İçeriğe geç

İNCİ

Bölüm 7 · 12 dk okuma

İNCİ

Bölüm 7

¶BAL KÖPÜĞÜ••

Derin Nefes Alışı...

VE BİTMEYEN BAKIŞLARIMIZ...

..

İşte şimdi çok yakınımdaydın, sadece birkaç adım uzağımda, istesem hemencecik ulaşabilirdim sana.

Ansızın çalan telefon sesiyle irkildim.

"Buda kimdi böyle?"

Arayan Simgeydi, ders arası çoktan bitmiş, ben gelmeyince eşyalarımı alıp amfiye gitmişler. Konuşmamın ardından tekrar Atilla'ya baktım.

Yüzüne anlam veremediğim bi mahcupluk çökmüştür, gözlerine davet edercesine baktım.

"Gel hadi. Bekliyorum."

Derince iç çekişi ardından Bir şey söylemek istercesine dudaklarını araladı, düşündüğümün aksine hiç bir şey söylemedi, başını kaşıyarak biraz ilerimden geçip gitti.

Ardından bakakaldım.

Az önce yaşadıklarıma sevinmeli mi, yoksa üzülmeli miydim. Kafam iyiden iyiye karıştı, hissettiğim bu yoğun duygular tek taraflı mıydı?

Daha fazla düşünce yumağında boğulmadan lavaboya gidip kendime çekidüzen vermeye çalıştım. Ayakkabıma bulaşan çamuru temizleyip saçlarımı kurulamaya çalıştım. Sabahki kadar iyi görünmesem de perişan halimden biraz olsun kurtulmuştum.

Derse girmek istemedim, gerisin geri kafeteryaya dönüp köşede kaloriferlerin yanında bulunan masallardan birine sindim. Üzerimdeki sırılsıklam olmuş gömleği çıkarıp sandalyelerin birine astım. Kafeterya öğle arasındaki zamanlarına göre oldukça boştu, sadece belli başlı masalarda bi kaç kişi otuyordu, onlarında sesleri yok denecek kadar az çıkıyordu. Bu sessizlikte görünmediğimden emin olarak telefonuma daldım.

Kendi dünyamda sessiz sedasız geçen dakikalar, hiç tanımadığım bi çocuğun yanıma gelmesiyle bozuldu.

" Kusura bakma."

Başımı kaldırıp, bakışlarımı sesin sahibine yönelttim. Güneş gözümü alırken seçemediğim yüzünü görmek için, elimle yüzünü kaplayan ışığa engel olmaya çalıştım. Gözlerimi olabildiğince kıssam da yüzünü seçemezken, yanıma bir adım daha yaklaşmasıyla elmacık kemiğinin üzerindeki gamzeyi görmem bir oldu.

" Az önce lavaboya girerken gördüm seni, yağmurda çok ıslanmışsın sorun olmazsa kahve almıştım sana, ısınırsın biraz. " dedi.

Bir süre, hiç tanımadığım yabancıdan gelen iyilik eline nasıl cevap vereceğimi bilmedim. Daha sonra sorarcasına bakan gözlerine,

"Teşekkür ederim, gerçekten çok üşüdüm. Çok makbule geçti." Diye yanıt verdim.

Terslemek yersiz olurdu, tamam kimdi veya nasıl biriydi bilmiyordum ama yine de masum birine benziyordu. Kahveleri masaya bırakıp, oturmasını teklif etmede masama oturmadı.

Gerçekten son derece nazik ve bir o kadar düşünceli olan bu davranışı içime su serpti, gönül rahatlığıyla hemen karşımda duran sandalyeyi işaret ederek,

" Zamanın varsa kahveme eşlik et." Dedim.

Yüzüne hıza aydınlık yayılıverdi. Gülümseyerek karşıma oturdu. Ne söyleyeceğini merakla bekledim, oda konuşmak için hamle yapmakta geç kalmadı

.

"Yağmurda sığınacak yer bulamadın galiba?"

Atilla'nın yüreğine sığınırım diye düşünüyordum lakin başarısız oldum, diyemedim.

" Evet, birden yağmur bastırınca bahçede kalıverdim."

" Sonbahar yağmurları çok uzun sürer burada, bide çok şiddetli olur. Şemsiyesiz çıkma sokağa, yoksa daha çok ıslanırsın. Benim dolabımda fazladan vardı onu sana vereyim, akşam çıkışta da yağmur görünüyor. Tekrardan ıslanma, bu kez kesin hasta olursun. "

Onun bu sıcak kanlı ve sanki daha önce tanışmış olan iki arkadaşmışçasına konuşması beni şaşırttı. Zihnimde bu nazik teklifini nasıl cevaplamam gerektiğinin savaşını verirken, şaşkın halimi anlamış olacak ki,

" Böyle birden garip oldu sanırım. Savaş ben." dedi.

" Memnun oldum, İnci." Dedim.

Sonra konuşmamız içerisinde öğrendiğim kadarıyla Savaş'la, aynı bölümü okuyorduk, bir farkla o eğitiminin 2.senesindeydi. Zaman zaman bölümle zaman zamanda hocalarla ilgili uzun uzun konuştuk. Bana bölümün en zorlu hocalarının dersinden geçmem için yardım edeceğini bile söyledi.

Kendisiyle ilgili çok bir şey söylememiş olsa da aslen İstanbullu olduğunu, bölümü aile zoruyla okumak zorunda kaldığını aslında Tarih tutkunu olduğunu öğrendim.

" Gülüyorum diye yanlış anlama lütfen, ama Mimarlık ve Tarih çok farklı alanlar biraz keskin seçimde bulunmuşsun sanki."

Gülmeme gülüşüyle eşlik etti.

" Çok alakasız olduğunun bende farkındayım, ne yapayım bende Tarihi yapıları Mimari açıdan incelerim."

Sonra elini yanağına koyup derin derin yüzüme baktı.

Yüzünde kocaman gülümsemeyle,

"Şey gözlerini altında siyah siyah lekeler var. Tam buralarda."

Tarifinde maskaramın aktığını hemen anladım, aslında lavaboda temizlemiştim ama nemden yine akmış olmalıydı. Peçeteyle temizlemeye çalıştım.

Göz çukuruma değen parmağıyla donup kalırken, konuşurken akan rimelimi kibarca temizledi.

"Burada kaldı."

" Tamam şimdi geçti. "

"Teşekkür ederim."

Utançla bakışlarımı ellerime indirdim.

Sonra derin derin bakan gözlerine baktım, bal rengi köpük köpük bakan gözlerinden içime ürperti yayıldı, çok derin ve anlamlı bakıyordu.

Acaba ne düşünüyordu.

Konuşmamız boyunca geçen zamanı ne Savaş nede ben anlamıştım. Blok ders bitmişti, Rüya'nın aramasıyla bir buçuk saattir sohbet ettiğimiz farkına vardım. Kafeterya neredeyse öğle arasındaki kalabalık lığına ulaşmak üzereydi, arkadaşlarımın geleceğini anlayınca kibarca,

"İzninle ben kalkayım." Dedi.

Onun bu isteğini karşı çevirmedim.

Az ileride arkadaşlarının bulunduğu masaya gitti.

Savaşın masadan kalmasıyla kızların gelmesi bir oldu. Simge merakla,

" Kimdi o yakışıklı?" diye sordu.

"Adı Savaş, biraz önce tanıştık bana kahve ısmarladı."

Simge hayran hayran Savaş'a bakarken ona kızdım.

"SİMGE! Ayıp olacak ben gösteriyorum sanıp benden bilecek yapma şöyle!"

"Boş ver sen bu şaşkını şimdi, ne bu halin yağmurun altında mı bekledin, çok merak ettik seni."

"Öyle annemle konuşurken dalmışım ıslandım." Kekelememden ve soruyu geçiştirme çabalarımdan bir şeyler olduğunu anladı Rüya, yine de üstelemedi.

Kaçırdığım notları temize geçerken kızlarda derin bir sohbete koyuldu. Konu Mügeydi yine Tunç ile vakit geçirmek için bizim yanımıza gelmemiş. Derste de onunla oturmuş. Kızlar uzun uzun Mügeyi eleştiri yağmuruna tutarken bende onların sohbetine gülümseyerek eşlik edebildim.

Zaman zaman Savaşı bana bakarken yakaladım, onun bakışlarına tebessümle yanıt verebildim. Tam kalkmaya hazırladığımız anda Savaş, elinde bahsettiği şemsiyesi ile beliriverdi.

" Şemsiyeyi getireyim dedim, birazdan yine yağmur başlar."

" Teşekkür ederim ama gerek yoktu sende ıslanırsın, hem benim yurdum yakın sen kullan."

"ihtiyacım olsa vermezdim zaten, sıkıntı etme." Deyip gözlerinin içiyle güldü.

Meraklı gözlerle arkadaşlarıma baktı. Ne kabayım, insan hiç arkadaşlarını tanıştırmayı unutur mu?

" Arkadaşlarım Rüya ve Simge." Ellimle savaşı göstererek, "Savaş." Dedim.

Memnun olmalar, klasikleşen ilk tanışma faslı ve peşine gelen iltifatlardan sonra Savaş yanımıza asıl geliş amacını söyledi.

" Yeni açılan restoranı duymuşsunuzdur, arkadaşlarla yemek için oraya gideceğiz isterseniz sizde gelin hem sana bahsettiğim notları da vermiş olurum, şimdiden çalışmaya başlarsın."

Teklifi karşısında bir süre tepkisiz kaldım, Rüya'nın tekliften huzursuzluk duyduğunu anlayınca tam katılamayacağımızı söyleyecekler Simge araya girdi,

"Ay evet biliyorum orayı, şu kafeler sokağındaki kırmızı konseptli restoran demi?"

Bizim kaş göz yapmalarımızı anlamadan sohbete dalmışlardı bile. Canım arkadaşımın hayran hayran Savaşı izlemesine yüreğim elvermedi, onun için gitmeye karar verdim. Rüya akşam ailesiyle misafirliğe gideceği için gelmeyeceğini söyleyip yanımızdan ayrıldı.

" Ben çok üşüyorum, üzerimi değişip öyle gelsem olur mu? Siz önden gidin."

Böylelikle Simge ve Savaşı baş başa bırakabilecektim.

"Bende senle geleyim İnci sonra birlikte geçeriz."

Simge'nin teklifimi reddetmesi beni oldukça şaşırttı. Bir saat sonra restoranda buluşmak üzere ayrıldık.

Fakülteden çıkarken,

" Üzerime baksana ne kadar özensizim. Bende güzel bi şeyler giyeyim Savaş çok havalı, sönük kalmayım yanında."

" Saçmalama gayet güzelsin neren sönükmüş. Hem Savaş o kadar abartılacak biri değil, gözünde çok büyütme."

"fark etmedin galiba çocuk yürüyen afet!! Sanırım arkadaşın aşık oldu."

Evet Savaş oldukça yakışıklıydı, uzun boyluydu oda, tıpkı Atilla gibi. Sanki gözleriyle konuşuyordu, gülüşleri bile gözlerinden yayılıyordu. Sıcak kanlı ve oldukça düşünceli birine benziyordu. Ama bana en çok dikkatini ne çekti derseniz, kömür karası saçları olurdu. Beyaz teni üzerinde kömür karası saçları ve kirli sakalı insanı içine içine çekiyordu.

" Peki ne dersen o olsun, evine gitmekle uğraşma benim dolaptan giy sende, zaten bir saate ancak yetişiriz."

Simgenin zaman zaman Savaş'a olan aşkını zaman zamanda eski aşk acılarını konuşurken yurduma ulaşmıştık bile.

Arkadaşıma en sevdiğim mini kenarları büzgülü, omuz dekolteli kırmızı elbisemi giydirdim. Beyaz pembe omuzları kırmızıyla çok güzel görünüyordu.

Bende dolaptan elime ilk gelen mini Jean eteğimle, kahverengi balon kol büstiyerimi giydim. Ayağıma büstiyerimle hemen hemen aynı renkte bantlı topuklu ayakkabılarımı giyince tamamen hazırdım. Simge her ne kadar "Yanımda çok spor kaldın" demiş olsa da halimden oldukça memnundum.

Yurttan çıktığımızda buluşma saatimizi birazcık kaçırdığımızı fark ettim, çareyi taksiye gitmekte bulduk. Trafiğe kapalı olan sokağın başında taksiden indik. Savaşın numarasını almadığımız için kendimize kızarak restorana doğru yürüdük.

"Çok geç kaldık, numarasını bile sormadık çocuğa nasıl bulacağız şimdi. İlk buluşmamızdan negatif bakacak bana."

Simgenin yersiz hezeyanlarına cevap vermeden sadece yürüyerek eşlik ettim.

Restorana yaklaştığımızda kapıda bizi bekleyen Savaş'ı gördüm. Bizi gördüğünde tam anlamıyla yüzünde güller açmıştı. Daha da hızlanarak hemen yanına gittik.

"Savaş çok beklemediniz demi kusura bakmayın zamanın nasıl geçtiğini anlamadık."

"Sorun değil Simge, iki tane hanımın hazırlanması zor olmuştur. Mücahit içerde bizi bekliyor, Ahmet'te Eylem ‘in işi varmış onu halletmeye gittiler, ararım gelirler birazdan, geçelim hadi."

Simgeyle konuşurken Savaşın delici bakışları üzerimde dolaşıyordu. Bu bakışlar öğlenkilerden çok farklıydı, içimin ürperirken üşüyen omuzlarını ellerime ısıtmaya çalıştım.

Simge en önden zıplayarak restorana girdi, bense biraz çekinerek gerisinde kaldım. Çekindiğimi fark etmiş olacak ki Savaş belime dokunarak bana yolu gösterdi. Restoranın içi de içindeki kişilerde oldukça şıktı hatta öğrenciler için fazlasıyla pahalıya benziyordu.

Ben ortamı incelerken, Mücahit, Simge ve Savaş kaynaşmaya başlamışlardı bile.

Uzaktan onları inceledim, Simgenin restorandakilerden pek bi farkı yok gibiydi, gerek oturmasıyla gerek cilveli gülüşleriyle en az onlar kadar dikkat çekiciydi. Hayatımıza hızla giren ve Simgeyle yakından ilgilendiğini her hareketiyle belli eden Mücahit, baştan ayağa simsiyahtı. Her ne kadar iri cüssesi insanın gözünü korkutsa da, keyifli sohbetiyle insanın içini ısıtıyordu.

Savaş, arkadaşları arasında Mücahit'e koca bebek diye seslendiklerini söyledi. Açıklaması da şu, içlerinde en irisi o olduğu için, boyu 197 kilosu 130muş bide annesine çok düşünmüş, günde milyonlarca kez konuşuyorlarmış, ben kız halimle o kadar konuşacak konu bulamıyorum bunlar ne konuşuyor acaba ?

"Gerçekten 130 kilo musun hiç belli değil, sanırım spor geçmişin var." Dedim

"lisedeyken basketbolla ilgileniyordum, hayat işte buraya getirdi bizi."

Anladığım kadarıyla oda bölümünü zorla seçmişti, konuyu çok deşmedim, sonra öğrendim ki Savaşla liseden beri arkadaşlarmış, birbirleriyle hiç konuşmadan, sadece gözlerine bakarak bile anlaşıyor olmaları bundan geliyor olmalıydı.

Savaş onun aksine kütüphaneden çıkmaz tonlarca kitap okurmuş.

Hoş sohbetimize Eylem ve Ahmet dahil olunca masadaki tüm eksikler tamamlanmış oldu. Eylem bizden biraz rahatsızlık duyuyor gibiydi, bunu sürekli konuşmalarda bizi kapı dışarı ederek açıkça belli ediyordu. Zaman zaman konuşma sadece dördü etrafında döndürüyor, zaman zamanda giyimimizden tut eleştirecek alakasız şeyler buluyordu. Sanki kalesini koruyan bir savaşçı gibiydi.

Ancak biz o kaleye girmeye niyetliydik.

"Aaa.. İstanbul gerçekten bir başka güzel, tabi siz hiç deniz kokulu şehirde yaşamadığını için bunu anlayamazsınız."

"Yaşıyoruz ya."

"Anlamadım canım pardon?"

"Eylemcim yaşadığımız şehrin denize kıyısı var bilmem farkında mısın? " Donuk gözlerle bana baktı.

"Kendi şehirlerimizde her ne kadar deniz olmasa da çok şükür denizin ne olduğunu biliyoruz. Sen ya buranın sahiline hiç gitmedin yada kültürel olarak sadece İstanbul'a takılı kalmışsın. Gerçi ilk okulda öğrenmiştik demi denize kıyısı olan şehirleri yanlış mı hatırlıyorum?"

Cevabım karşısında masa sessizliğe gömüldü çıkan tek ses benim çatal bıçağımdan gelen sesti.

Lokmamı yutup devam ettim.

" Bence, insanların memleketiyle ilgili konuşmak hiç hoş değil, diğer tüm söylediklerini bi kenara bırakıyorum ki onlarda oldukça saygısızdı. Memleket benim ince çizgim. Lütfen kelimelerini seçerek konuş. Belli ki sevildiğin için hiç uyarılmamışsın ancak herkes senin bu hallerini çekmek zorunda değil."

Masadaki sessizlik devam etti Eylem ‘in gözlerinden ateşler fışkırıyordu. Yardım istercesine arkadaşlarına baktı, onlardan da ses çıkmayınca göz yaşlarını içine akıttı. Bir müddet yemeğimizi sessiz sessiz yemeye devam ettik. Sessizliği bozan kişiyse Simge oldu.

" Böyle birbirine kenetlenmiş arkadaşlar olmanız çok güzel, umarım bizim arkadaşlığımızda hiç bozulmaz." Deyip gözlerime baktı.

Gülümseyerek cevap verdim zaten

Eylemle konuşmamızdan sonra sohbete çok az dahil olmuştum. Eylemde aynı şekilde çok ölçülü konuşmaya başlamıştı. Tek sıkıntı Simge alenen Savaşla flört etmeye çalışıyor, Mücahitse ısrarla Simgeyi kendi sohbetine dahil etmeye çalışıyordu.

Dakikalar geçtikçe az önceki huzursuz havadan eser kalmadı. Bütün ısrarlarımıza rağmen bizim hesabımızı da Savaş ödedi. Gerçekten çok mahcup olmuştuk.

"Sizi biz davet ettik. Hiç davet ettiğin insana hesap ödettirilir mi? Sıkıntı yok merak etme." Dedi.

" O zaman şöyle yapsak olur mu? Tabi sizin başka işiniz yoksa. Bildiğiniz güzel bi mekan varsa oraya gideli, size içecek ısmarlayalım." Dedim.

" Evet çok güzel olur. Ama şöyle müzikli eğlenceli bir yer olsun. Üzerimizdeki ölü toprağını atalım." Diyerek bana eşlik etti canım arkadaşım üstelik konuşurken Eyleme bakarak onu ima etmişti.

Güldüm, bizde birbirimizi tamamlamaya başlamıştık. Savaş ve Mücahit işleri olmadığı ancak Ahmet erken kalkmak şartıyla eşlik edebileceğini söyledi, Eylemse Savaş ve Mücahit'e bağımlı gibi yaşadığı için hiç cevap verme gereği bile duymadı, onlar nereye giderse Eylemde oradaydı.

Restoranın bir kaç üst sokağında bulunan bir eğlence mekanına gittik. Şehrin yabancısı olduğumuz için yeni yerleri keşfetmek keyfimizi yerine getirdi. Mekandan içeri girdiğimde karanlığın ve yanıp sönen loş ışıkların etkisiyle başım bir an için dönüverdi.

Kalabalık, yüksek sesle kendinden geçerek dans eden gençler ve alkol kokusu "hata mı ettik " diye düşünmeme neden oldu. Simge ise çoktan akıntıya kapılmış dans edenlere eşlik ediyordu. Bozuntuya vermedim, çareyi ortama ayak uydurmakta buldum. Siparişlerimizin alındığı sırada bir yudum bile almayacağımı bildiğim alkollü kokteyli bende sipariş ettim.

Daha şimdiden bir kaç saat olmuştu bile, Ahmet çoktan yanımızdan ayrılmış Simge ve Mücahit alkolün ve ortamın etkisiyle iyice yakınlaşmışlardı. Savaş, kimi zaman arkadaşlarına eşlik ediyor kimi zamanda benim yanıma gelip beni eğlendirmeye çalışıyordu.

Çoğu konuda yetenekli olduğunu tespit ettiğim Savaşın yeteneksiz olduğu nadir konulardan birisi buydu sanırım, beni memnun etmek! Bi türlü eğlenceye kapılamıyordum.

Aklımdan Simgeyi evine kadar nasıl taşıyacağım planını yaparken, Savaş düşünceli halimi fark etmiş olacaktı ki kulağıma fısıltıyla karışık tok bir sesle;

" Bi sorun mu var ?"diye sordu.

Bunca gürültünün içinde bu fısıltıyı nasıl duyduğuma şok oldum. Yine de sesinin rengi tüylerimi ürpertmeye yetmişti. Birlikte geçirdiğimiz son bi kaç saatten dolayı mı böyle düşünüyordum, yoksa gündüz fakültede de böyle miydi sesi anımsayamadım.

" Yo her şey çok güzel herhangi bi sorun yok. Ama çok geç oldu yarın bizim derslerimiz sabahtan başlıyor yavaştan gitsek iyi olur." Dedim

Simge bu kararıma mırın kırın etmişti ama boynu bükük beni takip etmek zorunda kaldı. Ilık esen bahar rüzgarı Simgeyi ayıltmaya yetmemiş aksine iyice kendini bırakmış gibiydi. Çaresiz gözlerle etrafıma bakıp boş taksi görmeyi umud ettim. Boş taksiyi geçtim şansımıza dolu taksi bile yoktu.

Savaş reddedeceğimden çekinerek

"İnci, istersen sizi ben bırakayım" dedi.

Mecbur kabul edecektim bi başımıza taksi bulana kadar burada böyle duramazdık, hele ki Simge bu haldeyken.

Tam cevabımı verecekken Eylem araya girdi.

" Hani çıkışta birlikte kokoreç yiyecektik? Kızları Müco bıraksın biz yemek yemeye gidelim" dedi. Mücahit bu teklife dünden razı kabul etti. Savaşı arada bırakmak istemediğim için bu fikri bende hemen kabullendim.

"Evet evet, bizim için sıkıntı yok siz planınızı bozmayın." Dedim Eylem kazandığı zaferle Savaşın koluna girerek kendine çekti, vedalaşıp ayrıldık.

Mücahit;

"Siz burada beş dakika durun ben hemen geliyorum "deyip koşar adım yanımızdan uzaklaştı.

Vadettiği beş dakika dolmadan yanımızda; kırmızı, spor bi arabayla beliriverdi. Araba model ve markalarından anlamıyor olmama rağmen bu arabanın son derece pahalı olduğu her halinden belliydi.

Mücahit, Simgeyi oyuncak bebek tutarcasına kucaklayıp dikkatle arka koltuğa yerleştirdi. Neyseki konuşmalarımız arasında Simge evinin yerinden bahsetmişti, şehrin az ilerisinde yeni yapılan sitelerden birinde oturuyordu. Kaba taslak tarifi ile siteyi bulmayı başardık. Güvenliğe durumu izah edip Simgeyi evine kadar taşıdık.

Yurdum çoktan kapanmıştı mecbur bende burada kalacaktım, zaten arkadaşımı zil zurna sarhoşken burada yalnız bırakmazdım. Mücahit numarasını bırakıp gitti, ne kadar kibardı rahatsız olmayalım diye kapıdan içeri bile girmemişti. Koltuklarda olduğumuz yerde üzerimizi bile değişmeden uyuya kaldık.

Sabah uyandığımızda, Simge kelimenin tam anlamıyla akşamdan kalmaydı. Bense uykusuzluğun etkisiyle huysuzdum. Kahvaltımızı yaparken dün gecenin kritiğini yaptık.

" Restorandan sonrasına ait hiçbir şeyi hatırlamıyorum. Ne olursun çok saçmalamadın de."

"Mücahit seni kucağında evine kadar taşıdı."

" Hadi yaaa savaş olur diye düşünüyordum. O cadı Eylem bırakmadı demi. Ne kasıntı kızdı öyle. Ağzının payını iyi verdin, nasıl öyle ağlayacak gibi oldu."

" Kedimi tutmak için çok çabaladım ama başaramadım. Kendini beğenmiş ukala."

"Neden beğendiğimiz her erkeğin yanında böyle dikenleri oluyor?"

Bahsi geçen kişi Atila'ydı. Dün ki olanları her ayrıntısıyla anlattım, arkadaşımın ne diyeceğini merak ediyordum.

" Şaka yapıyorsun! Yaaaa bu demek oluyor ki ben haklıymışım ama belliydi zaten. Peki sana açılsa ne cevap vereceksin bununda düşündün mü?"

Lanet olun!

Bunu hiç düşünmemiştim.

Sahi gerçekte ne istiyordum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.