Bir pazartesi gecesi, yaz tatiline gitmek için havalimanına yürüyordum. En sevdiğim arkadaşım April'ın yanına gidecektim. Arkadaşımla 5 yıldır liseden beri konuşuyoruz.Ancak kazandığımız üniversiteler istediğimiz meslekler gereği farklı yerlerde olunca yollarımız ayrıldı. Bu sene ise üniversitenin ilk yılını tamamlamıştık. Yani, yaklaşık bir sene boyunca yüzyüze görüşememiştik, ama birbirimizden ayrılamadığımız için her ne kadar telefonla görüşsek de bu süre bizim için sanki asırlar gibiydi… Bu yaz ikimizin de hayali yüzyüze görüşebilmekti. Ama April, bu yaz onun yanına gideceğimden habersizdi. Bu ziyaret ona bir sürpriz olacaktı…
Tam da havalimanına gelmeme on beş dakika kalmıştı ki, telefonumdan bir bildirim geldi. Bildirimin geldiği yer haberleri okuduğum uygulamaydı. Gelen haber iki saat önce yaşanmış bir son dakika haberiydi. Haberleri okuduğumda, gideceğim havalimanına iniş yapan iki uçağın çarpıştığını ve bu sebep yüzünden havalimanına da zarar geldiğini, seferlere bir ay ara verileceğini öğrendim. Hatta kaza sonucu da uçaklardan sadece sekiz kişi mucizevi şekilde sağ kurtulabilmiş!
Ama bu olamazdı, çünkü bir ay ara veriliyordu ve bir ay sonra okul başlıyordu. Ama sıkıntı değildi, çünkü paramı iade edip başka bir havalimanından da uçağa binebilirdim. Ve bunu şimdi yapacaktım, çünkü ev havalimanından normalde bayağı uzaktı. Ve istesem de eve gidemezdim, çünkü bu saatte otobüs yoktu ve taksi de zor bulunuyordu. Hemen telefondan havalimanının sekreterini aradım ve durumu söyledim.
—Alo? Havalimanı sekreterliği mi acaba?
—Buyurun efendim, ama seferler iptal. Eğer sefer iptali içinse hemen işleme geçebiliriz.
—Evet, sefer iptali için aramıştım.
(...)
Bana paramı iade ettiler. Ve ben de telefondan buraya yakın başka bir havalimanını aramaya başladım.
Yavaş yavaş uykum gelmeye başladı… Telefondan konum aramaya çalışıyordum. Ve sebepsizce yürüyordum, bir yerdeyken öylece durmayı pek sevmem, hareket etmeyi severim. Telefondan hala konum arıyordum. Belki de karşıma bir yer çıkar umuduyla telefonuma bakarak yürümeye devam ettim. Ve sonunda telefonda bir yer buldum. Orası tam olarak bulunduğum yere yedi yüz metre yazıyordu. Ve normalde gideceğim havalimanından bayağı bir ters yöndeydi. Bu yüzden kazanın orayı da etkilemeyeceğini düşünmüştüm. Telefonda konumu göstersin diye konumun üzerine bastım, ancak şarjım yüzde yetmiş olmasına rağmen telefonum bir anda kapandı. Bir anda telefonum kapanınca şaşırdım. Çünkü, telefonumu alalı daha bir ay olmuştu. Telefonu açmaya çalıştım ama bir türlü açılmıyordu. İçimden, "Ulan son model telefon aldık kazık mı yedik?! Daha yeni almıştım... Ama hayır... Üzerinden bir ay geçti. Bir aydır sorunsuz çalışıyordu sonuç olarak. Hem şehrin en iyi yerlerinden birinden almıştım... Bu durumda bir gariplik var. Durup dururken canavar gibi telefon niye bir anda kapansın ki?"
Telefon kapanmıştı ve ben yürüye yürüye tuhaf bir sokağın ortasında kalmıştım. Gece olduğu için de sokakta kimse yoktu. Sokağın ortasında oraya nasıl gideceğim konusunda akıl yürütmeye çalışıyordum. Kendi kendime,"Hmm… Tek bildiğim şey sadece oranın burasıyla arasındaki mesafenin yedi yüz metre olduğu… Yani, sanırım yaklaşık on dakika falan mı eder acaba…? Hiç bir fikrim yok ki… Kaldım böyle ortada… Haydi oranın buraya on dakika olduğunu varsayalım. PEKİ YEDİ YÜZ METREYİ NASIL HESAPLAYACAĞIM BEN!?", diyerek söylendim. Deli gibi ortada öylece dolanmaya başladım ve düşünmeye devam ettim. Ama beynim yanıyordu. Ve uykum daha da gelmeye başladı. Artık çaresizce bir yerlere yürümeye başladım. Bir anda aklıma bir şey geldi! Ben, telefon kapanmadan bir kaç saniye önce konuma tıklayacakken oranın bir sokağın sonunda olduğunu okumuştum! Yaşasın! En azından aklıma iyi bir şey geldi.Acaba yapmam gereken şey bu tuhaf duran sokağın sonunu mu bulmaktı? En azından deneyecek başka bir seçenek de yoktu. Denemekten zarar gelmez bence…
Yürüyordum… Sokak bir tuhaftı diyorum, çünkü terk edilmiş gibiydi, korkunçtu ve biraz değişik hissettiriyordu. Bu sokağın sonunu bulmaya çalışıyordum. Düz arası açık bir yer bulursam ve sonunda büyük bir bina görürsem harika olacak. Ama asıl bana tuhaf gelen de, bir havalimanının böyle terk edilmiş bir sokağın sonunda olması. Bu biraz korkunç hissettiriyor. Bir de gece saatlerindeyken bayağı bir korkunç hissettiriyor. Derken de belki de tabela vardır diye de düşündüm.
Yürürken iki tarafla karşılaştım. Bir tarafta çıkmaz sokak yazıyordu, bir yanda da bir şey yazmıyordu. Çıkmaz sokağa giremezdim, çünkü adı üstünde çıkmaz sokaktı. O yüzden diğer sokağa girdim ve girdiğim anda sokağın sonunu bulmuştum! Bir anda sokağın sonunu bulunca çok mutlu oldum. Ve daha sonra da büyük bir bina da gördüm. Binaya doğru yaklaştım, ve binanın üzerinde yazan yazıya baktım… Evet, orası bir havalimanıydı! Ama, ismi diğer havalimanlarına göre biraz değişikti. Adı, Sweet Dreams (Tatlı Rüyalar) Havalimanı'ydı. İlk başta adı yüzünden biraz garipsedim, ama sonra içeri girdim.
İçeri girmemle şaşırmam bir oldu, çünkü havalimanının içi tamamen boştu, içerde kimsecikler yoktu. Sadece ben vardım. Kimse yok mu? Diye boşluğa seslendim. Ama hiç bir cevap gelmedi. Daha sonra, bir anons sesi geldi…
Ne zaman biteceği belli olmayan bir rüya için, son iki dakika!
Anonsu duyunca hiç bir şey anlamadım. Ne zaman biteceği belli olmayan bir rüya derken, ne demek istiyordu? Hiç bir şey anlamamıştım.
Havalimanının içinde kimsecikler yoktu. Tek yapacağım şey beklemek olmuştu. Birden havalimanından tanıdık gelen ama tuhaf bir koku gelmeye başladı. Ama koku gitgide ağırlaşmaya başlamıştı ve vücudum çökmeye başlamıştı, neredeyse öldüğümü sandım. Taaki bir uçağın içinde uyanana kadar…
Az önce ne olmuştu öyle? Ben şimdi neden buradaydım? Ve asıl soru ben buraya nasıl geldim!?
Uçağın içinde benim dışımda kimse yoktu. Uçağın içi ve uçtuğumuz yer hem tanıdık gelen, hem rahatlatıcı hem de bir o kadar da garipti. Ama çok konforluydu. Ben uçağın içinde zavallı bir şekilde hayatı sorgularken uçaktan bir anons sesi gelmeye başladı…
