“Çünkü bir insanın hayatını kurtarmak, kalan hayatında yaptığı her şeyi üstüne almaktır.”
Gözlerimi parlak bir ışığa araladığımda tamam dedim, buraya kadarmış. Kurtulamadım, daha kötüsü, kurtaramadım. Belki de hak etmiştim, sonuçta yalnız başına bir insan ne kadar yaşayabilirdi ki? Ne için, nasıl yaşayabilirdi?
Ayaklanmadan etrafıma baktığımda sağımda ve solumda krem renginde iki perde gördüm, hemen sağımda bir serum ve başımda bekleyen kocaman bir boşluk. O an anlamıştım, yalnız başına da yaşanabilirdi; derin bir sessizlikle, bazen de yalnızca iç sesinle birlikte.
"Sonunda!" Perdeyi aralayıp içeriye girdiğinde yüzünde hoşnutsuz bir ifade vardı. Bir an önce buradan ayrılmak istediği her halinden belliydi. Göz altları şişmişti, henüz uyumadığı anlaşılıyordu. "Teşekkür ederim." dedim ve ardından gülümseyebildiğim kadar gülümsedim. Omuz silkti ve seruma kısa bir bakış attı. İsteksizce homurdandı, ağzını açıp konuşacağı sırada perde aralandı ve içeriye iki polis girdi. Hemen yanımda durup aralarından daha baskın karakterli olanı "Daha iyi misiniz?" diye sordu. Ne diyeceğimi bilemediğimden başımı aşağı yukarı hızla sallamakla yetindim. "Size birkaç soru sormak istiyoruz," dedi. Cevap almak için değil, sorulara hazır olmamı istediği için söylemişti bunları. "Tabii, dinliyorum." dediğimde elindeki not defterini biraz havaya kaldırdı, kalemi gelişigüzel sallayıp "Silahlı yaralanma sonucu bu hale geldiğinizi gördük, öncelikle geçmiş olsun." Başımı aşağı yukarı sallayıp hafif tebessüm ettim. "Bir düşmanınız ya da şüphelendiğiniz birileri var mı? Ya da herhangi bir tahmininiz." diye sorduğunda hiç düşünmeden cevap verdim. "Başıboş bir saçma yüzünden olduğunu düşünüyorum. Siz de biliyorsunuz ki dün gece yılbaşıydı ve kutlamalarda ateşli silahlar kullanıldı." Sustum, daha fazla gereksiz cümle eklemedim. Yorgundum, bir an önce başımda bekleyenlerin gitmesini istiyordum. Dinlenmek istiyordum. "Anlıyorum," dedi başımda bekleyen polis memuru ve ekledi. "Peki, geçmiş olsun tekrardan." deyip ayrılacağı sırada beni kurtaran ve şu an yaşamamı ona borçlu olduğum kişiye ters bir bakış atıp çıktı.
"Yaşıyorsun, o halde artık bana gerek kalmadı. Gidiyorum." dedi ve cevap bile beklemeden arkasını döndü. "Size teşekkür bile edemedim." Sözlerim havada kayboldu ve görünen o ki ona bile ulaşamamıştı.
*
Gözlerimi kapayıp buradan, acıdan, ızdıraptan ve en önemlisi kendimden kaçmak istedim. Dışarıdan gelen herhangi bir sesi törpülemek adına sessiz ve gürültülü bir şarkı mırıldandım.
Sadece nefes al, diyorlar bana. Her şeyi denedim ama bilmiyorum nasıl yapacağımı. Donmuş bir haldeyim ve söyleyemiyorum bunu bağıra bağıra. Beni tanıyan tek insan sensin. Kimse incitemez beni. Kendime yeterim ben.
Şarkıyı mırıldanırken aklıma o geldi, yaşam bulmamı sağlayan ancak yaşamamı istemeyen. Bir kendi hayatım vardı bir de onun karışık ipleri. Hayatıma doladı umarsızca tüm ipleri, karışır mı diye düşünmeden, sadece doladı.
Lütfen izin verme yerle bir olmama, alt üst olup bataklığa saplanmama. Lütfen izin verme anne, ben kendime yeterim.
Zaman; sadece yaraları iyileştirirdi, yaralayanı değil. Ve katil, her zaman değil ancak bir gün, pişman olacaktı.
*
Perde sıyrıldığında beş dakika önce gelen hemşirenin yeniden geldiğini düşünmüştüm ancak yanılmıştım. O gelmişti, üstelik gülümsüyordu. Yatağın kenarına kadar gelip gözlerimin içine baktı. “Teşekkür etmen için bir fırsat tanımaya karar verdim.” dedi, biraz uzaktaki sandalyeyi kendine çekti ve gelişigüzel oturdu. “Seni tanımıyorum, hayatını kurtardığım kişiyi tanımak isterim.” dedi. “Ben,” Uzun zamandır konuşmadığım için sesim kısılmıştı, biraz öksürdükten sonra devam ettim. “Ben Gece, beni bulduğun sokağın biraz gerisinde üç katlı binada tek başıma yaşıyorum. Neden tek yaşadığımı söylemeyeceğim, o yüzden sorma. Hayatımı yazarak kazanıyorum diyebilirim, aslında tam olarak öyle. Açlıktan ölmemek için yazıyorum.” dediğimde gülümseyerek “Pek de başarmış sayılmazsın, dün ölüyordun.” dediğinde yüzümü buruşturdum. Umursamayıp kendini tanıtmaya başladı. “Ben Alaz, dün seni kurtaran kişiyim. Kahramanın da denebilir.” Kendi sözlerine uzunca bir süre güldükten sonra devam etti. “Şehrin, daha doğrusu insanlığın dengeli bir şekilde yaşaması adına çalışmalar yapıyorum. Fakirden alıp daha da fakire vermek gibi.” “O biraz farklı değil miydi?” diye sorduğumda “Nasıl?” diye sordu. “Fakirden alıp daha da fakire vermek dedin ya, o farklı değil miydi diyorum. Zenginden alıp fakire vermek değil miydi?” dediğimde sesli bir kahkaha attı. “O işler öyle yürümüyor, en azından dünyada böyle.” diye cevap verdi. “Peki, sana reddedemeyeceğin bir teklif sunsam.” “Ne gibi?” Teklifini daha duymadan reddetmiştim ancak ne diyeceğini merak ediyordum. “Benimle yaşa,” dedi. Duyduklarımı onaylatmak için “Ne?” diye sorduğumda “Benimle yaşa diyorum,” diye söylediklerinin aynısını söylediğinde olduğum yerde doğrulmaya çalıştım. Böylece daha ciddi görünebilecektim. “Sen, ne saçmalıyorsun? Hayatımı kurtardın diye böyle bir şeyi teklif etmeyi kendinde nasıl buluyorsun?” diye sesimi yükselttiğimde yüzü düştü. “Sen, yanlış anladın.” diyerek savunmaya geçtiğinde onu susturdum. “Şuna bak, ben de sana mahcup olmayayım diye ne yapabilirim diye düşünüyordum. Meğer senin bir fikrin varmış!” diye ağzıma geleni adeta kükrediğim sırada oturduğu sandalyesinden ayaklandı ve yanıma yaklaşıp elinin tersiyle ağzımı kapadı. “Sadece bir dakika dinlemeni istiyorum, en azından kendimi açıklayana kadar.” dediğinde sessiz oldum. Elini ağzımdan çektiğinde “Konuş!” dedim. “Bak, gördüğüm kadarıyla geçinmekte zorlanıyorsun. Benimle yaşa derken benimle birlikte çalış demek istedim, beraber dünyaya ayak uyduralım. Kendi tarzımızla.” dediğinde duyduklarımı sindirmek için biraz bekledim. “Hayat kaliteni arttır, bunu hak ediyorsun.” diye devam etti. “Neden?” diye sordum aniden. “Nasıl?” diye sorduğunda “Neden, neden bana yardım etmek istiyorsun?” dediğimde bana iyice yaklaştı. Artık yüzünü çok net görebiliyordum. Saçları düz ancak dağınıktı, gözleri siyahtı, en az gece kadar siyahtı. “Çünkü bir insanın hayatını kurtarmak, kalan hayatında yaptığı her şeyi üstüne almaktır.”
*
“Biraz düşünmem için zaman ver,” dediğimde başını onayla salladı. Aslında düşünecek bir şey yoktu, kabul edecektim. Sadece o kadar da zor durumda olmadığımı bilsin istiyordum, gerçek bu olmasa bile. “Tamam,” dedim ve devam ettim. “Kabul edeceğim ancak bir şartım var.” “Kabul,” dediğinde yüzümü buruşturup göz devirdikten sonra şartımı söyledim. “Şartlar ve koşullar ne olursa olsun, istediğim an eve geri dönebileceğim.” Omuz silkti. “Oradan bakınca insanları zorla yanında tutan biri olarak mı görünüyorum?” diye sordu. “Aslında tam olarak öyle görünüyorsun ancak nedeni bu değil.” diye cevap verdim. “Emin ol buradan seninle kalıp konuşmak isterdim ancak dinlenmen gerekiyor. Ben gidiyorum.” dedi ve ayağa kalktı, elini pantolonunun cebine atıp birkaç kez katlanmış bir kağıt çıkardı. “Bu adrese gel.” dedi, elinde tuttuğu kağıdı yatağımın hemen yanındaki küçük masaya bıraktı, arkasını dönüp perdeyi araladı ve gözden kayboldu.
BÖLÜM SONU...
Uzun zamandır yeni bölüm eklemediğimin farkındayım. Hafta sonu sınavlarım var, onun dışında da ehliyet sınavım var. Kafamı toplayıp yazamıyordum. Sınav için gergin olduğumdan biraz yazıp kafamı dağıtmak istedim.
Bölümü nasıl buldunuz?
Kitap olan üç kurgumu incelemek için ig adresim: yazargayemrym
UMARIM BEĞENMİŞSİNİZDİR.
>
YAZMAK ÇOK GÜZEL ŞEY YA :)