İçeriğe geç

İmkansız Bir Kader

Bölüm 2 · 4 dk okuma

İmkansız Bir Kader

Bölüm 2

Rüyalar

Bölüm 2

Rüya yine aynı yerde başladı. Ya da ben öyle olduğunu düşündüm…

Etrafımı gri bir sis kaplıyordu. Ne gökyüzünü seçebiliyordum ne de yeri. Her şey sanki ince bir tülün arkasından görülüyormuş gibiydi. Ama bu kez farklı olan birkaç şey vardı. Bir hafta önce yalnızca gölgeler gördüğümü hatırlıyordum. Şimdi ise bazı şekiller seçilebiliyordum. Uzakta yükselen dev sütunlar. Kırılmış merdivenler. Yarı yıkılmış gibi duran beyaz taş yapılar. Ve gökyüzünde asılı duran karanlık bir halka. Bunun ne olduğunu anlayamıyordum.

Bir ay mıydı? Bir kapı mıydı? Yoksa sadece rüyamın anlamsız parçalarından biri mi?

Sislerin arasından birkaç insan silueti geçti. Onları yine tanıyormuş gibi hissettim. Her gece olduğu gibi. Yüzlerini göremiyordum. Ama içlerinden biri dönüp bana baktığında kalbimin sıkıştığını hissettim. Bir şey söylemeye çalışıyordu. Dudakları hareket ediyordu. Ama ses yoktu. Ona doğru yürümeye başladım. Bu kez her zamankinden daha yakına gelebildim. Tam yüzünü görecekken...

Gökyüzündeki karanlık halka çatladı. İnce altın renkli çizgiler bütün gökyüzüne yayıldı.

Ve uyandım.

Gözlerimi açtığımda odamın tavanı karşımdaydı. Kalbim biraz hızlı atıyordu. Birkaç saniye boyunca tavana baktım. Sonra telefonumu elime aldım. Sabah olmuştu.

"Yine aynı rüya..."

Son bir haftadır neredeyse her gece bunu görüyordum. Detaylar değişiyordu. Ama his aynı kalıyordu. Sanki bir şey bana ulaşmaya çalışıyordu. Ya da ben bir şeyi hatırlamaya çalışıyordum. Hangisi olduğunu bilmiyordum. Açıkçası fazla düşünmek de istemiyordum. Çünkü düşündükçe daha da garipleşiyordu.

İş günü beklediğim kadar yoğun geçmedi. Bugün yaz tatilinden önceki son mesaimdi. Yarın annemin yanına, yazlığa gidecektim. Bu düşünce bile moralimi düzeltmeye yetiyordu.

Annemin yemekleri. Deniz. Güneş.

Ve birkaç hafta boyunca alarm kurmamak. Kulağa mükemmel geliyordu. Öğleden sonra bilgisayar ekranında çalışırken gözümün kenarında bir hareket fark ettim. Ekranın siyah yansımasında bir anlığına bir sembol belirmiş gibiydi. Başımı kaldırıp tekrar baktım. Hiçbir şey yoktu. Kaşlarımı çattım. Bu son günlerde birkaç kez olmuştu. Bir anlığına görünen garip şekiller. Sonra kayboluyorlardı. Belki de fazla yorulmuştum. Mantıklı açıklama buydu. En azından kendime bunu söylüyordum.

Akşam eve döndüğümde yorgundum. Yarın için valiz hazırlamaya başlamıştım ki kapı çaldı. Saat geç sayılırdı. Kaşlarımı kaldırıp kapıya yöneldim. Kapıyı açtığım anda ise bütün düşüncelerim dağıldı.

Toprak.

Kapının önünde duruyordu. Bir insanın sadece kapıda durarak başka bir insanın beynini çalışamaz hâle getirmesi normal miydi?

Bilmiyordum. Ama benim durumum tam olarak buydu.

"Merhaba."

"Mer... merhaba."

Harika. Daha ilk kelimede tökezlemiştim. Toprak hafifçe güldü.

"Rahatsız etmiyorumdur umarım."

"Yok."

"Bizim dairede su kesildi."

"Tamam."

Toprak birkaç saniye bana baktı.

"Henüz ne sorduğumu bile söylemedim."

Gözlerimi kapattım. Bir saniyeliğine. Sonra tekrar açtım.

"Özür dilerim."

Bu kez daha belirgin güldü.

"Neyse. Banyonu kullanabilir miyim?"

"Tabii."

Hemen kenara çekildim.

"İstediğin kadar kullan."

Cümle ağzımdan çıkar çıkmaz pişman oldum. İstediğin kadar mı? Gerçekten mi Atlas? Toprak neyse ki bunu sorgulamadı. Ya da kibar davranıp sorgulamamayı seçti.

Banyo kapısı kapanır kapanmaz mutfağa gittim. Kendime su doldurdum. Sonra içmeyi unuttum. Telefonumu elime aldım. Ekrana baktım. Hiçbir şey okumadım. Sonra tekrar masaya bıraktım. Normal davranmaya çalışıyordum. Başarılı olduğumu söyleyemem. Yaklaşık yirmi dakika sonra banyonun kapısı açıldı. İstemsizce başımı kaldırdım. Ve hata yaptım. Çünkü Toprak saçlarını havluyla kuruluyordu. Saçlarından hâlâ birkaç damla su düşüyordu. Bir insanın saçlarının ıslak olması neden bu kadar dikkat dağıtıcıydı? Bunun bilimsel bir açıklaması olmalıydı.

"Tekrar teşekkür ederim."

Birkaç saniye cevap vermeyi unuttum.

"Şey..."

Harika.

Yine.

"...önemli değil."

Toprak gülümsedi. Ben de yüzümün ısındığını hissettim. Umarım belli olmuyordu. Gerçi oluyordu muhtemelen.

"Yarın yazlığa gidiyordun değil mi?" diye sordu.

"Evet."

"Kaç hafta kalacaksın?"

"Sanırım üç."

"İyi olur."

Başımı salladım. Kısa bir sessizlik oluştu. Tam Toprak kapıya yönelirken içimdeki bütün cesareti topladım. Belki de şarabın henüz açılmamış olmasına rağmen etkisi başlamıştı.

"Bir şey içer misin?"

Toprak dönüp bana baktı.

"Nasıl yani?"

"Yani... oturup biraz sohbet edebiliriz."

Bunu söyledikten sonra yer yarılsa içine girebilirdim. Ama Toprak sadece gülümsedi.

"Olur."

Bir saat geçti.

Sonra iki.

Sonra üç.

Mutfak masasındaki sohbet beklediğimden çok daha rahat ilerliyordu. İşten konuştuk. Çocukluk anılarından konuştuk. Komik öğretmenlerden. Sevdiğimiz filmlerden. Yaz planlarından. Bir şişe şarap açmıştık. Sonra ikinciyi açıp açmamak konusunda uzun süre tartışmıştık. Sonunda açmadık. Muhtemelen doğru karardı. Bazen gülüyorduk. Bazen aynı konu hakkında dakikalarca konuşuyorduk. Saatime baktığımda gece yarısını çoktan geçtiğimizi fark ettim. Ama nedense sohbet bitmek bilmiyordu. Ve ben bunun bitmesini istemiyordum. Saat üçe yaklaşırken Toprak sonunda esnedi.

"Sanırım artık gitmem lazım."

İstemesem de başımı salladım.

"Sanırım."

Kapının önünde birkaç saniyelik sessizlik oldu.

"Yazlık tam olarak nerede?" diye sordu Toprak.

Bir an duraksadı

Beklediğim soru bu değildi.

"Ege tarafında," dedi. "Denize yakın küçük bir kasaba."

Toprak başını salladı.

"Kulağa güzel geliyor."

Kısa bir sessizlik oldu. Sonra hafifçe gülümseyerek ekledi:

"Şey... eğer senin için sakıncası yoksa, birkaç günlüğüne uğrayabilir miyim?"

Birkaç saniye boyunca ne dediğini anlayamadım.

"Ne?"

"Yani tatilin bir kısmında. Biraz kafa dinlemek fena olmaz diye düşündüm."

Kalbim o kadar hızlı atmaya başladı ki bunu duymaması imkânsızmış gibi geldi.

"Tabii!"

Cevabı beklediğinden çok daha hızlı vermiştim. Boğazımı temizledim.

"Yani... tabii gelebilirsin."

Toprak’ın gülümsemesi biraz genişledi.

"Emin misin?"

"Evet."

İstemsizce gülümsedim.

"Kesinlikle."

"Harika."

Kapıda kısa bir sessizlik oluştu.

"Öyleyse vardığında adresi atarsın."

"Atarım."

Toprak el sallayıp koridora çıktı. Kapı kapandığında ev yeniden sessizleşti. Ama bu sessizlik bu kez farklı hissettiriyordu. Odaya geçip yatağıma uzandım. Uykuya dalmadan önce aklımda ne semboller vardı ne de kargalar. Sadece birkaç saat önce mutfak masasında oturan kişi vardı.

Ve gözlerim bütün gecenin verdiği rahatlıkla ağırlaşıp kapandı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.