...
"Yalanlar. Ben komple bir yalandan oluşmuşum. Ailem, ailemlerde komple bir yalanmış. Ben Hazal ve ya diğer adımla İnci..."
(Yıllar Önce)
Ambulans sesleri...
"Anne? Anne lütfen cevap ver! Anne!" Ses yok.
Sadece ambulans sesleri...
"Baba!" Hıçkırık sesleri. O minik kızı duyan yoktu.
"Abla! Abi! L-lütfen biriniz gözünü açsın! Lütfen!"
Küçük kız artık konuşmakta zorlanıyordu.
Ambulans gelmişti ama onlar için artık çok geçti... Minicik kız artık tek başınaydı ama istediği tek bir şey vardı; o da aile sevgisi...
Minik kız o gün o evde İnci olarak öldü. Minik kız o gün o evde Hazal olarak tekrardan doğdu...
(Günümüzde)
Yağmur şiddetini arttırıyordu. Umrumda değildi, o günden sonra hiç bir şey umrumda değildi.
"Hazal!" Arkamdan gelen sesle irkildim. "Her hafta buraya gelmekten ne zaman vazgeçiceksin?" Bu Berk'in sesiydi. Acaba bu çocuk ne zaman benden vazgeçicekti?
"Hiç bir zaman vazgeçmeyeceğim. Ayrıca sen beni mi takip ediyorsun?" Dedim ve ona dönüp ters bir bakış attım. İrkildiğini hissettim. "Eee..." Durdu ve düşündü. "Benim evim bu-"
"Senin evinin burada değil aptal! Söyle beni neden takip ediyorsun!?"
"Belki buraya taşınmışımdır olamaz mı ?" Berk aptal ama komik bir çocuk.
"Olamaz. Hâlâ bana takıntılısın değil mi? Hâlâ bana kardeşim diyorsun değil mi? Bana hangi duyguyu beslersen besle ama şunu unutma sen o aşağılık adamın oğlusun!" Gerçekten aptaldı.
"Ama güzelim..." Gözlerim dolmaya başlamıştı. İlk kez Berk'in önünde sinirden ağlıyordum. Onun gözlerinin içine baktım. Bilinmeyen bir hüzün vardı gözlerinde. Berk'e güvenmememin nedeni benim duygularımı kullanıp beni babasına ifşalaması ve babasının benim ailemi öldürmesiydi. Ben böyle biliyordum. Çünkü bana böyle anlatılmıştı. Ben böyle görmüştüm. "Berk, ben seni hâlâ affedebileceğime inanmıyorum. Bunu anlatmak için peşimden gel seni bir yere götürüceğim."
"Tamam öyleyse." Yavaşca arkamdan geldi.
Mezarlığın içine doğru götürdüm onu ve bir mezarlığın yanında durdum. "Yaman ailesi mezarlığı... Melisa Yaman , annem. Doruk Yaman, babam. Rüzgâr Yaman , abim. Pelin Yaman, ablam ve İnci Yaman, ben..."
Koca bir sessizlik. Sadece yağan yağmurun sesi vardı. O yağan yağmurun altında ikimizde sırılsıklam olmuştuk.
Dakikalar sonra sessizliği bozan Berk oldu. " Ailen benim baban yüzünden öldü. Ama benimde ailem yok oldu Hazal. Hemde öz babam tarafından." Ağzımı tam açtığım sırada Berk parmaklarını dudağıma bastırdı."Bırak kendimi açıklayayım ama yüz yüze değil Hazal." Elimi nazikçe açıp bir not tutuşturdu.
"Bu..."
"Bu benim sürprizim olsun Hazal. Bu notu burada ve ya arkadaşlarının yanında değil yalnız olduğun bir zaman oku. Lütfen Hazal."
"Neden?"
" O adam benim babam değil Hazal. O adam benim için hiç bir zaman baba olmadı , olamadı. Bende artık kendimi açıklamak istiyorum."
"Peki. Ya yalan söylüyor-"
"Ben sana hiç bir konuda yalan söylemem Hazal. Emin olabilirsin."
"Peki..."
Berk gitti ama ben hâlâ arkasından bakıyordum. Sahi ya bu çocuk masumsa. Çok büyük bir hayal kırıklığı yaşarım yada umrumda bile olmaz.
Telefonum çalınca irkildim.
"Alo.."
"Sonunda Hazal! Tanrıya şükür telefonu açtın. Nerelerdesin sen, ne zaman geliceksin kuzum."
"15 dakikaya oradayım."
"Tamam kuzum. Seni bekliyoruz. Görüşürüz!"
Telefon kapanınca telefonu notla beraber montumun cebine koyup beyaz güllerimi aldım. Beyaz güller... Benim en sevdiğim çiçekler. Elimdeki güllerin hepsini topraklarına diktikten sonra bile aklım Yazgı'daydı. Acaleyle konuşmuştu acaba bir şey mi olmuştu. Yazgı'ya , Manisa'ya ve Ömer'e karşı farklı bir bağım vardı. Küçüklüğümde o evden beni kurtaranlar onlardı. Eve giderken Berk'in pencereden aptal ama tatlı gülümsemesiyle bana baktığını gördüm. Bi anda ona gülümsedim ve bir an ne yaptığımı bilmeden içeri daldım. Ailem karşımdaydı karşımdaydı. Ellerinde bir yaş pastası ve üzerinde şu yazıyordu; "20. YAŞIN SAĞLIKLA GEÇSİN". İlk başta kaşlarımı çattım ama bir dilek dileyip mumlara üfledim. Dileğim... Şimdilik bana kalsın. Bugün 15 Mart 2022 ve benim 20. Yaş günüm...
(Saatler Sonra)
İlk kez bir yaş günüm güzel geçti. Sevdiğim insanlarla bir gün. Herkes sarhoş olmuştu buna bende dahildim. Herkese lavaboya gideceğim diyerek odama Berk'in bugün bana notu okumak için geçtim. Notu açtım ve içinden bir kolye yere düştü. Eğilip kolyeyi aldığımda incelemeye başladım. Zarif bir kelebek kolyesiydi bu yüzden daha da meraklanıp notu okumaya başladım.
"Hazal... Benim güzel meleğim... Biliyorum bana kırgınsın. Sen hep bana kırgımlıklarını anlattın bende sadece dinledim, ama benim kırgınlıklarımı görmedin, duymazlıktan geldin. Evet ailenin ölümü benim babam yüzünden oldu. Ama ben bu yüzden ona hiç baba diyemedim. O adam hiç zamanda bir baba gibi davranmadı da."
Ağlıyordum. Çünkü benim yüzümden babasından daha beter nefret etmişti. Bu gurur kırıcıydı... Saçma ama gurur kırıcıydı.
"Ailen öldükten sonra benimde ailem öldürüldü biliyor musun? Hemde benim tek ailem. Yıllar önceki olaylar benim suçum değildi. Zamanla hatırlayacaksın, eminim. Sadece zamanın sana hatıralarını getirmesini bekle. Hep seni hep anladım ama sen beni bir kere bile dinlemedin. Umarım kendimi biraz olsun açıklayabilmişimdir. Belki sen bu notu okurken ben aşağı kattayımdır :) Konuşmak istersen telefon numaram ;) 0536*******"
Kâğıdın en alt kısmında bir tane daha not vardı. Heyecanla okumaya başladım.
"Doğum günün kutlu olsun İnci'm. Hediyem senin en sevdiğin hayvan olan kelebeğin kolyesi. Umarım kelebekleri özgür oldukları için sevdiğin gibi seninde o ölü ruhun İnci'nin yeniden küllerinden doğması dileğiyle :)"
"Ben bu çocuğa haksızlık yapmışım ve yeni öğreniyorum" diye mırıldandım ve kapıdan kıkırdama sesleri geldi. Telefonumu açtım ve direkt olarak Berk'in numarasını kaydettim. Tam Berk'e mesaj yazıcakken kapı tıklatıldı ve bir ses "İçeriye girebilir miyim?" Dedi. Bu ses Berk'in sesiydi. Heyecanla "Girebilirsin." Dedim ve yatı açık olan kapıdan Berk içeri girdi be kapıyı kapattı. Gözlerim kıyafetine takılmıştı. Takım elbise giymişti ve bu ona yakışmıştı.
Ben ne saçmalıyorum? Her halde içkinin etkisi. Ben gerçek yüzünü yeni gördüğüm birisine bu kadar yumuşak olamazdım.
Berk yanıma geldi ve öylece gözlerimin içine baktı. Burnuma onun içkinin kokuysa karışmış güzel parfümü geldi. Dakikalarca sessizlikten sonra o sessizliği ben böldüm.
"Özür dilerim. Hiç bir zaman seni dinlemek istemedim. Ben tam bir bencilim sadece kendimi düşündüm" dedim. Hüzünle baktı. "Bu hikayedeki tek bencil sen değilsin Hazal. Kolyeni takmamı ister misin?"
"Tabii isterim"
"Kolyen çok yakıştı biliyor musun?"
"Teşekkür ederim" dedim ve ikimizin yüzününe aptal bir gülümseme kapladı.
"Bu kolye çok güzel Berk... Sana ne kadar teşekkür etsem azdır." dedim ve dayanamayıp boynuna sarıldım. O da kolunu belime dolayarak karşılık verdi ve kokumu içine çekerek,"Beni affettin ya bu benim için bile şuan çok önemli... Ve bu kolyeyi ben seçmedim. Zamanın sana getireceği kişi seçti bu kolyeyi."
Anlamaz bakışlarımla sarılışıma devam ettim.
Başımı onun göğsüne yasladığımda saçlarımı öptü ve bir anda kapı yüksek bir sesle açıldı ve Ömer konuşmaya başladı,
"N'oluyo lan burada!"
"Abi o zaman neden sarılıyordunuz? Şunu bir daha düzgünce anlatın! Anlayamıyorum." Dedi Bartu.
"Ya abi tamam hediye veriyordun o zaman neden o haldeydiniz?"diye devam ettirdi Ege.
Ege, Bartu ve Ömer bu gibi sorular soruyorlardı ama ben dinlemiyordum.
"Bilmiyorum. Sarılmak istemiştim sadece. İçimden gelmişti."
"Ömer gelmese öpüşücekmiş gibi haliniz var ama."
"Ben kardeşim dediğim kıza el sürmem, değil mi Hazal? Ya abi hem siz yardım etmediniz mi Hazal'a kendimi afdettirme konusunda?"
"Ne?(!)"
"O kadar abart demedik." dedi Bartu.
"Tamam, tamam. Bu konu burada kapansın. Herkes sarhoştu ve Hazal'da o yüzden sarılmak istemiş olabilir. Hem sarılmak yasak mıdır?" Dedi Manisa ve bana sarıldı. Ömer tam konuşacaktı ama vazgeçti.
Hiç kimse dakilarca konuşmadı. Herkes bana garipser gibi bakıyordu çünkü Berk'i bu kadar çabuk affediceğimi beklemiyorlardı. Bana en çok Ömer kızmıştı. Ne zaman sevgilim olsa bir yol bulup bizi ayırırdı.
"Yaa ben Berk'i affettiğimi göstermek için sarılmıştım Ömer." Ömer küçük bir çocuk gibi " O zaman bana niye hiç sarılmıyorsun şerefsiz!" Dedi. Ömer'in yanına yaklaştım ve ona sarıldım.
"Gönlümü böyle alamazsın ama şimdilik seni affediyorum. Dedi ve karşılık verdi. Kıkırdadım.
"Yarın çok güzel bir yere yeni işimiz için gidiyoruz" dedi ve söze Ege atladı "Çok güzel bir yer dedi. Kesin pavyon. Lütfen pavyon olsun!" Dedi ve Yazgı Ege'nin ensenine bir tokat yapıştırdı.
"Yaa bebeğim ben sensiz bir yere ve ya böyle yerlere gider miyim hiç ?"
"Benle de olsa bensiz de olsa da gitmeye meraklısın ama!" Hepimiz kahkaha atıyorduk. Hepimiz hızlıca aşağıya indik.
"Hadi güldük , eğlendik şimdi plana geçelim." Dedi Ömer ve bilgisayarı açtı. Bilgisayarda bir yerin krokisi vardı.
"Burası 'Minnak Pavyon'un' bir krokisi. Oraya yıllar önceki intikamımızı almak için gideceğiz ama bu daha bir başlangıç. Herkes yarın oraya çiftler olarak gidecek. Kimse şüphelenmemesi için her masadan bir kişi kalkacak. Çiftlerimiz şunlar; Manisa ve ben, İkra ve Yiğit çifti olarak, Yazgı ve Ege, Derin ve Yağız çifti olarak, Deniz ve Bartu, Sare ve Asaf çifti olarak ve son olarak Hazal ve Berk, İnci ve Batuhan çifti olarak. İtiraz istemiyorum. Şimdi herkes yatın için dinlenmeye gitsin"
Hepimiz iki kişilik odalarda kalıyorduk. Ben Yazgı'yla , Manisa Deniz'le, Ömer Ege'yle ve Bartu Berk'le. Bizim odamızda bir süre ışık vardı. Bunları ilk ben asmak istemiştim ama Yazgı'yı ikna etmek kolay olmamıştı. Ege bu yüzden bana 'Pavyon Kadın' diye lakap takmıştı. Bu lakabımı çok seviyorum...
...
"Pavyon Kadın ve onun biricik arkadaşı kalkın lan!" Yazgı öldürücü bakışlarını Ege'ye dikmişti.
"Pardon hayatım." Diye düzeltti kendini.
Gözlerimi açtığımda Ege başımdan aşağı su döküyordu. Masanın üzerinde duran telefonumu aldım ve saate baktım. Saat 7'di.
"İnsan bu saatte bu şekilde mi uyandırılır göt herif !" Yerdeki terliği aldım ve kafasına attım. Yazgı'da bir şeyler söylenince odadan çıkıp gitti. Ege bunu her gün yapardı.
Yataktan kalkıp bu akşam ki görev için hazırlanmaya başladım. Saçımı bukle yapacaktım. Bu tür işleri beceremediğim için biraz uzun sürüyordu. Saçımı bitirdiğimde saat 08.40'dı. Saçımı üstten bağlayıp siyah zarif elbisemi giydim. Aşağı indiğimde herkes hazırdı. Gözlerim yan yana duran Yazgı'yla Deniz'e gitti. İkisi de benzer kar beyazı elbiseler giymişti. Erkeklerin hepsi takım elbise giymişti. En zarif takım elbise Berk'e aitti. Takım elbisesi siyahtı. Kravatını düzgün bağlayamamıştı. Aşağı inip kravatını düzelttim. Bana bakıyordu. Ona baktığımı fark edince gözlerini kaçırdı.
"Evet! Herkes erkenden hazırlanmış. Akşama saat 16:45 gibi farklı araçlarla çıkıyoruz.
Daha kahvaltı yapmamıştık ve bu evde sabahları doğru düzgün kahvaltı yapmazdık o yüzden kalvaltı için bir şeyler hazırlamak üzere mutfağa girdim ve Berk'i gördüm. Sessizce arkasından yaklaştım. Yanına gittiğimde irkildi ve bana doğru döndü.
"Ben bir şeyler yapmaya çalıştım ama beceremedim."
"O zaman beraber yaparız." Dediğim anda telefonu çaldı ve ekrandaki yazıyı görünce hafif tebessüm etti. Hızlıca mutfaktan çıkarak telefonu açtı. Arkamı dönüp o olmadan pizza hamurunu yapmaya başladım.
Berk mutfaktan çıkalı yarım saat olmuştu, ben pizza hamurunu dinlendirmeye bırakmıştım ama Berk hâlâ gelmemişti. Camın ağzına geçip bir sandalte çektim ve çantamdan bir paket sigara çıkardım. İçinden bir tane çıkarıp ucunu tutuşturdum. Sigaram tam bitmek üzereyken Berk geldi ve pizza hamurunu kontol etti. İkimizde hiç bir şey demeden pizzaları yaptık ve fırına attım. Ben direk önlüğü çıkardım ve yukarı çıktım. Odada Yazgı ve Ege vardı. ikisi de bir gerginlik olduğnu anlamış gibiydi. Ege hızlıca dışarı çıkıp aşağı indi. Ege bizi yalnız bırakmak istemişti.
Yatağın üzerine oturdum ve öylece dışarı bakmaya başladım. "Ne'oldu , suratın neden asık güzelim?"
"Bilemiyorum. Duygularımı anlayamıyorum. Bir tarafım Berk'in ne peşinde olduğunu belki de kötü birisi olabileceğini , diğer tarafım ise arkadaşım olarak sevdiğini, beni kardeşi olarak gördüğünü söylüyor. Az önce ona telefon geldi ve araya kişiyi görünce hafif tebessüm etti ve mutfaktan onunla konuşmak için bir anda çıktı, yarım saat gelmedi."
"Kötü bir şey yapacak olsaydı bunu Bartu önceden bilirdi. Geçmişte ki olaylar onun yüzünden değil. Eğer kötü birisi olsaydı sen tekrar onu kovmadan biz kovardık." Evet daha önceden onu evden kovmuştum. Saçmaydı ama kovmuştum.
Telefonuma peş peşe iki bildirim geldi. Telefonu elime alıp baktığımda birinin Berk'ten olduğunu gördüm. Diğeri ise Koray diye bir çocuktan. Direkt Koray'ın mesajına tıkladım.
"Selam. Geçen gün seni halısahada görmüştüm. Umarım rahatsız etmemişimdir." Bu kendi kalesine gol atan çocuk değil miydi?
"Selam kendi kalesine gol atan çocuk :)"
Koray'ın mesaj sayfasından çıkıp Berk'in mesaj sayfasına girdim.
"Umarım kırılmamışsındır. Merak edersin diye söylüyorum konuştuğum kişi çocukluk arkadaşımdı."
"Ne kırılması yaa, cam bardak mıyım ben? Hem ben neden merak edeyim?"
"Ben yine de özür dilerim, mutfaktan öyle çıkmamalıydım."
"Sorun yok."
"Peki."
Mesaj sayfasından çıkıp Koray'ın mesajına tıkladım.
"Ama aklım karışmıştı. Daha önceden gördün mü bilmiyorum ama daha iyi oynarım. Bu arada nasılsın?" Yüzümde hafif bir gülümseme oluştu.
Yazgı kimle konuştuğumu merak edip telefona eğildi. Kimden olduğunu görünce hafif bi gülümsedi. "Zamana kalmadan kendisi gelmiş." Diye mırıldandı ama ne dediğini tam anlamamıştım.
"Efendim?" Soru sorar bakışlarımla baktım.
"Birşey yok. Akşam için geç kalma."
...
Koray'la konuşmam akşama kadar sürdü ve saat sonunda 16.45 oldu. Arabanın yolcu koltuğuna oturdum ve Berk'i bekledim. O da geldi ve radyoyu çalıştırdı. Şarkı "Haydi Gel Benimle Ol" diyordu. Berk sanki buna ithafen radyonun sesini yükseltti. Hiç konuşmadan 'Minnak Pavyon'a gittik. Berk sakin gözükmeye çalışıyordu ama o da benim gibi endişeliydi. Berk içeri girerken elimi tutmuştu. Arka taraftan da Ömer sadece bizim duyabileceğimiz şekilde hakaret ediyordu.
Batuhan Aktaş yani Berk , ünlü bir iş adamı ve ben İnci Aktaş Batuhan Aktaş'ın karısı ve ünlü bir iş kadını. Burada ki rollerimiz böyleydi.
İçeri girdik ve bizim için ayrılan masalara oturduk. Bizim masamızın yanında direk dansı yapan bir kadın vardı. Bunu Ömer özellikle seçmişti. Evet direk dansı yapan kadın.
"Berk, yanındaki direk var ya, işte o sana girsin kardeşim!"
Berk yan tarafa bakmamak için kendini tutuyordu ama Ömer onu zorluyordu. Berk garsonu çağırıp ikimize de kırmızı şarap istedi ve gözlerini bana dikti.
Planımız şöyleydi; ben ve Manisa makyajımızı tazeleyeceğiz bahanesiyle lavaboya gidecektik ve oradan bütün kameraları devre dışı bırakacaktık. Biz kameraları devre dışı bıraktığımız da Bartu Ensar Minnak'ın odasındaki ve etrafında bulunan adamları etkisiz hale getirecekti. Ve son olarak Yazgı , ihtiyacımız olan dosyaları alacaktı.
Şaraplarımız gelince irkildim. Gözlerim istemsizce yanımızdaki direğe kaydı.
"Bakıyorum da Hazal'ın içinde gerçekten bir pavyoncu ruhu var, sabahtan beri direğe bakıyor. İşte benim Pavyon Kadın'ım!"
"Ege!"
"Tamam, tamam. Evde sizin odanıza da alırız bir tane direk. Hatta Berk'te o direkte dans eder."
Hepimiz bir ağızdan"Ege!" Dedik ve Ege sustu. Makyajımı tazelemek için ayağa kalktım ve Manisa'nın da ayağa kalktığını gördüm. Beraber lavaboya ilerliyorduk ki Ensar Minnak'ı gördük.
"Sizleri masama bekliyorum İnci ve İkra hanım." dedi ve iğrenç bir şekilde gülümsedi. Ona karşılık vererek yapmacık bir şekilde gülümsedim ve Manisa'yla lavaboya girdik. Bilgisayarımı çıkartıp bir kaç işlem yaptım ve kameraları devre dışı bırakacaktık. Bir şeyler anlaşılmasın diye çantamdan rujumu çıkardım ve sürdüm. Biz lavabodan çıkarken Bartu çoktan harakete geçmişti. İkimizde Ensar Minnak'ın yanına oturduk. Bartu adamları hızlıca indirmişti ve Yazgı dosyaları almaya gidiyordu.
"İnci hanım" dedi ve kolunu belime sarıp beni kendisine çekti. Gözleri göğüs dekoltemdeydi. İğrenç bir hissi ama tekrar dayanabilirdim. "Bugün çok daha güzel olmuşsunuz." dedi. Ömer yine bir şeylere hakaret ediyordu.
"Ben bu orospu çocuğunu sikerim!"
Ensar Minnak aynı zamanda Manisa'yla da sohbet ediyordu. Manisa Ömer'in sakin kalması için kalkması gerekiyordu ve izin isteyip masadan kalktı.
"Geriye ikimiz kaldık. Çok güzel değil mi?" Dedi ve elleri kalçama gitti. Gülüşü daha iğrenç bir hâl alıyordu ki karşımızda Berk belirdi.
"Merhaba Ensar Bey. Sizleri rahatsız ettiğim için kusura bakmayın , malûm karımla bir kaç işimiz vardı." dedi ve bana göz kırptı. Ben yine istemsizce gülümsedim.
"Yaa ne kusuru Batuhan Bey. Bir gün beraber olmamız dileğiyle. İyi akşamlar."
"İyi akşamlar."
Beni bekleyen Berk'in koluna girdim ve buradan hızlıca çıktık. Telefonuma baktığımda saat 00.07'di ve Koray'dan mesaj gelmişti. Arabaya bindiğimde Berk'te peşimden gelip arabaya bindi. Titrediğimi fark edince ceketini çıkardı ve bana verdi. Parfümü çok güzeldi. Tanıştığımız günden beri bu parfümü kullanıyordu. Ona bunu ben söylemiştim ve bu yüzden hiç parfümünü değiştirmemişti. Hızlıca arabayı çalıştırdı ve evin yolunu tuttu. Eve vardığımızda direkt odaya çıktım ve duşa girdim. Onun ellerinin değdiği her yeri daha fazla yıkadım. Küçükken de bunu yapardım. Hızlıca duştan çıktıktan sonra üstümü giyindim. Telefonumu aldım ve Koray'ın mesajlarına tıkladım. Bir sürü mesaj atmıştı ama hepsi saatler öncesindendi, biri hariç. Son mesaj 10 dakika önceydi.
"Hazal, iyi misin? Az önce seni gördüm arkandan seslendim ama duymadın oldukça endişeli görünüyordun."
Bu olmuş olamazdı.
"İyiyim, merak etme. Sadece yorgundum."
"Peki. İyi geceler o zaman Hazal. Yarın ki buluşmamızı unutma!"
"İyi geceler Koray..."
Mesaj sayfasından çıkıp Berk'in mesaj sayfasına girdim ve hemen bir mesai yazdım.
"Uyumadıysan odaya gelebilir misin?" 2 dakika sonra kapıyı tıklattı ve içeri girdi. Herkes aşağıdaydı ve dosyayı inceliyordu. Biz gitmek istememiştik çünkü ikimizde o iğrenç adamla olan şeyleri görmek istemiyorduk. O adam Berk'in babasıydı ve senelerdir görüşmüyorlardı bu yüzden Berk'i tanıyamamıştı. O adam benim çocukluğumu mahveden adamdı. Daha fazla dayanamayıp kitaplığın oraya gittim ve ittirdim. Gizli kapı ortaya çıktı. Burayı bir tek Berk bilmiyordu. Kilitli kapıyı açıp Berk'i çağırdım. Burası bana aitti. Buraya sadece kafa dinlemek için geliyordum , bazenleri ise gökyüzünü izleyerek yatmak için. Odanın tavanı kırılmaz camdan yapılmıştı. Bu odada diğer odanın aksine fazla ışık yoktu. Duvarlar açık maviydi.
"Burası çok güzel..." Dedi ve yatağa oturdu.
"Buraya sadece kafamı dinlemek için gelirim." Merakla seslendim. " Berk?"
"Efendim."
"Bugün burada yatmak ister misin?Belki abi kardeş olarak geçirdiğimiz ilk gün olur." Buruk bir şekilde gülümsedi.
"İlk defa değil. Geçmişi unutmayı tercih ettiğin için bilmiyorsun." Şaşırdım. Çok daha eskiden de mi tanışıyorduk? "Hazal?"
"Efendim."
"Sana bir tane soru sormak istiyorum. Neden bu kadar fazla yastığın var?" Aferin. Tam da sorulacak soruyu buldun.
"Küçüklüğümden beri bir şeylere sarılıp uyurum.."
"Peki bu gece bana sarılıp uyusan olur mu?"
"Olmaz Berk. Bir teklifin bokunu çıkarmadan ve seni odadan kovmadan önce sus!" Yatağın içine girdim ve mavi yastığıma sarıldım. O da yatağın içine girip bir köşeye kıvrandı. Gözlerimi kapattığım sırada Berk'in beni izlediğini fark ettim ve umursamayarak derin bir uykuya daldım.
"Ömer! Çabuk buraya gel ve şunlara bak. İkizler beraber yatıyorlar!"
"Hani la- Hassiktir..."
...
Bir sonraki bölümde tekrardan görüşmek üzere :))
Instagram: sozdeyazartralice