Kaçmadım.Ama gitmek de istemedim.Telefon çaldığında odadaydım. Perdeler kapalıydı. Işık yoktu. Günün hangi saatinde olduğumu bilmiyordum ve bu hoşuma gitmişti. Zaman duygusunu kaybetmek, kontrolün hâlâ bende olduğuna dair küçük bir yanılsamaydı.Ekranda numara yoktu.Zaten olmasını da beklemiyordum.Açmadım.Telefon sustu.On saniye sonra tekrar çaldı.Bu sefer açtım. Çünkü üçüncü kez çalarsa, bunun bir rica değil emir olacağını biliyordum.“Yerini biliyoruz,” dedi bir ses.Ne erkekti ne kadın.Ne gençti ne yaşlı.Sadece… düzdü.“Gelmezsen de sorun değil,” diye devam etti.“Biz yine konuşuruz.”Telefon kapandı.İşte o an kalbim hızlandı.Çünkü bu bir tehdit değildi.Bu, kesinlikti.Yatağın kenarına oturdum. Ellerimi dizlerimin üzerine koydum. Titrerler diye bekledim. Titre mediler. Pişmanlık hâlâ oradaydı ama korkunun yerini başka bir şey almıştı.Öfke.Ne alaka?Ben buraya saklanmaya gelmiştim.Beni izlemeye hakları yoktu.Beni çağırmaya hiç yoktu.Ama çağırıyorlardı.Hazırlanmadım.Hazırlık, kabulleniş demektir.Sadece çıktım.Adres mesaj olarak geldi. Eski bir ofis binası. Limana yakın ama göz önünde değil. Her zaman yaptıkları gibi: gizli ama saklanmayan.Binaya girdiğimde kimse kimlik sormadı.Zaten kim olduğumu biliyorlardı.Asansör yoktu. Merdivenlerden çıktım. Her adımda içimde bir ses sayıyordu. Kaçıncı basamakta geri dönmeyeceğimi. Kaçıncı basamakta artık seçimin bana ait olmadığını.Üçüncü kat.Kapı açıktı.İçeride üç kişi vardı.Bir masa.Bir dosya.Bir de boş bir sandalye.Boş olan bana aitti.Oturmadım.“Beni neden çağırdınız?” dedim.Sesim sakin çıktı. Bu beni şaşırttı.Ortadaki dosyayı açtılar.İçinden fotoğraflar çıktı.Amerika. Liman. Bir kamyon. Bir gece.“Geçmişin tekrar hareketlenmiş,” dedi aynı ses.“Ve sen burada, tam da ihtiyacımız olan yerde belirdin.”“Ben kimsenin ihtiyacı değilim,” dedim.Bu kez sesim daha sertti.Gülümsediler.Gülümseme değildi aslında. Dudak hareketi.“Yanılıyorsun,” dedi biri.“Sen tam olarak ihtiyacımız olan şeysin.”Masaya yaklaştım.“Ben bir sevkiyat yaptım,” dedim.“Bir kere. Ne taşıdığımı bilmiyorum. Ama bunun fazlası değil.”Dosyayı kapattılar.“Zaten mesele taşıdığın şey değil,” dediler.“Mesele… senin neyi sorgulamadığın.”İçimden bir şey koptu.İşte buydu.Benim suçum.“Beni mi test ediyorsunuz?” dedim.Cevap vermediler.Bu da cevaptı.“Peki ya o?” dedim.Kuzey’in adını söylemedim.Ama anladılar.“Onu senin kadar izlemiyoruz,” dediler.“Çünkü o zaten kendini izletmiyor.”Bu cümle…İçime oturdu.Demek ki yalnız değildim.Ama yine de tek başımaydım.“Ne istiyorsunuz?” dedim sonunda.Bu kez net konuştular.“Şimdilik,” dediler,“hiçbir şey.”Ayağa kalktım.Bu oyunu sevmediğimi yüzlerinden okumalarını istedim.“Bu kadar izleyip çağırıp ‘hiçbir şey’ diyemezsiniz,” dedim.“Diyebiliriz,” dediler.“Çünkü gitmeyeceğini biliyoruz.”Kapıya yöneldim.Arkamdan seslenmediler.Bu daha ürkütücüydü.Dışarı çıktığımda hava kararmıştı. Sokak lambaları yanıyordu. Ve o an, karşı kaldırımda bir siluet fark ettim.Kuzey.Bana bakmıyordu.Ama oradaydı.Demek ki çağrı sadece bana değildi.Niye hâlâ beni düşünüyorlar?Bu soru zihnimde tekrar yankılandı.Artık cevabı biliyordum.Çünkü ben oyunun içindeydim.Ve henüz hamle yapmamıştım.
Bölüm 11
BÖLÜM 10 - ÇAĞRI
Bölüm sonu
Sonraki bölüm kilitli
12. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.