... "Arkamı döndüğümde adım attığım yerlerin kendi kanımla çizildiğini gördüm, tıpkı başıma gelen her zerreyi beynimin aynen kaydetmesi gibiydi. Bazen her şeyi eski bir çiçek sepetine kaydederdi, bazen de boş görünen ancak ağzına kadar dolu olan siyah bir kutuya."...
Tüm ülkenin mutluluk depoladığı, sonun başlangıcı olan, havai fişeklerin göğü rahatsız ettiği, küçük büyük herkesin bir amaç uğruna eğlenebildikleri, birlik ve beraberliğin iliklere kadar hissedildiği bir günde rahatsız yatağımda öylece uzanıp sıvası dökülmüş duvara bakıyordum. Zayıf ışığı yanıp sönen lambanın köşeleri örümcek ağlarıyla sarılıydı. Düşünüyordum, dışarıya dökülen insanların sevinç çığlıkları kulaklarımı dolduruyor, zaten zayıf olan düşüncelerimi zedeliyordu. Gözlerimi kapadım ve düşünmek yerine sabahın olmasını, herkesin evlerine dağılmasını bekledim.
On, dokuz, sekiz, yedi... Üç, iki, bir!
Beklenen an gelmişti, artık geçmiş yılı geride bırakıp yeni yıla girmiştik. Geçmişin acılarına darbe gibiydi yeni yıl, artık acılar çok uzakta görünecekti, koca bir yıl uzakta.
Gökyüzüne ateşlenen silahların sesi, dağınık çığlıklar, yeni yılı kabullenmek ve sonrasında bulanık sohbetler. Gece bitmek bilmiyordu ancak en azından artık koca gürültü yumağı biraz olsun durgunlaşmıştı. Gözlerimi kapayıp uyumaya hazırlandım, sabaha karşı sokaklar boşalacaktı ve rahatça yeni yılın vahşi kutlamalarının izini kimselere görünmeden izleyebilecektim. Sağıma dönüp bir elimi yanağımın altına yerleştirdim ve kapalı gözlerimin bana seyrettirdiği bulanığa odaklandım.
Hemen uzağımdaki kirli perdelerin ardındaki pencerenin camına çarpan birkaç mermi saçması yüzünden gözlerimi açıp perdeye kitlendim. Saat kaça geliyordu bilmiyordum ancak pencereme çarpan saçmaların saati umursamadıklarını çok iyi biliyordum. Derin bir nefes alıp gözlerimi yeniden kapatacağım an bacağıma saplanan derin bir acı uyuma isteğimi söküp almaya yetmişti. Kimsesiz saçmalardan birinin bacağıma girdiği düşüncesi tüm vücudumu anında alevlendirmişti. Korku çok geçmeden tüm beynimi esir almıştı. Bu gerçekten yaşanmış mıydı?
Kendimi yatakta doğrulmaya zorlayıp hangi bacağımın acı içinde olduğunu görmek için iki bacağıma da göz gezdirdim. Sol bacağımdan akan kanlar yatağımın büyük sayılacak bir bölümünü kaplamıştı. İki kolumu da bacağıma sarıp yataktan sarkıtmayı başardım. Ayağımı yere dokundurup acısını izledim, hala yürüyebilecekken ayağa kalkıp yatağın köşesinden güç aldım ve oldukça yavaş adımlarla odamdan çıkmaya çalıştım. Arkamı döndüğümde adım attığım yerlerin kendi kanımla çizildiğini gördüm, tıpkı başıma gelen her zerreyi beynimin aynen kaydetmesi gibiydi. Bazen her şeyi eski bir çiçek sepetine kaydederdi, bazen de boş görünen ancak ağzına kadar dolu olan siyah bir kutuya.
Sonunda evimin giriş kapısına vardığımda kolumu kapının koluna atıp tüm bedenimin gücünü koluma verdim ve kapıyı açtım. Merdivenlerden yavaş yavaş inerken bedenimin ağırlığını sağ ayağıma, tüm vücudumun ağırlığını da duvara verdim. Merdivenlerden aşağıya inerken acım katbekat artıyordu, sona geldiğimin farkındaydım ancak bu evde ölmektense dışarıda, birkaç saat önce neredeyse tüm şehrin eğlendiği sokakta ölmeyi dilerdim.
Kendimi sokağa attığımda telaşla etrafıma baktım, az önce tüm insanlığın evde olmasını dileyen ben şu an herhangi bir insanı görmek için sokaktaydım. Evimin bulunduğu apartmanda kimse yaşamıyordu, üç katlı olan apartmanın ikinci katında bir başıma yaşıyordum. Evimin bulunduğu sokak boştu, herhangi bir insanı görme umuduyla yürüyüşümü hızlandırdım ve sokağın köşesine doğru yürümeye devam ettim. Acı beynime öyle bir baskı uyguluyordu ki bu acıyı tarif etmem imkansızdı. Daha önce hiç tatmadığım bir acıydı bu, belki de tattığım son acı.
Sokaklar boştu, gecenin zifiri karanlığını bozan köşedeki sokak lambasının altına geçtim, kaldırıma oturdum ve bekledim. Ne yürüyecek gücüm vardı ne de yardım çağıracak nefesim. Bacağımı gizleyen pantolonumu sıyırma çabalarım duyduğum derin acıyla anında son bulmuştu. Burada, yalnız, bir başıma bekliyordum. Hep merak ederdim, insan ölmeden hemen önce ne düşünürdü? Geride bıraktıklarını, ölümden sonrasını, evcil hayvanını, güneşi, ay'ı, gökyüzünü, ailesini. Tüm bunları ben düşünüyor muydum? Hayır. Belki de insan son anında düşünmeyi bile düşünmezdi. Öylece ölürdü, birden.
"Kahretsin, temizlenmiyor!" Duyduğum sesin geldiği yöne doğru başımı çevirdiğimde sağa sola yalpalayarak yürüyen ve benim olduğum yere doğru gelen birini gördüm. Nefes alışverişim hızlandı, kalan son nefesimle bağırarak "Yardım edin," dedim ancak sesim fısıltıdan farksızdı, öyle ki bana doğru gelen adam beni duymamıştı bile. Yüzünü kaldırıp bakmıyordu, öylece üzerini silkeliyordu. Beni görmeden geçip gitmesinden ölesiye korkuyordum, gerçekten, ölesiye korkuyordum. Sokak lambasından güç alıp ayağa kalkmaya çalıştım, hemen gözlerimin önünden geçip giden adamın ayakkabılarını görebiliyordum. Beni görmemişti, duymamıştı. Belki de yok saymıştı. "Durun," deyip şansımı son kez denediğimde adımlarını yavaşlattı, bedenini sağa döndürüp yüzünü bana çevirdiğinde muhtemelen endişeli ve çaresiz yüzümü gördüğünden yüzünü ekşitti. "Lütfen, yardım edin." dedim ve sokak lambasına daha sıkı tutundum ancak değil ayağa kalkmak olduğum yerde hareket bile edemiyordum. Acınası halimi hissiz bir bakışla izliyordu ancak tek kelime etmiyordu. "Burada ölmek istemiyorum, en azından şu an." dediğimde elini saçına götürüp karıştırdıktan sonra bana yaklaştı. "Ne istiyorsun?" diye sorduğunda kısa bir süre cevap vermeden öylece yüzüne baktım. Sokak lambasının ışığı omzunu aydınlatıyordu, cılız ışık saçlarının rengini olduğundan daha açık göstermişti. "Bacağım," dedim aniden bakışlarımı sol bacağıma kitleyerek. Bana iyice yaklaştığında yüzünü daha net görebilmiştim, yüzü güzel sayılacak kadar orantılıydı. Kaşları düzgündü, burnu yüzüne karakteristik bir hava katmıştı. Saçlarının ön tutamları biraz uzundu ancak bu ona havalı bir görüntü vermişti. Gözleri siyahtı, sokak lambasının ışığı bile göz rengini açmaya yetmemişti. Boşta olan kolumu kavrayıp beni kendine çekti, ayağa kalkabilmiştim ancak sol bacağımın ağrısı yüzünden sağ bacağımı da kullanamıyordum. Ayaklarım beni taşıyamıyordu, iki elimle karşımda duran adamın omzunu kavradım. Ancak böyle ayakta durabiliyordum. "Yürüyebilecek misin?" diye sordu. Sesi soğuk ve donuktu. Başımı hayır anlamında salladığımda biraz bekleyip beni kucağına aldı. Gözlerim kararmaya başlamıştı, yüzümden boynuma akan terler tişörtümü ıslatıyordu. Yüzümü ona çevirdiğimde kararlı bir ifadeyle önüne baktığını gördüm, kirpikleri buradan daha uzun görünüyordu. Gözlerimi daha fazla açık tutamayacağımı anladığımda kapadım ancak adamın homurdanmalarını hala duyabiliyordum. "Sana mı kalmıştı Alaz."
*
SELAM ARKADAŞLAR, BU BENİM BU PLATFORMDAKİ İLK KURGUM. UMARIM İLK BÖLÜMÜ BEĞENMİŞSİNİZDİR.
KİTAP OLAN ÜÇ KURGUM VAR, EĞER KİTAPLARIMA BAKMAK İSTERSENİZ İG HESABIMI BURAYA BIRAKIYORUM.
İG: YAZARGAYEMRYM
BÖLÜM HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİNİZ BENİM İÇİN ÇOK ÖNEMLİ, LÜTFEN FİKİRLERİNİZİ BENİMLE PAYLAŞIN.
DİĞER BÖLÜMDE GÖRÜŞMEK ÜZERE. :)
>

