İçeriğe geç

IMPOSING COMMANDER - TAEKOOK

Bölüm 35 · 8 dk okuma

IMPOSING COMMANDER - TAEKOOK

Bölüm 35

31

Haiii ben geldiim!

Yazım yanlışlarım varsa affoluna. Keyifli okumalar dilerim lokumlarım! Xx

+++++

"Kurtarın beni, Komutan Min beni mahvedecek..." Tek solukta konuştuğumda dudakları beğeniyle kıvrıldı. "Seni bir tek ben mahvederim, gel yanıma." derken elindeki demir parçasını yere bırakıp bacağına pat pat vurdu.

Koşturarak yanına gittiğimde, "Jeon Jungkook, işlediğin suçtan dolayı-" Yoongi'nin bağıran sesi, Taehyung'un beni bileğimden yakalayarak kucağına çekip düşürmesiyle sonlanmıştı.

Soluk soluğa düştüğüm kucağından Taehyung'un gözlerine bakarken dudaklarını yavaşça konuşmak adına araladı ve söze girdi. "Sana benden başka kimse ceza veremez Jeon, çünkü sen sadece benimsin."

Çenem yerinden çıkacakmış gibi açılmış, gözlerim yuvalarından fırlayacakmış şekilde irileşmiş vaziyette Taehyung'a baktım.

İçerisinde bulunduğum anın şokunun yükünü tümüyle omuzlarımda taşırken, bakışlarım yanımıza doğru son sürat öfkeyle gelmekte olan komutan Min'e döndü.

"Burada ne bok dönüyor!" diye sert bir sesle bağırdığında yavru kedi bakışlarımla boynumu büküp komutan Kim'e baktım. "Kurtarın beni komutanım..." diyerek dudaklarımı büzdüğümde bakışları gözlerim ve dudaklarım arasında mekik dokurken hafifçe gülümsedi.

Belli belirsiz gülümsemesinin ardından, derin ve kısık sesi kulaklarıma çarptı. "Kurtarsam mı?" Sesindeki o dalgacı tınısı kaşlarımın havalanmasına sebep oldu.

Komutan Min, tepemize azrail gibi dikilmişti, delici bakışlarını üzerimizde hissedebiliyordum ama başımı çevirip onunla göz göze gelmeye cesaretim yoktu.

"Jeon Jungkook, hemen ayağa kalk!" Komutan Min'in köpüren sesi ensemden soğuk soğuk terler dökmeme sebep olurken, seslice yutkunarak Taehyung'un kucağından kalkmak için hamle yapacağım sırada Taehyung buna engel oldu. "Emirleri yalnızca sana ben veririm." diye hırıltılı bir sesle sadece benim duyabileceğim şekilde gözlerimin içine baka baka homurdandı.

"Sana hemen ayağa kalkmanı emrediyorum Jeon Jungkook!" Komutan Min'in sesi çok daha yükseklere tırmandığında ürkerek gözlerimi kırpıştırdım. "Kalkmazsam komutan Min ağzıma sıçacak..." diye fısıldadım.

Belimdeki tutuşu sıkılaştı ve beni kendine bastırırken, "Hayır Jeon, kalkma." dedi ağır ağır derin sesi. Öfkeli görünen komutan Min'e oranla Taehyung gayet sakin ve soğukkanlıydı.

Ağzım kocaman açılırken arada kalmış bir şekilde öylece bekledim. Siktir ya!

Taehyung, alelade sergilediği dinginliğini muhafaza ederken bakışları benim üzerimden saparak komutan Min'e kaydı.

"Yoon, bu meseleye karışma." dedi son derece tasasız bir edayla. Bense, telaştan yerin dibine girip kaybolma hayalleri kurmakla meşguldüm.

Ellerim, geniş omuzlarından tutunmaya devam ederken komutan Min'in sesini yeniden işittim. "Taehyung, birileri görmeden kaldır onu kucağından derhal!"

Taehyung burnundan sert bir nefes çekti ve bakışlarını yuvarlayarak saliselik benimle göz kontağı kursa dahi gözlerini komutan Min'e geri çevirdi.

"Sana karışmamanı söylediğimi hatırlıyorum Yoon? İşine bak, hadi." dedi sıkılmış bir sesle. Bunalmış bakışlarla ona dik dik bakarken tek kaşını da imayla havalandırdı. Resmen ona rest çekiyordu. Siktir çok taşşaklıydı, beni koruyordu...

Bense arkamı dönüp komutan Min ile göz göze gelmekten kaçınırken Taehyung'un son derece konforlu kucağında onu seyrediyordum.

"Ona sağlam bir disiplin cezası vereceksin Taehyung, çünkü ben yaparsam Jeon Jungkook'un askerliğini de yakacağımı çok iyi biliyorsundur." Tehditkâr sesi sonrası ellerimi çenemin altında birleştirip başımı çevirerek komutan Min'e baktım. "Lütfen askerliğimi yakmayın komutan-"

Taehyung başımdan tutarak beni göğsüne aniden bastırdığında neye uğradığımı şaşırdığım için sözlerimin devamı havada asılıkaldı. "Sus, karışma sen." dedi Taehyung keskin sesiyle, araya girdiğim için bana kızmıştı.

"Gerekeni yapmazsan kötü olur Taehyung." dedi komutan Min. "Fazlasıyla uzadı bu konu yalnız, biraz daha uzarsa çok daha kötü olacak Yoongi." Taehyung'un karanlık sesi benim bile tüylerimi diken diken ettiğinde, ıslık çalmamak için kendimi zor tuttum. Sikeyim çok havalıydı.

Sözlerinin altını doldurmak ve ciddiyetinin arkasında durduğunu belli etmek ister gibi deltasının gözlerini açığa çıkarttığında genzim kurudu.

Komutan Min, sessiz kaldı. İşittiğim adım sesleri sonrası tek kelime dahi etmeden uzaklaşmaya başladığını fark ettim. Gidiyordu.

Taehyung gözlerini gözlerime tırmandırdığında deltasının gözlerinin ışıltısı kayıplara karıştı. Koyulaşan kahverengi gözlerini kısarak bana baktı. Çok havalıydınız demek istesem bile götünü kaldırmak istemediğim için bunu kendime sakladım.

"Ben bittim değil mi..." diye fısıldadığımda dudağının tek kenarı hafifçe büküldü. "Seni sadece ben bitiririm." diyerek bana göz kırptı. "Komutan Min, askerliğimi yakacak..."

Başını hayır dercesine geriye doğru kaydırdı. "İzin vermem." dedi net bir keskinlikle. Kendinden emin tavrı deli gibi hoşuma gitti.

"Bana disiplin cezası vereceksiniz ama komutanım." diye homurdanırken dudaklarımı büktüm ve üzgün bir şekilde ona baktım. İşaret ve orta parmağıyla büzdüğüm dudaklarımı kıstırarak sert bir nefes çekti içine. "Sabah öğle akşam, günde üç posta seni sikmek istiyorum." dedi hırıltılı bir sesle.

Ağzım kocaman açılınca, dudaklarım onun kıstırdığı parmakları arasından da otomatik olarak sıyrıldı. "Ne?" diye soludum. O kadar alenen söylemişti ki, nefesim kesilmişti.

Parmakları dudaklarımı okşayarak aralanan dudaklarımın arasından içeriye daldı. İşaret ve orta parmağını dilime sürttüğünde kasıklarım karıncalandı.

"En son, öpüştüğümüzü üsse döndüğünde herkese anlatacağını söylüyordun. Ama Yoon'u görünce süt dökmüş kedi yavrusuna dönüştün sanki?"

Al işte... Fırsatını bulduğu anda yüzüme çarpmazsa ölürdü zaten. Parmaklarını dilim ve yanaklarımın içinde sakince dolaştırmaya son verip ağzımdan çıkarttı. "Aslında Yoon'a öpüştüğümüzü söylemeni bekliyordum."

"Komutana nasıl bunu söylemeye cesaret edebilirim ki, beni mahvederdi. Hem benim sözüme inanmazdı da..."

Çenemden sıkıca kavradı ve yüzüme aniden eğildi. Göz kontağımızı koparmaksızın, "Seni sadece ben mahvederim, söylemiştim bunu." dedi ağır ağır derin sesi.

"O zaman mahvedin beni." diye mırıldandığımda bacaklarımın altından yakalayarak beni kucağında biraz daha kaydırıp kendine montelemek ister gibi bastırdı ve konuşurken büzdüğüm dudaklarıma atılarak yapıştı.

Beni gün içerisinde yeniden öpmeye başladığında, bu kez ellerimi geniş omuzlarında tutmaya son verip boynuna sıkıca bağladım.

Gittikçe harlanarak hararetleşen öpücüklerine ayak uydurmak ve karşılık verme konusunda güçlük yaşamaya başladım. O kadar baskılı ve ihtiraslı öpüşüyorduk ki ona yetişebilmek çok zordu.

Dudaklarımı yiyip bitirmek istercesine sömürürken, anın akışına kendimi öyle bir kaptırdım ki, dünyadan kopmuş gibi hissettim.

Dudaklarımı ve çenemi boydan boya yaladı. "Yoon'u dert etme, her şey kontrolüm altında Jeon." dedi ve dudaklarımın ortasına başımı geriye doğru kaydıracak ölçüde baskılı bir öpücük kondurdu.

İçim kelebeklendi.

"Yalnız kucağımdan biraz daha kalkmazsan pantolonunun içine gireceğim Jeon." dediğinde kısık bir sesle kıkırdadım. Kalçalarımı yuvarlayarak ona kendimi bastırarak sürtündüğümde alt dudağını ısırarak sesli bir nefes çekti dişleri arasından.

Başı hafifçe geriye doğru kaymış, gözleri keskin bakıyordu. "Pantolonunun içine girmemi en az benim kadar istiyorsun, seni yaramaz." diyerek pantolonumun düğmesini açtı.

İki elini birden pantolonumun içine daldırıp uyluklarımı sıktığında nefesim daraldı. Sağ eli uyluğumda oyalanmaya devam ederken sol eli iç çamaşırımın üstünden testislerimi ve penisimi avuçlarcasına sıktığında dudaklarımdan cılız bir inilti fırladı.

Sadece bu hamlesiyle iç çamaşırıma zevk suyum sızınca, elinin sıcaklığı altında kaybolduğumu hissettim. Avcunu bacak aramda sürüklemeye son verip elini iç çamaşırımın altına soktuğunda gözlerimi yumarak ona sıkıca sarıldım.

Sızdırdığım zevk suları parmaklarına bulaşırken testislerimi ve penisimi bastıra bastıra yoğurdu. "Benim için ıslanman deli gibi hoşuma gitti Jeon." Kulağıma fısıltısını bırakırken, kulağımın arkasını boydan boya yaladığında genzimden derin bir inilti daha koptu.

"Odaya geçelim." Boynumu öptüğünde başımı salladım. O sırada işaret parmağı girişimi sıvazladı. "İstiyorum..." diye cılızca mırıldandım. Soluk soluğa kalmıştım.

Parmağını içime ittiğinde dudaklarımdan yükselen bir inilti daha özgürlüğüne kavuştu. "Deli gibi hoşuma gidiyorsun, siktiğimin..." Taehyung'un boğuk sesi kulaklarımda uğuldadı.

Dudaklarımı yiyip bitirdikten sonra bu kez boynumu yiyip bitiriyordu. Parmağını içime birkaç kez itip çıkarttıktan sonra kucağında benimle birlikte ayağa kalktı. Elleri ise hâlâ iç çamaşırımın altında oyalanmaya devam ediyordu.

Tek eli uyluğumdan sıkıca tutarken, diğer eli bacak aramla hararetli bir şekilde oynamakla ve beni kendimden geçirmekle meşguldü.

Ona koala gibi yapışmış ve sadece parmakları ve dudaklarıyla bana verdiği zevkten dolayı kendimden geçmiş vaziyetteydim.

Odaya doğru yönelirken, bir anda attığı adımlarını durdurdu ve akıttığım zevk sıvılarım nedeniyle ıslanan ellerini iç çamaşırımın içinden çıkarttı. Ardından beni kucağından aniden indirince afallamış bir şekilde ona baktım.

"Benimle oyun mu oynuyorsun!" diyerek elimi yanağına tokat atmak amacıyla kaldırdığım sırada sessiz olmamı işaret etti.

"Biri bizi gördü sanırım. Odaya geç ve beni bekle." dedi ve kalçama şaplak attı. "Bir dakika... Ne... Kim gördü bizi?"

"Odaya dönünce seninle güzelce ilgileneceğim Jeon." diyerek saniyeler öncesinde iç çamaşırımın altından çıkarttığı ıslak parmaklarını ağzının içine çekerek emdiğinde titredim.

Sonra parmaklarını ağzından çıkarttı ve beni pantolonumun kenarından tutarak kendine hızlıca çekiştirdi. Dakikalar öncesinde kendi açtığı düğmemi ilikledi. "Hemen döneceğim." diyerek çenemi okşadı ve ağzından çıkarttığı parmaklarının ıslak olmasını önemsemeden kalçama bir şaplak daha attı.

Sonra da arkasını dönüp koşar adımlarla ilerlemeye başladı ve kısa süre içerisinde gözden kayboldu.

-

Azmış bir şekilde Taehyung'u beklemiştim. Ama gelmemişti. Hemen döneceğini söylemiş olmasına rağmen saatler geçmişti ve hâlâ ortalıkta yoktu.

Sinirlerim bozulmuştu. "Aptalın tekiyim." diyerek yastığa kafamı gömercesine bastırdım. "Kullanıyor beni. Sadece kullanıyor..."

"Yalancı piçin tekisin Kim Taehyung!" diye bağırarak yastığı tekmeleyip yataktan fırlattım.

Kapı çaldığında, yerimden sıçrarcasına yataktan doğruldum. Koşturarak kapıya gittiğim gibi açtığım anda, "Nihayet gelebildi-" diye başlamışken karşımda Taehyung'u değil de Daehyun'u görünce ağzım açıldı.

"Beni mi bekliyordun Jungkook?" diye sorduğunda sırıttım. Renk vermemem şarttı."Jimin'i bekliyordum aslında." diye kıvırdım hemen.

"Odalarınız ayrı diye biliyorum, tek mi kalıyorsun?" diye soludu. Tam o sırada ağaçların arasından yaklaşan Taehyung ile göz göze geldim. "Tekim, gelsene birlikte kalalım." diyerek onu kolundan çekiştirip içeriye aldım.

Taehyung'a orta parmak çekmemek için kendimi zor tutarken kapıyı sertçe çarparak kapattım. "Gerizekalı, hiç gelmeseydin." diye homur homur homurdandım kendi kendime.

Tüm azgınlığım bile geçmişti o gelene kadar. Sinirlerimi bozmuştu gerçekten. Aramızdaki tensel çekim, tansiyon mükemmel ilerlerken bir anda tepetaklak oluyordu. Bok gibi bir şeydi cidden.

"Ben Jimin'le aynı odaya düşmüştüm ama beni kovdu. Anlamadım yani, işi varmışmış güya. Jungkook'un yanına git dedi bana." diye anlattığında gözlerim şüpheyle kısıldı.

Jimin ne boklar yiyordu benden habersiz acaba? Yoksa odaya komutan Min'i mi atacaktı?!

"Yalnız senin odan çok küçükmüş Jungkook, yatakta tek kişilik." diye söylendiğinde omzumu silktim. Camın açık olduğunu bildiğim için, "Yatarız birlikte ya, ne olacak." diye bağırdım. Taehyung'un hâlâ yakınlarda olduğunu düşünüyordum.

Daehyun bunu söylememi beklemiş gibi koşturarak yatağıma yığıldı. "Yer kalmadı Jungkook ama kucağıma gelebilirsin." dediğinde kahkaha attım.

Normalde olsa de siktir lo derdim ama pencerenin arkasında hissettiğim gölge sebebiyle, bizi dışarıdan izlediğine emin olduğum için koşturarak yanına gittim.

Beni yakaladığı gibi kolları arasına aldı ve saçlarımı karıştırarak dağıttı. "Bugün uyurken neler yaptın öyle, komutan Min seni feci cezalandıracak."

"Cezalandıramaz bence." dediğimde kaşları havalandı. "Nasıl yani?"

"Boşver." diye kıvırdığımda gözleri kısıldı. "Yalnız seninle uyursam beni de böyle öper misin emin olamadım şu an." dediğinde kahkaha attım. "Öpeyim mi seni?" Tamamen dalga geçiyordum çünkü bizi duyduğunu düşünüyordum. Onu kızdırmak için bunu yapıyordum. Daehyun benim yalnızca yakın arkadaşımdı.

Tam o sırada, yatak sarsılmaya başladığında bakışlarım tavana yükseldi. Avize dört dönüyordu. "Deprem oluyor." diyerek ayağa fırladı Daehyun.

Tam o sırada kapı gümlercesine çalmaya başladı. İrkilerek ayağa kalktığım gibi kapıya yöneldim. Eşyalar sallanmaya devam ederken kapıyı açtığımda karşımda Taehyung'u gördüm.

Gözleri karanlıkla yarışacak kadar kararmıştı. "Oo teşrif etmeyi başardınız demek ki." diye homurdandım ima dolu bir sesle. Kesinlikle içeride konuştuğumuz her şeyi duymuştu, tam da istediğim gibi.

"Senin öpeceğin tek kişi benim. Benden başkasını asla öpemezsin Jeon! Sen sadece benimsin derken şaka yapmıyordum!"

**

Bölüm sonu :')

Bölüm sonu

6 yorum

  • YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB YB