İçeriğe geç

İMKANSIZ AŞK

Bölüm 1 · 9 dk okuma

İMKANSIZ AŞK

Bölüm 1

AYAZDAKİ KARŞILAŞMA

Dzvegor dağlarının ardındaki güneş henüz

Yüzünü göstermemişti ama soğuğu çoktan

Köyün taş evlerinin arasına, pencerelerin

Pervazlarına sızmıştı. Genç kız, odasının buz

Gibi havasına gözlerini açtığında saat henüz

Sabahın beşiydi. Üzerindeki eski, yün yorganı

İstemeye istemeye kenara itti. Ayakları tahta

Zemine bastığında ürperdi.

Adı Jovano’ydu. Bu köyün, bu dağların kızıydı.

Üzerine alelacele kalın, örme hırkasını geçirdi.

Aynanın önüne geldiğinde duraksadı.

Gaz lambasının loş ışığında kendine baktı.

Omuzlarına dökülen sapsarı saçlarını alelade

Bir topuz yapıp arkasına attı,

Başını o çiçekli örtüsüyle sıkıca bağladı.

Yazmanın altından parıldayan gözlerine

Baktı sonra.

Dünyada eşine az rastlanır bir mucizeyi

Taşıyordu yüzünde; sol gözü gökyüzü kadar

Berrak bir mavi, sağ gözü ise Dzvegor

Ormanları kadar derin bir yeşildi.

Köyde herkes ona hayranlıkla karışık bir

Şaşkınlıkla bakardı bu yüzden.

Ahıra girmeden önce mutfağa uğrayıp

Babası Daniel’e bakmak istedi.

Adamcağız günlerdir yatakta öksürüp

Duruyordu. Kapıyı araladığında,

Annesi Elena’yı babasının başucunda buldu.

Daniel’in yüzü kireç gibiydi.

“Baba?” diye fısıldadı Jovano

, eşikten içeri adım atarak.

Daniel, halsiz gözlerini kızına çevirdi.

“Jovano... Güzel kızım,” dedi sesi çatallanarak.

“Bugün kalkamıyorum.

Sütü bugün senin dağıtman gerek.”

Elena içini çekti, kocasının alnındaki teri

Silerken Jovano’ya döndü.

E:”Baban haklı Jovanka.

Sütü bugün senin dağıtman gerek.

Listenin başında kimler var biliyorsun değil mi?”

Jovano başını salladı.

O güne kadar hep ahırda kalmış,

İşin mutfağında olmuştu.

Köyün içine, hele ki diğer mahallelere pek çıkmazdı.

Ama babasının bu hali karşısında boyun

Eğmekten başka çaresi yoktu.

J:Tamam mama ben hallederim

Dedi duru bir sesle

Ahırın kokusu, dışarının ayazından daha sıcaktı.

Jovano, en sevdikleri boz ineğin

Yanına taburesini çekti.

Parmakları ritmik bir şekilde hareket ederken,

Boş kovanın içine düşen sütün sesi ahırda

Yankılanmaya başladı.

Jovano’nun zihni bu ritme ayak uydurdu.

İçinden, o eski melodiyi mırıldanmaya başladı

Farkında olmadan:

“Jovano, Jovanke...”

Süt güğümlerini teker teker doldurdu.

Babasının o ağır, demir arabasına güğümleri

Yerleştirirken kolları

Şimdiden sızlamaya başlamıştı.

Ama Dzvegor’un dik, taşlı yollarına

Koyulma vaktiydi.

Köy meydanını geçmiş,

Babasının el yazısıyla tuttuğu

Listedeki evleri tek tek geziyordu.

Sıra, Müslüman mahallesinin sınırındaki o beyaz boyalı,

Ahşap panjurlu eve gelmişti.

Jovano derin bir nefes aldı,

Bahçe kapısından içeri girip evin

Tahta kapısını üç kez tıklattı. İçeriden aceleci

Ayak sesleri geldi ve kapı açıldı.

Ancak kapı açıldığında,

Jovano’nun kelimeleri boğazına düğümlendi.

Karşısında yaşlı bir kadın değil;

Boylu boslu, siyah saçlı, bembeyaz

Tenli bir delikanlı duruyordu.

Üzerine alelacele siyah bir ceket geçirmişti

Ama Jovano’nun asıl dikkatini çeken, çocuğun

Gözleri oldu.Delikanlının yemyeşil,

Pırıl pırıl gözleri vardı.

Tıpkı baharda canlanan dağ yaprakları gibi...

“Buyur?” dedi delikanlı. Sesi kalın, sıcak ve şaşkındı.

Jovano, ömründe ilk kez bir erkeğin gözlerine

Bu kadar yakından bakıyordu.

Üstelik o yeşil gözler,Jovano’nun biri mavi,

Diğeri yeşil olan gözlerine kilitlenmiş,

Adeta büyülenmiş gibi bakıyordu.

Jovano soğuktan kızarmış burnunun ucuyla

Birlikte şimdi utançtan kıpkırmızı olmuştu.

Bakışlarını hemen yere indirdi.

“Şey...” dedi, sesi adeta fısıltı gibi çıktı.

“Ben... Daniel’in kızıyım.

Babam hasta oldu da bugün. Süt getirdim.”

Delikanlı—adı Burak’tı—kapıyı açtığında

Karşısında bu kızı görmeyi hiç beklemiyordu.

Yazmasının altından sızan sapsarı saçları,

Bembeyaz teni ve en önemlisi, ona ürkekçe

Bakan o iki farklı renkteki gözü görünce

Burak’ın kalbinde daha önce hiç bilmediği bir

Teli titredi.

Karşısında adeta bu dünyaya ait olmayan bir

Peri kızı duruyordu.

Burak kapının eşiğine yaslandı, yüzünde hafif,

Hayranlık dolu bir gülümseme belirdi. “Demek

Daniel amca hasta...” dedi, gözlerini kızın

Üzerinden ayıramayarak.

“Geçmiş olsun. Ben Burak. Annem içeride,

Tası getireyim hemen.”

Burak içeri koşup elinde büyük bir bakraçla

Döndüğünde, Jovano hâlâ başı önünde bekliyordu.

Güğümün kapağını açtı. Elleri o kadar

Titriyordu ki, ölçü kabını süte daldırırken

Demirlerin birbirine vurma sesi

Sessiz sokağı doldurdu.

Sütü Burak’ın bakracına boşaltırken,

Burak kızın o benzersiz gözlerine

Daha dikkatli baktı.

D:”Ne kadar istiyorsunuz?” diye sordu

Hesabı yapmak için.

Burak gülümserken o yemyeşil gözlerinin içi parladı.

B:”Annem ne kadar alıyordu bilmiyorum ki...

Sen doldur işte göz kararı.

Yarın yine geleceksin değil mi?”

Jovano başını hafifçe kaldırdı, göz göze geldiler.

“Baban haftaya kadar kalkamaz yataktan dedi annem.

Bir hafta ben bakacağım buralara.”

Burak’ın içini tarif edilemez

Bir sevinç kapladı.

B:”İyi,”

Parayı Jovano’nun buz

Kesmiş eline bırakırken.

Parmakları saniyeliğine birbirine

Değdi ve o soğukta,

İkisinin de içine kor bir ateş düştü.

B:”Yarın sabah yine tam bu saatte

Bekliyorum o zaman... Jovano.”

Arabasını kavrayıp arkasına bile bakmadan

Hızla uzaklaşırken, Burak kapının önünde,

Elinde süt bakracıyla Jovanka’nın gidişini

İzledi.

Dzvegor’un dik, taşlı yollarında demir arabayı

İtmekten Jovanka’nın kollarındaki sızı iyice

Artmıştı ama nihayet saat tam onu

Gösterdiğinde evlerinin ahşap bahçe

Kapısını aralayabildi. Arabayı ahıra bıraktıktan

Sonra derin bir nefes aldı

Üzerindeki kalın örme hırkaya biraz daha

Sarınarak doğruca bahçenin arkasındaki

Küçük kümese yöneldi.

Tavukların kendi aralarındaki o sakin

Gıdaklamaları eşliğinde folluklara uzandı;

Altları hâlâ sıcacık olan üç tane taze yumurtayı

İncitmeden eline alıp sepetine koydu.

Oradan, toprağı sabah çiğinden ötürü nemli

Ve serin olan bostana geçti.

Parmak uçlarıyla toprağa dokunarak iki salatalık,

Dalından koparıldığı an mis gibi kokan

İki olgun domates ve

Kokusu etrafa yayılan bir tutam

Taze dere otu kopardı.

Bahçenin köşesinde, turuncu yüküyle dalları

Yere doğru eğilmiş yaşlı ağaca yürüdü sonra.

En güzel görünen iki portakalı da seçip

Kopardıktan sonra alt kattaki

Mutfağın yolunu tuttu.

Evleri, Dzvegor dağlarının eteğinde kurulmuş

Eski bir taş evdi.

Mimarisi bu coğrafyanın ruhunu taşıyordu:

Üst katta yan yana sadece iki oda vardı;

Biri Jovanka’nın kendi odası,

Diğeri ise anne ve babasının yatak odasıydı.

Bu odalardan aşağıya, yani salon ve mutfağın

Bir arada olduğu geniş alt kata inmek için

İçeriden hiçbir bağlantı yoktu; evin dış

Cephesine inşa edilmiş o dik, taş merdivenleri

Kullanmak gerekiyordu. Evin banyosu ise

Evden tamamen bağımsız, hemen yan tarafta

Küçük bir müştemilat gibi yükseliyordu.

Jovanka, taş merdivenlerin yanından geçip alt

Kattaki mutfağa girdiğinde içerisi buz gibiydi.

Hemen sobanın kapağını açtı, birkaç kuru

Odun fırlatıp çırayla tutuşturdu. Ev yavaş yavaş

Isınmaya başlarken, tezgaha geçip küçük bir

Cezveye su doldurdu ve kümesten getirdiği

Taze yumurtayı haşlanmaya bıraktı.

Yumurta sobanın üstündünde kaynarken

Bahçeden kopardığı salatalığı, domatesi ve

Dere otunu çeşmenin buz gibi suyunda

Titizlikle yıkadı. Hepsini tahta tezgahın

Üzerinde ince ince doğradı,dere otunu da yanına

Koydu Ardından, köşedeki eski narenciye

Sıkacağını alıp kopardığı portakalları güçlüce

Bastırarak sıktı; bardağa dökülen turuncu su

Pırıl pırıl parlıyordu.

Tam haşlanmış yumurtasını soyup masaya

Oturmuştu ki, başını kaldırıp mutfağın küçük

Penceresinden dışarıya, yukarı mahallenin sis

Çökmüş dağlarına doğru baktı. Aklına bir anda

O siyah saçlar, bembeyaz ten ve kendisine

Büyülenmiş gibi bakan yemyeşil gözler geldi.

Burak’ın sütü alırken yüzünde beliren o sıcak

Gülümsemeyi, parayı verirken parmaklarının

Saniyeliğine birbirine değişiyle içine düşen o

Kor ateşi düşündü. Yanaklarının yeniden alev

Alev yandığını hissetti. Sol gözündeki mavi ve

Sağ gözündeki yeşil, bu gizli heyecanla

Mutfağın loş ışığında parıldadı.

Portakal suyundan bir yudum alıp taze

Salatasından yerken gözü tavana kaydı. Üst

Kattaki yatak odasından babasının boğuk

Öksürük sesleri geliyordu. Annesi Elena ve

Babası Daniel, sabahtan beri yukarıdaki

Odalarında oturuyorlardı; Elena muhtemelen

Kocasına ilaçlarını içiriyor, Daniel ise yataktan

Kalkamayacak kadar halsiz bir şekilde

Dışarıdaki soğuğu izliyordu.

Saat artık öğlen on ikiye yaklaşmıştı. Jovanka

Mutfaktaki masayı alelacele topladı, bulaşıkları

Toparlayıp bir kenara koydu.Okul için hazırlanmalıydı

Saat tam 12.30’da başlıyordu ve Dzvegor’un

Dik yollarını hesaba katarsa fazla vakti kalmamıştı.

Dışarıdaki o taş merdivenleri hızla tırmanarak

Üst kattaki odasına çıktı.

Üzerindeki ev kıyafetlerini çıkarıp

Elbise giydi saçlarını tarayıp hızlıca ördü

Çantasını omzuna takıp odasından çıktı, anne

Ve babasının odasına kapıdan hafifçe seslendi:

J:”Anne, ben okula gidiyorum!”

Okul bahçesine adım attığında zil çalmak

Üzereydi. Tam binanın kapısına yönelecekken,

Kalbinin göğüs kafesini zorladığını hissetti.

Koridorda, kalabalığın arasında o tanıdık

Silüeti gördü. Burak oradaydı

Burak da onu fark etmişti.

Göz göze geldiklerinde,

Sabahki o sıcak, hayranlık dolu gülümseme

Yeniden belirdi.

Jovanka utanarak başını hafifçe eğdi ve

Sınıfına doğru adımlarını hızlandırdı. O an ikisi

De henüz aynı sınıfta, yan yana

Oturacaklarından habersizdi; sadece okulda

Karşılaşmış olmanın heyecanı içlerini ısıtmıştı.

Zaman çok ağır geçiyordu

Dersler, ödevler, hocaların sesleri Jovanka’nın

Bir kulağından girip diğerinden çıkıyordu; zihni

Sürekli sabahın ayazındaki o karşılaşmaya

Gidip geliyordu. Saat tam 18.30’u

Gösterdiğinde çıkış zili nihayet çaldı.

Sert bir kış mevsimi yaşandığı için hava

Çoktan zifiri karanlığa bürünmüştü. Dağlardan

Gelen dondurucu rüzgar okulun bahçesinde uğulduyor

Jovanka hırkasına ve atkısına sıkıca sarınarak

Okul kapısından dışarı adım attı. Soğuk hava

Yüzünü keserken, arkasından gelen tanıdık

Sesle duraksadı.

B:”Jovanka!”

Arkasını döndüğünde Burak’ı gördü.

Nefes nefese yanına gelmişti

B:”Hava çok karardı, yollar da tekin değil bu

Saatte,”

Dedi, sesindeki o korumacı ve nazik tavırla.

B: “Eve kadar sana eşlik edeyim mi? Hem

Güğümleri taşımaktan kolların da yorulmuştur

Sabah, bari çantana yardım edeyim.”

Kasabada ya da köyde birileri görür mü diye

İçi ürkse de, bu karanlıkta Burak’ın yanında

Olması fikri içine tarif edilemez bir güven ve

Sıcaklık vermişti.

J:”Olur...” diye fısıldadı sadece.

Karanlık ve karlı yollarında yan yana yürümeye

Başladılar. Aralarındaki mesafe azaldıkça,

Dışarıdaki dondurucu soğuğa inat ikisinin de

İçi sıcacık oluyordu. Yol boyunca fısıldaşarak

Konuştular; Burak okuldan, Jovanka ise

Köydeki hayattan bahsetti. Evin ahşap bahçe

Kapısına ne ara geldiklerini ikisi de anlamamıştı

Taş evin önüne geldiklerinde Burak durdu,

Yukarıdakigaz lambasından çıkan

Loş ışıklı yatak odası pencerelerine

Baktı, sonra bakışlarını yeniden Jovanka’ya

Çevirdi.

B:”Geldik,”

Dedi ayrılmak istemeyen bir

Ses tonuyla.

B:”Yarın sabah yediye çok yok

Nasılsa. Sütü sabırsızlıkla bekliyor olacağım.”

Jovanka gülümsedi, o eşsiz gözleriyle Burak’a baktı.

J: “İyi geceler, Burak.”

B:”İyi geceler, Jovanka.”

Jovanka bahçe kapısından içeri girip

Dışarıdaki taş merdivenleri tırmanırken, Burak

Arkasından o gözden kaybolana kadar sevdiği

Kızın gidişini izledi. Dünyanın en mutlu insanı

Olarak kendi evinin yolunu tuttu.

Çantasını yatağının üzerine bıraktı, Üstünü değiştirdi

Kalın kazağını ve eteğini geçirdi.

Aşağıya, mutfağa inmek için tekrar dışarıdaki

Taş merdivenlerden indi.

Elena çoktan tencereyi sobaya koymuştu.

Jovanka hemen annesinin yanına gitti,

Elindeki tahta kaşığı alıp tencereyi

Karıştırmaya başladı. Akşam yemeğinde mis

Gibi kokan, dumanı tüten bezelye vardı. Elena

Kızının bu sessiz ama neşeli halini süzdü,

Yorgunluğuna yordu ama içten içe

Jovanka’nın gözlerindeki o farklı ışıltıyı o da

Fark etmişti. Tabağa yemekleri koyup

Masaya oturdular

Yemek bittikten sonra Jovanka masayı

Topladı, kapları yıkadı.

Sobanın üzerinde duran güğümdeki taze

Sütten büyük bir cezveye doldurdu. İçine köy

Balından bolca ekleyip sütü güzelce ısıttı. Üç

Büyük bardağa ballı sütü paylaştırdı. Birini

Annesine, birini babasına uzattıktan sonra

Kendi bardağını da kapıp hızla üst kattaki odasına çıktı.

Odasının küçük ahşap masasına oturdu. Ballı

Sütünden sıcak bir yudum alırken

Ödevlerini önüne açtı.

Burak’la geçirdiği o günün enerjisiyle kalemini ö

Yle hızlı oynattı ki, yarım saatte tüm

Ödevlerini bitirip defterlerini çantasına yerleştirdi.

Ve nihayet, o an gelmişti. Yatağının altındaki

Gizli bölmeden küçük, deri kaplı günlüğünü

Çıkardı. Kalemini eline aldı. İçindeki tüm o saf,

Yoğun duyguları, Burak’ın o yemyeşil gözlerini

Kendi ana dilinde, Makedonca kelimelerle

Sayfaya dökmeye başladı:

ДЕНЕС БЕШЕ НАЈНЕВЕРОЈАТНИТЕ ДЕН ВО МОЈОТ

ЖИВОТ. ТАТКО МИ СЕ РАЗБОЛЕ, ПА ЈАС МОРАВ

ДАЛИ ГО ПРОДАВАМ МЛЕКОТО. ОТИДОВ ВО

ГОРНОТО МААЛО И ТАМУ ГО ЗАПОЗНАВ БУРАК.

ТОЈ ИМА ПРЕКРАСНИ ЗЕЛЕНИ ОЧИ И ЦРНА КОСА.

КОГА МЕ ПОГЛЕДНА, СРЦЕТО МИ ЗАСТАНА.

ПОТОА СЕ ВИДОВМЕ И ВО УЧИЛИШТЕ, А

НАВЕЧЕР, БИДЕЈЌИ БЕШЕ ТЕМНО И СТУДЕНО, ТОЈ

МЕ ИСПРАТИ ДО ДОМА. НЕГОВАТА БЛИЗИНА МЕ

СТОПЛИ ВО ОВАА ЛАДНА ЗИМСКА НОЌ. СЕ

НАДЕВАМ ДЕКА УТРЕ НАУТРО БРЗО ЌЕ ДОЈДЕ, ЗА

ДА ГО ВИДАМ ПАК ВО СЕДУМ ЧАСОТ.

(Bugün hayatımın en inanılmaz günüydü.

Babam hastalandı, bu yüzden sütü ben

Satmak zorunda kaldım. Yukarı mahalleye

Gittim ve orada Burak ile tanıştım. Onun

Harika yeşil gözleri ve siyah saçları var. Bana

Baktığında kalbim durdu. Sonra okulda भी

Karşılaştık ve akşam hava karanlık ve soğuk

Olduğu için beni eve kadar geçirdi. Onun

Yakınlığı bu soğuk

kış gecesinde içimi ısıttı.

Umarım yarın sabah çabucak gelir, böylece

Saat yedide onu babasının kapısında tekrar görebilirim.)

Jovanka günlüğünü kapatıp göğsüne bastırdı.

Ballı sütünün son yudumunu içti, gaz

Lambasını üfleyerek söndürdü. Yatağına

Girdiğinde, Dondurucu rüzgarı dışarıda

Uğuldarken, onun içinde Burak’ın fısıltısı

Yankılanıyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.