İlk kez şunu düşündüm:Ben buraya kaçmak için gelmiştim. İş yapmak için değil.İzmir’in sabahı sessizdi. Denizin sesi bile uzaktan geliyordu. Bu şehirde gürültü gizliydi; bağırmazdı, fısıldardı. Ben de fısıltıları dinliyordum. Çünkü bağıranlar genelde çoktan kaybetmiş olur.Neden buradayım?Bu soru basit görünüyordu ama cevabı yoktu. Daha kötüsü, cevap aradıkça yeni sorular doğuyordu.Ben Amerika’dan kaçtım.Bir dosyadan, bir isimden, bir geçmişten.Ama burada… sanki dosya beni bekliyordu.“Zorla yaptırıyorlar,” dedim kendi kendime.Bu cümleyi sevmedim. Çünkü bana ait değildi. Zorlanan biri gibi hissetmiyordum. Daha çok… yönlendirilmiş gibiydim.Beni kim zorladı?Teşkilat mı?Onlar sadece kapıyı açtı. İçeri giren bendim.Kuzey mi?Hayır. O itmedi. Hatta bazen durdurdu. Ama durdurmak da bir seçimdir. Ve ben yine de yürüdüm.Asıl soru şuydu:Ben neden yürüdüm?Yatak kenarına oturdum. Ellerime baktım. Titrmiyorlardı. Bu iyi değildi. Normalde pişmanlık titrer. Bende yoktu. Sadece ağırlık vardı. Sanki yanlış bir yükü doğru yere taşımışım gibi.“Ne alaka?” dedim sessizce.Bu iş benim işim değildi.Bu şehir benim şehrim değildi.Bu insanlar benim insanlarım değildi.Ama ben buradaydım.Teşkilat beni tanımıyordu.Ama bana güvendiler. Ya da güveniyormuş gibi yaptılar. Bu daha tehlikeliydi.Birini zorla kullanırsan, kaçar.Birini seçilmiş gibi hissettirirsen, kalır.Ben kaldım.Bu düşünce midemi sıkıştırdı.Bilgisayarı açtım. Kayıtlara tekrar baktım. Yine aynı boşluk. Aynı eksik. Sanki biri bilinçli olarak anlamamı istemiyordu. Bana bir resim göstermiş ama önemli kısmını kesmişti.“Suç benim mi?” diye sordum kendime.Evet.Çünkü “hayır” deme şansım vardı.Belki de beni en çok korkutan buydu.Kuzey’i düşündüm. Onun sessizliğini. Soruları hiç sormayışını. Bu işte fazla rahat oluşunu. Ama aynı zamanda bazı anlarda, sanki bir adım geride duruşunu.O da mı seçildi?Yoksa o, seçenlerden mi?Bu düşünceyi kovdum. Henüz değil. Henüz herkes şüpheliyken, onu ayırmak istemedim. Çünkü biri güvenli görünüyorsa, genelde değildir.Pencereye yaklaştım. Aşağıda insanlar yürüyordu. Normal hayatlar. Normal telaşlar. Kimse bir sevkiyatın, bir boş konteynerin, bir görünmeyen oyunun farkında değildi.Belki de amaç buydu.Beni buraya getirdiler.Bir şey yaptırdılar.Ne yaptığımı tam olarak söylemediler.Bu bir testse, neyi ölçüyorlar?Cesaret mi?Sadakat mi?Sessiz kalma becerisi mi?Yoksa sadece… itaat mi?İçimde bir öfke kıpırdadı. Ama dışarı çıkmadı. Henüz. Çünkü öfke erken çıkarsa, oyun biter. Ben oyunun ne olduğunu hâlâ bilmiyordum.“Bir daha,” dedim kendime.“Bir daha böyle bir şeye girmeden önce düşüneceksin.”Ama içimdeki diğer ses daha dürüsttü:> Düşünseydin yine yapardın.Bu gerçekle yüzleşmek ağırdı.Ben masum değildim.Ama suçlu da değildim.Ben… aradaydım.Ve arada kalanlar, genelde iki tarafın da işine yarar.Bunu kabul ettiğim an, bir şey daha netleşti:Beni buraya getiren şey zorbalık değildi.Meraktı.Ve merak, korkudan daha tehlikelidir.
Bölüm 9
BÖLÜM 8 - NE ALAKA?
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.