İçeriğe geç

İlkbahar

Bölüm 17 · 9 dk okuma

İlkbahar

Bölüm 17

-16- LAVİNİA

UZUN ZAMANDIR GÖRÜŞEMİYORUZ!

NASILSINIZ BAKEM ?!

SİZİ FAZLA TUTMUYORUM. İYİ OKUMALAR

Anneme bir şey diyemiyordum. Bende çok emeği vardı. Aynı zamanda sevgisini Hazal’dan beni sakınmamıştı. Ne diyebilirdim ki?

2 saate yakın bir süre sonra İstanbul’a varmıştık. Garajdan bavulumu aldım. İçeriye geçtim. Akşam 22.36ydı. Bu saatte buradan dışarı çıkamazdım. Bilmediğim bir şehirdi sonuçta. İçeri de bir sandalyeye oturdum. Bugünlük burada sabahlayacaktım. Daha sonra kendi yoluma bakacaktım.

Düzgün uyuyamamıştım. Aralıklarla açtığım gözlerimle eşyalarımı kontrol ediyordum. Sonuçta kimsesiz olan bir kız kime güvenebilirdi.

Tek umduğum kısa süre içinde kardeşlerimi bulmaktı. Sabahın doğuşu ile otel aramaya başlamıştım. Benim için uygun olması ve temiz ortamı olması önemliydi.

Ne kadar kalacağımı bilmediğim bir otele yerleşmiştim. 17 numaralı odaya yerleşmiştim. Eşyalarımı çok fazla çıkarmadım. Yüklü parayla dolaşmak hiç akıl harcı değildi.

Geldiğim bu otele de hiç güvenmiyordum. Kartta kullanamazdım. Şimdilik eşyalarının içine koyduğum büyük miktar parayı bavulumun için tepiştirdim. Girişte olan kadına en yakın çocuk yurdunu sormuştum. Tarif ederek söylemişti.

Yabancı olduğum bu şehir de kaybolmamak için otelin konumu almıştım. Ve oteldeki kadının numarasını aldım. Geldiğim bu yurtta annem bağış yapıyor olabilirdi. Bütün riskleri göze alarak Müdür’le konuşacaktım.

Çocuk yurdunda ki kadına bulunduğum durumu izah ediyordum. İlk öncelikle derince bir soluk aldım. İsmimi ve soyadımı kullanmam riskliydi. Ama kayıt için iletişim bilgilerimi vermem gerekecekti. Korkarak kimliğimi söyledim. “Merhaba. Ben H-hilal Kaya.”

“Merhaba. Hoş geldiniz Hilal Hanım. Bende buranın müdürüyüm. İsmim Songül Arın. Size nasıl yardımcı olabilirim?” Karşımda duran kadın çok güler yüzlü ve samimi bir havası vardı.

“Ben birilerini arıyorum. Yıllar önce çocuk yurduna kardeşi ile gelmiş. Soy Adları Çetin olan. Annesinin ismi İkra Çetin ve babasının ismi de Levent Çetin. Yıllar önce babası ve annesi vefat etmişler. Kızlar mı erkekler mi? Bilmiyorum. Aradığım çocukların babası polismiş. Hatta görev sırasında gazi olmuş. Sonra polisliği bırakmak zorunda kalmış. Aynı zamanda eski boksör. Polisliği bırakıp boksörlüğe devam etmiş. Kadın da hemşireymiş.”

“Buraya 1 yılda bir sürü çocuk gelmekte. Bu kadar az bilgiyle, size nasıl yardım edeyim? Hangi yıllar arasında yurtta gelmişler?”

“Ben beş yaşındayken, yani 2010 yılında. O yıl, anne ve babaları trafik kazası geçirmiş.”

“Tamam, biz bakalım.”

“Sonuçları ne zaman bulabilirsiniz?”

“Yani bir şey diyemem. Dosyaları incelemem gerek. Burada kalıcı değil misin?” Başımı iki yana salladım.

“Hayır. Ölen polis benim babam. Ve ben kardeşlerimle birlikte ayrı yurtlara dağıtılmışım. Beni bulan da bir polismiş. Bursa'dan geldim. Ve gerçek ailemi yeni öğrendim. Gidecek yerim yok.”

“Nerde kalıyorsunuz?”

“Şimdilik otelde.”

“Bursa'dan nasıl geldin buraya?”

“Evlatlık olduğumu öğrendim. Sonra da şuan gördüğünüz gibi buradayım. Lütfen bana yardım edin. Bu koskoca şehirde kimseyi tanımıyorum. Ve Bursa'ya da geri dönemem.”

“Niye?”

“Çünkü evi terk ettim. Sizden tek istediğim kardeşlerimi bulmanız.”

“Sizin yaşınız kaç?”

“19’uma gireceğim.”

“Tamam. İletişim bilgilerinizi yazın ben size dönüş yapacağım.”

“Peki.” Kaldığım otelin adresini ve iletişim bilgilerimi yazıp oradan ayrıldım. Telefondan bana ulaşamazlarsa otelime ulaşabilirlerdi. Görüştüğüm bu yurttan sonra başka yurtlarla da görüşmüştüm. Haliyle telefonumdan adreslerine bakamayacağım için kadından almıştım.

Sahil kenarında biraz yürüdüm. İznik’i özlemiştim. Buranın denizi güzeldi. Ama İznik başkaydı. Çok başkaydı.

İstanbul fazla kalabalıktı. Ailem oradaydı… Sevdiklerim oradaydı… Sanırım ben İznik’ten kopamıyordum. Bulamayacakmışım gibi geliyordu. Sanki burada kaldıkça boşa kürek çekecekmişim gibiydi…

Şimdiden özlemiştim. Anneme sarılmayı... Hazal ne kadar beni kırmış olsa da onu da özlemiştim. Buse’nin bana Furkan'ı ayarlamaya çalışmasını özlemiştim.

Zihnime gelenle dudaklarım iki yana kıvrıldı. Furkan... En çokta onu özleyecektim. Her koşulda bana sevdiğini söylemeye çalışıyordu. Kim senin beni sevmediği bu galakside bir Furkan benim peşimden koşuyordu.

Annem, Furkan, teyzem ve Buseden emindim. Gerçek kardeşlerimin ismini bile bilmiyordum.

Oturduğum banka çok güzel kokular gelmeye başlamıştı. Of, Allah'ım bu koku ne böyle? Balık ekmek mi? Ay, paramı harcamak istemiyorum ama harcamam da lazım. Çok güzel kokuyordu.

Ağzım sulanmıştı. Ay, ne oluyordu bana? Açlıktan kendimi kemirecektim sanırım. Zihnime düşen bilgiyle yeni aydınlanıyordum. Dün akşamdan beridir bir şey yememiştim.

Telefonumu hâlâ açmamıştım. Annemin deliye döndüğü biliyordum. Ama istenmeyen bir yerde olmakta istemiyordum.

Otelde ki kaldığım odamdaki yatağımda yüzüstü uzanmış şekilde telefonumu saatler sonra açıyordum. Telefonum ilk adım da kendine gelemedi. Telefonumdaki konumu kapattım. Birkaç dakikanın ardından telefonu tekrar elime aldım. Sayısız arama ve mesaj vardı. İlk Furkan’ınkilerle başladım.

Furki!; Buse, Bursa’yı terk ettiğini söyledi.

Furki!; O andan beridir kendime gelemiyorum.

Furki!; Neden gittiğini söylemedi. Merak etme :)

Furki!; Hislerimi öğrendin diye, benden kaçman çok kırıcı bir hareket oldu… :(

Dudaklarımda acı bir gülümse yer edindi.

Furki!; Zaten şu benden kaçma huyundan nefret ediyorum.

Fark etmiş miydi?

Furki!; Ben seni sadece seviyorum.

Furki!; İnsan hiç onu seven adamdan kaçar mı, yahu?

Furki!; Sen Bursa’ya geri dön.

Furki!; Söz veriyorum kimseye söylemem.

Furki!; Ağaç evde saklarım seni. :)

Bu mesaja gülmüştüm. Kocaman insanı nasıl saklayacaktı acaba? Şu durumumda bile beni güldürmeyi başarıyordu ya, helal olsun yani.

Furki!; Bu fikir benim aklıma yattı.

Furki!; Sen ne diyorsun, gece güzeli?

Furki!; Yokluğunda bütün İstanbul şarkılarını ezberledim.

Olmaz böyle. :))

Furki!; Murat Dalkılıç hissettiklerimi dile getirmiş…

Hemen seninle paylaşıyorum.

Furki!; Ben birkaç parça anıyla, sarhoş oldum bugün.

Ve mutluluğum kaldı dağlar ardında.

Çünkü yoksun yanımda

Neyleyim İstanbul'u sonbaharda.

Furki!; Bir tane de Gökhan Türkmen’ den…

Şuan da tamamen bu şarkı gibiyim.

Furki!; Sen İstanbul'sun…

Aşina olduğum sözler ve Furkan’ın mesajı ile ağzımdan sesli şekilde döküldü.

Furki!; Köşedeki çiçekçi seni sordu bu sabah.

Burada yok dedim selam söyledi tazeymiş gülleri.

Yokluğun gibi... Yürüdüm biraz seni düşledim,

Umudumu senle süsledim.

Ne dar sokaklar ne boş duraklar seni unutmama yardım etti.

Senin küçük bir elvedan böyle büyük bir aşkı bitirebilir mi?

Ne sanıyorsun...

Bazen bir kaldırım taşı, bazen bir sokak çalgıcısı

Yani sen İstanbul'sun...

Furki!; Geri dönmen gereken konular var ;)

Furki!; Hem bursa, hem ağaç ev, hem de ben seni özledik.

Furki!; Seni henüz ailemle tanıştırmadım.

Elini tutarak, beyazlar içinde yanımda görmedim.

İlla Bursa’yı terk edeceksen birlikte terk edelim.

Bunlar olmadan şehri terk etmek hiç yakışmadı, ay güzeli.

Son kelimeyi sesli okudum. “Ay kızı, Ay güzeli, Gece güzeli” Üçü de çok hoş kelimelerdi. Naif, hoş, şık ve kulağa güzel geliyordular.

Furkan’ı hiç üzmek istemiyorum. Ona karşı duyduğum şu anlık bir ilgim yoktu. Zamanla olur mu? Onu da bilmiyorum. Tek bildiğim Furkan beni seviyor diye onunla olamazdım ve kalbini kıramazdım.

Sonuç olarak Furkan, deneyip görüleceğim bir iş değildi. Ve eğer ki, Furkan’la birlikteyken mutsuz olursam ayrılmak istediğim de üzülmesini istemezdim.

Çünkü biliyorum ki; aşk biterse, dostlukta biterdi. Dost kalalım desen bile, aynı samimiyet olmuyordu. Ne yazık ki durum böyleydi…

Furki!; Üşüyorsun sweat ’imi al.

Sana gitme demeyeceğim.

Günün en güzel saatleri bunlar.

Yanımda kal.

Sana gitme demeyeceğim.

Gene de sen bilirsin.

Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim,

İncinirsin.

Sana gitme demeyeceğim,

Ama gitme, Lavinia.

Adını gizleyeceğim

Sen de bilme, Lavinia

…

Bir sürü mesajı okuyarak aşağı kaydırdım.

Siz; Benimle bu kadar ciddi düşünüyor olduğunu görmek gözlerimi yaşartıyor.

Bakalım daha neler göreceğim.

Yazısına yanıt olarak vermiştim. Birkaç saniye sonra Furkan’ın profilinin altında çevrimiçi olduğu yazıyordu.

Yazıyor…

Furki!; Aşk olsun. (ÂMİN)

Bu çocuk beni çıldırtacak! Hem Âmin kelimesini yazmıştı. Hem büyük harfle hem de parantez içine almıştı. Keşke birinin beni seviyor olduğundan bu kadar korkmasaydım. Sevmek ve sevilmekten hem korkuyor hem de endişeliydim… Duygularım bu kadar karışıkken Furkan’la olmak hiç akıl harcı değildi. Yusuf’tan ümidi hem kesmiştim hem de bu sevginin ne kadar yanlış olduğunu biliyordum.

Furki!; Senin küçük bir elvedan bendeki yerini bitirebilir mi sanıyorsun, Ay kızı?

Siz; Bilmem. Bitirebilir mi? Sonuçta sendeki yerini bilmiyorum. Öğrenmek hiç nasip olmadı.

Siz; Burada ceketimi al demiyor muydu? Yoksa ben mi yanlış biliyorum?

Yazısına yanıt olarak vermiştim

Yazıyor…

Çevrimiçi

Furki!; Öğrenmek istersen her zaman baş ucundayım.

Furki!; Hayır, doğru biliyorsun. Orayı ben değiştirdim. Sen, sweat ’imi almaya alışkınsın diye. ;)

Onu da verebilirim. Ceketimi, sweat shirt ’ümü, kalbimi, ağaç evimi, sığındığım limanı hangisini istersiniz hanımefendi?

Siz; Kalbini alırsam ölürsün.

Furki!; Ben, sen diye diye ölmüşüm. Mesele kalbim olsun be güzelim.

Siz; Güzelim derken?

Hislerini biliyor olmam bana bu şekil hitap edeceğin anlamına gelmiyor!

Furki!; Hilal’im mi diyeyim? Sevgilim de diyebilirim. ;)

Siz; Hemen cıvıma istersen!

Furki!; Neyse sonra konuşalım.

Şarjımın bitmemesi gerekiyor.

Son mesajımdan sonra telefonumdan diğer çocuk yurtlarının adreslerini bakıp fotoğraflarını kaydettim. Kenara koydum. Biraz karnım ağrıyordu. Biraz uzanmak iyi gelebilirdi. Sonra tekrardan arayışa devam ederdim.

Nazan’ın anlatımıyla

Evde bir sağa bir sola şerit atıyordum. Ne yapacağımı bilemez haldeydim. Kaçıncı kez arayışımı bilmeden Hilal’i inatla arıyordum. Bir umutla açar belki diye…

“Ulaşamıyorum, telefonu kapalı! Ne demek Hilal evi terk etti, Hazal? Nasıl olabilir bu? Ben zaten ona bulacağım dedim. Niye terk etti ki evi? Kızım, sen bir şeyler biliyor musun?” içimde oluşan endişe sesime de yansımıştı.

“Bilmiyorum. Ne bileceğim anne? Biz sadece biraz konuştuk o kadar.”

“Ne konuştunuz?”

“Şey...”

“Ney söylesene kızım? Ablan evi niye terk etmiş olabilir?”

“Havadan sudan. Başka ne konuşabiliriz?” Aklıma gelen isimle kardeşimi arayıp Buse’nin neler bildiğini sordum.

Kardeşim telefonu Buse’ye vermişti. “Buse kızım, hilal giderken sana bir şey söyledi mi? bildiğin bir şey var mı?”

“Aslında bende çok şey bilmiyorum. Biz kafeye Emir ve Ayça yüzünden gittik. Hilal, ikisinden huy kapıyordu. Kesin bir şey olacak diye gittiğimiz de Hilal’in dediği gerçekleşti. Hazal’ın içeceğine ilaç mı ne koymuşlar. Bir anda Hilal’in evlatlık olduğunu Ayça’dan duydum.” Nazan hanımın sert soluklarını verdiği sırada bakışları Hazal’ı buldu.

“Başka? Başka bir şey biliyor musun?”

“Emir ve Ayça, Hilal’in üzerine gittiler. Sonra Hazal’la tartışmaya başladılar. Hilal^, o an da çekip gitti. Zaten Hazal sana neler olup bittiğini anlamıştır.”

“Doğru. Hazal Hanım çok güzel anlattı bana. Teşekkür ederim teyzeciğim. İyi akşamlar.” Telefonu kenara koyarak, sakince koltuğa süzüldüm.

“Hazal, bana gerçekleri anlatmak ister misin? Yoksa seninle bu kadar sakin konuşuyor olmayacağım. Sen mi başlamak istersin yoksa ben mi başlayayım, kızım?”

“B-ben başlayayım. Ben sizin konuşmalarınızı duydum. Sonra bir anlık ağzımdan çıktı. Ayça’ya söyledim. O da Emir’e anlatmış. Ve Ayça, beni Hilal’e karşı doldurdu işte. Sonrada tartıştık. Bu kadar. Gerçekten bu kadar. Abartılacak bir şey değildi ki.”

“Ne!” bir anda nevrim döndü. “Abartılacak bir şey olmasa hilal evi terk eder miydi? Hazal niye böyle bir şey yaptın? Ya hilal, hiç geri dönmezse, ya İstanbul’da başına bir şey gelirse, hiç mi düşünmedin bunları?”

“İyi de kötü bir şey yapmadım ki. Evlatlık olduğunu öğrendim. O yüzden ona benim ablam olmadığını söyledim-”

“Ne dedin sen? Hazal ağzından çıkanı duyuyor musun? O benim evladım ve senin de ablan. İster öz olsun, ister üvey, isterse evlatlık, o senin ablan, duydun mu beni!”

“Yani anne, kusura bakma ama görmüyor musun bütün paralarını almış kaçmış işte. Demek ki hep bunun için para biriktirmiş. O senin anneliğini hiç hak etmemiş demek ki.”

“Sus, Hazal! Hilal öyle bir şey yapmaz! Parasını alıp gitmesi, İstanbul’da başının çaresine bakmak için. Bunu bile anlamıyorsun! Yeter artık! Ne dediğini bilmiyorsun. Bu söylediklerin sen olamazsın! Hâlen Ayça’nın dolduruşunda kalmışsın!”

“Hiçte bile-”

“Benim sözümü kesme! Hemen odana gidiyorsun ve ablan bu eve gelene kadar odandan çıkmıyorsun hanımefendi! Ders çalışmadan durmak yok. Bu süreçte ne Ayça ne Emir’le buluşmayacaksın! Bundan sonra da bulaşacağını düşünmüyorum.”

“Ama anne!”

“Annesi mannesi yok! Git odana!”

“Keşke onun yerine ben gitseydim.” Uzaklaşan kızama şaşkın gözlerle bakıyordum.

“Bu benim kızım mı? İstanbul'daki bütün yakınlara haber vereceğim. Ben kızım olmadan yaşamam. İstanbul’a varmıştır çoktan. Giren duyan olur belki. Allah'ım kızımı bana sağ salim bulmama yardım et, lütfen.”

Kendi kendime konuşmaya da başlamıştım. Akşamın geç saatlerine varana kadar her yere haber vermeye koyuldum…

&

! BÖLÜM SONU !

NASIL BULDUNUZ BÖLÜMÜ?

Bölüm sonu

1 yorum