizce örtmüştü.
Sokak lambalarının sarı ışıkları, boş kaldırımlara vuruyordu.
İdil, ince hırkasına rağmen üşüdüğünü hissetmiyordu.
Çünkü içindeki soğuk, dışarıdakinden çok daha büyüktü.
Adımlarını ağır ağır attı.
Her adımında aklından aynı cümle geçiyordu.
“Belki bugün her şey biter.”
Ne ağlıyordu.
Ne de korkuyordu.
Sadece yorulmuştu.
Çok yorulmuştu.
Telefonu cebinde titredi.
Ekrana bile bakmadı.
Muhtemelen yine İnci arıyordu.
Son günlerde herkesten kaçıyordu.
İnsanlardan...
Seslerden...
Kendinden.
Bir süre sonra telefon sustu.
Şehir de onun gibi sessizdi.
Köprünün kenarına geldi.
Elleri cebindeydi.
Gözleri boşluğa dalmıştı.
Aşağıdaki ışıklar bulanık görünüyordu.
Başını hafifçe eğdi.
“Belki bu sefer acımaz.”
Derin bir nefes aldı.
Tam bir adım atacaktı ki...
Arkasından sakin bir erkek sesi duyuldu.
“Manzara güzel.”
İdil irkilmedi.
Dönmedi de.
Sadece gözlerini kapattı.
“Bana göre değil.”
Sessizlik.
Çocuk birkaç adım yaklaştı.
“Ben olsam biraz daha izlerdim.”
İdil sinirle güldü.
“Fikrine ihtiyacım yok.”
“Olabilir.”
Yine sustu.
Bağırmıyordu.
Koşmuyordu.
Polisi aramıyordu.
Sadece birkaç metre geride durmuştu.
Bu garipti.
İdil ilk kez biriyle karşılaşıyordu ve o kişi onu ikna etmeye çalışmıyordu.
Sadece yanında duruyordu.
Dakikalar geçti.
Sonunda çocuk konuştu.
“Adım Ayberk.”
İdil cevap vermedi.
“Seninki?”
Sessizlik.
“Tamam.”
Yine sustu.
İdil kaşlarını çattı.
“Niye gitmiyorsun?”
Ayberk omuz silkti.
“Canım istemedi.”
“Benim yalnız kalmam lazım.”
“Olabilir.”
“Git o zaman.”
“Olmaz.”
“Neden?”
Ayberk gözlerini ondan ayırmadan cevap verdi.
“Çünkü yalnız kalmak istemediğini düşünüyorum.”
İdil ilk kez arkasına döndü.
Ayberk'in yüzünde acıma yoktu.
Panik yoktu.
Sadece sakin bir ifade vardı.
Ve İdil bundan nefret etti.
“Neye bakıyorsun?”
“Sana.”
“Neden?”
“Çünkü gözlerin yardım istemiyor.”
İdil'in kaşları çatıldı.
“Ama yorulduğunu söylüyor.”
O cümle...
İlk kez biri doğru şeyi söylemişti.
İdil hemen bakışlarını kaçırdı.
“Sen beni tanımıyorsun.”
“Hayır.”
“O zaman yorum yapma.”
“Haklısın.”
Ayberk başını eğdi.
“Tanımıyorum.”
Kısa bir sessizlik oldu.
“Ama tanımak isterim.”
İdil birkaç saniye sustu.
“Neden?”
Ayberk hafifçe gülümsedi.
“Çünkü ilk kez biri gözlerinin bu kadar sessiz bağırdığını görüyorum.”
İdil'in gözleri doldu.
Ama ağlamadı.
Kimsenin yanında ağlamayacaktı.
Arkasını döndü.
“Git.”
Ayberk bu kez gerçekten yürümeye başladı.
İdil gözlerini kapattı.
Demek gidiyordu.
Belki de böylesi daha iyiydi.
Tam o sırada Ayberk'ın sesi tekrar duyuldu.
“Yarın.”
İdil arkasını döndü.
“Ne?”
“Yarın da burada olacağım.”
“Neden?”
“Olur da fikrin değişirse...”
Kısa bir duraksamadan sonra ekledi:
“...yalnız kalmazsın diye.”
Ayberk arkasını dönüp yürümeye devam etti.
İdil olduğu yerde kaldı.
Hayatında ilk kez...
Biri onu kurtarmaya çalışmamıştı.
Sadece yanında kalmayı teklif etmişti.
Ve bu...
Aylardır hissettiği en garip duyguydu.
━━━━━━━━━━━━━━━━━━
✧ 𝑩𝒊𝒓 𝑨𝒅ı𝒎 𝑺𝒐𝒏𝒂 𝑬𝒓𝒅𝒊... ✧